A) "Kutsal" Bilinen Kitap'lari Akil
Süzgecinden Geçirme Egilimlerinin Öncüleri:
Hiristiyanligin gelisini izleyen ilk yüz yillar
içerisinde akilci yorum usulleriyle "Kutsal"
kitabi olumsuz uygulamalardan kurtarmak isteyenler olmus ve bunlar
eski Yunan'in akilci düsün sistemiyle Hiristiyanlik
arasinda köprü kurmaya çalismislardir ki bunlara
Gnostic adi verilmistir. Bu okul mensuplari, kendilerini
"Tanri" ve "Doga" konularinda üstün
bilgilerle donatilmis sayarlar ve hiristiyanligi akil disi ögelerden
ayirmaya çalisirlardi .Her ne kadar Dogu felsefesinde
ya da çesitli din'lerde yararli bulduklari esas'lari
hiristiyanliga sokma egiliminde olmakla berfaber, asil yapmak
istedikleri sey, hiristiyanligi "Hellenistik felsefe"
içerisinde yogurmakti [108]. Marcion ve
Origen bu okulun ilk temsilcilerindendir.
Birinci yüzyilin ünlü simalarindan olan Marcion (ölümü MS 85) : "Mükemmel olmaktan uzak, kötülüklerle dolu bu dünya, Tanri'yi keyfi, gaddar, ve insan yazgisina keyfi sekilde egemen niteliklerle tanimlayan zihniyetin olusturdugu bir dünya'dir. Tanri anlayisini akilci temele dayatmak ve sevgi ögesi yapmak ve böylece insanlar arasi iyi iliskiler kaynagi kilmak gerekir" diyen ve bu yer yüzünün kötülüklerinden, esitsizliklerinden, sefaletlerinden ve daha dogrusu insanligin iztirablarindan üzüntü duydugunu söyleyen bir düsünürdür [109] . Toplum yasamlarindaki bozuk düzen onu isyana sürüklemistir. Ona göre böyle bir düzen, insanlar arasi sevgi kaynagi olmak gereken ve iyilikten baska bir sey düsünmeyen bir Tanri tarafindan degil fakat olsa olsa seytani güçler tarafindan olusturulmus olabilirdi. Daha dogrusu bu durum, din kitaplarinin "Tanri" 'yi "keyfi", ve 'Gaddar" ve "keyfi sekilde insan yazgisina egemen" sekillerde tanimlamasindan dogmustu. Ahd-i Atiyk' ta (ve özellikle Tevrat'da) belirtilen Tanri'nin "gaddar ve duygusal ve kindar" niteliklerle donatildigini , ve Tanri'nin adalet anlayisinin "Dis'e dis, göze göz" seklinde bir anlayis oldugunu gördükce, ve insanlari sirf din adina birbirlerine saldirtan ve kirdirtan bir Tanri'ya muhatap oldugunu farkettikce Marcion, bu kitaplardaki bu tür hükümlerin akla ve ahlaka aykiri sayilmak gerektigini düsünmüs ve bu nedenle hiristiyanlarca "kutsal" sayilmamasini istemistir [110]. Bunu yaparken hiristiyanligi yok etmek degil fakat bir bakima akilci usul'lerle olumsuz ögelerden siyirmak, ve akla ve vicdana yatkin kilmak amacini gütmüstür. Ve bu isi, Ahd-i Atiyk 'in Ahd-i Cedid' e ters düsen esaslarini karsi karsiya getirmek ve böylece çeliskileri gidermek suretiyle yapmaya çalismistir. Antitez adli kitabini bunun için yazmistir. Bu kitapta savundugu fikir özetle sudur: "Ahd-i Atiyk taki Tanri tanimi, Isa'nin getirdigi Ahd-i Cedid'e oranla daha olumsuzdur. Çünkü birincide Tanri gaddar, kindar ve hosgörü'den yoksun nitelikler içerisinde belirtildigi halde, ikincide sadece iyilik ve sevgi kaynagi olarak gösterilmistir. " [111]
Hatirlatalim ki Ahd-i Atiyk yahudilerin Tanri
anlayisini, ve Ahd-i Cedid ise Isa' nin
tanimladigi Tanri anlayisini yansitir. Ve iste Marcion'
göre Yahudi anlayisinda Tanri, insani zayif ve irade gücünden
yoksun ve her günahi islemeye hazir niteliklerle yaratmistir;
insanlarin yazgisini diledigi gibi çizen, kimi kisileri
varlikli ve kimini ise varliksiz, ve kimi kisileri akilli ve
kimini ise akilsiz, ve kimi kisileri imanli ve kimini ise imansiz
sekilde yaratan keyfi bir Tanri'dir . Ote yandan kibirli bir
Tanri'dir, sadece kendisine tapilmasini, kul olunmasini isteyen,
ve bu sekilde davrananlari mükafatlandiran bir Tanri'dir:
insanlara savaslar, yagmalar, çapulculuklar yaptirtir,
farkli inançtakileri birbirlerine bogazlatir. Kötülükleri
yok etmedigi gibi, insan denilen varligi daha iyi karakterde yapmak
istemeyen bir Tanri'dir. Marcion' a göre böyle
bir Tanri'yi "iyilik tanrisi" olarak kabul etmek imkansizdir
; buna karsilik Isa' nin Ahd-i Cedid' de tanimladigi
Tanri çok farkli bir Tanri'dir. Zira Ahd-i Atiyk
ta "Göze göz, dise dis" diyen bir
Tanri ile, Ahd-i Cedid 'te "Sana kim tokat atarsa
öbür yanagini çevir" diyen Tanri, ayni
Tanri olamaz; ya da Ahd-i Atiyk 'ta "Seni seveni
sen de sev, senden nefret edenden sen de nefret et "
diyen bir Tanri ile, Ahd-i Cedid' te "Düsmanlarini
da kendin gibi sev" diye ögüt veren Tanri
ayni bir Tanri olamaz; ya da Ahd-i Atiyk 'ta "Kötülükleri
de ben yarattim" diye övünen bir Tanri ile
Ahd-i Cedid 'te "Iyi agaç kötü
meyve veremez " diye konusan bir Tanri, ayni sey olamaz.
O halde "olumsuz" nitelikler içerisinde tanimlanmis
bir tanri anlayisiyle yetistirilen bir kimse iyi bir insan degil
ancak kötü bir insan olabilir ve iste yeryüzünün
kötülükleri de bu sekilde yetisen kötü
insanlarin eseridir.
Bütün bunlardan dolayidir ki Marcion
, Kutsal bilinen Ahd-i Atiyk 'taki hükümlerin
çogunu iyilik Tanri'sinin sözleri olarak kabul etmezdi,
çünkü onun aklina ve vicdanina yatkin düsen
Tanri anlayisi, Tanri'yi "iyilik" ve "sevgi"
kaynagi olarak gören bir anlayisti. Ve bu anlayisa bagli
olaraktir ki o, Klise'nin tutum degistirmesini, ve din kitap'larinin
akil ve vicdan dogrultusunda yorumlamasini savunmustur. Yine
ayni anlayisa dayanaraktir ki kisi 'ye, yer yüzü
yasamlari itibariyle bir takim sorumluluklar düstügünü
söylemis ve örnegin "yoksul'luk" ya da
"miskinlik" ve buna benzere olumsuzluklari kader
'de degil ve fakat kendi sorumlulugunda aramasini salik vermistir.
Düsündügü sey, bagli bulundugu din kurulusunu
tüm insanlar için iyilik ve sevgi kaynagi haline getirmek
ve ayni zamanda kisi' yi, haysiyetli bir varlik olarak,
kendi kaderine egemen olma aliskanligina sürüklemekti.
Yapmak istedigi yenilik, iyilikten baska düsüncesi olmayan
ve insanlari birbirleriyle savastirmayan, ve tüm insanlar
bakimindan sevgi kaynagi isini gören bir Tanri anlayisinin
herkesce benimsenmesini, ve böyle bir anlayisa yer vermeyen
geleneklerin terkedilmesini saglamakti. Bundan dolayidir ki hiristiyan
dininin kendisine olumsuz görünen yönleriyle
savasmayi meslek edinmistir. Bu yüzden de din adamlari tarafindan
"zindik" ilan edilmistir [112].
Marcion 'dan sonra , tipki
onun gibi zindik ilan edilenlerden biri de Origen (MS
185) 'dir. Hiristiyanligin uygulanis seklinin insanlar arasi
kin ve nefret sekline dönüstürüldügünü
ve bunun akla ve vicdana aykiri bir sey oldugunu söyleyerek
Klise'ye karsi savasmistir. Bu savasimini da akilci felsefeye
dayanarak yapmistir. Sokrat 'in egitim sistemini izleyerek
ögrencilerine akilci düsünceyi ve diyalektik usulleri
belleterek onlari saglam bir mantik aliskanligina sokmak istemistir.
Din verilerini bu akilci maya ile yogurup uygulama gelenegini
onlara asilamis ve hiristiyanligi bu akilci ve olumlu temele
oturmaya çalismistir. Bunu yaparken de din sorunalrinin
her kes tarafindan tartisilmasi geregini öngörmüs
ve din verilerini elestirenlerin hosgörü ile karsilanmasini
tavsiye etmistir. Hiristiyanligi yeren ve hatta yanlis yönlere
sürükleyen kisilere dahi düsmanlik beslenmemesini,
onlarin kötü gözle görülmemesini ve cezalandirilmamalarini
istemistir. Din kitaplarindaki emirlere uymayanlarin taslanmasi
ya da yakilmasi gibi davranislari, ya da din adina girisilen
savaslari lanetlemis ve bunlari gerçek din anlayisina aykiri
saymistir [113]. Denilebilir ki hiristiyanligin daha ilk anlarinda
din kitaplarindaki olumsuzluklara karsi direnenlerin basinda
Origen gelir. Bu kitaplarda yer alan bazi olaylari ve
öyküleri kutsal'lik kavramiyle bagdasmaz görmesi,
bunun en güzel kanitidir. Örnegin Ahd-i Atik'
da Ibrahim'in önce bir kadinla ve sonra bir baska
kadinla cinsi münasebette bulunmus olmasini "inanilamayacak"
seyler olarak tanimlar. Yine bunun gibi, "Kutsal"
bilinen kitaplarda Tanri'nin Cennet'lere "yasam agaçlari
ve bitkiler" diktigine dair olan hikayeleri ancak saf kimselerin
kanabilecekleri seyler olarak ele alir. Adem ve Havva
konusundaki hikayeleri, akli basinda olan kimselerin gülüp
geçecekleri masallar seklinde degerlendirir. Seytan'in
Isa 'yi bir dagin tepesine birakip ona oradan yeryuzü
hükümranligini göstermis olduguna dair yazilanlarin,
aklen kabul edilemeyecek seyler oldugunu belirtir. Ciddi bir okuyucunun
bu Kitap'lari dolduran masallara inanmayacagini ekler. Isa'
ya atfen Kitap'da geçen hikayelerin bos seyler oldugunu
örnekler vererek sergiler. Sergilerken de bu gibi verilerle
ve çelismelerle dolu din Kitap'larinin "lafzi"
olarak degil fakat "sembolik" olarak ele alinmasini
ve fakat bunlardan ahlaki ve ilmi sonuçlar çikarilmamasini
gerekli bulur.
Örigen' in bu insancil
görüsleri, ona büyük bir düsman çevre
yaratti. Öldürülme tehlikesiyle karsilasti; yasadigi
Kent'i, yani Iskenderiye'yi terketti. Terkettigi gün din
adamlari Kurul'u onu kafir ilan ederek afaroz ettiler. Fakat
yine de Origen 'in düsüncelerinin yayilmasina
ve etki yaratmasina engel olamadilar. Nitekim 4cü yüzyilin
Lactantius , ve Chrysostom, ve Jerom, ve
Ambrose gibi ünlü bir çok düsünürleri
onun etkisiyle yetismistir. Tipki Origen gibi bu düsünürler
de hiristiyanligin akil eleginden geçirilmesini, ve din
hükümlerinin elestirilmesini, ve elestirenlerin ceza
görmemesini, siddet usullerine hiç bir sebeble gidilmemesini
ve Isa 'nin baris sever örneginin izlenmesini istemislerdir.
Yine bunun gibi, "Dogal adalet" ilkesini destekleyenler
ve dikhakciligin savunmasina girisenler, ve iktidar sahiplerini
hiza'ya getirenler , hep Origen in etkisiyle yetismis kimselerdir.
Örnegin Ambrose , 390 yilinda Selanik'te yedi bin
kisiyi kiliçtan geçiren Theodosius 'a karsi
dikilerek onu Klise'ye sokmamis ve halkin gözü önünde
özür dileme durumunda birakmistir [114]. Onun sayesindedir
ki Klise, kisileri iktidar sahiplerine karsi korur hale gelmis,
ve kisiler de kendilerini, iktidarin zorbaliklarina ve soysuzluklarina
karsi çaresiz durumda hissetmemislerdir. Bununla beraber
Klise, ilerde görecegimiz gibi, iktidar'la bir olup kisileri
ezme siyasetine yönelmekten geri kalmayacaktir.
Besinci yüzyilda dinsel dogmalara karsi çikan
ve "Gerçeklere ancak akil yolu ile erisilir"
diye konusan ve irade özgürlügüne inanmis
olarak kader felsefesine meydan okuyan düsünürlerden
biri Pelagius (MS 400) 'dur [115] . "Günah"
denen seyin din kitap'larinda söylendigi gibi Adem
ve Havva 'dan irsiyet yolu ile geldigini kabul etmez.
Ona göre "günah", "iyi"
ile "kötü" 'yü birbirinden ayirma yetenegine
sahip kisi'nin kendi iradi davranislarindan dogar. Kisi'yi suçlu
ya da suçsuz yapan sey, Tanri yazgisi degil ve fakat kendi
iradi davranislaridir. Akil ve zeka özgürlügüne
sahip kisi, haysiyet duygusu ile donatilmistir; bu duyguya sahip
oldugu içindir ki deger ifade eder. Iyi davranislara bulundugu
sürece mutluluga ve manevi ödül'e hak kazanir.
Eger kendi özgür iradesiyle kötülüge
yenilebilecek nitelikte olmamis olsaydi "fazilet" diye
bir sey söz konusu olmazdi; kisi nihanet bir hayvan niteliginde
kalirdi [116].
Pelagius' a göre
günahkarligin irade disi bir sey oldugunu, yani Adem
ile Havva' dan gelme bulundugunu kabul etmek, Tanri'ya
hakaret demek olur, çünkü böyle bir düsüncenin
altinda Tanri'yi suçlu duruma düsürmek gibi
bir ard düsünce yatar, su bakimdan ki Tanri sanki kendi
yarattigi insanlari irsiyet yolu ile günahkar kilmis durumdadir.
Öte yandan Pelagius, insanlar arasi sevgi'yi
"iman" in temeli sayar: "Komsunuzu ve insanligin
tümünü sevmek fazilettir; düsmanlarimizi sevmek,
ve bütün kalbimizle onlarin iyiligi için dua
etmek en büyük bir dinsel görevdir" derken
yaptigi budur . Kendi yasami boyunca bu düsünceler
dogrultusunda is görmüs ve baskalarini etkilemis ve
"Pellagiuism" adini tasiyan akimlarin
baslaticisi olmustur. Hemen hatirlatalim ki bunu yaparken Tanri'yi
"Korkutucu" degil fakat "Sevgi saçici"
olarak tanimlamistir. "Gerçek iman" duygusuna
korku ile degil fakat sevgi yolu ile erisilebilecegini savunmustur.
Her ne kadar hiristiyanligin atesli bir temsilcisi olmakla beraber
"Kutsal" kitab'larin akilci elestiriden geçirilmesi
ve çeliskilerinin giderilmesi görüsünde
idi. Bundan dolayidir ki din adamlarinin ve St. Augustin
gibi ünlü ilahiyatcilarin saldirilarina ugramis ve
zindiklikla suçlanmistir. Buna ragmen görüslerini
yaymaktan ve insanlari "iyi" örneklerle egitmenin
önemini belirtmekten ve Klise'yi ve din adamlarini bu
sekilde davranmaga çagirmaktan geri kalmamistir. Fakat
bütün bunlar disinda Pelagius , Kisi
''nin, kendi kendisini fazilet yoluna sokabilecegine ve kurtulusa
erisecegine, ve bu isi din adamlarina muhtaç olmadan yapabilecegine
ve çünkü yapmak icin yeterli bir ruh ve irade
gücüne sahip bulunduguna dâir fikirler savunmustur.
Görülüyör ki Pelagius , insan varliginin
fikir ve karakter yeterliligine duydugu güven ve insan'a
sevgi nedeniyle Kisi' 'yi din adami'nin elinde
oyuncak ve tutsak olmaktan kurtarma cabasindadir [117]. Ilerdeki
bolümlerde görecegimiz gibi Bati dünyasi bu tür
bir deger ölçüsüne sahip aydin'lar sayesinde
gelismistir. Fakat ne var ki Pelagius , mensup bulundugu
din'in akla ve ahlak'a ters düsen yönleriyle ugrastigi
için saldirilarilara ugramis, dinsizlikle ve Tanrisizlikla
suçlanmis, ve bagnaz bir ortam'da yapayalniz kalmistir.
Orta Çag Bati'si, o en karanlik sayilan
yüzyillar içerisinde dahi akil rehberliginde yürümeyi
meziyet bilen ve örnegin "Din hükümlerini,
düsün gücüne sahip aklin elestirisinden geçirmek
sart'tir " diyen nice aydin'lar yetistirmistir. Scotus
Erigena (MS 833-880) bunlardan biridir ve fikir gücü
itibariyle yasadigi dönemin bin yil ilerisini temsil edenlerdendir.
Ona göre akil denen sey gerçekleri bulan ve
ortaya koyan kaynaktir; fakat böyle bir kaynak isini göebilmek
için düsünme yetenegine erismis olmalidir. Düsünme
yetenegi insan varliginin en yüce ugrasisi olmalidir. Tanri
bakimindan yaratma gücü ne ise, insanlar bakimindan
düsünme gücü o nitelikte bir seydir; zira
düsünme yetenegine sahip olmayan insan hayvan kertesinde
demektir. Bu itibarla din hükümlerini hiç düsünmeden
ve anlamadan ögrenmek, bellemek ve ezberlemek marifet degildir.
Iste aklin bu üstünlügüne ve yaratici niteligine
inandigi içindir ki Erigena , hiristiyanligi~temel
verilerini akilci elestiriden geçirir ve akla ve mantiga
ters bulduklarini elemek ister. Örnegin "Kutsal Kitab"
'da, Tanri'nin bazi insanlari çehennem'e ve bazilarini
çennet'e atacagina dair olan hükümleri akla yatkin
olmadigini ve bu itibarla Cehennem atesine atilmanin ya da Cennet
ödüllerine kavusmanin "vicdan muhasebesi"
demek oldugunu ve din verilerini sembolik yönleriyle ele
almak gerektigini belirtir. Aklin din emirlerini bu sekilde
denetlemesi geregini savundugu içindir ki, çok
saygi besler oldugu St. Augustin gibi ilahiyatcilarin
görüslerini (örnegin kadercilik konusundaki
düsüncelerini) red ve cerh'ederdi [118]. Öte
yandan "Kutsal Kitab" 'daki yanlislarinin ve çelismelerin
yine akilci usullerle giderilmesini öngörmüstür.
Daha baska bir deyimle hiristiyanlik ile eski Yunan'in akilci
felsefesi arasinda köprü kurmak istemistir. Bu suretledir
ki hiristiyan dinine "Tasavvufi " (mystic) yönde
degil fakat asil "entellektüel" yönde
gelisme olasiligi saglamistir. Ayni zamanda "Renaissance"
ve "Hümanizma" çagi'nin yaraticilarindan
biri olmustur. Denilebilir ki kendisinden bin yil sonra olusacak
olan Bati uygarliginin mimarlarindan çoguna (örnegin
St. Thomas d'Aquin, ya da Dante, ya da Descartes
gibi) fikir kaynagi isini görecek olan malzemeyi hazirlamistir
. Ancak ne var ki Erigena 'yi anlamaktan aciz çevreler
ve hele akilciliga düsman Klise, her çareye basvurup
onu dinsizlikle damgalamistir; Papa'lik bunu yeterli bulmamis
bir de onun yayinlarini yasaklamis toplatmistir [119].