E ) 14cü yüzyil: Düsünce
özgürlügünü saglamak için Papa'ligin
mutlak otoritesine ve batil inançlara karsi savasim:
Orta Çag döneminde Bati dünyasi,
Katolik Klise'sinin kölesidir; dünya ve ahiret islerinde
en yüksek otorite Klise ve onun basi sayilan Papa'liktir.
Sosyal ve siyasal yasamlarin her yönü Klise'nin tekelindedir:
din ve dünya islerinin birbirinden ayrilmasi diye bir sey
söz konusu degildir. Kiral'lar, Prensler ve Feodal Bey'ler
Papa'nin otoritesini tanimak zorunlugundadirlar zira aksi taktirde
aforoz edilmek durumundadirlar [138]. Bundan dolayidir ki Klise,
her alanda dünyevi iktidara üstün, ve her bakimdan
insan beynini diledigi gibi sekilendirme gücüne sahiptir
[139]. Ancak ne var ki üstün olan bu güç,
daha önceki yüzyillarda baslamis olan akilci egilimler
nedeniyle artik sarsilmaga baslamistir. "Renaissance"
dönemi, degerler ölçüsü olarak
din'den gayri ögelerin, ve daha dogrusu akilciligin ve deney
yolu ile arastiri usullerinin ön plana alinmasi gelenegini
yaratmistir. Egitim ve ögretimde dinsel malzeme yerine eski
Yunan ev Roma bilimlerine öncelik taninmistir. Böylece
bilim, san'at ve kültür alanlarinda din kitap'larinin
ya da Klise otoritesinin rehberligi yerine akil rehberligine
üstünlük taninmistir. 14cü yüzyildan
itibaren din kökenli seylere karsi aydin'in savasimi
artmistir. Bu savasimi sürdürenler arasinda kültürlü
din adamlari dahi yer almislardir. Bir iki örnekle yetinmek
gerekirse Ingiltere'de Wycliff ve Bohemya'da Huss
ad'larini belirtmek mümkündür.
John Wycliff (1324-1384),
Papa'ligi elestiri konusu yapmanin ve "Kutsal" kitaplari
küçümsemenin en büyük suç
sayildigi bir dönemde, bu suçu islemekten çekinmeyenlerden
biridir. Klise'ye mensup bir din adami olmasina ragmen papa'ligin
tutum ve davranislarina ve din adamlarinin "soysuzluklarina"
karsi isyan eden "reformatör"'lerdendir. Söyledigi
sudur ki Isa 'nin getirdigi esaslar Klise tarafindan tahrif
edilmistir, farkli uygulamalara itilmistir ve bu suretle hiristiyanligin
özü yok edilmistir; yapilacak sey öz'e dönmektir,
"Kutsal" kitab'in Ingilizce'ye çevrilmesi ve
her kesin anlayabilecegi sekle getirilmesidir; böylece her
hiristiyan kisi, din hükümlerini, kendi akil ve zekasina
ve kendi vicdani kanilarina göre uygulama yolunu bulacaktir;
böylece uhrevi iktidari kötüye kullanan din adamlarinin
saltanati ve istibdadi son bulacaktir. Öte yandan, yine ona
göre, hiristiyanligin uygulanmasi için Papa'liga gerek
yoktur; Klise'nin basi Papa degil fakat Isa' dir ve Klise
papa olmadan da is görebilir [140]. Her ne kadar bazi çevreler
bu görüsleri paylasmislarsada [141] bir yandan Papa'lik
ve diger yandan dünyevi iktidar Wyckliff 'e karsi
müsterek bir cephe kurmuslardir. Nitekim 1382 yilinda Ingiltere
Kiral'i, muhtemelen Papa'ligin da kiskirtmasiyle, Wycliff
'in göruslerini destekleyenleri hapsedilmesini emretti [142].
Ingiltere'de Wycliff 'in yaptiklarini, az sonra Bohemya'da Betlehem Klisesi rahibi John Huss (1369-1415) tekrarladi. Halk'a hitaben verdigi va'zlarinda Papa'ligin ve din adamlarinin sahteliklerini ve cinayetlerini ve para karsiligi günah çikarma rezaletlerini ortaya vurdu. Bu yüzden Klise tarafindan zindik sayilarak ölüme mahkum edildi: ateste yakilmak üzere odun kütüklerini baglandiginda , kendisinden sozlerini geri almasi ve aldigi taktirde afv olunacagi bildirildi; fakat buna ragmen Huss söylediklerini geri almadi ve kendisini seyretmek için toplanan halk'a hitaben yüksek sesle ayni seyleri tekrarladi ve din adamlari hakkindaki açiklamalarinin gerçek oldugunu ve eger bu söylediklerini geri alacak olursa vicdanina karsi suç islemis sayilacagini haykirdi; bu sözleri söylerken yükselen alevler arasinda kül olup gitti [143]. Fakat Huss 'ün bu emsalsiz cesareti ve fedakarligi bosa gitmemistir; asil oldugu kadar anlamli olan bu davranis, daha sonraki kusaklar için örnek bir ideal kaynagi teskil etmistir [144]. Bohemya halki daha sonraki dönemlerde, adeta "Huss ideali ile büyülenmis" olarak [145] Klise'nin ve din adamlarinin kötülüklerine karsi hep Huss 'ün fikirlerine sarilarak ayaklanmistir [146].
Orta Çag ayni zamanda her türlü
iktidarin Tanri'dan geldigi ve "Uhrevi iktidar" 'in
, "Dünyevi iktidar" 'a üstün bulundugu
anlayisinin geçerli sayildigi bir çagdir. Fakat
Klise'nin yerlestirdigi bu inanisa ragmen Bati'da, iktidarin kaynaginin
"Halk" (Toplum) oldugunu ve halkin çikarlarina
yatkin olarak kullanilmasi gerektigini söyleyenler çoktur;
bunlar arasinda da kültürlu din adamlarinin yer aldigi
görülür. Örnegin Marsillio Dubois
, daha 14cü yüzyilda, iktidarin amaci'nin halkin
gelismesini ve mutlulugunu saglamak olmasi gerektigini savunmustur.
Onun fikirlerini dört yüzyil sonra J.J.Rousseau
gelistirecektir. Marsillio 'nun bir benzerini Ingiltere'de
görmekteyiz: John Ball adinda bir din adami,
Klise'de verdigi vaiz'larinda,"demokratik sosyalizm"
esaslarini halka ögretmistir [147]. Onun konusmalarina söyle
bir göz atacak olursak kendimizi sanki 20ci yüzyilin
siyasal ve ekonomik sistemleriyle karsi karsiya imis gibi buluruz.