1) Bati'li AYDIN'in Yüzyillar Boyunca Verdigi Akilcilik Savasimi, Din Duygularinda Gerileme Degil Fakat Yücelme Sonucunu Yaratmistir

Seriat ülkeleri "aydin" 'larinin geçmis dönemler içerisinde girismeye bir türlü cesaret edemedikleri ve hatta girismek istemedikleri sey, din verilerini akil eleginden geçirmek, elestirmek ve elemektir. Çünkü böyle bir ise girisecek olurlarsa ve örnegin Kur'an'in Tanri yapiti degil insan yapiti oldugunu ve çelismelerle dolu bulundugunu söylemeye kalkisirlarsa, ya da Muhammed'in yasamlarini ve davranislarini elestirecek olurlarsa din duygularinin sarsilacagini, müslüman imani'nin zayiflayacagini, ve Islam'in temel'den yok olacagini sanmislar, ve her müslüman kisi'nin kafasinda bu korkuyu yaratmislardir. Onlarin bu olumsuz tutumu yüzündendir ki Islam ülkelerinde dinsel anlayis henüz çagdas sinirlara yaklasamamistir. Bundan önceki kesimlerde degindigimiz gibi , tartisma ve tenkid konusu yapildigi taktirde din kurulusunun çökecegi dogrultusundaki inanis vaktiyle Bati'da da hükmünü sürdürmüstür. Orta Çag düsünürleri arasinda oldukca bilgili sanilan kimseler dahi bu görüsü savunmuslardir: Dominic ya da Francis ya da Bonaventure ve Aquina ve St. Louis ve Innocent III gibi, "ince ruhlu" ve "genis görüslü" olduklari söylenen nice ünlüler vardir ki, din sorunlarinin elestirisi söz konusu oldugunda insanliklarini unutup yari vahsi hayvan kiligina bürünürlerdi[282] Bununla beraber Bati'li aydin, hiristiyanligin daha ikinci yüzyili'ndan itibaren, ve örnegin Marcion gibi ilahiyatci'larin gayretleriyle, "Kutsal" kitap'taki olumsuzluklara karsi baskaldirmistir. Ahd-i Atiyk' ta belirlenen "gaddar" ve "korkutucu" ve "keyfi" ve "insanlari birbirlerine saldirtan" Tanri anlayisina karsi çikmislar ve Tanri'yi sevgi kaynagi seklinde tanimlamislardir. Besinci yüzyilda Pelagius gibi düsünürler "Kutsal" kitap'larin akla ve mantiga aykiri yönlerini sergilerken, ya da dokuzuncu yüzyilda Erigena gibi kimseler Incil ve Tevrat 'daki çeliskilere deginirken, ya da onikinci yüzyilda Abélard 'lar bu kitap'lardaki Tanri tanimini daha "insancil" kilarken, ya da onüçüncü yüzyilda Bacon gibi bilim adamlari din kitaplariyle ilim yapilamayacagini söylerlerken, ya da ondördüncü yüzyilda Marsilio Dubois ve John Ball gibi kalemler bu kitap'larda "mutlak gerçek" diye belletilen seylere meydan okurcasina konusurak besyüzyil sonrasinin siyasal hukuk anlayisinin tohumlarini atarlarken, ve daha nice düsünürler benzeri caba'lara yönelirlerken hep ayni amaca hizmet etmislerdir. Yine yukardaki sayfalarda degindigimiz gibi 15ci yüzyildan itibaren Bati'li aydin, hiristiyanligin temellerini sarsici tartismalara girismekten geri kalmamistir. Bir yandan Klise'nin "evrenselligini" ve mutlak otoritesini çürütürken, diger yandan "Kutsal" kitap'ta "Tanri sözleri" diye yer alan hükümlerin yanlislarla dolu ya da uydurma oldugunu, eski çag'lardan kalma efsane ve masal'lardan olusturuldugunu kanitlamis, ve "peygamber" diye yüceltilen kisilerin yasamlarindaki olumsuzluklari ortaya koymustur. Bunu yaparken "Din duygulari zedelenir" ya da "Din elden gider " , ya da "Toplum anarsiye düser, devlet çöker" diye telasa kapilmamis, ya da buna benzer iddialari ciddiye almamis ve bu tür saçmaliklara inanmamistir. Aksine din kurulusu tartisma konusu yapilirsa ve din adamlarinin "soysuzluklari" açiklanirsa din duygulari saglamlasir ve din kurulusu canlanir diye düsünmüstür. Örnegin Spinoza , "Kutsal" kitap'larin üstünlügüne degil fakat akil kanunlarinin üstünlügüne inanmis olarak akilci temele dayali bir din anlayisina taraftardi. Aklin din kitap'larinin egemenligi altina girmesini degil, aksine özgürlüge ulasmis olarak bu kitap'lari denetlemesini gerekli bulurdu. Daha sonra Bayle , din ile ilgili her seyi elestiri konusu yapmanin gerekli oldugunu söylerken, bunun din duygularinda zayiflama yaratabilecegini kabul etmekle beraber, uzun vade itibariyle olumlu sonuçlar saglayacagini belirtirdi. Onsekinzinci yüzyil'in aydin'lari akil çagi'nin temellerini bina ederlerken ve örnegin Tanri yerine Akl'i yerlestirirlerken, ya da Klise'leri kaparlarken ve din adamlarini hapislere atarlarken "Halk'in dinsel duygulari zedelenir" diye endise etmemislerdir. Thomas Paine, halk yiginlarina söyle demistir: "Sizler batil itikad'larin olusturdugu duygulara gömülü bulundugunuz içindir ki Tanri'nin yüceligine,,,önem ve deger vermekten uzaksiniz. Çünkü Incil'in ( asilsiz ve mantiksiz nitelikteki ) masallarina inanmakta, ve inatci bir umursamazlikla bunlari dinlemege kararlisiniz. Incil'in saglam hiç bir temele dayanmadigini kanitlamak için öne sürdügüm...bilgiler, din adamlarinin vurdumduymazliklarini mutlaka sarsacaktir; fakat bu arada milyonlarca insanin ruhunu ve vicdanini rahatlatacaktir. Bu kanitlamalarim sizleri, Incil'in akil ve ahlak kurallarina ters düser sekilde kafalariniza yerlestirmis oldugu Tanri anlayisindan kurtaracaktir...". [283]. 19cu Yuzyilda Kierkegaard, ya da Niche ya da Freud ya da Darwin gibi en büyük bilgin ve düsünürler, din kurulusuna karsi en siddetli saldirilara geçerlerken ve "Tanri" fikrini elestirirlerken ve "Kutsal" kitaplari bilimsel ve ahlaksal gelismeye engel bilirlerken, ya da Gambetta gibi siyasetciler : "En büyük düsman din adamlaridir" diye halki uyarirlarken, din duygularinin sarsilmasindan korkmamislardir; aksine fikirsel ve ahlaksal ilerlemenin ve uygarliga erismenin ancak akilci usullerle din kurulusunu yermekle, hatta din duygularini incitmekle mümkün oldugunu hesaplamislardir. 20ci yüzyilda da yine öyle olmus ve aydin nitelige sahip her kes, akli özgürlükten uzaklastirici nitelikteki her seye karsi savasmayi görev saymistir. Bertrand Russell gibi dev çapta bir düsünür, kendi mensup bulundugu hiristiyan dini'nin (yüzyillar içerisinde reform görmüs olmasina ragmen), insan beyni ve karakteri üzerindeki yikici etkiler yarattigini belirtirken ve "Neden dolayi Hiristiyan Degilim" diye kaykirirken [284] din duygularini yok etmek degil fakat gerçek anlamda din duygusu yaratmak bakimindan insanliga hizmet etmenin ferahligi içerisindeydi. Onun gibi daha nice yazar ve düsünürler, buna benzer fikirleri islerlerlerken, ve eski dönemlerden kalmis inanislarin, din kisvesi altinda, akla ve mantiga ters düsercesine, insanlara kabul ettirilmis oldugunu söylerlerken, din duygularinin zayiflayacagini degil aksine güçlenecegini düsünmüslerdir. Zaman onlari hakli çikarmistir. Çünkü onlarin bu tür savasimi sonucudur ki Bati'da insan beyni, akilci egitimle yolu ile, gelisirken ve mu'cize niteliginde isler görürken, din anlayisi da insancil yörüngeye yerlesmistir. Bu arada Klise ve din adam'lari sinifi, fikirsel ve ahlaksal gelismeye çelme takmaktan, ve kisi'nin özgürlügünü baltalamaktan uzaklastirilmis ve müspet aklin gereklerine ayak uydurma zorunlugunda birakilmistir. Akil Çagi insani, akil rehberligi sayesinde din verilerine süphe ile bakar oldukca, ve "Kutsal" kitap'lardaki olumsuzluklari, ve hata'lari ve yanlis'lari ve tutarsizliklari anladikca, ve kendi aklinin sinirsiz gelisirligine tanik oldukca, insanlik sahsiyetinin haysiyetine kavusmus ve kendi kendisinin efendisi olmustur. Her türlü yanilgilara ve akil ve mantik disiliklara ve ahlak yoksunluklarina karsi en güçlü silahin akil oldugunu anladikca, aklin rehberliginden gayri kurtarici aramamistir. Böylece hem kendi kendisine karsi saygi ve hem de insanliga karsi sevgi duyar olmus ve gerçek din anlayisina ulasmistir.