I) Islam Dünyasi'nin Geriligi'nin Baslica Nedeni, "Aydin" diye bilinen sinifin "Dogmacilik" ve "Iskolastikcilik" gibi Hastaliklardan Kurtulup "Akil Çagi" na Çikamamis olmasidir:

"Milletlerin bütün felaketleri'nin nedeni AKIL rehberliginden yoksunluktur" der Mauris Maeterlinck. Dogrudur, zira insanlik tarihi boyunca hiç bir toplum gösterilemez ki akli "rehber" edinmeden, ve kisi'ye "yaratici düsün gücü" olasiligini saglamadan gelisebilmis olsun. Uygarlik sahlanmasinin en muhtesemi "akilci" ve "deneyci" usullerle ve "Kutsal" bilinen kitap'lari kenara itmekle olusabilmistir. Nerede ki insan akli ve zekasi bu kitaplarin köleliginden uzak kilinabilmistir, ve nerede ki din verileri akil süzgecinden geçirilebilmistir, orada mutlaka ilerleme görülmüstür. Buna karsilik nerede ki :"Tanri ve peygamber sözleri disinda gerçek olmaz ve aranmaz" inanci egemen olmustur, orada mutlaka ne uyanis, ne canlanma, ne uygarlasma, neözgürlük ve ne de hosgörü var olmustur. Bati dünyasini uygarlik sampiyonluguna ulastiran tilsim "akilcilik" 'tir, "akil çagi" na ulasmisliktir. Bu asama'da Bati dünyasi, aydin sinif'in, bir yandan dogmaciliga , yani insan aklini kaliplastiran tabulara, ve diger yandan iskolastikcilge , yani taklitcilige galebe çalmasiyle ulasabilmistir. Akil Çagi bilindigi gibi akil denen sey'in "Tanri" kertesine çikarildigi ve akla aykiri verilerin geçersiz kilindigi bir dönemin baslangicidir. Bu dönemi olusturanlar Bati'li aydinlardir. Islam dünyasi'nin aydinlari ise böyle bir asama'ya yönelememislerdir. Yaptiklari sey, bilimsel ve ahlaksal gerçeklerin Kur'an'da ve Muhammed'in söz ve davranislarinda yattigini söylemek ve akl'in baslica görevinin bunlari bellemek (ve bunlara aykiri olan seyleri red etmek) oldugunu savunmaktir. Insan beynini Kur'an'in köleliginden kurtarip özgürlüge sokmak için ugrasan pek çikmamistir. Eski Yunan'in akilci bilim kaynaklarindan yararlananlar bile, çogu zaman bu kaynaklardaki verileri seriat'a uygunmus gibi tanimlamaga çalismislardir. Oysa ki Bati'da, daha Orta Çag karanliklarinda bu ayni kaynaklara dayali olarak ilim yaparlarken, kendilerini bu kaynaklara kavusturan Islam bilginlerinden çok farkli olarak akil rehberligine dogrulmuslardir. Örnegin Roger Bacon, ki biraz ilerde görecegimiz gibi, Ibn Sina sayesinde eski Çag'in üstadlarini ve bilimsel zenginligini tanimistir, onun yaptigi sekilde din kitap'larini kendisine paravana edinmemis ve akilci kaynaklardan aldigi bilgilerini din verileriyle bagdastirmaya yanasmamistir; aksine, din kitaplariyle ilim yapilamayacagini savunmus, ve bu kitaplarda "gerçek" diye tanitilan seyleri, akil verilerine aykiri buldugu an kenara atmistir. Oysa ki Ibn Sina , eski Yunan'in tip üstadlarindan ögrendiklerini, örnegin Galen in "Hastaliklar ve hastaliklarin tedavisi" konusunda söylediklerini, sanki islamî verilere uygunmus gibi göstermeye çalismistir. Esasen Galen' e fazlasiyle deger verir görünmesinin sebebi de onun "Doga" hakkindaki görüslerini islamî düsünceye sigdirabilme umudundandir. Çünkü Galen, "Doga'nin yaratici gücü'ne ve ahengi'ne" olan hayranligini her vesile ile ortaya vuran bir bilgindi. Özellikle De Usu Partium adli kitabinda, insan vücudunu meydana getiren organlarin mükemmeliyetini ve her bir organinin luzumlulugunu belirtirken Evren 'i yaratan Güc'e karsi duydugu hayranligi dile getirmistir. Söylemeye gerek yoktur ki Doga'ya karsi böylesine hayranlik beslemesi, "mutlak" denecek kadar akilci bir bilim adami olmasindandi. Çünkü o, Doga'yi yaratan Güc'ü, geleneksel dinlerin tanimladigi "Tanri " niteliginde degil, fakat tipki Aristo gibi soyut (cismani olmayan) bir Güc olarak benimsemisti. Daha baska bir deyimle Galen' in hayranlik duydugu yaratici Güc ile Muhammed'in Tanrisi, birbirbirinden çok farkli, ve birbirini ref'eden seylerdir. Ve iste Ibn Sina ve onun gibi diger müslüman düsünürler, bu farki hiç bilmezlikten gelmisler, ve daha dogrusu Galen ' in Doga'yi yücelten bu yönlerini Kur'an'daki "Insanlari ve her seyi yaratan Tanri" tanimiyle bagdasir görmüslerdir; böylece eski Yunan'in bilim anlayisi ile Kur'an arasinda köprü kurmak suretiyle bu kaynaktan yararlanma yolunu aramislardir; tipki Eflatun 'un görüslerine ayni mülahaza ile yanasabildikleri gibi. Yine ayni sekilde Bati dünyasinda Vesalius , dinsel yasaklara aldiris etmeyerek insan anatomisini, eski yunanin akilci bilim usulleriyle izaha ugrastigi halde, ona bu kaynaklari kazandiran islam bilginleri, dolambaçli yollarla Kur'an'in dehlizlerine siginmayi ve bu yoldan ilim yapiyor görünmeyi ma'rifet saymislardir. Astronomi alaninda eski Yunan'dan yararlanma bakimindan Islam bilginleriyle Bati bilginleri arasindaki farklilik, bu vesile ile verilebilecek bir baska örnektir; bakiniz nasil:

Bilindigi gibi Batlamyos (Ptolemy) ve Pythagoras ve Aristarchus gibi eski yunan bilginleri, her ne kadar astronomi'nin babalarindan sayilirlarsa da kainat ve günes sistemleri konusunda birbirlerinden farkli görüslere sahip idiler. Örnegin Batlamyos 'a göre dünya, kainatin merkezi olup Günes ve Venüs ve Merkuri ve Mars ve Ay, dünya'nin etrafinda döner kabul edildigi halde, Pythagoras 'a ve onun nazariyesini benimsemis olan Aristarchus 'a göre Günes, kainat'in merkezi ve dünya'da onun uydusu sayilmisti. Yine bu bilginler dünya'nin, diger gezegenler (seyyareler) üzerinde etki yaratmadigini bildirmisler, ve günes'in büyüklügü ve gezegenlerin birbirlerine nazaran uzakligi konusunda oldukca isabetli hesaplar yapmislardir. Fakat Orta Çag'da Bati dünyasi yeryüzünün düz ve kaziklar üzerine çakili ve kainat'in merkezi bulunduguna dinsel bir inançla bagli bulundugu için Pythagoras ileAristarchus 'un görüslerine pek i'tibar etmemis fakat buna mukabil Batlamyos 'un görüslerine yönelmistir. Her türlü bilimsel gerçegin ancak "Kutsal" kitapta ve din adamlarinin agzinda bulunduguna inanan çevreler Batlamyos'u kendilerine kalkan edinmislerdir. Ancak ne var ki her seye ragmen Bati'da, kainat'i Pythagoras 'in görüsleri dogrultusunda, yani din verilerine ters düsercesine izaha çalisan bilginler çikmabilmistir. Örnegin 16ci yuzyilda Copernicus, eski yunan bilginleri arasinda mevcut olan farkli görüsleri incelemis, ve akilci yönden Pythagoras 'in görüslerinin daha isabetli oldugunu anlayarak semavî gezegenlerin ve uydularin "seyri" konusunda 1507 yilinda yayim'a hazir kildigi yapitinda onun görüslerini yansitmistir. Fakat Klise'nin mezaliminden korktugu için, yapitini 36 yil boyunca yayinlayamamis, ancak 1543 yilinda, bazi yakin arkadaslarinin israri üzerine bilim alemine sunabilmistir. Kitabi'nin baski'dan gelen ilk nüshasini eline aldiginda ölüm döseginde olarak son nefesini vermistir. Klise Copernicus 'un kitabini Incil 'deki "gerceklere" aykiridir diye mahkum etmis ve toplattirmistir. Bununla beraber Copernicus 'un görüsleri sadece astronomi ilmini yeni ufuklara ulastirmakla kalmamis, fakat "bilimsel" gerçeklerin "Kutsal" kitap'larda olmadigi inancinin köklesmesinde is görmüstür. Ondan yararlanan Galileo, 1609 yilinda yeni ve çesitli yildizlarin varligini ortaya koymus, dünya'nin günes etrafinda döndügünü açiklamis ve bu yüzden "enkizisyon" mahkemesi tarafindan sorguya çekilmis, ve söylediklerinin yanlis ve dinsel "gerçeklere" aykiri oldugunu kabul etmek ve bir daha kitap yayinlamamak sartiyle serbest birakilmistir. On alti yil boyunca bu yasaga uyarak susan Galileo, 1632 yilindda dünya sistemiyle ilgili kitabini yayinlamis ve bu kitabinda Copernicus 'un nazariyesini (ki biraz önce isaret ettigimiz gibi Pyhtagoras ile Aristarchus 'dan esinlendigi bir nazariyedir) savunmustur. Bunun üzerine yeniden Klise tarafindan sorguya çekilmis ve dünyanin dönmedigine dair Incil üzerine and içmege zorlanmistir. Ateste yakilmaktansa böyle bir zorlanmaya katlanmanin "ehven-i ser" oldugunu düsünerek dünya'nin düz ve dönmez oldugunu söylemistir. Fakat daha sonra Bruno adindaki bir Italyan bilim adami (ki aslinda Dominican mezhebine mensup bir din adami olmasina ragmen Incil 'e aykiri görüsler belirttigi için zindik ilan edilmisti) Copernicus 'un nazariyesine sarilmis olarak "dünya'nin düz ve kaziklar üzerine çakili bulunduguna ve gökyüzünün cennet sinirlarini kapsadigina" dair olan dinsel emirlerin bilimsel gerçeklere aykiri bulundugunu savunmus ve kainatin sinirsiz oldugunu açiklamistir. Bu açiklamada bulunurken, kainati hareket halinde tutan bir "intellect" olduguna ve Tanri'nin her seyde yer aldigina dair Ibn Rüst 'ün söylediklerinin dogru oldugunu hatirlatmistir. Bütün bu görüsleri yüzünden Klise tarafindan aforoz edilerek ateste diri diri yakilmistir. Oysa ki Ibn Rüst , yine ilerdeki sayfalarda belirtecegimiz gibi, onun cesaret ve dürüstlügünden çok uzak bir kimse olmus ve kendi alanindaki bilimsel gerçeklerin Kur'an'a aykiriliklarini açiklayamamistir.

Eski yunan'in akilci bilimlerinden yararlanmak ve yararlanirken de bu kaynaklari tekrar akil ve deney kistasina vurmak ve din kitap'larina aykiri olsa dahi savunmak suretiyle önemli buluslar ortaya koyan Bati'li bilim adamlari, yine tekrar edelim ki, bu eski kaynaklara islam bilginleri sayesinde kavusmuslardir; fakat ne var ki Bati'ya bu nimeti saglayan islam bilginleri, Bati'linin sagladigi asamalara yönelememislerdir. Çünkü seriat'a aykiri düsebilecek nitelikteki görüsleri savunma gücü'nü, ve yukardaki örnekte görüldügü gibi, Batlamyos yerine Pyhtagoras 'u tercih cesaretini kendilerinde bulamamislardir. Islam bilginleri icin Batlamyos " yanilmaz " bir kaynak isini görmüstür, çünkü Batlamyos ' ün dünya'yi, kainat'in merkezi sayan görüslerini, islami verilerle bagdastirma kolayligindan yararlanmislardir. Islam disinda "gerçek" olmadigi inanisindan kendilerini uzaklastiramadiklari için Batlamyos 'un her dedigini körü körüne benimsemisler, bu nedenle onun yanlislarini aramaya kalkismamislardir. Oysa ki Bati'li bilginlerden pek çogu, eski yunan'dan gelme bilgilerin "Kutsal" kitaba aykiri düser nitelikte olanlarini bile savunmaktan geri kalmamislardir. Kuskusuz ki astronomi alaninda islam bilginlerinin, eski yunan'dan yararlanmak suretiyle bir çok basarilari olmustur: dünya'nin büyüklügü, ya da yilin uzunlugu, ya da rakkasli saat, ya da rasathane ve benzeri kesifler, bu konuda verilebilecek örneklerden bazilaridir. Fakat bu bilginler, Bati'li bilim adamlarinin yaptiklari gibi :"Bilimsel ve ahlaksal gerçeklere din kitaplariyle erisilemez, akil rehberligiyle erisilir" diyebilecek cesaret'te, ya da akilci ve deneyci arastirmalarla eski çag üstadlarinin yanlislarini ortaya vurabilecek, ve bu ustadlari bilim taht'indan indirebilecek çapta kimseler olamamislardir. Batili bilgin ve düsünürler, Orta Çag döneminde eski yunan'in akilci kaynaklarina kavustuklari an, ilim yapabilmek için din kitap'larini bir kenara atabildikleri halde islam bilginleri bunu yapamamislardir. Batili aydin , akilci verileri dinsel verilerin karsisina dikebildigi halde seriatci "aydin" , tamamiyle aksine, Kur'an'i ve Muhammed'in sözlerini, akilci verilere karsi adeta birer silah gibi kullanmis, ya da bu verileri, sanki Kur'an'da zaten varmis gibi tanitmis, ve bu nedenle akilci yoldan gerçekleri aramaya gerek yokmus kanisini yaratmistir. Ilerdeki bölümlerde islam bilginlerinden çogu'nun Eflatun ya da Galen gibi düsünürlere fazlasiyle önem vermelerinin sebebinin, onlarin görüslerini (her ne kadar bu görüsler Kur'an'a ters düser nitelikte olmakla beraber) Kur'an'a yatkinmis gibi gösterme kolayliginda bulmalari oldugunu görecegiz . Öte yandan Ibn Haldun gibi bazilari da, seriat'in akla yatkin olmayan hükümlerini (örnegin hastaliklarin "tükürüklü ve tükürüksüz üfürük" usulleriyle tedavisini öngören emirlerini) , iman sahibi kimselere yararli olabilir mulahazasiyle salik verebilmisler ve böylece bilim adamina yarasmaz bir tutum içerisinde görünebilmislerdir. Aklin yetersizligini savunan Gazali gibi kimselere karsi cephe alanlar bile (örnegin Ibn Bacce ya da Ibn Tufayl gibi) , farkli bir tutum seçememislerdir. Sadece bir iki düsünür (örnegin ar-Razi gibi) , belli-belirsiz bir medeni cesaret siçramasi yapar görünmüs, ve fakat onlar dahi Bati'li düsünürlerin yolunda yürüyememisler, ve örnegin bir Pelagious gibi, ya da bir Abélard gibi ya da bir Roger Bacon gibi, ya da bir Spinoza ya da benzerleri gibi akli "yaratici güç" kertesine getirici caba'lara girisememislerdir. Diyalektik usullerle ilim yapmak söyle dursun fakat körü körüne saplandikalri inançlari akilci elestiriden geçirmekten çekinmislerdir. Bundan dolayidir ki islam dünyasi'nin akilcilik savasimi veren aydin yetistirmedigini söylemek, ve bu yüzden akilci yörünge'ye giremedigini eklemek yanlis olmayacaktir. Asagiya aldigimiz bazi örnekler bu gerçegi destekler niteliktedir.

*