GIRIS


"...Küçükgözlü, kirmizi yüzlü, yassi burunlu ve... yayvan suratli... Türk'lere karsi Zaferler kazanilmadikça hüküm günü gelmis olmayacaktir..."

Arap Peygamberi Muhammed

(VII. Yüzyil)


"...Çocuklugum yillarinda, havada ne zaman bir uçak görsem, kendi kendime mirildanir oldugum sarkinin anlamini elestirirdim: "Ey Büyük Tanrim, Ingiliz'i kahret!" Zamanla ögrendim ki, bu sözler bize Memlukler devrinden kalmadir... dedelerim. .. buna benzer bir bedduayi vaktiyle Türklere karsi ederlermis: 'Ey Tanrim... Sen Türk'ün belasini ver!' Benim mirildandigim sarki, eskiden kalma bir formülün yeni bir duyguya uygulanis sekli olmaktaydi..."

Cemal Abdülnasir

(XX. yüzyil)



ARAP [1] MILLÎYETÇILIGI davasi demek, bu deyimi genis anlamiyle ele alacak olursak, TÜRK'ün kendi yasamiyle ilgili çesitli sorunlar davasi demektir. Türk'ün geri kalmisliklarinin, mutsuzluklarinin, uygar milletler indindeki olumsuz degerlendirilmelerinin, kendi milli benlik bilincinden yoksunluklarinin ve özetle, her kötüye gidisin nedenlerînin büyük bir kismini Arap milliyetçiligi konusunu incelemek suretiyle kavramak mümkündür. Çünkü Arap milliyetçiligi, ilerdeki bölümlerde de açiklayacagimiz gibi, bir yandan Islam'in milliyetçilik duygularina yer vermedigi iddialarina dayali olarak Arap'tan gayri müslüman toplumlara milliyetçilik olanagi tanimadigi halde, diger yandan Islamiyeti Arap'in ulusal dini sayar: ve böylece çesitli ögelerden yararlanmak suretiyle Arap'i uyandirmak ve ona, hangi kosullar altinda yasarsa yasasin, 1400 yil boyunca Arapligini unutturmamak ve unutur gibi oldugu anlarda onu millîlik duygusuna kavusturmak, ve geriliklerden kurtarmak ister. Bu ögeler arasinda Türk'ü dogrudan dogruya ilgilendirenleri oldugu gibi, (örnegin, "Türk aleyhtarligi ögesi"), ilgilendirmez görünenleri de vardir, (Örnegin, "din" ve "dil" ögeleri gibi). Fakat ilgilendirmez gibi görünen ögeler, dahi her yönüyle Türk'ün yasamlarina yüzyillar boyunca etki yapmis ve halen de yapmakta olan ögelerdir. Ancak, bizim insanimizin bunlardan hiç haberi yoktur ve o, kendisine bu konuda verilecek bilgileri, bu bilgiler ne denli saglam ve ilmî temellere dayanirsa dayansin, degerlendirmek söyle dursun, fakat ciddiye bile almakta güçlük çeker. Çünkü, içinde eridigi ortamin "kutsal" diye kafasina ve gönlüne yerlestirdigi birtakim veriler vardir ki bunlardan siyrilip objektiflik içinde düsünce dogrultusuna yönelemez. En basit bir örnek olarak ona siz, Arap milliyetçisinin "Türk düsmanligi" duygularini Arap çikarlarina araç yaparak Araplik akimlarini körükledigini ve seriata özgü ne denli kötülükler varsa bunlari Türk'e yamamak yoluyle Bati'da kendi yararina prestij saglamanin çarelerini buldugunu anlatiniz, bosuna ugrasmis olursunuz. Arap'daki Türk düsmanligi duygularinin ilk köklerinin Islam'in dogusu tarihilerine indigini ve hatta Muhammed'in Türk'e karsi savas için verdigi emirlere dayandigini söyleyiniz, yine inandiramazsiniz onu. Istediginiz kadar siz Buharî'nin Sahih'inde mevcut Hadis'lere göre Arap Peygamberi Muhammed'in [2]. Türklere karsi savaslar açilmasi geregini ve bu savaslar açilmadikça ve basarilar saglanmadikça hüküm günü'nün gelemeyecegini belirttigini ve gerçekten de: "...Küçük gözlü, kirmizi yüzlü, yassi burunlu... ve yaygin... suratli Türklere karsi zaferler kazanilmadikça hüküm günü gelmis olmayacaktir" dedigini anlatiniz [3] ve istediginiz kadar Buharî'nin Kitab-i Cihad'indan (bap 95 ve 96), ya da Kitab-i Menakib'inden (bap 25) Hadîs'ler getiriniz, hiç bir sey elde edemezsiniz. Bilakis, sizi dinsizliklee suçlayan biri insan bulursunuz karsinizda. Buharî kadar güçlü bir kaynak olduguna inandigi Müslim'in Kitab-i Fitan'inda (örnegin, 63,64 ve 66. Hadîsler) benzerî nitelikteki hadisleri seriniz önüne, yine karsinizda size gülen birini bulacaksinizdir. Süphesiz ki, gerek Buharî'nin ve gerek Müslim'in ve digerlerinin verdikleri Hadîs'lerin varligi ya da yoklugu ve sihhati üzerinde tartisma mümkündür. Ancak ne var ki, Arap'in Türk'e karsi düsmanliklarinin ve saldirilarinin ilk kiskirtici nedenleri, var oldugu kabul edilen bu çesit hadislerle ortaya çikmis ve nitekim daha IX. yüzyilda Arap halklari arasinda gelisen Türk nefretleri Arap Peygamberinin bu yukarda belirttigimiz sözleriyle beslenmistir [4]. Horasan'a dogru ilerleyen Arap ordularina manevî güç kaynagi teskil eden sey, iste MUHAMMED'in bu sözleri olmustur. Ilerdeki sayfalarda Arap'daki Türk düsmanligi duygularinin diger kaynaklarini da elestirecegiz. Bundan baska, Arap'in "dil" ve "din" ögelerini (yani, Arapçayi ve Islam'i) kendi davasina nasil güç kaynagi yapmis oldugunu da görecegiz. Bu konuda Kur'an ve Hadis (sünnet) hükümlerini elestirecegiz, Arap yazar ve düsünürlerinin yüzyillar boyunca bu hükümleri nasil Arap'in çikarlarina yontmus olduklarini ve nasil Arap milliyetçiligine araç yaptiklarini ve asil önemlisi, Arap'dan gayri Müslüman ögelere yararsiz hale getirdiklerini görecegiz. Tüm bu hükümlerin, bu Tanri ve Peygamber sözlerinin, özellikte Arap niteligi içerisinde is görmüs olmasi nedeniyle, Türk'te millîlik gelismesinin dogmadigini ve Türk'ün Atatürk sayesinde böyle bir gelismeye yönetebildigini, fakat bugün yine olumsuz itmelerle eskiye dönüsün baslamis bulundugu inceleyecegiz.


Bu arada Türk'ün "millîlik" duygularina karsi yabanciligini ortaya vurmak bakimindan "Arap" olmayan diger bazi Müslüman toplumlarin da basvurduklari davranislardan örnekler verecegiz. Görecegiz ki, sadece Araplar degil, fakat Islam'a dahil diger pek çok toplumlar dahi, seriat düzeninin kendilerini sürükledigi mutsuzluklardan ve ilkelliklerden, Türk aleyhtarligi "siyaseti" sayesinde kurtulmayi "çarelerden" bir tanesi olarak düsünmüslerdir. XIX. yüzyilin ilk yarisi içerisinde Misir yöneticileri, Misirlinin Türk'e ve Türk'ün her subesine (Memlukler olsun, Osmanlilar olsun) karsi olan nefretlerini ve düsmanliklarini Misir çikarlarina ve Misir milliyetçiligini gelistirmeye alet etmislerdi. Napolyon'un Misir'dan çekilip gitmesinden sonra Arnavut asilli Mehmet Ali Pasa, Memlukleri Osmanliya ve Osmanliyi Memluklere karsi kullanmak ve böylece Misir halkinda Türk'e karsi var olan olumsuz duygulari kiskirtmak suretiyle basarili bir siyaset yürütebilmis ve Misir'daki hükümdarligini sürdürebilmistir [5]. Buna benzer duygulari Iran'da, Sudan'da... vb. görmek mümkündür ve bütün bunlardan alinacak çok dersler vardir. Ancak ne var ki, "ders almak", ders almasini ve "degismesini" ögrenmisler için mümkündür. Ortaya serecegimiz kanitlara ve en saglam kaynaklara (ki, genellikle Arap kaynaklardir bunlar) ragmen bizim çogu insanimizin kararini degistiremeyiz. Bunu simdiden biliyoruz. Bu kitap, degismez nitelikteki bu kafa yapisinda bulunanlar için yazilmadi. Bu kitap, bilgi kaynagi yardimiyle olumlu yönlerde görüstere sahip olabilecek, kendi toplumuna ve dolayisiyle insanliga yararli duruma girebilecek" serbest düsünceli" insanlarimiz, için ve onlara fikir malzemesi saglansin amaciyle yazildi.


***

Ayni dinde, birlesik gibi görünen iki ulus, yani Araplar ve Türkler, ayni din yüzünden birbirlerine yüzyillar boyunca düsman kesilmisler, dis bilemislerdir. Bu düsmanlik Islam'in dogusuyle ve Arap Peygamberinin Türk'ü olumsuz tanimlamasiyle köklesmis ve onun etkisiyle yüzyillar boyunca gelistirilmis ve günümüze dek getirilmistir. Arap-Türk yabanciliginin ve düsmanliginin olusmasinda asil sorumluluk Türk'ten çok Arap'ta olmak gerektir, fakat hemen hatirlatmak gerekir ki, Arap'i bu düsmanliga sürükleyenler, Arap'i yönetmis olan güçlerdir, Arap'in kendi Peygamberi, din adami, siyasetçisi, yazari ve düsünürü... vb. gibi.


Süphesiz ki Arap'taki Türk'e karsi düsmanlik duygularinin ve Arap Türk husumetinin sonsuza dek surup gidecegini söylemek dogru olmaz. Bu düsmanligin ve husumetin sona ermesinin bir mucize olabilecegini düsünmek fazla karamsarlik olur. Fakat su muhakkak ki, bu oldukça güç olusabilecek bir seydir, çünkü bunun olusmasi demek, akildisi yasamlardan akil rehberligindeki yasamalara gecis demektir. Akli rehber edinmek ve akildisi yasam geleneginden vazgeçmek güçtür; fakat bunu yapabildikleri oranda insanlar insanilesirler ve hosgörüye ve birbirlerine karsi sevgiye yönelirler. Tüm insanlik bakimindan temel kural sayilan bu düsün, Arap - Türk iliskileri bakimindan da olumlu sonuç verecektir: yeter ki bu iki toplumun insanlari gökten indigi sanilan ve çogu kez müspet akla ve vicdana ve ahlaka aykiri nitelikteki emirlerden ve bunlarin ürünü olan düsün ve yasam sisteminden kendilerini kurtarabilsinler [6].