VI) Insanligin Yetistirdigi Ilk Gerçek Aydin Akhnaton'dan (M.Ö 1395- 1305) Yirminci Yüzyilin Bertrand Russell 'larina:

Insanligin yetistirdigi ilk gerçek aydin'in Akhnaton oldugu kâbul edilir. Milâd'dan önce 1375-1305 yillari arasinda yasamis olan Akhnaton, eski Misir Firavun'larindandir. Yasami boyunca tüm insanliga yararli en asîl fikirlerin yaraticisi ve savuncusu olmustur. Temsil ettigi nitelikler arasinda: insan varliginin kutsalligina ve aklin üstünlügüne îman; insanligin sefâlet ve acilarina akilci yollarla çözüm bulma azmi; irk, cins, inanç ve sair farklara bakmaksizin tüm insanlari SEVGI kaynaginda birlestirip dünyâ kardesligi duygularini canlandirma amaci; insanligin kurtulusu adina her fedakarligi ve her tehlikeyi göz alma kararliligi, ve buna benzer emsalsiz deger ölçüleri yer almistir. Korkutucu Tanri fikri yerine "Sevgi Tanrisi" fikrini ilk kez tanimlayan, ve Tanri'yi bütün insanlar için "Ortak Sevgi kaynagi" niteliginde kilan, ve böylelikle insanligin sinirsiz bir gelisme olasiligina kavusmasi yolunu açan ilk insan o'dur [26]. Kisaca hatirlatmak yerinde olacaktir ki insan zekâsinin gelismesi ve yaratici güce erismesi ve insanlik duygularinin yerlesmesi olayi ile Tanri anlayisinin "sekilcilik" disina itilip olumlu bir zemine oturtulmasi olayi arasinda yakin bir iliski vardir [27]. Fikirsel gelisme tarihinin verdigi ders o'dur ki insan aklini ve zekâsini güçsüz ve islemez halde kilan sey, otoriter ve totaliter ve korkutucu ve keyfî ya da buna benzer olumsuz niteliklere dayali bir Tanri anlayisini geçerli kilmak ve din uygulamasini böyle bir anlayisa dayatmaktir. Bu öyle bir Tanri'dir ki, akil dene seye özgürlük tanimaz, ve kendi yerlestirdigi kural'lar disinda kisi ve toplum yasamlarina olanak birakmaz, insanlar arasinda yazgi esitsizligi yaratmaktan kaçinmaz (örnegin kimini az, kimini çok rizikli kilar; ya da kiminin kalbini açip müslüman kiminin kalbini kapatik kâfir yapar, ve farkli inançta kildigi bu insanlarin arasina kindarliklar, düsmanliklar salar); Insanlari O var etmistir ama, birbirlerini sevsin için degil fakat sadece birbirlerini bogazlasinlar için; ya da özgür olsunlar için degil fakat kendisine kulluk etsinler için; ya da yeryüzünde mutlu olsunlar için degil, fakat mutsuz olup gelecek dünyâ'larin Cennet'lerine özlem duysunlar ve bu ugurda her türlü yoksulluga ve haksizliga katlansinlar için. Evet bu öyle bir Tanri'dir ki, tipki balçiktan yarattigi ve kendisine kul yaptigi insanlar gibi, gaddar'dir, kindar'dir, kiskançtir, kötülük yapan ve yaptiran'dir, vs... Denilebilir ki din'lerin çogu, hep bu belirttigimiz niteliklere bürülü bir Tanri anlayisiyle ortaya çikmistir [28]. Yahudi ve Hiristiyan dinlerinin kutsal saydigi kitab'larda (Örnegin Ahd-i Atiyk, ve Ahd-i Cedid, ya da baska deyimle Tevrat ve Incil ), bu tür bir Tanri anlayisi yer almistir. Islâm'in benimsedigi Tanri'da böyle bir Tanri'dir [29]. Fakat hemen ekleyelim ki gelisen ve uygarlasan toplumlarin özelligi, Tanri kavramini bu yukardaki nitelikler disina atmak, ve Tanri'yi insanlar arasi SEVGI kaynagi olarak tanimlamak, ve O'na, insan varligini kendi sûretinde görme yüceligini tanimak, ve ayni zamanda din uygulamasini anlamsiz biçimselliklerden çikarmak olmustur. Toplumlarin bu yönde gelismesi, gerçek AYDIN'in caba'lariyle kendisini göstermistir. Ve iste Akhnaton, bu caba'lara yönelen ilk aydin'dir. Akhnaton' un binlerce yil önce yerlestirmek istedigi Tanri ve Din anlayisi, gerçekten yücelik ve asâlet tasiyan, ve insan varligini aklen ve ruhen sinirsiz gelismeye sürükleyebilecek güçte bir anlayistir. Çünkü Tanri'yi o, "müsahhas" bir sey olarak, yani eli, kolu, bacagi, basi, gözü olan ve insanlara despotluk eden bir varlik seklinde degil, ve fakat "Zamana ve mekâna nufûz eden bir zekâ tohumu ve bir sevg'i gücü" olarak görmüstür [30]. Akhnaton' a göre Tanri "Emredici" ya da "Diktaci" ya da "Korkutucu ve intikamci" filan degil, aksine insanlara düsünce ve davranis serbestisi taniyan, ve onlari kendinde, yani "Sevgi " kaynaginda birlestiren bir GÜÇ'tür [31]. Ve yine Akhnaton' a göre dîn denilen sey, sekilcilikten ibâret olmamalidir: örnegin duâ etmek, kurban adamak, oruç tutmak, ya da gökten indigi söylenen emirlere körü körüne uymak demek, dindarlik sayilmamalidir. Dîn anlayisi,ona göre, sadece ve sadece GERÇEK'lere tapma geleneginden ibâret olmalidir. Denilebilir ki dîn anlayisini sekilcilik disinda görebilen ilk insan Akhnaton olmustur. Kendi halkini da bu yönde etkilemege çalismis, ve gerçek dindarligin dikhakci olmak, insanca davranmak oldugu fikrini asilamaga ugrasmistir [32]. Öte yandan savas konusunda da Akhnaton asîl düsüncelerle dolu bir aydin kisidir. Bilindigi gibi savas denilen sey, yöneticilerin ya da peygamber diye geçinen kimselerin çesitli çikarlar ugruna ya da Tanri adina giristikleri ve bu vesile ile esirler ve ganimetler alip paylastiklari , insanlaribirbirlerine bogazlattiklari esef verici bir oyun'dur. Özellikle din kurucularinin büyük çogunlugu insanlari din adina savasa zorlamayi ma'rifet saymislardir. Bundan dolayidir ki belli bir dîn'in sâlikleri, farkli inançtakilere karsi saldirmayi, talan ve yagmalari, kendi peygamberlerinin ögretisi olarak dinsel bir görev ve fazilet yolu sanmislardir. Bugün dahi bu ilkel zihniyeti sürdüren dinler vardir yeryüzünde. Bununla beraber insan zekâsi gelistikce bu zihniyet gerilemis ve insanlarin din adina bogazlasmalari fikri Tanri'nin yüceligi fikriyle bagdasmaz olmustur. Yüzyillar içerisinde bu gelismeyi saglayici ugrasilar hep aydin'lardan gelmistir. Orta Çag'da Bati'da nice düsünürler (örnegin Pelagius, ya da Abelard, ya da Erasmus, ve Spinoza ve daha niceleri ) hemen hep bir agizdan bu tema'yi islemisler ve: "Tanri insanlari birbirlerine saldirtan degil, ancak birbirleriyle kardes yapan GÜÇ'tür " görüsünü savunmuslardir. Içlerinde: "Bir din ki insanlar arasi savasi kiskirtir, ben böyle bir din'de kalamam" deyip dinden çikanlar çoktur. Ilerdeki sayfalarda bu tür örnekleri görecegiz, fakat simdilik sunu belirtelim ki bu asîl görüsün ilk temsilcisi Akhnaton' dur. Çünkü söylendigine göre ilk kez o'dur ki Tanri'yi (ki "Aton" diye anilirdi) insanlar arasinda saldirganligi ve bogusmayi asla öngörmeyen bir "Yaratan" olarak tanimlamistir ve esasen kendisi de insan kani akitilmasina tahammül edemeyecek kadar ince ruhlu bir varliktir [33].

Tanri'yi SEVGI ve BARIS kaynagi bilen Akhnaton, savas fikrinden öylesine tiksinirdi ki askerî zaferleri pek önemsiz bilir , hatta küçümserdi. Savas kahramanliklarinin insani yüceltici nitelikte seyler olarak kabul etmezdi. Savas yolu ile zenginlikler yerine , ülkesini baris içerisinde mâmur etmeyi, halkini egitmeyi, güzel san'atlari tesvik etmeyi ve toplum yasamlarini bu bakimdan anlamli kilmayi kendisine amaç edinmisti. Ülkesindeki isyan ya da ayaklanma olaylarina karsi dahi silâhla müdaheleyi uygun görmezdi [34]. Kötülüge iyilikle, yalana karsi dürüstlükle, aldatmalara karsi güvence ile karsi koymanin geregine inanir ve ahlâksiz bir ortam içerisinde dahi sanki dogruluk ve dürüstlük ortaminda yasiyormus gibi yapardi [35]. Fakat bütün bunlardan baska bir de asil özelligi, akli ve zekâ'yi cenderede, baski altinda tutabilecek her yasam kuralina HAYIR der ve gelenekselligi kökünden yikmak isterdi [36].

Gerçek aydin tipi'nin ilk temsilcisi sayilan Akhnaton, bugün dahi ibretle izlenmek gereken bir ideal örnektir. Insanlik tarihinin derinliklerinde parlayan ve isiklarini günümüze dek yollayan nice benzerî aydin'lar vardir ki çagimizin uygarligi, onlarin dikmis oldugu temeller üzerine oturur. Bu aydinlarin hepsinde biz, insan varliginin günümüzdeki ve gelecekteki gelismesinin ögelerini buluruz. Sadece AKIL rehberligini ön plana almak bakimindan degil, fakat asil insanin insan'a sevgisini köklestirmek bakimindan yararli ve etkili ne varsa, her seyin tohumlarini atanlar onlardir. Eski Yunan'in ünlü yazari Sophocles, bugun dahi ününu yetirmemis olan "Antigon" adli piyesini hazirlarken ve piyesin kahramani olan Antigon'a, insan varligina dogustan bagli haklar savunmasini yaptirirken, kendinden sonraki iki bin bes yüz yillik insan haklari gelismesinin ilk harcini atmistir. Orta Çag döneminde ya da günümüzde "Dogal haklar" konusu, her ne kadar farkli niteliklere sokulur olmakla beraber, yine de o'nun belirledigi ilkelere dayatilmistir. Insanlik için utanç yaratan kuruluslara örnegin (kölelige), karsi ilk direnisler Euripides gibi aydinlardan gelmistir. Köle'deki insan kisiliginin haysiyeti fikri ilk kez Stoik' ler tarafindan bilimsel sekilde savunulmustur. Bu girisimler ve bu fikirler, daha sonraki dönemlerin aydinlarini, örnegin kölelige karsi dikilen Seneca' lari [37], Pelagius' lari, Abélard' lari, Spinoza' lari, Erasmus' lari ve benzerlerini hazirlamis, insanliga yararli kilmistir.

Kadin'in asagi bir yaratik seklinde ikinci sinif insan olarak ya da mal niteliginde kabul edildigi bir ortamda kadinlarin insanlik haysiyetini savunan Homer, ve yine kadini toplum yasaminda arka planda tutma gelenegini yeren Euripides, insan haklarinin günümüzde eristigi gelismenin ilk zorlayicilarindandir.

Savas denilen müsibetin insanlik için sadece felâket dogurucu degil fakat utanç verici bir sey oldugunu ilk söyleyenler arasinda Herodotus görülür. Onun gibi Euripides de savas yüzünden insanligin gerilemesi konularina egilmistir. Az sonra Meander onlarin devamcisi olacaktir. Daha sonraki yüzyillarda, ya da Orta .ag'da, bu fikirleri ele alip isleyen nice Erasmus' lar, nice Tolstoy' lar ve çagimizda nice Russel ar çikacaktir. Bundan 2500 yil önce Hippokrat, sadece tib ilminin akilci verilerini ve temellerini ortaya burmakla kalmayacak, fakat kendisinden feyiz alan ögrencilerine, meslege baslarken, insanlik sevgisi AND'ini ögretecek, ve irk, cins ya da din farki ne olursa olsun, her insanda "Insanlik" degeri bulundugunu, her insan'a "insanca bakmak, insanca hitap etmek" gerektigini belletecek, ve bu inanca'yi, insanligin en büyük görevi olarak yerlestirecektir. Ayni duygulari ve insanliga karsi ayni sonsuz sevgiyi Euripides' in tün piyeslerinde bulmak mümkündür. Bu asîl düsünceleri ve bu yüce duygulari Stoik' ler, kendi felsefelerinin temeli yapacaklardir [38]. Onlarin etkisi, daha sonra Roma'li yazar ve düsünürler tarafindan benimsenecek, Çiçero' lardan ve Marcus Aurillius' lardan, Seneca' lardan süzülerek Orta çag'a ulasacak ve yeni itislerle günümüze gelecektir. Akil verilerini ve akilci ahlâk anlayisini, bu büyük aydin'lar, her zaman için dinsel verilerin üzerine çikarabilecekler , ve çikarabildikleri için kendi toplumlarinin dinsel inançlarina karsi gelebilecekler ve böylece kölelik ya da savas gibi kuruluslari destekleyen din emirlerini akla aykiri bulup yereceklerdir. Ne yazik ki bunu yaparlarken çevrili bulunduklari ortamin bagnazligiyle çatisacaklardir. M.Ö 640 yilinda ölen Thales, bilimsel gerçekleri din kitap'lari disinda, daha dogrus akil verilerinde aradi diye saldirilara ma'ruz kalacak, ya da Pythagoras (M.Ö 582) ayni nedenle zulme ugrayacak, fakat her ikisi de, her seye ragmen, akilci usullerden vazgeçmeyeceklerdir. Anaxogoras (M.Ö.500), (ki kendisinden yüzlerce yil sonraki bir dönemin bilim adamlarinin -örnegin Galileo' nun, ve daha sonra Kant' in ve Laplace' in- gelistirdikleri bilimsel verileri onlardan ikibin yil önce ilk kez ortaya vuran bir kimsedir), din kitaplarina itibar etmeyip akil yolunu seçti diye kendi yasamlarini tehlikeye sokacak ve yurdunu terk zorunlugunda kalacaktir. Uygarlik gelismesine en büyük katkida bulundugu kabul edilen ve akilci bilimlerin babasi sayilan Aristotales (M.Ö.384), din adaminin ve bagnaz halk yiginlarinin düsmanligini kazanacaktir.

Hiristiyanligin yerlesmesinden hemen sonra (3cü yüzyilda) karanlik çaga giren Bati dünyâsi, bin yila yakin bir süre boyunca bu bataklikta çirpinacak, ve nihâyet akilcilik adina savasan ve akli din baskisindan kurtarmak için canini disine takan "aydinlar" sayesinde karanligi yirtacaktir. Ilerdeki sayfalarda görecegimiz gibi bu aydinlar, insan aklinin ve varliginin yüceligi adina ve insan sevgisi ugruna her türlü fedakârligi, her türlü tehlikeyi, hattâ ölümleri göze alacaklardir. Daha 11ci yüzyilda Pelagius, 12ci yüzyilda Abélard, 13cü yüzyilda Roger Bacon ve Tycho Brahe, 15ci yüzyilda Copernicus, 16ci yüzyilda Kepler, ya da Bruno Giardano, ya da Thomas Campenalla, 17ci yzüyilda Galileo ve digerleri bilimsel ve ahlâksal gerçekleri din kitaplarinda degil fakat akil k aynaginda aradiklari için zulme ugrayacaklardir. Bu listeyi uzatmak ve günümüze dek getirmek mümkündür. Ilerdeki bölümlerde Bati tarihini, hemen her dönem itibariyle zenginlestiren örneklerden bir çoguna yer verecek ve Bati'nin din adamlari yüzünden Orta Çag'a dalisini ve bu karanliktan aydin cabasi sayesinde kurtulusunu ve uygarliga çikisini görecegiz. Yüzyillar boyunca klise'nin, Iktidar'la bir olup akilciligi yok etmek için giristigi vahsete ragmen yilginlik göstermeyen aydinlar ordusunun basarisini izleyecegiz. Hayranligimizi kabartacak olan sey, gerçek aydin niteligindeki bu insanlarin ideal'leri ve amaç'lari olacaktir. Zirâ onlarin diledikleri tek sey insan degeri'nin ve insan sevgisi'nin bilinç halinde insan beynine ve ruhuna yerlesmesidir. Bütün cabalari, insan aklini geleneksellikten, miskinlikten ve her türlü kölelikten (örnegin dogmacilik'tan, ya da iskolastik baskilardan) kurtarip yaratici güce ve özgürlüge kavisturma dogrultusunda olmustur.