III) Halk Yiginlarini Köhne Geleneklerden ve Ilkel Din Anlayisindan Kurtarip "Özgür ve Akilci Düsünce" Aliskanligina Sokmaya Çalisan Diger Kalemler

16ci ve 17ci yüyillarda, roman ve piyes yazarlari ve sairler ve güzel san'atlarin her dalindaki ustad'lar dahi, kisi yasamlarini dinsel kölelikten ve kadercilikten ve olumsuz Tanri anlayisindan kurtarip akilci kilmaga ve insan sahsiyetinin haysiyeti duygulariyle donatmaga çalismisladir. Din kitaplarindan belirlenen "Korkutucu" ve "Insanlari birbirlerin bogazlatici" Tanri anlayisi yerine iyilik ve sevgi kaynagi olan ve tüm insanlari kardeslikte toplamaya ugrasan bir Tanri anlayisini yerlestirmek cabasindadirlar. Fransa'da Molière 'ler, Gassende 'ler, La Rouchefoucauld 'lar , Du Rondel 'ler , Cyrano de Bergerac 'lar, ya da Ingiltere'de Milton 'lar, ya da diger Bati ülkelerindeki benzerî kalemler, hep bir agizdan kisi ve toplum yasamlarini zincire baglamis olan din kurulusuna ve din adamlarina karsi savas açmislardir. Bunlar arasinda Tanri'yi inkar edenler vardir, fakat etmeyenler daha çoktur: bu "etmeyenler" dahi, o zamana kadar alisilagelmis olan Tanri anlayisini degistirmek ve olumlu kilmak hususunda kararlidirlar. Din kitap'larindaki korkutucu ve gaddar ve keyfî vs Tanri tanimini degistirip, bunun yerine akla ve vicdana yatkin niteliklerle süslenmis bir Tanri anlayisini yerlestirme cabasindadirlar. Yeryüzü olumsuzluklarinin (örnegin esitsizlikler, sefaletler, çekismeler, öldurmeler, vs) Tanri'dan gelmeyip insanlar'dan gelme oldugunu savunurlar. Aralarinda din adamlari da vardir [224] . Bir iki örnek vermekle yetinelim:

Molière (1622-1673), kisi yasamlarini, insan haysiyetiyle bagdasmaz nitelikteki geleneklerden ve dinsel inançlardan ariyip uygar kerteye çikarmayi amaç bilen tiyatro piyesleriyle taninir. Hemen her piyes'inde, hem de en ignleyici bir dil ile, akil verilerine ve vicdan sesine yabanci düsen dinsel inanislari yerer. Örnegin Le Malade Imaginaire adli piyesinin kahramanlarindan Béralde' ye , köhne geleneklerle ve batil inançlarla iliskileri koparip akla yatkin yasamlara yönelme özlemini savundurur; zevk alinmak ve mutluluk duymak gereken seylerin, mutsuzluklar yaratan geleneklere tercih geregini söyletir. Daha dogrusu onu, bir bakima, eski Yunan'da geçerli olan "Epicure" felsefesinin sözcüsü durumuna geçirir. Yine ayni sekilde Don Juan adli piyes'inin kahramani olan Don Juan ' i, Tanri'yi her ise karistirmayan ve iman sorunlariyle fazla mesgul bulunmayan bir karakter olarak tanitir. Her ne kadar Don Juan 'in yasamlarini, sanki tenkid edilebilir nitelikte imis gibi göstermekle beraber, aslinda onun kisiligini son derece sempatik ve cazib ki,mak suretiyle seyircisini, akilci yasamalrin üstünlügü fikrine sürükler.

Bir baska yazar, Théophile de Vian, ki siir'leriyle halki teshir etmis olan bir sair'dir, kisilerin din emirlerine göre degil fakat akil kanunlarina göre yasamalarini salik verir. Dogustan esitsizlik ya da rizik farki oldugunu öngören din verileriyle alay eder, ve bütün olumsuzluklarin ve düzensizliklerin insanlardan gelme oldugunu söyler. Savas duygularini, ya da askeri zaferleri ve fetihleri ve kaba güc'ün her seklini küçümser; ve insan varligini fazilete ulastiran tutum ve davranislarin, dinsel kurallara uymakla degil fakat akil verilerini uygulamakla deger kazanacagini anlatir [225].

Onyedinci yüzyilda "Epicure" felsefesine bürünmüs olarak dinsel geleneklere ve inanislara saldiranlardan biri de Cyrano de Bergerac 'dir. Insan yasamlarini mutsuz kilici her seye karsi savas açmistir; örnegin gelecek dünya yasam'larinin, bu yeryüzü yasamlarina tercih edilmek gerektigini öngören dinsel inançlari yerer. La Mort d'Agrippine adli piyes'inde kaderciligi küçümser ve dünya yasamlarinin zevk ve mutluluk arama temeline dayatilmasi fikrini isler. Benimsedigi Tanri anlayisi, din kitap'larindakinden çok farklidir. Ona göre Tanri fikri yücelik ifade etmelidir ve bu yüceligi zedeleyici tanimlamalar yok edilmelidir: örnegin ugruna kurbanlar kesilen, ya da korku duygulariyle itaat edilen bir Tanri anlayisina yer verilmemelidir, zira böyle bir Tanri, olsa olsa insanlarin kendi kafalarindan uydurduklari bir seydir [226]. Bu tür fikirleriyle Cyrano de Bergerac , sadece halk yiginlarini degil fakat aydin siniflari ve bilim çevrelerini dahi olumlu yönde etkilemistir [227] .

Ingiltere'nin bu dönemde yetistirdigi en güçlü sairlerden John Milton (1608-1674) , Klise'nin insan kisiligini ezen tutumuna karsi isyan edenlerdendir. The Lost Paradise adli kitabin yazaridir. Bütün yayinlariyle, kisi'nin ancak Klise araciligiyle ve din emirleri sayesinde kurtulabilecegine dair yerlesik inançlari yikmaga çalismistir. Ingiliz Klise'sinin 1647 yilinda yayinladigi bir bildiriyi Tanri anlayisina hakaret saymistir. Bu bildiride, bütün insanlarin, Adem ve Havva'dan gelme günahlari tevarüs ettikleri ve bu günahlardan kendi güçleriyle kurtulamayacaklari, ve esasen Tanri'nin bazi kisileri ebedi mutluluga eristirirken bazilarini cehennem atesinde yakacagi beliritilmisti [228]. Milton' a göre Tanri'yi bütün bu saçmaliklarin kaynagi olarak tanitmak, Tanri'ya hakarettir çünkü bu tür saçmaliklar Tanri'nin insanlara vermis oldugu akla aykiridir. Tanri insani akil ögesiyle nimetlendirmis, ve ona böylece sinirsiz bir gelisme olasiligi vermistir. Kisi'nin kendi gücü ve cabasiyle günahlardan kurtulamayacagini iddia etmek, insan varliginin yetersizligini öne sürmek, insan'a güven beslememek olur ki bu da dolayisiyle Tanri'yi hor görmek demektir. Bu sekilde düsündügu için kendisinin çehenneme gidecegini söyleyen Klise'ye ve din adamlarina karsi söyle konusurdu: "Bütün bu düsüncelerimden dolayi belki Cehennem'e gönderilebilirim, fakat böyle bir Tanri bana saygi telkin eden bir Tanri olamaz..." [229]