4) Orta Çag boyunca Bati'li aydin,
insan aklini hem dogmacilik'tan (dinsel kölelikten) ve hem
de iskolastik aliskanliktan kurtarma caba'sinda bulunmustur:
Iddia edilir ki Bati'nin fikirsel gelismesinde hiristiyanligin
rolü büyüktür; denir ki hiristiyanligin özünde
kisi'yi aydin kerteye getiren ve fikren besleyen öge'ler
vardir. Bu iddia'lara destek olmak üzere Ahd-i Cedid
' in daha önceki "Kutsal" kitabin, yani Ahd-i
Atiyk ' in bir takim kötü ve olumsuz yönlerini
( örnegin öldürme ve savas ve kisas gibi
seyleri) giderdigi ve kisiyi "Tanri'nin evladi" seklinde
tanimlayan ve kutsal nitelige bürüyen hükümler
yaninda, köleligi kökünden yok eden ya da öldürme
fiili'ni yasak eden, ya da savasi ve askerligi hor gören
ilkelere yer verdigi ve böylece Bati'li kisi'yi "insan
haklari" ya da "dogal haklar" bilincine ulastirdigi
belirtilir. Bu iddialarin ne derece geçerli oldugunu
tartismak mümkün, ancak su da bir gerçektir ki
Bati'da insan haklarinin ve fikir özgürlügünün
gelismesinde en fazla rol oynayanlar, çogu zaman hiristiyanligi
tüm olarak kenara atip akil rehberliginde is görenler
olmustur. Ilerdeki sayfalarda bunun böyle oldugunu kanitlayan
örneklere deginecegiz ve görecegiz ki 17ci ve 18ci yüzyillarda
Bati'yi akil çagi'na sokmak suretiyle sinirsiz bir gelisme
yoluna itenler toplumu hiristiyanliktan arimak ve hiristiyanligin
tanimladigi Tanri anlayisindan uzaklastirmak için çalismislardir.
Fransiz ihtilali, sadece Kiral'in ya da Klise'nin ve din adamlarinin
istibdadina ve sömürüsüne karsi olmamistir,
ayni zamanda hiristiyanligin kendisine karsi bir akim niteligini
tasimistir. Söyleki :
Biraz önce isaret ettigimiz gibi Bati dünyasi
4cü yüzyil'da Orta Çag karanliklarina gömülür.
Bu çag, ilk önceleri hiristiyanligin köklestirdigi
dogmacilik çagi olarak belirir: yani "Kutsal"
kitaplar ve din verileri disinda gerçek olmadigi inanisi
"iman" seklini almistir. Bu inanisin olusmasina sebeb,
eski çag'in ve daha dogrusu Yunan'in akilci bilimlerinin
unutturulmasi ve bunlar yerine Kutsal Kitab'larin bilim kaynagi
olarak konmasidir. Fakat az sonra bu inanisin karsisina bir
baska inanis dikilir ki o da iskolastik düsünce tarzidir,
yani gerçeklerin din kitaplarindan çikma
degil fakat akilci kaynaklardan çikma oldugunu öngören
davranistir. Bu davranis temsilcileri, eski Yunan'in akilci
bilimlerine kavusmakla dogmaciligi yikmak istemislerdir. Ne
ilginçtir ki eski Yunan'in akilci kaynaklarina Islam düsünürleri
araciligiyle (örnegin ar- Razi, Farabi, Ibn Sina, Ibn
Rüst, Ibn Haldün vs) kavusmuslardir. Ancak ne
var ki onlardan farkli olacak sekilde bu kaynaklardan yararlanmislardir,
çünkü Islam düsünürleri, biraz
ilerde görecegimiz gibi, bu eski Yunan kaynaklarini, seriat
dogma'larinin karsisina dikememislerdir; bilimsel ve ahlaksal
gerçeklerin seriat disinda olacagini ve seriat ile gerçeklere
varilamayacagini haykiramamislardir. Aksine seriât'i, ve
özellikle Kur'ân'i, sanki bu kaynaklara uygunmus gibi
göstermege calismislardir. Oysa ki eski Yunan kaynaklarini
Islam düsünürleri araciligiyle bulanlar Incil
ve Tevrat ile bilimsel gerceklerin bulunamayacagini savunmuslardir.
Öte yandan Batili aydin, sadece akli din baskisindan
degil ve fakat ayni zamanda iskolastik tutsakliktan da kurtarmasini
bilmistir. Su bakimdan ki her ne kadar iskolastik egilim dogmaciliga
tepki olarak olusmus olmakla beraber, bir bakima yine onun kadar
bagnaz nitelikte is görmüstür, çünkü
belli bilimsel otoriteler disinda gerçek olmadigi, ve
olamayacagi zihniyetini yaratmistir. Iste Bati'li aydin bu olumsuzlugu
da gidermenin yollarini aramistir. Örnegin yanilmaz ve hata
yapmaz sanilan bilim otoritelerine karsi Hayir diyebilmis
ve bilim dehasi kabul edilen düsünürlerin , örnegin
Aristo 'nun, otoritesine karsi koyabilmis ve akilci-deneyci
arastirmalar sonucu onlarin yanilgilarini ortaya vurabilmistir.
Sayisiz örneklerden biri olmak üzere Iskenderiyeli Philiponus
'un daha 6ci yüzyilda Aristo 'nun yanlislarini kesfetmesi
olayini zikretmek mümkündur. Daha sonra Galileo,
17ci yüzyilda "Evren'in ilk ilkesi"
adli kitabi ile, Aristo 'nun o zamana kadar mutlak
bir gerçek seklinde kabul edilen görüslerinin
yanlis oldugunu kanitlamis, ve bu bilim üstadinin yüzyillar
boyu süregelen bilimsel saltanatina en büyük darbeyi
indirmistir.
Daha baska bir deyimle Bati'li aydin, bir yandan
din otoritelerine ve diger yandan bilim otoritelerine karsi savasarak
akli salt özgürlüge ve yaratici güç
yeterliligine ulastirmistir. Gerçegi söylemek gerekirse
Bati dünyasi, din hükümlerini akil süzgecinden
geçirme aliskanligina bundan 2700 yil önceleri baslamistir.
Örnegin Ahd-i Atiyk 'da sözü geçen
Yehova 'nin din ve ahlak anlayisinin Elehist 'ler
tarafindan inceleme ve tenkid konusu yapilip red edilmesi, ya
da Isaiah ' in, kendi adini tasiyan kitap'larla, yerilmesi,
ya da Yahudilerin çogu zaman Tevrat 'i (yani Musa
'nin Tanri sözleridir diye ortaya koydugu hükümleri)
körü körüne benimsemeyip elestirmeleri bunun
kaniti olarak ileri sürülür [107]. Daha sonra
bu gelenegin hiristiyan dünyasinda da izlendigi ve hiristiyanligin
daha ilk anlarindan itibaren bir çok düsünürlerin
Kutsal kitap'larin bazi esaslarini akla ve ahlaka aykiri bulup
elestirdikleri görülür. Bu tür caba'lara
kisaca göz atmakta yarar vardir.