3) Orta Çag döneminin iki özelligi: "Dogmacilik" ve "Iskolastiktilik":

Orta Çag döneminin düsünce özelligini bir yandan dogmacilik ve diger yandan iskolastik usuller olusturur. Dogmacilik su inanç üzerine oturtulmustur: "Tanri tüm evren'in ve yer yüzü'nün ve tüm yaratiklarin uyacaklari kurallari öngörmüstür ve bunlari, peygamber olarak gönderdigi elçileri marifetiyle bildirmistir. Tüm gerçekler Tanri'nin bu Kutsal Kitap'larinda dile getirilmistir; bunlar disinda gercek aramak Tanri'ya karsi gelmektir, ve bu nedenle Kutsal kitap'lara gözü kapali sekilde uymak gerekir" .

Her ne kadar hiristiyanligin ortaya çikisindan sonraki üçyüzyil boyunca söz konusu bu kitaplarin bilimsel gerçeklere ters düstügü ve çelismeli hükümler içerdigi ileri sürülmüs olmakla beraber , hiristiyanligin devlet dini haline girmesi ve Klise'nin devlet iktidarindan yararlanmasi sonucu bu tartismalar sona erdirilmis, ve Kutsal kitab'a aykiri görüsler önlenmis, ve her sey'in din kitaplarina uygun olarak yapilmasi emredilmis , ilim, san'at, egitim vs gibi her alanda dinsel veriler is görmüstür . Constantin 'in imparatorlugu döneminde Klise, sirtini Devlet'e dayamis olarak din ve ilm'in ayni sey oldugunu, Incil disinda ilim aranamayacagini, Kutsal kitap'lardaki hükümlerin ancak kendi yorumu ile bilimsel nitelik yasiyacagini ortaya vurmustur [92]. Bu gelenegin dördüncü yüzyilda St. Augustin (MS 354-430) ile basladigi kabul edilir. Orta Çag'in en büyük düsünürü diye bilinen bu ilahiyatci Incil 'deki "4" rakami'nin kutsal bir anlam tasidigini, mevsimlerin dörde ayrildigini, günün ve yilin dört bölümü bulundugunu ve "3" rakami'nin ise "Teslis" anlamina geldigini ve gizli bir takim gerçekler içerdigini ve fakat cahil insanlarin bu gerçekelri kavramaktan aciz kaldiklarini söyler ve : "Rakamlar konusundaki bilgisizligimiz, Incil gibi derin anlamlarla dolu Kutsal bir kitap'taki gerçekleri kesfetmemize engeldir" diye eklerdi [93] . Philo , bu kitap'lardaki 4 ve 6 ve 7 rakamlarinin derin anlamlari bulundugunu söylerdi. Daha sonrakiler Ibranice'de 22 harf oldugunu ve bu nedenle 22 adet "Kutsal Kitab" olmak gerektigini ve bu rakamlarin gizli ve derin anlamlari oldugunu belirtirlerdi[94]. Cosmos gibi ilahiyatcilar da , insan aklinin "yetersizligi" inancini yerlestirmek amaciyle hep bu kurnazliklara yönelirlerdi .

Dördüncü yüzyildan itibaren Klise, din kitap'larindaki "gerçeklere" karsi gelenleri "sapik" ilan edip "Tanri'ya karsi gelmis" gibi göstererek yok etmege baslar; etkili olabilmek icin Devlet iktidarini kendisine araç yapar. Daha sonraki yüzyillar boyunca kisileri dehset ve korku içerisinde tutacak olan "Enkizisyon" sistemi bu gelismenin sonucudur [95]. Bu vahset usulleri, akilci yoldan bilimsel arastirma yapmak isteyenlerin kökünü kazimak bakimindan fevkalade etkili bir is görecektir. Klise, bir elinde Incil , ve digerinde enkizisyon araci ile büyük bilim üstadlarini (örnegin Bruno 'lari, Copernicus 'lari, Galileo 'lari ve saymakla bitmeyecek daha niceleri), "Tanri Kitab'indan farkli düsünüyorlar" diye ateslere atacaktir. Ilerde ayrica beliretecegimiz gibi, Copernicus 'un akilci ve deneyci usullerle savundugu bilimsel gerçekler, 16ci yüzyilda sirf bu yukardaki nedenlerle yadsinmistir. Bu karara varirken Klise'nin dayanagi "Kutsal Kitab" olmustur: o "Kutsal" kitab ki daha sonraki dönemlerde ve akil çagi'nin baslamasiyle birlikte müspet nitelikte hiç bir elestiriye karsi koyamayacak kadar büyük yanlislar ve akla-mantiga aykiriliklarla dolu oldugunu ortaya vuracaktir. Hemen ekleyelim ki Copernicus ,1543 yilinda yayinladigi kitabinda, bilimsel gerçekleri sergilerken, eski Yunan'in akilci kaynaklarindan ve özellikle Phythagoras' tan yararlanmisti[96]. Oysa ki bunu yapmak, Klise'ye karsi suç islemekten baska bir sey degildi. Nitekim kitabin yakilmasina karar veren Klise, bu kararinda Copernicus 'u ve onun ilham kaynagi olan Phythagoras 'i, hem dinsizlikle ve hem de bilgisizlikle (daha dogrusu "Tanri gerceklerini tahrif etmekle") suçlamistir. Suçlarken de akil yolu ile ortaya konan verilerin "Kutsal" kitab'daki verilerle bagdasmadigini, ve bu nedenle "bilimsel gerçek" sayilamayacagini açiklamistir [97] . Bilindigi gibi Galileo 'nun basina gelenler de aynidir. Yeni icad etmis oldugu teleskopla gökyüzünde olan bitenleri bildirdigi , ya da "Jupiter" yildizinin varligini ve dünyanin dönmekte oldugunu ve buna benzer gorüsleri öne sürdügü zaman Galileo (MS 1564-1642) klise tarafindan yakalatilmis, yargilanmis ve dinsizlik ve bilgisizlik suçlamasiyle mahkum edilmistir. 1633 yilinda "Büyük Din Kurulu", Papa'nin emriyle bütün Klise'lere ve çesitli ülkelerdeki Papa temsilcilerine , ve Üniversitelere bildiriler göndermis ve Galileo 'nun ilim diye ortraya sürdügü seylerin "saçmalik" ve "Tanri gerçeklerini inkar niteliginde seyler" oldugunu bildirmis , ve onun bütün kitaplarini toplatmis, bu kitaplari okuyanlarin suçlu olacaklarini belirtmistir. Yasaklar listesine sadece Galileo 'nun degil ve fakat dünyanin yuvarlak ya da döner oldugunu yazan bütün kitaplari sokmustur [98]. Akilci gerçeklerin dinsel gerçeklere nazaran geçersiz oldugunu ve bu arada "Kutsal" kitaplarin ve Klise'nin "yanilmazligini" anlatmak üzere "Tanri sözlerinden" örnekler vermege kalkmistir. Galileo 'nun, ay'in günesten gelme isinlarla isinlandigina dair söylediklerinin dogru olmadigini kanitlamak üzere Ahd-i Atiyk 'in "Tekvin" kitabindan ayet'ler siralamis ve bu ayet'lere gore ay'in, büyük bir isin kaynagi oldugunu ve baskaca hiç bir yerden isin almadan parladigini anlatmistir [99] . Klise'yi desteklemek üzere din adamlari birlik olup Galileo 'ya karsi saldiriya geçmisler ve hep bir agizdan "Uzay" ilminin din kitaplariyle izah edilmis oldugunu, ve bu kitaplardan habersiz olan kimselerin ilim yapamayacaklarini, eski Yunan bilginlerinin hepsinin'de cahil olduklarini ve çünkü vahy yolu ile inmis din hükümlerinden yoksun bulunduklarini, Kutsal kitab'a göre sadece 7 yildiz oldugunu, oysa ki Galileo 'nun farkli bir görüsle Jupiter 'i de bunlara ekledigini, dünyanin günes etrafinda dönmeyip aksine günes'in dünya etrafinda dönmekte oldugunu, ve dinsel bu gerceklere aykiri düsünenlerin cezalandirilmalari gerektigini" savunmuslardir. Scipio Chiaramonti adindaki bir yazar, Kardinal Barberini 'ye ithaf ettigi kitabinda, dünyanin dönmedigini ve çünkü ayaklari olmadigini söylerken sunlari eklemekteydi: "Hayvanlar yürür çünkü ayaklari vardir. Oysa ki dünya'nin ne ayaklari ve ne de adaleleri vardir; o halde dünyanin hareket etmesine imkan yoktur. Satürn ... ve günes gibi cisimleri var kilanlar meleklerdir ... Eger dünya döner olsaydi, onun da tam ortasinda bir melek bulunur ve dünyayi hareket ettirirdi. Eger dünya döner olsaydi, bu taktirded onu harekete geçiren bir seytan'in var oldugunu kabul etmek zorunlugu dogardi..." . O dönemin ünlü bir baska yazari, biraz daha gülünç denebilecek su satirlari karalar: "Din kitaplari dünya'nin dönmedigini ve günes'in etrafinda dolasmadigini bildirmektedir...(Bu böyle olduguna göre) Copernicus ' un yazdiklari yasaklanmalidir, çünkü bu yazilar...din kitap'larinin klise tarafindan yorumlanmis sekline aykiridir..." [100] .

Her ne kadar Orta Çag dönemi 16ci yüzyildan itibaren sona erecek ise de, Klise'nin yukardaki olumsuz ve akla sigmaz tutumu 19cu yüzyil'in ortalarina kadar sürüp gidecektir. Copernicus 'un ve Galileo 'nun ve digerlerinin ortaya koyduklari akilci gerçekler (ve örnegin dünyanin günes etrafinda dönüsü, vs) Klise tarafindan 1822 yilina gelinceye kadar inkar edilecektir. Ilk kez 1822 yil'inin Ekim ayinda Kardinal rütbesindeki din adamlarindan olusan bir Kurul, dünyanin yuvarlak ve günes etrafinda döner oldugu görüsünü benimseyecek ve bu tarihten 13 yil sonra, 1835 yilinda Papa Pius VII , bu konudaki kitap'larin, yasaklar listesinden çikarildigini ilan edecektir [101].

Sasilacak ve acinilacak husus sudur ki aydin sanilan nice kimseler, din adamlarinin ilkel zihniyetine destek olmaktan geri kalmamislardir. Bossuet gibi ünlü bir düsünür'ün, Newton tarafindan akilci arastirmalar sonucu ortaya konan bilimsel gerçekleri çürütmege çalisirken : "Bunlar Incil'deki esaslara aykiridir, bu nedenle degersizdir" demesi, verilecek nice örneklerden biridir [102].

*

Orta Çag'in bir özelligi "dogmacilik" (yani din kitaplarindaki verileri mutlak gerçek bilme gelenegi) ise, digeri de "iskolastikcilik" 'tir, yani bilim otoritesi olarak kabul edilenlerin söyledikleri disinda gerçek olmadigina ve özellikle eski Yunan kaynaklari yanilmazligina inanmisliktir. "Iskolastikcilik" aslinda, dogmaciliga karsi bir tepkidir ve Bati' dünyasi'nin bilimsel sahlanmasini saglayan adimlarin atilmasina yol açmistir. Su bakimdan ki "Gerçeklere din kitaplariyle gidilir" inanislarina ilk darbeyi vuran ve akilci bilimlerin (ve daha dogrusu eski Yunan kaynaklarinin) üstünlügünü ortaya koyan bir egilimdir. Ancak ne var ki bilim otoritelerinin ( örnegin eski Yunan kaynaklarinin) yanilmazligi inanisina yer vermek bakimindan olumsuz sonuçlar yaratmis, ve belli bir ölçüde özgür düsünceyi baltalamistir. Söyleki: Eski Yunan bilimlerine ve felsefesine olanak yaratan düsünce sistemi, bilindigi gibi, diyalektik metod'a dayanir. Bu metod "Bilimsel gerçeklere akilci arastirmalar ve tartismalarla ulasilir" formülünü kapsar ki "Tez" ve "Antitez" çatismasindan "Sentez" dogacagi inanisini kapsar [103]. Bu usul eski Yunan'a özgü iken hiristiyanligin devlet dini almasiyle terkedilmis ve yerini "Her gerçek Kutsal kitap'ta vardir" gelenegine , yani "dogmaciliga" birakmistir. Fakat Bati dünyasi, 9cu yüzyildan itibaren eski Yunan kaynaklarina kavusmus ve 11 ci yüzyildan itibaren (özellikle Abèlard sayesinde) "iskolastik" düsün dönemine girmistir [104]. Bu dönemin baslamasiyle birlikte bilimsel gerçeklerin din kitaplari yerine akilci kaynaklarda aranmasi geregine inanan ve eski Yunan bilim otoritelerince benimsenmis verilerin "Kutsal" kitap'lardaki verilerden çok daha saglam ve isabetli oldugunu savunan bir aydinlar sinifi olusmaga baslamistir [105]. Az geçmeden bu sinif, Klise'ye ve din kurulusuna karsi tutumunu degistirmis, ve daha dogrusu din otoriteleri tarafindan savunulan "gerçekleri" süphe ile karsilamaga ve hatta inkar'a yönelmistir. Bu tutumu ile insan beynini din tutsakligindan kurtarip özgür sekilde düsünme aliskanligina dogrultmustur: Scott Erigene, Abélard, Lombard, St. Thomas d'Aquin, Roger Bacon, Occam ve digerleri bu yolun öncülerindendir.

Ancak ne var ki iskolastik egilim mensuplari, olumsuz bir gelenege saplanmislardir ki o da eski Yunan kaynaklarina ve bu kaynaklarin yorumcularina bilinçsizce ve korü körüne baglanmak, ve bunlarin yanilmazligina kanmak ve bu kaynaklar disinda gerçek aramayi ve tartismayi ve farkli görüslere ulasmayi adeta suç saymaktir. Örnegin çogu çevreler Aristo 'yu , ya da Galen' i ya da digerlerini sanki birer bilim Tanrisi saymislardir. Yani nasil ki daha önce dogmatik kafa yapisinda olanlar her turlü gerçegin din kitap'larinda bulunduguna inaniyor ve bu kitap'lar disinda gerçek aramanin suç oldugunu saniyor idiyseler, iskolastik kafa yapisinda olanlar da simdi, ayni bagnazlikla ve ayni katilikla, Aristo 'yu ya da Galen ' i ya da diger bilim üstadlarini "layuhti" (yanilmaz) görür olmuslardir. Yani kendi arasirmalari yolu ile ve özgür düsünme ya da deney usulleriyle ilim yapacak yerde, belli bilim otoritelerini aynen izler olmuslardir. Bilim kaynaklarini elestirip bunlarin yanlislarini kesfederek yeni ve yaratici sonuçlar ortaya koyacak yerde, bunlari birer mutlak gerçek olarak benimsemisler, adeta "kutsal" bilmislerdir. Bu durum 15ci yüzyil'a kadar böyle sürmüstür. Bununla beraber sunu da ekleyelim ki, bütün bu yüzyillar boyunca Bati'da , dogmaciliga karsi oldugu kadar iskolastikciligin bu olumsuz yönlerine karsi da direnenler olmustur. Ilerdeki bölümlerde görecegiz ki Bati'li aydin sinif'i , seriatci aydin diye bilinen siniflardan farkli ve üstün kilan sey de zaten budur. Bati dünyasi, bu direnis sonucu olaraktir ki Orta Çag'dan kurtulmus ve yaratici akil sahlanmasi yapmistir. Seriat dünyasi ise buna benzer bir kipirdama yapmayan "aydinlar" yüzünden , ne dogmaciligin ve ne de iskolastikciligin müsibetlerinden kurtulabilmistir. [106]