1) "Bilimsel gerçeklere dinsel
verilerle degil, akil rehberligiyle erisilebilir"
formülü'nün geçerli sayildigi Eski Çag:
Eski Yunan ve Roma ve Helen
[80] uygarliklarin her biri, akil rehberliginde ilim yapanlarin
yapiti sayilir, ve "Gerçeklere dinsel verilerle
degil akilci arastirmalarla erisilebilir" formülünün
uygulanmasi sonucu olusmustur. Hiristiyanliktan asagi yukari
alti yüz yil öncelerden baslayan bu dönemin kendine
özgü dinsel inanislari ve kuruluslari bulunmakla beraber
bunlar, akilci "düsün" temsilcileri için
önem tasimamistir; onlar için önemli olan sey
aklin rehberligi ve egemenligi olmustur. Toplumun "Tanri
sözleridir" diye yücelttigi seyler, onlar için
bilim ya da ahlak kaynagi sayilmamistir; "Tanri emirleridir"
diye bilinen seyleri onlar, kisi yasamlarini ya da kisi'nin düsünce
tarzini olusturan bir güç kaynagi olarak ele almamislardir;
bilimsel buluslara bu kaynaktan hareket ederek varmamislardir:
akil yolu ile varmislardir [81] . Örnegin Thales,
günes tutulmasi [82] ya da günesin büyüklügü
[83] ve geometrik hatlar [84] konusundaki görüslerini,
yasadigi dönemin dinsel inanislarina aykiri olarak ve sasilacak
bir kesinlikle ortaya vururken dinsel inançlara degil fakat
sadece akilci verilere dayanmistir. Evren kanunlarinin ve doga
sirlari' nin, gökten indigi sanilan Kitap'larda degil fakat
akilci arastirmalarla bulunacagini kanitlamistir. Bundan dolaydidir
ki uygarlik dünyasi onu, müspet ilmin babasi olarak
kabul eder. Milad'tan önce 610-547 yillarinda yasayan Anaximander
"sonsuzluklar" ilkesini "ebedi varligin
temeli" olarak belirtirken, ayni akilci usullerden
hareket etmistir. Phythagoras (MÖ 582) dünya'nin
yuvarlakligini ve feza boslugundaki Hestia adini
tasiyan atesten bir kürre'nin etrafinda döner oldugunu,
ve ay'in günesten gelen isinlarla aydinlandigini, ya da buna
benzer bilimsel verileri sergilerken hep akilci usullerden yararlanmistir.
Ortaya vurdugu bu veriler, kendi çagi'nin dinsel inançlarina
ters düsen seylerdi. Anaxagoras (MÖ 428)
günes'in ve ay'in ve yildizlarin olusumunu ve bunlarin fezada
yer alisini, ay'in günes isinlariyle parladigini, ya da
ay tutulmasini hep ayni usullere dayanarak açiklamistir.
Democritis (MÖ 460) atom teorisinin ilk bulucusudur
ve fezada dolasan ve gözle görülmege imkan olmayan
atom'larin varligini kanitlamistir. Ayni zamadna tibb ilmini,
ve hastaliklarin mikrobik nedenlerini vs ortaya vuranlardandir.
Hippokrat (MÖ 460) , ki ayni dönemin insanidir,
hastalik müsibetinin sanildigi gibi Tanri'calardan gelme
olmayip pislikten, mikrob'lardan geldigini, ve hastaliklari gidermek
için ibadet degil fakat tibbi tedaviye ihtiyac oldugunu
söylemistir. Aristo (MÖ 384-322) , beseriyete
ilim uygarliginin sirrini ögreten bir bilim adami olarak
bilimlerin hemen her dalinda basli basina bir deha sayilir; akilci
bilimlerin babalarindandir.
Bu listeye eklenebilecek daha nice ad'lar vardir.
Fakat hemen ekleyelim ki akilciligin temsilcileri olan bu bilim
adamlari, ayni zamanda din sorunlari üzerinde de durmuslardir.
Örnegin Aristo ve Eflatun gibi düsünürler,
"Tanri" konusunu ele almislar ve Kisi-Tanri
iliskilerini arastirma alani yapmislardir. Din anlayisini dahi
akil kaliplari içine sokmaga çalismislardir. Örnegin
Aristo Tanri'yi sevgi kaynagi ve kisi'yi de
bu kaynagi olusturan sevgi zerrecikleri seklinde tanitirken kisi'nin
kaderinin göklerde degil kendi akil gücünde oldugunu
belirtmistir. Eflatun 'un Tanri anlayisinda "adalet"
duygusu yatar: fakat "adalet" denen sey, gökten
inme degil akil ürünü olan bir seydir. Tanri insanlara,
dünya yasamlari itibariyle, mutlak sekilde uyulmak gereken
kanunlar vermemistir; insanlara diledigi gibi rizik dagitan,
kisileri yoksul ya da varlikli yapan, ya da imanli ve imansiz
kilan bir güç degildir. Bütün bunlar insanin
kendinden gelme seylerdir. Daha baska bir deyimle bilimsel ve
ahlaksal gerçekleri ortaya vuran Tanri degildir, "Kutsal"
bilinen kitaplar degildir: insan beynidir, insan düsüncesidir
[85].