11) Ibn al-Nafis [435] (M.S.1210-1288) , eski
Yunan düsünürlerinin akilciligina özenir ve
fakat seriat verilerinin akilciliga ters düstügünü
söylemekten çekinir.
Islam dünyasi'nin yetistirdigi büyük tibb bilginlerinden
sayilan Ibn al-Nafis Misir ve Suriye ve Filistin'in Memluk'ler
tarafindan isgalinden sonra oralarda yasamistir. Galen
'in ve Hippokrat ' in yapitlarini yorumlamakla ün
salmistir. Tibb alaninda yeni buluslari oldugu ve örnegin
insan vucudundaki kan deveraniyle ilgili bilgileri ortaya attigi
kabul edilir. Kitab al-Samil fi'l-tibb adli yapitinda
bu bilim alanindaki görüslerini ortaya vurmustur. Tibb'dan
baska "mantik" ve "fikih" ve "sarf ve
nahiv" alanlarinda da yayinlarda bulunmustur. Fakat her
seye ragmen bagnazdir. Her ne kadar al-Risala al-kamiliyya
fi'l-sira al-nabaviya adli kitabinda dinsel bazi gerçeklere
akil yolu ile erisilebilecegini savunmus olmakla beraber, kendini
dar görüslülükten bir türlü kurtaramamistir.
Akilciliga olan özleminin sinirliligini, Ibn Sina'
nin Hayy Ibn Yakzan adli bir kitabini cerhetmek maksadiyle
hazirladigi Fazil Ibn Natik adli yapitindan anlamak mümkündür.
Sapli bulundugu dinsel inançlar nedeniyle, din verileri
disinda hiç bir gerçek bulunmadigi fikrini savunmaktan,
ve bu softaligi yüzünden kendi yasamlarini bile tehlikeye
sokmaktan geri kalmamistir. Örnegin hastaliga kapildigi
bir sirada: "Ben damarlarimda sarapla karisik kan istemem
" diyerek meslektaslarinin tedavi ögütlerini red'ettigi
ve bu yüzden sifa bulamayip öldügü görülmüstür.
Bunun böyle oldugunu, 14cü yüzyil'in taninmis
yazarlarindan al-Safadi 'nin nakillerinden ögrenmekteyiz.
Söyledigine göre Ibn al-Nafis seriat'in getirdigi
haram'lara ve yasak'lara son derece bagli bir kimsedir. Özellikle
Kur'an'daki sarap yasagina önem verirdi; vermesinin nedeni
sarap'in vucud'a zararli olduguna inanmis olmasindan degildi.
Çünkü bir tibb bilgini olarak, belli miktar sarap'in
bazi hallerde insan vucuduna ve özellikle bazi hastaliklara
yararli oldugunu çok iyi bilirdi. Fakat sirf Kur'an yasaklamistir
diye sarap'a düsman kesilmisti. Hastaligi sirasinda kendisine
biraz sarap içmenin yararli olacagini söyleyen meslektaslarina:
"Ben damarlarimda sarab'a karismis kan ile Tanri huzuruna
çikamam " diye direnmistir [436] . Bütün
ilmine ragmen böylesine dar görüslü idi. Agzina
sarap koyacak olursa muhtemelen çennet'teki hûrî'lere
kavusamayacagini düsünmüs olmalidir.
Kendisini bagnazliktan kurtaramayan bu tip bilginler toplulugunun
akilci yola ulastirici caba'larda bulunmasi elbetteki beklenemez.
Ne yazik ki seriat dünyasi, bagnazlik denen müsibete
karsi direnmeyen ve bagnazligin kökeninin seriat'ta yattigini
goremeyen bu örnekler yüzünden gerilikler içerisinde
yüzüp gitmistir.