5) Abu Ali el-Husayn b. Abd Allah Ibn Sina (980-1037)'ya gelince [350], o da tipki digerleri gibi, eski Yunan'in akilci kaynakalrindan yararlanamasina ragmen, seriat'in insan aklini dumura ugratan, çalismaz hale sokan, ve kisi haysiyetini ve özgürlügünü yok sayan yönlerine karsi akilciligi kalkan olarak dikememistir. Seriat ile ilim yapilamayacagini ve akilci felsefe'nin seriat verileriyle bagdasmadigini bildigi halde, bu bildigini açiklama cesaretini gösterememistir. Göstermek söyle dursun, fakat tüm yapitlarinda "felsefe" 'nin "seriat" 'i "nakzetmedigini" söylemistir. Oysa ki Islam alemi'nin yetistirdigi en ünlü bilginlerden biridir. al-Sifa adli yapiti geçmis yüzyillar boyunca tip ilminin temel kaynaklarindan sayilmistir. Sadece Islam dünyasi degil fakat Bati dünyasi da onu, Orta Çag döneminde yüceltmistir [351]. Örnegin Roger Bacon, 1266 yilinda yayimladigi Opus Majus adli kitabinda, Aristo 'nun büyüklügünü ve Aristo felsefesi'nin önemini belirtirken, bu düsünürü Bati'ya kavusturma serefinin Ibn Sina' ya ait oldugunu ve bundan dolayi Bati'nin Ibn Sina 'ya karsi manevi bir borç altinda bulundugunu tekrarlar [352]. Ayni sekilde diger Batili bilginler de Ibn Sina' yi, Bati'ya Aristo'yu ve Galen' i tanitmakla büyük hizmette bulundugunü belirtirler [353]. Hemen isaret edelim ki Ibn Sina 'nin böylesine etkili bir bilim adami olabilmesinin sebebi, tipki diger islam bilginleri gibi, eski Yunan'in bilim kaynaklarindan feyz almis olmasidir. Her ne kadar on yasina kadar Kur'an ezberledigini bildirmekle beraber, fikirsel gelismeyi bu yoldan elde etmedigini, dolayli yollardan, yine agziyle itiraf eder. Nitekim kendi yasamlariyle ilgili olarfak Curcani 'ye söylediklerinden bunun böyle oldugu kolaylikla anlasilmaktadir. Çok genç yaslarda iken Porhyre 'nin Isagog adli kitabini okudugunu, daha sonra Aristo 'nun mantik ilmiyle ilgili yapitlarini ve Euclides 'in Anasir 'ini ve sonra Ptolemy 'nin Almageste adli kitabini adeta ezberlercesine yuttugunu, bu çalismalari sirasinda Aristo 'yu anlamakta çok güçlük çektigini, ve fakat Farabi 'nin al-Ibana adli yapitini kirk kez arka arkaya okuduktan sonra bu güçlügü yendigini ve böylece Aristo 'nun düsünce tarzina nüfuz edebildigini, ve bütün ögrenimini 18 yasina bastigi zaman tamamlamis oldugunu, ve böylesine bir ögrenim sonucunda Hikmet al-Arudhiya adli kitabini yayimladigini, bu tarihte 21 yasinda bulundugunu kendi agziyle açiklamistir [354]. Daha baska bir deyimle Ibn Sina 'nin bilim hamulesi seriat ve Kur'an egitimiyle degil ve fakat eski Yunan yapitlariyle olusmustur. Ona ilim veren kaynaklar özellikle Aristo dur, Galen' dir, Hippokrat 'tir . Arastirmalarini hep bu bilginlerin akilci usullerle ortaya vurduklari veriler üzerine teksif etmis, ve yapitlarini hep bu kaynakalrdan yararlanarak hazirlamistir. Basta al-Sifa olmak üzere bütün yayimladigi kitaplarinda, genel olarak bu bilginlere göndermelerde bulunur ya da bu bilginlerden alintilar yapar. Bilimsel düsüncelerini hep onlara atfen kortaya koyar ve örnegin : "Aristo'nun dedigine göre..." ya da "Galen'in söylediklerine göre..." ya da "Hippokrat'in belirttigine göre..." seklinde konusarak görüslerini açiklamaga çalisir [355]. Bu otoritelere basvurmadan ilim yapilamayacagini çok iyi anlamistir. Bundan dolayidir ki Kur'an'i bilim kaynagi saymamis ve seriat verilerine dayanarak is görmemistir. Örnegin Kur'an ve Hadis hükümleri arasinda hastaliklarin tedavisini öngören esaslar bulundugu halde o bunlara itibar etmemis, sadece eski Yunan tibb bilginlerinin söylediklerini izlemistir. al-Sifa 'da çesitli hastaliklari tasnif ederken : "Galen hastaliklari söyle tasnif eder ..." diyerek onun dediklerini tekrarlar; kabizlik ve kusma gibi rahatsizliklarda basvurulacak tedavi sekillerini belirtirken Hippokrat 'in ögütlerini ele alir ve : "Hippokrat'in dedigi gibi, kabizligi itiyad haline getirmis ya da kusma aliskanliginda olan kimselere sunlar verilmek gerekir..." der ve Hippokrat ne söylemis ise onlari tekrar eder. Hastaliklarin mahiyeti ve tedavisi konusunda kitabinin hemen her sahifesinde Galen' in ya da Hippokrat 'in görüsleri agirlik teskil eder [356]. Bu konularda seriat'in , ve daha dogrusu Muhammed'in öngördügü seyleri dikkat nazarina bile almaz. Örnegin Kur'an ve hadis hükümleri arasinda, hastaliklarin Tanri'dan gelme oldugunu ve Tanri'nin izni olmadan hiç kimsenin hasta olmayacagini, hastaliklarin bulasici olmadigini, hastalik atesi'nin Tanri vergisi bulundugunu, hiç bir hastaligin Tanri izni olmadan giderilemeyecegini, hastalik atesi ne kadar yüksek olursa hastaliktan o kadar çabuk kurtulanacagini öngören hususlar [357] oldugu halde Ibn Sina bu hükümlere bakarak is görmemistir; aksine Galen 'den ve Hippokrat 'tan ögrendiklerini göz önünde tutarak is görmüs ve bu nedenle Kur'an ve hadis hükümlerine ters düsen sonuçlara ulasmistir[358]. Söylemeye gerek yoktur ki eger seriat verilerini kendisine bilim kaynagi edinmis olsa ve bunlar disinda bilimsel gerçek bulunmadigina inansa idi, tip bilgini olmak söyle dursun fakat üfürükçülükten ileri gidemezdi. Çünkü seriat, baslica tedavi sekli olarak "tükürüklü üfürükcülük " ve "tükürüksüz üfürükcülük" gibi usulleri öngörmüstür; Muhammed bu usulleri emretmis ve bizzat kendisi bu usullere göre hastalik tedavisine girismistir. Öte yandan yine Muhammed'in söylemesine göre hastalik denen sey Tanri'dan gelmedir ve Tanri genellikle hastaliklari sevgili kullarina musallat eder. Bu nedenle hastaligi "Tanri nimeti" ve Tanri'dan gelme bir "ödül" olarak kabul etmek gerekir. Hastalik atesi, günahlarin dökülmesine yarar ; bu yönü ile Tanri'nin sevgi ve ilgisinin bir belirtisidir; Cennet'e girmelerini diledigi kul'larinin günah dökmelerini istedigi içindir ki Tanri onlari yüksek ates içerisinde kivrandirir[359]. Yine Muhammed'in söylemesine göre hastalik insanlar arasinda sirayet etmez; en tehlikeli hastaliklar (örnegin taun ya da veba gibi hastaliklar) dahi böyledir; ancak Tanri'nin izniyle sirayet eder. Buna karsilik hayvanlar (ve özellikle deve'ler) arasinda hastalik sirayet eder [360]. Öte yandan hastaliklar içerisinde en degerli olani Veba 'dir ve bu hastaliktan ölenler sehit'lik rütbesine erisirler; onlarin bütün günahlari avf olunur.Veba' dan gayri "Karin hastaligi" ya da "Zatürriye" gibi hastaliklardan ölenler dahi, tipki din adina cihad'a çikipta ölenler gibi dogruca Cennet'e ulasacaklardir [361]. Hastaligin iyilesmesi de Tanri'nin emrine baglidir; Tanri'dan gelme sifa disinda sifa yoktur ve buna inanmayanlar Cehennem'i boylayacaklar, inananlar ise Cennet'e ulasacaklardir [362]. Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri'dan gelme sifa usulleri arasinda "tükürükle toprak karisimi" ilaçlar, "hacamat vurma" ve "daglama" gibi seyler vardir [363]. Sarilik hastaligina karsi yapilacak sey hastayi okutmaktir; iyi bir üfürükçünün okumasiyle hastalik geçer[364]. "Bal serbeti" ya da "Çörek otu" gibi seyler her hastaligin ve ölümden gayri her müsibetin basliça sifa aracidir [365]. Her ne kadar hastaliklarin , ve hem de taun / veba gibi müsibetlerin Tanri'dan geldigini söylemekle beraber sarilik hastaliginin nazar degmesinden geldigini söylemistir [366]. Yani Muhammed'e göre bazi hastaliklar Tanri'dan gelirken bazilari her ne hikmese nazar degmekten, daha dogrusu kisilerin "kem" gözlerinden, kötü bakislarindan gelmektedir. Ayni sekilde her ne kadar hastaligin Tanri inayeti olup sirayet etmedigini, ya da taun vs gibi hastaliklardan ölenlerin sehit sayilacagini söylemis ise de, bir baska vesileyle "Taun bir azab'tir" diyerek bunun Beni Israel 'den bir kavme Tanri tarafindan gönderildigini ve taun'lu bir yere girilmemesini emretmistir [367] . Yine ayni sekilde hastaliklarin insanlar arasinda sari olmayip develer arasinda sari oldugunu söylemis ve hasta bir deve'nin saglam deve'ler yanina sokulmamasini söyledigi halde, cüzzamli'lardan kaçilmasi ve taun hastaliginin bulundugu yere girilmemesi hususlari hariç, insanlar arasinda hastalik tedbiri alinmasi hususunda bir sey söylememistir [368]. "Bütün bunlar neden böyledir?" diye sormamak gerekir , çünkü soru sormak Kur'an emirleriyle yasaklanmistir.

Görülüyor ki Muhammed, bir yandan hastaliklarin Tanri'dan gelme oldugunu ve günah döktügünü ve Cennet yolunu açtigini söylerken, diger yandan yine de bu yukardaki akil disi usullerle tedavi çareleri aramaktan geri kalmamistir. Öte yandan seriat'in "temizlik" konusunda yerlestirdigi esaslar dahi hastaliklara yol acar nitelikte seylerdir. Sayisiz örneklerden sadece bir ikisini belirtmek gerekirse: "Içine fare düsen yag, fare çikkarilip atildiktan sonra yenebilir" ya da :"Yediginiz ve içtiginiz seyin içine sinek düstügünde, onun disarda kalan kanadini iyice batirip saonra atiniz ve yemeginizi yeyiniz" seklindeki hadis'lere göz atmak yeterlidir [369]. Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar akla ve mantiga ve müspet ilme aykiri seylerdir ; bunlara dayanarak Ibn Sina ilim yapmasi kuskusuz ki mümkün olamazdi. Ancak ne var ki ister akla ve mantiga ve isterse sagliga aykiri seyler olsun, seriat'in öngördügü bu hükümler, tipki diger konulardaki benzeri hükümler gibi, seriat dünyasi'nin çogu "bilginleri" tarafindan "bilimsel gerçek" olarak benimsenmistir; bunlari bu sekilde kabul etmeyen Ibn Sina gibi kimseler ise "Dinsiz" ve "Bilgisiz" olarak kabul edilmislerdir. Nitekim Gazali ya da Ibn Teymiyye gibi seriat savunculari, Ibn Sina 'yi ya da onun gibi eski Yunandan yararlanarak ilim yapanlari bu sekilde damgalamislardir. Gerçekten de Gazali ya da Ibn Teymiyye gibi ünlüler, bu yukarda belirttigimiz akil disi hükümleri kutsal nitelikte göstermek için birbirleriyle adeta yarismislardir. Kimya-i Saadet adli kitabinda Gazali söyle der: "Hastalik bir sevgi isidir ki Tanri onunla kendisine azizleri çeker. Hani o azizler ki Tanri onlara -'Hani ben hasta idim de sen beni ziyaret etmistin-' demistir. hastalik kisinin Tanri'yi tanimasi için bir yoldur. Tanri söyle konusmustur :-'Hastalik benim hizmetimdedir ve benim inayetime nail olan kimselere nasip kilinir...". Dikkat edilecek olursa Gazali, biraz yukarda Muhammed'ten gelme oldugunu belirttigimiz hükümleri islemektedir. Su hale göre hastaligi tedaviye çalismanin ya da tedavi usullerini bulmak için bilimsel ve akilci arastirmalara kalkismanin yapmanin geregi olmamak gerekir. Nitekim Mevlana, ünlü Mesnevi' sinde, Kur'an'in al-Vakia suresi'nin 85ci ayet'indeki : "Ona sizden daha yakiniz ve fakat göremezsiniz" seklindeki hükümünü ele alarak, hastaliklarin nedenlerinin arastirilmamasini ve cünkü bunun bir Tanri isi oldugunu anlatmistir. Bütün bunlara ve hele Gazali gibilerin görüslerine sasmamak gerekir . Aristo , Sokrat, Eflatun , Galen, Hippokrat, ve eski Yunan'in daha nice bilim hazinelerinden yararlanan kimseleri, Ornegin Ibn Sina 'yi ya da Farabi 'yi ya da ar-Razi 'yi ve digerlerini "dinsiz" ve "bilgisiz" diye damgalayan ve öte yandan akilcilikla ilgili ne varsa her seyi yadsiyan ve seriat disinda ilim aramayan Gazali ve Ibn Teymiyye tipindeki insanlarin bu sekilde davranmalari dogaldir. Insanlari din uykusuna yatirmaktan baska bir sey düsünmeyen bu kafa yapisindaki kimselerden ne gerçek bilgi ve ne de insanlik beklenemeyecegi asikardir. Fakat bu vesile ile sunu da eklemek gerekir ki Ibn Sina gibi, eski Yunan'in akilci kaynaklarina dayanmadan ilim yapilamayacagina inanmis bir bilim adami'ndan, asgari denebilecek bir medeni cesaret beklenirdi. Oysa ki o bunu yapmamistir; kendisinden beklenmek gereken bir davranisla, seriat'in akla ters düsen hükümlerini sergilememis, bunlara karsi sesini yükseltmemistir. Örnegin kalkipta : " Hastaliklar Tanri inayetinden degil pislikten vs'den dogar. Tükürükçülükle, okuyup üflemekle hastalik tedavi edilemez, din kitaplariyle ilim sorunlari çözülemez...vs " seklinde bir seyler söylememistir. Yapabildigi tek sey eski Yunan üstadlarindan yararlanarak ve onlarin yapitlarina göndermeler yaparak akilci verileri ortaya vurmak ve ornegin kuyu suyu'nun ve genellikle durmus sularin pis oldugunu bu yoldan açiklamaktir. al-Sifa adli kitabi'nin "Agrilar" basligini tasiyan bir bölümünde Galen' e atiflar yaparak ve onun dediklerini aynen tekrarlayarak : "Agrilar Doga'nin olusmasina aykiri olarak kendisini belirten bir duygudur" diye tanimlama yapmasi bunun bir baska kanitidir. Daha baska bir deyimle Muhammed'in öngördügü usulleri benimseyip "tükürükle toprak karisimi" ilaçlari tavsiyeye kalkismamistir. Ya da "Uyku" 'nun saglik bakimindan önemini ya da uykudan zamansiz kalkmanin kötülügünü anlatirken, seriat'in getirdigi esaslara (örnegin Ramazan'da gecenin en uygunsuz saat'lerinde uyanip yemek yeme gelenegine) yer ayirmamistir [370]. Ancak ne var ki bunlari yaparken akilci verileri dinsel verilere üstün tutar görünmekten kaçinmistir. Bu tutumunu, içki konusundaki görüslerini açiklarken biraz daha bariz bir sekilde ortaya vurur. Bilindigi gibi Muhammed, Kur'an'a koydugu ayet'lerle sarab içmeyi yasaklamistir, hem de en mutlak sekliyle. Bu yasaga göre sarab'in bir damlasini bile agza almak günahtir. Fakat Ibn Sina , sarab'in bazi durumlarda bazi hastaliklara yararli oldugunu, ve hele eskimis sarabin ilaç yerine geçecegini, ve vucud saglik bakimindan oldugu zeka gelismesi bakimindan da luzumlu oldugunu söyler. Fakat söylerken dahi Kur'an'a aykiri bir sey söylemiyormus havasini yaratir. Örnegin kimlerin, ne gibi hallerde ve ne miktar sarab içmeleri gerektigi konusunda söyle der:

"... Sarab içmeye gelince, ifrata varmadan iç, fakat az iç; hre gün içme, oruç tuttugun zamanlarda da içme...Devamli sekilde sarhos olma, olacaksan sadece ayda bir olmaga çalis. Az miktarda alinan sarap, sagliga yararlidir, fazlasi zararlidir. En iyi sarap sari sert saraptir..." [371].

Sadece tibb sorunlari konusunda degil fakat diger bilim dallari'nda da (örnegin felsefe, mantik, ilahiyat vs) seriat kaynagina iltifat etmemistir. Genel olarak Aristo yu kendisine rehber edinirken , "Ruh" bilimlerinde Plotini' ye yaklasmis ve ruh' un varligini bu eski Yunan düsünürünün agziyle tanimlamaga çalismistir. Öte yandan Tanri-Kisi iliskilerini incelerken, ve Tanri'yi akil yolu ile arama geregini belirtirken , ve ibadeti dahi bu açidan ele alirken hep Plotini ya da Porphyry gibi eski Cag ünlülerinin görüslerini yansitmistir [372]. Denilebilir ki Ibn Sina' nin bilimsel cesareti eski Yunan kaynaklarini naklediyor olmakla sinirlidir. Seriat verileriyle ilim yapilamayacagini çok iyi takdir ettigi halde bu gerçegi her kesin anlayabilecegi tarzda savunamamistir. Savunmak söyle dursun, aksine, her bilimsel gorüsünü, sanki bunlar Kur'an'a uygunmus gibi göstermeye çalismistir. Daha baska bir deyimle, eski Yunan'in akilci kaynaklarindan yararlanmak suretiyle belledigi verilerle, seriat verileri arasindaki çatismayi ortaya koyacak yerde susmus, ve hatta çogu zaman bu bagdasmazlik karsisinda, Kur'an ve hadis hükümlerine sanki üstünlük taniyormus gibi görünmüstür. Örnegin al-Sifa 'nin 1ci bölümü'nün 3cü kesimi'nde "Sagligin Korunmasi " basligi altinda bir paragraf vardir ki, bu paragraf'ta Ibn Sina , insan varligi'nin "disi ve erkek tohumlarinin birlesmesiyle olustugu " 'nu anlatirken, bu olayi Kur'an ayet'leriyle açiklamayi ma'rifet saymis ve Alak Suresi'nin 2ci ayet'indeki : "insani da bir parça kan pihtisindan var ettik" seklindeki hükmü kendisine destek yapmistir [373]. Yine bunun gibi a;-Aru'zat fi'l tibb 'da, bir yandan Tanri'nin insan'a akil ve düsünme gücü verdigini söylerken ve bu nedenle "duygu " ve "ilim" alanina girme olanagi bulundugunun akilci açiklamasini yaparken, diger yandan da "vahy" yolu ile geldigi kabul edilen hükümlere inanmak gerektigini belirtmekten geri kalmamistir. Ne ilginçtir ki bu fikir canbazligina girisirken eski Yunan klasiklerini kendisine destek edinmek istemis ve fakat içinden çikilmaz bir batakliga gömüldügünü çabuk farketmistir [374]. "Akliyecilik" ile "Vahiyci'ligin" uzlasmadigini anladigi halde cesaret gösterip bu kanisini ortaya vuramamistir. Ve bu yetmiyormus gibi bir de akilci usuller disinda bilgi sahibi sayilan "Peygamber" 'leri, akilciligin temsilcisi olarak gördügü feylezof'lara üstün kilmistir. Daha baska bir deyimle, kendisini bilim adami kertesine getiren akilci egitimin ne büyük bir deger oldugunu bildigi halde, akilci kaynaklardan yararlanmak suretiyle edindigi her bilimsel veriyi sanki Kur'an'da varmis gibi göstermek istemistir; bu iki sey arasinda uçurumlar , ve bagdasmazliklar var iken susmus ya da sanki böyle bir bagdasmazlik yokmus kanisini yaratmistir. Gerçek bir aydin'a ve bilim adamina yarasmaz bu davranislariyle mensup bulundugu toplumun akilci yönde gelismesine firsat birakmayanlardan biri olmustur. Nitekim biraz yukarda degindigimiz ve tümüyle akilci bilimlere ve insan sagligina aykiri olan seriat esaslarinin geçerli kalmasi yolunu açik birakmistir. Gerçekten de bugun hala Islam ülkeleri'nin cahil halk'larina ögretilen din bilgileri arasinda "hastaligin pislikten degil Tanri'dan geldigi, hastalik atesi'nin günah döktügü, tükürüklü ve tükürüksüz üfürükcülük usulleriyle tedavi gerektigi, vs" gibi seyler vardir. Bu halk'lar bugun hala çöl kanunlarina göre yasamayi dinsel fazilet sanirlar. Eger Ibn Sina ya da onun gibi diger ünlüler, söz konusu seriat hükümlerinin akla aykiri olup gecersiz bulundugunu ve seriat ile ilim yapilamayacagini ortaya vurmus olsalardi, insan zekasinin gelismesine ve kuskusuz ki islam toplumlarinin akil çagi'na erismelerine hizmet etmis olurlardi. Hemen ekleyelim ki Ibn Sina 'nin bu olumsuz ve cesaretsiz tutumu sadece tibb sorunlari konusunda degil ve fakat kisi yasamlarini kapsayan her alanda kendisini belli etmistir. Kendisi eski Yunan felsefesiyle yetismis olmasina ve bu felsefe'yi hazmedecek çapta bulunmasina ragmen, insan sahsiyetinin haysiyeti ve özgürlügü adina her hangi bir savasimi göze alamamistir. Stoisyen 'lerin "özgür insan" anlayisina, ya da bu okul mensublarinin "Yeryüzü insanligi" düsününe yabanci kalmis, bu konularda yaratici fikir insani olamamistir. Ve asil esef verici husus sudur ki seriat'in insan varligini "Kul " ya da köleligi "dogal " bilen ve kisi haysiyetini çigneyen, kadini küçülten hükümlerine karsi sesini yükseltmemistir. Yükseltmek söyle dursun ve fakat bir si'ir'inde : "Köle olarak paham çoktur fakat satin alanim yoktur" diyerek Kur'an'in köleligi dogal kurulus olarak gösteren hükümlerine[375] adeta alkis tutmustur [376]. Öte yandan bazi insanlarin Tanri tarafindan "akilli" ve bazilari'nin "akilsiz" yaratildigini, ya da bazi irk'larin (örnegin "siyahi'lerin") köle olarak ve bazilari'nin (örnegin "Türk'lerin") insanliga felaket getirici olarak ve fakat buna karsilik bazi irk'larin da (örnegin "Arap'larin") seçkin ve efendi niteliklerle yaratildiklarini öngören seriat hükümlerini yüceltmekten geri kalmamistir [377]. Yine bunun gibi halk yiginlarina karsi tutumu da son derece olumsuzdur. Kitab al-Nacat adli yapitinda, halkin cehaletinin "dogal" olduguna inandigini, ve bu yiginlari cehalet'ten çikarmaga taraftar bulunmadigini, ve halk'in devamli sekilde "ibadet" ile ya da "cihad" (din adina savas) yolu ile oyalanmasi çarelerinin aranmasi gerektigini belirtmistir. Bundan dolayidir ki Eflatun 'un "Ideal devlet" konusundaki fikirlerini, halk'in cahil tutulmasi gerektigi tezi'ne dayanak yapmistir. Ibn Sina 'ya göre toplum düzeni'nin saglanmasi ve devlet'in yasamasi için insanlar arasinda isbirligi, ve görüs birligi olmalidir. Bu da ancak belli kural'lara uymakla mümkündür. Bu kural'larin beseri usul'lerle konmasi mümkün degildir, çünkü toplumu meydana getiren insanlar arasinda fikir ve çikar ayriliklari vardir. Her kes kendine göre bir düzen kurmak ister, ve kendi çikarlarlarina ters düsen düzene dis biler. Bu nedenledir ki "peygamber'lere" gerek vardir. Toplum düzeni'ni saglayacak olan kural'lari bu peygamberler koyar, ve koyarlarken de Tanri'dan vahy yolu ile aldiklari emirlere uyarlar. Toplum'un ve kisi'lerin tüm yasamlari, en ince noktasina varincaya kadar, bu dinsel emirlerle ayarlanmalidir [378]. Daha baska bir deyimle Ibn Sina insan yapisi kanunlardan yana degildir; her seyin ilahi kanunlarla düzenlenmesine taraftardir. Yine ayni sekilde , halk yiginlari'nin, "ibadet", "dua","oruç" ve "hacc" gibi islerle oyalanmasini, ya da gelecek dünya masallariyle (örnegin Cennet hayal'leriyle) uyutulmasini, ve nihayet din adina savaslara ("Cihad'a) zorlanmasini emreden seriat hükümlerinin isabetine inanmistir. Hemen ekleyelim ki "Kafirlere" karsi "Cihad" açilmasini emreden Kur'an hükümleri, ya da bu emirler geregince savaslara girisilmesi, esirler ve ganimetler alinmasi, ve bunlarin paylasilmasi, Ibn Sina' yi hiç rahatsiz etmemise benzer. Her ne kadar Kur'an'daki bazi yasaklari (örnegin sarab yasagini) dolambaçli yollardan da olsa hafifletmeye çalismis ise de, insan varligi'nin fikirsel gelismesini önleyen yasaklara (örnegin "resim-heykel" yasaklarina, musiki yasagina vs) karsi direnmemistir . Yine her ne kadar Kur'an'daki "sair" aleyhtari hükümleri bilmezlikten gelmis ve örnegin al-Aru'zat fi'l-tibb'da sairleri "ruh doktorlari" olarak övmüs olmakla beraber, siir sanati'nin bu cefakar temsilcilerini çesitli nedenlerle küçülten ya da öldürten Muhammed 'i [379] yüceltmis ve onun tüm davranislarini "Kutsal" görmekten geri kalmamistir. Kur'an hükümlerini ya da Muhammed'in eylemlerini elestirme'nin, ya da Seriat'in akilci usul'lere karsi diktigi engelleri yok etmenin ölümü göze almak oldugunu düsünmüs ve bu korkuyu yenebilecek gücü ve cesareti kendisinde görememistir. Oysa ki daha önceki bölümlerde gördügümüz gibi Ibni Sina sayesinde eski Yunan'in akilci bilim kaynaklarini ve bilim adamlarini taniyan ve akilciliga dogrulan Bati'li düsünürler arasinda, din kitap'lariyle ilim yapilamayacagini haykiranlar ya da peygamberlerin olumsuz yasamlarini elestir konusu yapanlar, ve daha dogrusu insanlik için yararli gordükleri her fikri, ölümü göze alarak savunanlar pek çoktur. Sayisiz örneklerden biri olarak Roger Bacon 'u hemen suracikta animasayalim: Aristo 'yu Bati dünyasina tanittigi için Ibn Sina 'ya övgüler yagdiran bu bilim adami, Incil'deki akla ters düsen verilere karsi akilci verileri dikerken, ve Klise'ye ve din adamlarina karsi sesini yükseltirken söyle konusurdu: "Bütün bu akilci veriler sizlerin anlayis gücünüzün disinda olan seylerdir; böyle oldugu içindir ki sizler bu verileri seytan isi olarak nitelendirirsiniz. (Ey) siz din adamlari ve rahib'ler, yine bundan dolayi degil midir ki (akilci verilerle ugrasmayi), kafirlik diye görmekte ve göstermektesiniz..." Bu sözleriyle ve medeni cesaretiyle ve bilimsel dürüstlügü ile kendisinden sonraki kusaklari etkileyen Roger Bacon , sirf bu yüzden ömrünün 24 yilini zindanlarda geçirmistir. Sik sik tekrarladigimiz ve ilerde yeri geldikce tekrarlayacagimiz gibi Bati dünyasi, her dönem i'tibariyle bu cesarete ve dürüslüge sahip aydinlar yetistirmistir. Roger Bacon 'un hocasi sayilabilecek olan Ibn Sina ise, kendisine üstad edindigi Aristo 'dan mülhem olarak :"Tanri'nin mahiyetinde bütün aleme mahsus sevgi bulundugunu" söyler olmasina ragmen, bu sevgi'yi gerçeklestirme ugruna en ufak bir fedakarligi göze alamamistir. Tipki nice benzerleri gibi ( ki ilerdeki sayfalarda Ibn Haldun ya da Ibn Rüst gibi bazi örnekleri ele alacagiz) o da "insan'in insan'a sevgisini yok eden" seriat esaslarina karsi (örnegin müsriklerin öldürülmelerini öngören ya da kafirlere cihad açilmasini emreden emirlere karsi) seryici kalmistir.