2) Aklin dinsel baski altina girmesi,
özgürlügünü yitirmesi ve böylece
"akil rehberligi" yerine "iman üstünlügü"
zihniyetinin ve dolayisiyle "dogmatik düsün"
geleneginin yerlesmesi:
Orta Çag denen dönem, hiristiyanligin
yerlesmesi ve 3cü yüzyil sonlarina dogru devlet dini
haline girmesi, ve "Kutsal" diye bilinen Kitap
disinda gerçek olmadigi inancinin köklesmesiyle baslar
[86]. Bilimsel gerçeklerin akilci usullerle arastirilmasi
ve ortaya konmasi eski Yunan'dan gelme bir gelenek iken, hiristiyanlik
"gerçeklerin" ancak iman yolu ile bulunabilecegi
gelenegini getirmistir. "Kutsal" kitaba aykiri
düsen her sey "yalan ve uydurma" diye ilan edilmis,
ve öte yandan akilci usullerle bulunmus olan bütün
veriler bir kalemde silinmistir. Örnegin Thales ve
Phythagoras gibi bilim adamlari'nin yukarda degindigimiz
buluslari "Tanri sözlerine" aykiri bulunmus
ve böylece dünyanin yuvarlak ve döner oldugunu
söylemek dinsizlik sayilmistir. Galileo' nun ya
da Copernicus 'un ya da digerlerinin basina gelenler
malumdur. Klise, sadece din kitaplarina uygun düsen görüslere
izin vermis , ve örnegin Anaximander 'in evren
ve doga konusunda ortaya vurdugu (ve özellikle dünyanin
yuvarlakligi ve döner olusu ile ilgili) görüslerini
[87] kafirlik sayarken bilime önem veriyormus gibi görünmek
icin, yer yüzünün düz olduguna ve evren'in
merkezi bulunduguna dair Batlamyos 'un vaktiyle savundugu
fikirleri kendisine destek edinmistir. Nitekim MS 600 yilinda
Cosmos Indicopleustes adinda bir din adami, "Hiristiyan
Topografyasi" adli kitabinda, dünyanin düzlügünü
ve dört yaninin yüksek duvarlarla cevrili bulundugunu
anlatirken Ahd-i Atiyk' a dayandigini söylemis ve
özellikle Musa 'nin Tanri'dan geldigini öne
sürdügü esaslari örnek vermistir [88]. Yine
ayni sekilde dinsel verilere göre, hastaliklarin Tanri'dan
geldigi kabul edildiginden, Hippokrat gibi bilginlerin
"Hastalik mikroplardan, pislikten gelir" seklindeki
görüsleri "kafirlik" diye bilinmistir. Daha
baska bir deyimle akil ürünü olan bilgiler unutulmaga
mahkum kilinmis, ve akil verilerini dinsel verilere ustün
tutmak isteyenler zindanlara atilmis, ateslerde yakilmistir. "Akilcilik"
ile "Imancilik" arasinda baslayan bu çatisma
ilk büyük kurbanini, 4cü yüzyilin sonlarina
dogru, ünlü düsünür Hypatia 'nin,
din emirlerini tek gerçek olarak yutturmaga çalisan
St. Cyril karsisinda yenilgiye ugratilmasiyle vermistir.
Olay kisaca anlatilmaga deger:
Iskenderiye Baspapazi St. Cyril (MS 315-386),
hiristiyanligin temel inanislarini anlatirken, ve örnegin
dünyanin dört çevresi itibariyle duvarlarla
çevrili bulundugunu ve düz oldugunu, ya da Meryem
ana'nin bakire olarak Isa'ya hamile haldigini ve bunun bir tanri
mu'cizesi oldugunu, ya da müspet ilme aykiri buna benzer
seyleri dinsel gerçekler diye açiklarken, o dönemin
çok ünlü bir matematikcisi olan Hypathia (MS
370-415), eski Yunanin akilci bilimlerini ögretmekle mesguldu.
Kuskusuz ki akilci verilerin belletilmesine müsamahakar
kalmak Klise bakimindan pek tehlikeli bir seydi. Bilindigi gibi
Klise o tarihlerde artik hiristiyanlik devlet dini haline girdigi
için tam manasiyle güçlenmis sayilirdi. Tehlikeyi
sezdigi içindir ki, Hypathia 'nin hakkindan gelebilmek
icin St.Cyril' e destek oldu. Günlerden bir gün
Hypathia yakalatildi, çiril çiplak soyularak
din adamlari tarafindan sokaklarda dolastirildi , saçlarindan
sürüklenerek bir Klise'ye sokuldu ve orada vucudu
param parça edilerek etleri kemiklerinden ayiklandi ve
kalan kisimlar ateste yakildi. Bu vahset olayi sonucu olaraktir
ki eski Yunan'dan gelme akilci bilimlerin okutulmasina paydos
dendi, ve Tanri sözleri diye bilinen Incil [89] disinda
gerçek aranamayacagi ilan edildi; böylece akilci düsün
gelenegine kesin olarak son verildi [90] . Böylece Klise,
akilciliga karsi baslatmis oldugu üç yüz yillik
savasi tam bir zaferle süslemis oldu [91]. Bati artik "Karanlik
çag" dönemine girmis oluyordu; bundan böyle
din dogmalari ilm'in ve ahlak'in kendisi sayilacaktir. Bu dönem
bin bin yil sürecek ve bu süre boyunca akilci usullerle
ilim yapmak isteyenler cahil diye damgalanacak, dinsiz diye suçlandirilacak,
zindanlara atilacaktir. Eski Yunan'dan kalma akilci bilim
verileri yalan sayilacak , unutturulacaktir. Ancak ne var ki
"imancili'gin", "akilciliga" galebe çalmasiyle
olusan bu Karanlik Çag, bin yillik bir sapmadan sonra,
tekrar eski Yunan kaynaklarina kavusulmakla, ve daha dogrusu "gerçeklerin"
din kitaplarinda degil faka akil verilerinde yattiginin anlasilmasiyle
son bulacaktir.