D) 13cü yüzyil: Dinsel verilerin
akilci elekten geçirilmesi gereginde direnenler:
13cü yüzyil Bati dünyasi'nin tam manasiyle
karanliklara gömülü bulundugu, ve bilimsel gerçeklerin
sadece "Kutsal" kitap'larda yattigi, ve bu gerçeklerin
ancak Tanri'nin "Bilgin" olarak özel sekilde
yarattigi kimseler tarafindan anlasilacagi zihniyetinin bininci
yilini idrak ettigi bir dönemdir. Bununla beraber bu zihniyet,
12ci ve 13cü yüzyillarda gelistirilen bir görüsün
saldirisina muhataptir. Bu görüs, eski Yunan'in akilci
kaynaklarinin kesfedilmesi sonucu ortaya çikmistir. Bati
dünyasi bu kaynaklara Islam bilginleri araciligiyle kavusmustur.
Ve ilginç olan husus sudur ki Bati'li aydin, bu akilci
kaynaklari, Islam düsünürlerinin yaptiklari gibi,
din kaliplarina uyduracak yerde aksini yapmistir; daha baska bir
deyimle akilci usullere üstünlük tanimis ve din
verilerini akilci temele oturtmak istemistir. Fakat bunu yaparken
ölçüyü kaçirmis ve bu kez, sanki
eski Yunan kaynaklari disinda "gerçek" olamazmis
gibi bir tutumla iskolastik 'cilige saplanmistir. Örnegin
Aristo 'yu, ya da Eflatun ' u, ya da Galen'
i 've digerlerini birer bilim tanri'si gibi kabul etmis, ve bu
kaynaklarda buldugu her seyi, hiç elestirmeden, ve hatta
tartismadan oldugu gibi benimsemistir. Nasil ki daha önceleri,
din kitaplarindaki esaslar disinda gerçek olmadigina inaniyor
idiyse, bu kez eski Yunan bilimleri disinda gerçek bulunmadigina
inanmistir. Orta Çag döneminin özelliklerini
inceleyen bir yazar söyle der: "Böylesine kör
bir inanisla her seyi gerçek sanan bir davranisi biz bugün
saskinlikla karsilariz. Bugün her hangi bir bilim adami,
ortaya bilimsel bir veri koydugu zaman, yüzlerce bilim adami
onun vardigi sonuçlarin dogru olup olmadigini arastirir.
Sadece vasat ve çocuk zekali kimselerdir ki kendilerine
söylenen seyleri, hiç elestirmeden, ve düsünce
süzgecinden geçirmeden kabule yanasirlar. On ikinci
yüzyilda Bati'li insan, çocuk zekali ve çocuk
ruhlu bir kimsedir..." [128]. Bununla beraber sunu
da kabul etmek gerekir ki 13cü yüzyilda Bati'da, kendi
çevresinin körü körüne "Evet"
dedigi seylere "Hayir" demesini bilenler de çikmistir:
Albertus Magnus ya da Roger Bacon
bunlar arasindadir. Her ikisi de Bati'nin "aydinlik çag'a"
yönelmesine vesile yaratan ilk adimalrin atilmasinda rol
oynamislardir. Albertus Magnus , ki "Dominican"
Klise'sine mensup biridir, gerçeklerin din kitap'alrinda
yatmadigina ve ancak akilci arastirmalarla bulunacagina inananlardandir.
Bu yüzden rahip'ligi terketmek zorunlugunda kalmistir. Roger
Bacon 'a gelince, bir yandan kendi döneminin din
uygulamalarindan dogma bozukluklarini, fikirsel ve ahlaksal sapikliklarini,
ve dogmatik ve iskolastik düsün tarzini yererken, diger
yandan da deneyci usullerle gerçekleri arama yolunu seçmistir.
1266 yilinda yayinladigi Opus Majus ve 1271 yilinda
yayinladigi Compendium Studii Philosopiae adli yapitlariyle
ün salmistir. Eski Yunan kaynaklarina Islam bilginleri araciligiyle
kavustugunu ve bundan dolayi onlara minnet duydugunu söylemekle
gurur duyan bu bilgin, onlardan çok farkli bir düsün
sistemine yönelir. Örnegin Doga'nin sirlarini Tanri
ya da Peygamber sözlerinde degil fakat akilci ve deneyci
usullerde arar [129]. Oysa ki hayrani bulundugu Ibn-i Sina,
yine ilerde görecegimiz gibi, eski Yunan kaynaklarindan
yararlanirken sanki Kur'ana uyarak ilim yapiyormus kanisini yaratmak
istemistir. Roger Bacon ise din kitap'larinda "gerçek"
diye öne sürülen seylerin ilimle ilgisi bulunmadigini
ve gerçek olmadigini sergiler. Örnegin "Gök
kusagi" konusundaki verilerle ilgili olarak böyle
yapmistir. Onun zamanindaki inanislara göre "Gök
kusagi", Tanri'nin gök yüzünde kendi parmagiyle
çizdigi bir çizgi olarak bilinirdi: Bacon
bunun böyle olmadigini, ve çünkü gök
kusaginin , yagmur taneciklerinden süzülen günes
isinlarinin olusturdugu bir doga olayi oldugunu açiklamistir
[130]. "Kutsal" kitap'lari bilimsel gerçekler
kaynagi olarak kabul etmedigi içindir ki çevresinin
düsmanligini kazandi; fakat sinirsiz bir medeni cesarete
ve bilimsel dürüstlüge sahip oldugu için
fikirlerini söylemekten geri kalmadi. Bu yüzden ömrünün
24 yilini hapislerde geçirdi. Bilgisiz ve bagnaz çevresi
için su sekilde konusmaktan kaçinmadi: "Birlikte
ve yanyana yasamak zorunlugunda bulundugum bu insanlarin cehaleti
ve dar görüslülügü nedeniyle insanliga
daha yararli seyler kazandirma olanagini (bulamadigim için
üzgünüm)..." [131].
Bu dönemde Roger Bacon gibi Ibn
Rüst taraftari olanlar çoktu ve bunlar, "Averroist"
ler diye taninirlardi. Onlar için de ayni kötü
akibet söz konusu olmustur. Hatirlatalim ki 13cü yüzyilda
Batili düsünürler arasinda Averroist (yani
'Ibn-i Rüst okulu mensuplari" ) diye çagirilanlar,
Ibn Rüst 'ü , Aristo' nun en yetkili
yorumcusu ve dolayisiyle akilci düsün sisteminin temsilcisi
sanirlardi. "Averroist" sözcügü,
bir bakima, ilmi din kitaplarinda degil fakat akil rehberliginde
arayan kimseler için kullanilirdi. Bu okulun lideri
Siger Brabant (ölümü 1281) akil gücü'nün
"iman" gücünden üstün oldugunu
söyler ve Doga olaylarinin izahini din kitaplarina göre
degil fakat akilci arastirmalara göre yapmak gerektigini
önerirdi. Insan denilen varligin en belirli yönünün
akilci arastirmalar oldugunu eklerdi. Ne hazindir ki Bati'da
böylesine akilci bir gelismeye vesdile olan Ibn Rüst
, kendisi, akilci usul'lere göre ilim yapiyor görünmekten,
ve örnegin akil verilerinin seriat verilerine (Kur'an'a)
üstünlügünü söylemekten kaçinmistir.
Bati'li aydin , onun yapitlarindan yararlanarak eski Yunanin
akilci bilim verilerini, "Kutsal" kitaplarin karsisina
dikerken, ve bu verilerin din verilerine oranla daha güvenilir
oldugunu ilan ederken ve büyük bir cesaret örnegi
teskil ederken Ibn Rüst, gerçek düsüncelerini
gizleme yolunu seçmistir. Bati'daki "Averroist"
lerin parolasi : "Kisi'nin övgüye layik en büyük
niteligi, düsünme yolu ile davranislarini ayarlamasidir"
seklinde olurken Ibn Rüst kisi davranislarini
seriat kaliplari içerisinde dondurmustur. Bati'li aydin'in
akilci usullere yer ve deger vermesi sonucu Bati dünyasi,
bir kaç kusaklik bir zaman içerisinde fevkalade
basarili sonuçlara varirken, Ibn Rüst ve
benzerlerinin egittigi seriat dünyasi ilkellikler içerisinde
kalmistir. Bati'li aydin sayesinde Bati dünyasi , sadece
müspet bilim alaninda degil fakat müspet ahlak anlayisina
yönelis bakimindan da akilci kipirdamalara geçmistir.
Örnegin Boetius , ki "Averroist"
okulu mensuplarindan biridir, kisi'nin kutsal ve ilahi olan
gücü'nün akilcilik oldugunu, ve ahlakilige ancak
bu yoldan ulasma olanagi bulundugunu savunmustur. Bu görüsleri
yüzünden de Klise'nin düsmanligini kazanmis ve
1277 yilinda ateste yakilmistir [132]. . Averroist 'lerin
etkisi özellikle Fransa'da, Üniversite cevrelerinde
kendisini belli etmistir. Ibn Rüst 'ün Aristo
'ya atfen naklettigi bilgileri "Temel bilim" sayan
Paris Üniversitesi, rasyonalizm'e öylesine bir sarilir
olmustur ki, bu yüzden hiristiyanliga baglilik duygularini
bile kenara atar olmustur [133]. Bundan dolayidir ki :"Hiristiyan
dini bilimsel arastirmalara ve müspet ögrenime engeldir"
seklindeki görüsleri desteklemekten geri kalmamistir.
Hemen ekleyelim ki seriat ülkelerinde, ne o tarihte, ve
ne de ondan sonraki bir tarihte, bu tür bir düsün
yörüngesine girebilen olmamistir. Ibn Rüst bile
"rasyonalist" görünmemek ve seriat disina
çikiyor olmamak için, son derece kaypak, dolambaçli
bir dil ile yazmaya çalismistir [134]. Paris Üniversitesinde
olup bitenler, Italya'da da, özellikle Bologna ve Padua gibi
üniversitlerde de izlenir olmustur. Nasil ki Avélard
Paris üniversitesinde akilci egitim sistemini baslatti
ise, Bologna üniversitesinde de Irnerius ayni seyi
yapmistir [135] . Onun sayesindedir ki o zamana gelinceye
kadar dinsel esaslara dayali hukuk yerine laik nitelikteki "Roma
hukuku" okutulmaga ve böylece müspet kafa yapisinda
yeni kusaklar yetistirilmege baslanmistir. Bu tür egitimin
olumlu sonuç verdigini farkeden Klise, ayni usullere yönelmis
ve "Roma hukuku" egitimini Klise hukuku egitimine temel
yapmistir [136]. "Roma hukuku" aslinda akil ürünü
bir hukuk sistemi olarak din ile ilgili bulunmadigi halde Klise'nin
böyle bir yolu seçme zorunlugunu hissetmesi ilginçtir.
Abélard' in Fransa'da ve Irnerius 'un Italya'da
yaptiklarini Roger Bacon Ingiltere'de basarmistir. Tipki
onlar gibi eski Yunan ve Roma kaynaklarini ve özellikle Aristo
'yu, ve Cicero 'yu, ve Seneca 'yi ve benzerlerini
okutarak bilimsel ve ahlaksal gerçeklerin din hükümlerinde
degil akil verilerinde oldugunu anlatmistir. Akilci egitim sistemi
sayesinde daha genis bir aydinlar sinifinin yetismesine vesile
olmustur [137].