4) Abu Nasr Muhammad al-Farabi (870-950) Islam dünyasi'nin yetistirdigi en büyük düsünürler arasinda yer alan , Aristo 'yu kendisine üstad sayarak akilci felsefe'ye inanan ve fakat inandigini açiga vuramayanlardan biridir. Türkistan'da Farab bölgesindeki bir Kale'nin Türk komutani'nin ogludur. Onun büyüklügünü yapan sey, eski Yunan kaynaklarindan ve özellikle Aristo 'dan ve Eflatun 'dan feyz almasi ve onlari en anlasilir bir sekilde tanitmasidir. Aristo ' yu bu sekilde tanitmasi sayesindedir ki Islam uygarligi diye bilinen dönemin olusumunda büyük katkisi olmustur. Hem de öylesine ki Islam dünyasi Aristo 'yu "Muallim al--Evvel" (yani "Birinci Ögretmen" ) diye ve Farabi' yi de "Muallim al-Sani" (yani "Ikinci Ögretmen") diye adlandirmistir [338]. Eski Yunan bilginlerinin görüslerini ve özellikle Aristo 'nun yapitlarini o, hocasi Abu Besr Matta Ibn Yunus sayesinde elde etmistir. 934 yilinda Bagdat' da ölen Ibn Yunus , hiristiyan dininden olup o dönemin en ünlü bilginlerindendi; Aristo' nun anlasilmasi çok güç olan görüslerini anlasilir hale sokmak bakimindan büyük uzman kesilmistir. Denilebilir ki islam dünyasi Farabi gibi ünlüler, sayesinde eski Yunan'in bilim isigina kavusmustur. Aristo 'yu anlamakta Farabi dahi büyük güçlük çekmistir. Nitekim Aristo 'nun Arapça'ya Kitab al-Nafs adiyle cevrilen kitabini yüz kez okudugunu, ve yine Aristo 'nun Arapça'ya A'l-Sana al-Tabi'i adiyle çevrilen yapitini kirk kez okudugunu kendi agziyle söyler. Fakat Ibn Yunus sayesindedir ki Aristo 'yu nihayet anlayabilir olmus ve onun yapitlarini en anlasilir sekilde tanitmistir. Biraz ilerde görecegiz ki Ibn Sina bile Aristo 'yu anlamakta güçlük çektigini ve fakat Farabi sayesinde bu güçlükten kurtulabildigini i'tiraf etmistir [339]. Sadece Aristo 'yu yorumlamakla kalmamis fakat Aristo ile Eflatun 'un görüslerini uzlastirmaya çalismistir. Kitab tahsil al-sa'ada adli yapiti, onun bu ugrasilarinin kaniti sayilir. Islam dünyasi için Aristo ve onun yorumcusu olarak al-Farabi ne kerte önemli idiyse, Bati dünyasi için de öyle olmustur. Orta Çag Bati'si Aristo'yu onun yorumlariyle tanimistir. O dönemin bilim çevreleri Farabi 'nin adini "Alfaribius" olarak latince'lestirmislerdir. Denilebilir ki Bati dünyasi, Farabi sayesinde tanidigi ve anlar oldugu Aristo' nun etkisiyledir ki karanlik çag'dan kurtulup akil çagi'na ulasmistir. Gönül isterdi ki Yunan klasiklerini ve özellikle Aristo 'yu en iyi sekilde anlayabilen ve onu hem islami ve hem de Bati'li bilim çevrelerine tanitan [340] Farabi, en azindan Batili bilginler gibi kendi toplumuna yararli olsun, ve örnegin Pelagius 'lar ya da Abélard 'lar ve Erasmus 'lar ve Spinoza 'lar ve benzerleri gibi insanliga ideal örnegi saglasin. Her ne kadar çogu islam bilginlerine nazaran çok daha dürüst[341] ve cesur [342] sayilabilirse de, Bati'nin çikardigi idealist'lere oranla pek gerilerde kalmistir. Bilimsel ve ahlaksal gerçeklere ulasabilmek icin akilci yolu seçmek ve seriat'i bir kenara itmek gerektigini bildigi halde [343] bu bildigini açiklayamamistir. Hayrani bulundugu Aristo ' nun çogu görüslerini, Kur'an'a ters düsme korkusu ile benimsememistir. Kur'an'in bir çok hükümleriyle (örnegin ölümden sonra dirilmek ve Cennet ya da Cehennem'e gitmek gibi) hemfikir olmayip bu konularda Aristo ' nun farkli görüslerine katildigi halde, cesaret gösterip düsüncesini açikça sergileyememistir. Çünkü bilindigi gibi Kur'an'da Kisi'nin Tanri karsisinda Kul durumunda oldugu yazilidir. "Tanri" fikrini Aristo felsefesine bagli olarak ele alan Farabi , insan varligi'nin Tanri karsisinda böylesine ezik durumda kilinmasina karsidir; fakat ne var ki bu düsüncesini açiklama cesaretinden yoksundur. Medeni cesaret açisindan gidebildigi en ileri nokta Aristo 'nun akilci görüslerini, her kesin kolaylikla pek anlayamayacagi bir sekilde, ve daha dogrusu "bilginler sinifina" hitap ederek [344] , ve fakat kendi agziyle degil de yine Aristo'nun agziyle konusarak nakletmege çalismak olmustur. Örnegin Fusus al-Hikam adli kitabinda, kisi'nin baslica görevinin Tanri'ya yaklasmak oldugunu ve ancak bu suretle yücelebilecegini belirtirken [345], ve daha dogrusu "Tanri/Kisi ayniyeti" fikrine özenirken, bu fikri isleyebilmek için insan varligini Tanri karsisinda "Kul" olarak degil fakat haysiyetli ve özgür bir "Deger" olarak tanimlamak ve kisi sorunlarina ve sorumluluguna dogrulmak gerektigini bildiginden, kendi agziyle konusmayi göze alamamis, Aristo 'yu konusturmustur . "Iyi" ile "Kötü" 'yü birbirinden ayirmak hususunda aklin rehberligine inanmak gerektigini, ya da Kisi'nin, yaratilis itibariyle ne iyi ve ne de kötü niteliklere sahip bulunmadigini belirtirken de yaptigi budur [346]. Hatirlatalim ki Kur'an'da Kisi'nin, Tanri tarafindan ve keyfi olarak "iyi" ya da "kötü" niteliklerle yaratildigi yazilidir. Örnegin En'am Suresi'nin 107ci ayet'inde :"Allah dileseydi puta tapmazlardi" (6:107) diye açiklanmistir; ayni Sure'nin 125 ci ayet'inde de :"Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyet'e açar, kimi de saptirmak isterse...kalbini dar ve sikintili kilar..." (6:125) seklinde hüküm vardir. Oysa ki Farabi, eski Yunan düsünürlerinden ve özellikle Aristo 'dan etkilenmis olarak "hiç kimsenin dögustan 'etik' ve 'rasyonel' faziletlerle dögmadigini, ve hiç kimse'nin Doga tarafindan kötülük yapma olasiligiyle yaratilmis olamayacagini düsünür; fakat ne var ki Kur'an'a aykiri bir sey söylemis olmamak için bu düsündügünü kapali bir dil ile ve sanki Kur'an'a aykiri bir sey düsünmüyormus havasini vererek ortaya vurur . Her ne kadar seriat hükümlerinin akilci usullerle yorumlanmasi geregine inanmis olmakla beraber, bu inancini cesaretle ve bilim adamina yarasir bir dürüstlükle savunmaz. Bütün yapabildigi sey, seriatci çevrelerin saldirisina ugramadan elestirebilecegine inandigi Eflatun' un görüslerine sarilip, feylezoflarin baslica görevlerinin din kurulusunu, kendi düsünceleri dögrultusunda gelistirmek, ve böylece bu kurulusu, ideal bir devlet sistemi bakimindan en olumlu bir uygulamaya sokmak oldugu fikrini islemektir. Kitab al-Siyasat al-Madaniya adli yapitinda bu isi, yine sirtini Eflatun 'a dayayarak [347] ve din sorunlarini onun görüsleriyle donatarak yapmaga ugrasir [348] . Aristo ile Eflatun arasinda büyük fikir ayriligi oldugunu bildigi halde, sirf Eflatun' un dinsel kaypakligindan ve esnekliginden yararlanmak maksadiyle bu iki düsünürün görüslerini uzlastirmaya ve Kur'an'a yatkin biçime sokup o sekilde tanitmaga çalisir; özellikle Kitab tahsil al-sa'da adli yapitinda bu tür fikir canbazliklarina giristigi görülür. Bunu yaparken Eflatun 'un Enneades adli kitabindan aldigi fikirleri Aristo 'ya aitmis gibi göstermis ve okuyucuyu bir bakima aldatmistir [349] . Öte yandan eski Yunan düsünce sisteminin etkisiyle elestiri ("tenkid" ) özgürlügünün önemini anlamis olmasina ve hatta Fusul al-Madani adli kitabinda bu konuya yer ayirmis bulunmasina ve böylece devlet yönetiminde seriat'in katiliklarini gidermeye çalisir görünmesine ragmen, yine de Bati'li düsünürlerden pek çogunun Orta Çag boyunca yaptiklari gibi akilci yöntemlere tutunarak mevcut düzeni gelistirmek nedir bilememis ve Kur'an emirlerine karsi dikilememistir. Bilindigi gibi seriat sisteminde "tenkid özgürlügü" diye bir sey yoktur. Çünkü toplum düzeni ve kisi yasamlari Tanri ve peygamber sözleri diye kabul edilen emirlere dayatilmistir ve bu emirleri elestirmek (tenkid etmek), Tanri'ya ve Peygamber'e karsi gelmek sayilmistir. Yine seriat s duzeninde "Devlet" demek, Tanri'nin yeryüzündeki gölgesi sayilan "Halife" demek oldugundan, halife'yi ya da onun yetkilendirdigi kimseleri (yani yöneticileri) , velevki kötü davranis içerisinde olsunlar, yermek yasak kilinmistir. Örnegin Muhammed :"Bir üzüm tanesi kadar beyinli Habesi'de olsa ona itaat edin" seklinde konusmak suretiyle bu durumu adeta tescil etmistir. Iste Farabi, eski Yunan'in Aristo ve Eflatun gibi otoritelerinden, elestiri ("tenkid") özgürlügünün ne kerte yararli bir sey oldugunu ögrenmistir; fakat ne var ki bu ögrendiklerini, her kesin anlayabilecegi tarzda ortaya vurup seriat düzenine uygulama cesaretini gösterememistir. Çünkü , kendisinden öncekiler gibi, o da seriatci'nin melanetinden korkmustur. Bundan dolayidir ki düsüncesini kapali bir dil ile ifadeye çalismistir.