V) Insan'in "insan'a" sevgisini yok eden, ve kisi sahsiyetinin haysiyetini çigneyen hükümler karsisinda seriat dünyasi "aydinlari'nin" susmuslugu konusunda:

Her ne kadar seriatcilar, islam'in "sevgi" dini, "kardeslik" dini, "hosgörü" dini vs oldugunu ve insan varligina deger tanidigini körü körüne iddiâ ederlerse de, seriat emirlerini akilci bir elestiriden geçirmekle bu iddiâ'larin ne kerte temelsiz oldugunu anlamak kolaydir. Kuskusuzki bu, basli basina koca bir kitap konusu olacak çapta bir is'dir. Fakat bunlardan bazilarini burada sergilemek suretiyle islam dünyasi "aydinlari'nin, " yüzyillar boyunca nasil bir suskunluk içerisinde kaldiklari hakkinda kisaca bir fikir edinmek mümkün olacaktir.

Gerçekten de islam'in, islam'dan gayri din ve inançta olanlara karsi tutumu incelenecek olursa görülür ki Tanri indinde tek bir din vardir ve o da islamiyet'tir, ve islam'dan baska bir dine yönelenler "sapik'tirlar" ve onlara karsi düsmanca davranmak gerektir. Örnegin Kur'an'da "Kesin olarak Tanri katinda din, yalnizca islam'dir" (3 Imrân 19) ya da "Bütün din'lerden üstün kilmak üzere peygamberini Kur'an ve Hak dîn (müslümanlik) ile gönderen O'dur" (48 Fetih 28) dendikten sonra:"Islam'dan baska dinlere ragbet edenler tam bir sapiklik ve ziyân içerisindedirler" (Imrân 85) diye eklenmistir. Bu "sapiklik" içerisinde bulunanlar, ya "Tanri'ya es kosanlardir" (yani "müsrik" diye çagirilanlardir), ya da Hiristiyanlar ve Yahudiler gibi "kendilerine kitap verilmis olanlardir". Tanri'ya es kosanlara karsi yapilacak sey onlari bogazlamaktir, çünkü Kur'an'da "Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün" ( 9 Tevbe 5) diye emredilmistir. Hiristiyanlara ve Yahdilere gelince onlara karsi yapilacak sey "(islam'i) din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye (kafa parasi) verene kadar savasmaktir" (9 Tevbe 29). Fakat bu sekilde "cizye" vermis olsalar dahi müslümanlarin onlarla iliski kurmamalari ve daha dogrusu onlara "kafir" gözüyle bakmalari gerekir çünkü yine Kur'an'da söyle emredilmistir: "Ey müslümanlar! Yahduleri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandir" (5 Mâide 51).

Kur'an'in söylemesine göre Tanri, yahudilerle ve hiristiyanlarla dostlugu yasak kilmakla kalmamis, fakat bir de müslümanlari, onlara lânet yagdirmaga çagirmistir: tipki kendi yaptigi gibi. Mâide sûresi'nde söyle yazilidir: "(Yahudiler ve hiristiyanlar) nerede bulunsalar... onlara alçaklik damgasi vurulmustur. Allah'tan bir ghazab'a ugradilr, onlara asagilik damgasi vuruldu" (5 Mâide 112). Yine bunun givbi Tevbe sûresi'nde de Tanri'nin su lânetlemede bulundugu açiklanmistir: "Allah onlari yok etsin!" (9 Tevbe 30). Bundan dolayidir ki Muhammed : "Allah yehûd ve nasârayi rahmetinden uzak kilsin" diye duâ'larda bulunarak müslümanlarin da kendisi gibi yapmasini istemistir.

Öte yandan seriat'a göre "munafiklik" edenler, ya da "gönüllerinde hastalik olanlar", ya da "iki yüzlüler" , velev ki müslüman olsunlar, yakalanip mutlaka öldürülmelidirler. (Bkz. 33 Ahzab 60-612). Yine bunun gibi Tanri ve Muhammed aleyhinde is görenlerin, "çapraz olarak el ayaklarinin kesilmesi ya da öldürülmeleri gerekir" (Maide 32). Müslüman kisinin islam'i terketmesi de bu hükümlere tabi'dir.

Seriat bununla da yetinmeyip bir de müslüman kisileri, ana baba ve kardes ve hisim akraba farki gözetmeksizin farkli inançta olanlara karsi düsmanlik beslemege zorlar. Örnegin Tevbe sûresi'nde: "Ey inananlar! Babalariniz, kardesleriniz- (eger) küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin" (9 Tevbe 23) diye yazilidir. Yine ayni sûre'de: "Akraba bile olsalar, Müsrikler için magfiret dilemek peygamber'e ve mü'minlere yakismaz" (9 Tevbe 113) diye emredilmistir. Bu tür emirler geregincedir ki Muhammed, kendi öz anasi ve babasi için "magfiret" dilememis, ve kendisini bir baba gibi büyüten amucasi Ebû Talib 'i cehennemlik saymistir.

Fakat her ne olursa olsun seriatin esas amaci, yeryüzünde islam'dan gayri bir din ve inanc birakmamaktir. Kur'an bunu: "Yalniz Allah'in dini kalana kadar onlarla savasin" (2 Bakara 193). diyerek ortaya vurmus ve Muhammed'te son nefesini verirken: "(Arap ceziresinde) iki din bir arada bulunmayacak" diye vasiyette bulunmustur.

Bütün bu yukardaki hususlari belirtirken bir de su noktayi hatirlatmak gerekir ki Kur'an'a göre islam'dan gayri din diye bir sey esasen söz konusu degildir, ve yahudilere ve Hiristiyanlara gönderilmis olan peygamberler hep "müslüman peygamber" olarak gönderilmislerdir. Onlara indirilen Kitap'lar (yani Tevrat ve Incil ) hep islami esaslari kapsar olmak üzere verilmistir. Daha baska bir deyimle Ibrahim den Isa' ya gelinceye kadar gönderilmis olan bütün peygamberler (örnegin Ishak, Ya'kub, Musa, Isa vs ) hepsi de müslümandirlar. Örnegin Imrân sûresi'nde : "Ibrahim ne Yahudi idi, ne de Hiristiyan. Dosdogru müslümandi..." (3 Al-i Imran 67) diye yazilidir. (Digerleri için bkz. Bakara 132, 133,135; 136; Yusûf 37; Meryem 56, Enbiya 85; Sad 48 vs.).

Bunlardan gayri seriat'in, din adina savaslari (Cihad'i) öngören, elde edilen ganimet mallarin ve esirlerin paylasimini düzenleyen nice emirlerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün bu yukariya aldigimiz hükümleri, ve bunlara eklenebilecek daha niceleri, ve islam tarihinin kanli sayfalarini inceledikten sonra, seriat dininde insan'in insan'a sevgi ve saygi beslemesini öngören bir nitelik bulundugunu iddia etmek, elbette ki abes olacaktir. Bu yönleriyle seriat, sevgi dini degil fakat insan'in insan'a sevgisini kökten yok eden bir kurulus olarak karsimizdadir. Her ne kadar müslümanlar arasi kardesligi ve yardimlasmayi öngören yönleri bulunmakla beraber bir dini, sadece kendi salikleri arasinda iyi iliskiler kurdugu için fazilet terazisine vurmak mümkün degildir. Ayni inançta ortak olanlari kardes bilmek kadar dogal ne vardir ki? Marifet farkli inançta olanlar arasinda sevgi yaratabilmektir ki seriat bu tür bir olgunluktan. ve hösgörüden çok uzak kalmistir.

Sadece hosgörü'den yoksun kalmak, ya da sadece insanlar arasi dusmanliklar yaratmak bakimindan degil ve fakat bir de insan sahsiyetinin haysiyetine ve Dogal haklara yabanci bulunmak bakimindan da seriat düzenini elestirmek ve yermek gerekir. Kisi'nin Kul'luktan yukari bir seviyeye layik görülmemesi, fikir özgürlügünden yoksun ve sadece Tanri ve peygamber emirlerine boyun egmekle görevli bir robot durumuna getirilmesi, köleligin dogal bir kurulus seklinde benimsenmesi, kadin'in "dinen ve aklen eksik" yaratik bilinmesi, ve buna benzer hususlar, Kutsal bir deger sayilmak gereken insan varligina karsi hakaret niteliginde seylerdir ki, akilci düsünce insanlarini, gerçek aydinlari, isyan ettirmege yetmelidir. Ancak ne var ki 1400 yillik bir tarih boyunca seriat dünyasi'nin aydinlari içerisinde bunu yapabilen pek görülmemistir. Seriat dünyasi'nin aydin bilinen siniflari, insan vicdanini sizlatici bir suskunluk ya da ikiyüzlülük içerisinde günlerini gün etmislerdir. Medeni cesaret ve fazilet niteligindeki davranislara yönelebilenlerin sayisi hiç denebilecek kadar azdir. Bu örneklerden bazilarin belirtmeden önce, söz konusu suskunlugun nedenlerine deginmek yerinde olacaktir.