III) Akilciliga Özenen Fakat
Cesaretsizlik ve Insan Sevgisinden Yoksunluk Gibi Nedenler Yüzünden
Akilciligi Gerçeklestiremeyen "Aydinlar"
Daha önceki bölümlerde israrla belirttigimiz gibi
Bati'nin eristigi fikirsel gelisme aydin siniflarin yüzyillar
içerisinde insan aklini ve zekasini "özgürlüge"
ve "bagimsizliga" ve "yaraticiliga" kavusturmak
ve ayni zamanda insan sahsiyetini haysiyet duygusuna
oturtmak amaciyle vermis oldugu savasimin sonucudur. Akilci gercekleri
ortaya vurmak ve yaymak isteyen Bati'li aydin, her dönem
i'tibariyule gerici çevrelerce suçlandirilmis, zindanlara
atilmis, ya da yakilmis, fakat yine de yilmamistir. Denilebilir
ki "medeni cesaret" gelenegi, Bati dünyasi
için basari iksiri isini görmüstür. Bu gelenegi
Bati'li aydin, eski Yunan'dan gelme bir miras olarak devir almis
ve bunu bir de "insan sevgisi" ögesiyle
ve "insan degeri" bilinciyle zenginlestirmis
ve kendisine güç kaynagi yapmistir. Kisaca hatirlatalim
ki eski Yunan bilginlerinin çogu, akilci usullerle edindikleri
ve genellikle toplumun gelenek ve deger ölçülerine
ters düsen gerçekleri, her türlü tehlikeye
gögüs gererek savunmuslar, ve büyük bir medeni
cesaretle ortaya koymuslardir. Örnegin müspet ilimlerin
babasi kabul edilen Thales (MÖ 640-548)
bilimsel gerçeklerin dinsel kaynaklarda degil akil kaynaginda
yattigini açiklarken ve bunu kanitlamak üzere günes
tutulmasinin akilci izahini yaparken, dincilerin saldirisina
ugrayacagini bilmekteydi. Pythagoras (MÖ 582)
dünya'nin yuvarlakligini, ya da bazi yildizlarin yerini,
ya da sayi kuram'larini ve buna benzer seyleri ortaya vururken
halk yiginlarinin ve bu yiginlari kiskirtan din adamlarinin hismina
ugramis ve "Tanri'dan gelme gerçekler yerine kendi
aklina uygun gerçekleri" ögretiyor diye suçlandirilmis,
fakat yine de bildigini açiklamaktan geri kalmamistir.
Ayni saldirilara Anaxagoras (MÖ 428) 'da ugramistir:
modern bilimlerin temelini atan ve örnegin günes ve
ay ve yildizlarin olusumunu bilimsel yönden açiklayan
ve böylece kendisinden yüzlerce yil sonraki dönemlerin
ünlü bilginlerine (Galileo ya da Kant
ya da Laplace gibi) kaynak isini gören bu eski
Yunan bilgini, çevresinin dinsel inançlarina aykiri
seyler ortaya koydu diye hapislere atilmis, ölümlere
mahkum kilinmistir. Pericles gibi son derece genis görüslü
ve cesur bir devlet adami'nin iktidarda bulunmasi ve kendisini
korumasi sayesinde canini kurtarmistir. Yine ayni sekilde Democritis
(MÖ 460) , ki atom kurami'nin ilk bulucularindan
ve tibb ilminin ilk kurucularindan sayilir, hastaliklarin Tanri'dan
degil mikrop'lardan (pislikten) geldigini ve Tanri'ya yalvarmakla
degil fakat saglik kurallarina uymakla giderilebilecegini (ya
da buna benzer akilci gerçekleri) söyledi diye
din adamlari'nin ve halk'in saldirilarina ugramistir. O dönemde
kendisini anlayabilecek pek az kimse vardi ve bunlardan biri
Hippokrat (MÖ 460) idi, ki o dahi dua ve ibadet
ile hastaliklari gidermenin mümkün olmadigini, ve ilah'larin
emirleriyle ve din adamlari'nin uydurmalariyle olumlu is görülemeyecegini
belirtirdi. Tipki Democritis gibi o da toplum düsmani
ve "dinsiz" olarak damgalanmis, fakat yilmamistir.
Beseriyetin yetistirdigi en büyük deha'lardan biri
olarak bilinen Aristo (MÖ 384), çevresinin
insafsiz saldirilarina ugrayan ve fakat her seye ragmen akilci
bilim gerçeklerini haykirmaktan kaçinmayanlardan
bir baska örnektir. Çesitli bilim dallarinda her seyi
ilk kez o ortaya koymustur; kendisinden iki bin yil sonra insanliga
büyük hizmeti dokunacak olan bilginlerin (örnegin
Mandel ya da Herbert Spencer ya
da Darwin ya da Linnaeus gibi)
modern ilme kazandirmis olduklari bilim verileri, hep Aristo
'nun vaktiyle yerlestirmis oldugu ilke'lere dayanir. Orta Çag
dünyasi, onun yapitlarini kesfettikten sonra karanlik'tan
kurtulup akil çagi'na çikabilmistir. Islam uygarligi'nin
kurucularinin hemen hepsi onun kitaplarini yorumlamak suretiyle
ilim yapabilmislerdir. Sik sik belirttigimiz ve belirtecegimiz
gibi Aristo, tipki kendi zamaninin diger ünlüleri
gibi. "bilim" denen seyi ne din kitaplarinda ve ne
de din adamlari'nin kerametinde ve sözlerinde aramistir.
Onun indinde "bilim" denen sey, ancak ve ancak akil
rehberligi ve arastirma yolu ile bulunan gerçekler tümüdür.
Ona göre Tanri , insanlarin yazgisini keyfi olarak
çizmez ya da kisilere davranis çizelgesi vermez.
"Yazgi" sorunu insanlarin kendi özgür iradeleriyle
ve kendi davranislariyle saptadiklari bir sorundur. Buna karsilik
Tanri, denen sey sevgi kaynagi demektir.
Ve iste bu tanim yolu iledir ki Aristo, Tanri kavramini,
insanlar arasinda düsmanliklar ve savaslar yaratan bir güç
degil fakat aksine sevgi bagi saglayan bir kaynak olarak
görmüstür. Daha baska bir deyimle "Tanri"
demek "Sevgi"' nin kendisi demektir ve bütün
insanlar bu kaynaktan çikma seylerdir, yâni her bir
insan Tanri'yi olüsturan bir zerredir. Tanri'yi bu sekilde
tanimladigi içindir ki din adamlari ve halk yiginlari
tarafindan "dinsizlikle" suçlandirilmis , yuhalanmistir.
Eger Büyük Iskender gibi bir koruyucu bulamamis
olsaydi, kuskusuz ki bu saldirilar karsisinda ömrü pek
kisa olurdu. Eski Yunan dönemi'nin düsünür
ve bilginleri'nin cesaret ve azmine verilecek daha nice örnekleri
buraya sigdirmak kolay degildir; fakat söylemek istedigimiz
sudur ki onlarin yarattiklari cesaret örnekleri, yüzyillar
sonra Bati'li aydin'lara, fikir savasimi alaninda, hep birer ideal
kaynagi olmustur. Orta Çag döneminde bilimsel gerçekleri
"Kutsal" sayilan kitaplar yerine akilci arastirmalarda
arama cesaretini gösterenler, hep bu kaynaktan yararlanmislardir.
Örnegin Copernicus , dünyanin düz
ve dönmez olduguna dair dinsel inançlari çürüten
yapiti'nin "Önsözü" 'nde söyle
der: "Dünya'nin dönmekte oldugunu ilk kez söyleyen
bilgin'in Niceta oldugunu Cicero'da okumustum. Daha sonra Plutarch'dan
ögrendim ki, her ne kadar eski bilim adamlarindan bazi'lari
dünyanin dönmez oldugunu kabul etmislerse de Philolaus
ve Heraclides gibi bilginler dünya'nin döndügü
fikrini islemislerdir. Onlarin görüslerini hareket noktasi
yaparak ayni tez'i islemeye koyuldum" Daha baska bir
deyimle Copernicus, her ne kadar ateste yakilma korkusu
ile kitabini uzun yillar yayinlayamamis ise de, eski çag
bilginlerinin cesaret örneginden yararlanmis olarak, dinsel
inanislara karsi meydan okurcasina dünya'nin dönmekte
oldugu konusuna egilebilmis, ve en sonunda korkuyu yenerek kitabini
yayinlamistir.
Bati'li aydin'i etkileyen ve medeni cesarete sürükleyen
sey sadece eski Yunan'in akilci bilim temsilcilerinin bilgi
hazinesi ya da cesareti degil, fakat ayni zamanda onlarin (hiç
olmazsa bir çogu'nun) insanliga karsi besledikleri sevgi,
ve ayni zamanda insan aklinin üstün degerine olan inanç
idi. Örnegin Aristo (her ne kadar kendi döneminin
kölelik kurulusu konusunda fazla bir sey söylememekle
beraber) , biraaz önce dedigimiz gibi, Tanri'yi "Sevgi
kaynagi" seklinde tanimlamis ve insanlari bu kaynakta
birlestirmeyi tasarlamis ve Kisi'yi de "Tanri'nin bir
parçasi " olarak kabul etmekle ve "özgür
irade" ögesiyle donatmis olmakla insan varligini
"üstün deger" kertesine yükseltmek
istemistir. Aristo 'dan bin yil sonra Bati dünyasi'ni
uygarlik asamasina dogrultan Orta Çag düsünürlerinin
yaptiklari da bu olmustur. Bu tür bir "sevgi"
ve insan varligina olan "inanç" sayesindedirki,
akla ve mantiga ve vicdana aykiri ne varsa her seyle savasmayi
görev bilmisler ve böylece Akil Çagi '
ni ve bu Çag'in özelligi olan "insan'in
kutsal degeri " fikrini yerlestirebilmislerdir. Bati'dakine
benzer böyle bir gelismeye islam dünyasinda rastlamamaktayiz.
Eski Yunan'dan yaralanan Islam bilginleri, ne o dönemin düsünürlerinin
akilciligi'ndan ve cesaret örneklerinden ve ne de insan
sevgisi'ne yer veren görüslerinden esinlenmislerdir.
Cesaret yoksunlugu nedeniyle kendilerini seriat'in izinde göstermeye
özenmislerdir. Eski Yunan kaynaklarindan edindikleri bilgileri,
sanki bunlar Kur'an'da zaten varmis gibi göstermek istemislerdir.
Ilerdeki sayfa'larda bu örneklerden bazilari yer alacaktir.
Fakat bu örnekleri belirtmeden önce islam dünyasinda
"aydin" diye bilinen kimselerin bu sekilde davranmalarinin
iki nedenine deginmek gerekecektir ki bunlardan biri "Korku"
digeri de "Insan sevgisinden ve insan varliginin kutsalligi
duygusundan yoksunluktur".