C) "Kutsal" sayilan Kitap'larin Tanri
sözleri olmadigini ve "Gerçekleri" yansitmadigini
söyleyerek Kisi'yi fikren gelistirip kendi kaderinin
sorumlusu kilmaga çalisanlar (12ci ve 13cü yüzyillar)
"Kutsal" kitap'larin Tanri sözleri
ve gerçeklerin tek kaynagi oldugu konusundaki inançlar,
daha 12ci yüzyildan itibaren sarsilmaga , ve mutlakligini
yitirmege baslar. Bu yolu açanlardan biri Aben Ezra
'dir [125]. Orta Çag'in ünlü ilahiyatcilarindan
sayilan bu din adami, aslen yahudi olmasina ragmen, Tevrat
'in bazi bölümlerinin, sanildigi gibi, Musa
tarafindan ortaya konmadigini ve öz'ün'den farkli
biçimde uygulandigini ileri sürmüstür [126].
Bununla da kalmamis, fakat yahudilerin kutsal diye benimsedikleri
Ahd-i Atiyk 'in akla ve mantiga ters düsen yönlerini
ilk kez olmak üzere, sergileyerek , kendi yasadigi dönemin
bes yüz yil ilerisinin insani oldugunu kanitlamistir. Çünkü
Spinoza ve Hobbes gibi
düsünürler, bes yüz yil sonra onun açtigi
yoldan yürümüsler ve bu Kitab'in "yanlislarla"
ve "çocuksu saçmaliklarla" dolu oldugunu
ima etmislerdir. Onlardan sonra digerleri de ayni yolun izleyicisi
olarak Kisi'yi , din kitaplarinin oyuncagi olmaktan kurtarip kendi
kaderinin sorumlusu yapmaga çalismislardir. Bunlar arasinda
din adamlarinin da yer aldigini görmekteyiz. Örnegin
Fransa'da , Rennes Klise'si rahip'lerinden Marbod
(ölümü 1123) , mutlulugun ya da mutsuzlugun, ve
yoksullugun ya da rizik bollugunun alin yazisi olmayip insan
yazisi oldugunu söylemistir. Ayni isi Ingiltere'de John
Salisbury ve daha sonra 13cü yüzyilda Thomas
d'Aquin, yer yüzü yasamlari bakimindan her
türlü kader sorunu'nun kisi'nin kendisine bagli oldugunu
tekrarlamislardir [127]. Bütün bu caba'larda kisi'yi
insanlik haysiyetine kavusturma dileklerinin yattigi muhakkaktir.
Zira bu düsünürlere göre, eger kisi, kendi
kendisini kader oyuncagi olarak görecek olursa haysiyet duygusundan
ve fikren gelisme olasiligindan yoksun kalir.
Ne hazindir ki Seriat ülkelerinde, aydin diye
bilinen siniflara tamamiyle farkli bir zihniyet hakim olmustur;
ilerdeki bölümlerde deginecegimiz gibi, mu'tezile
mensublarindan bazilari hariç, kadercilik felsefesine
karsi dikilmeyi göze alan olmamistir. Insan sahsiyetinin
haysiyeti konusuna gelince, seriat'in Kisi'yi kul kertesine indiren
hükümlerine karsi sesini yükselten görülmemistir.