12) Ibn Haldun (M.S 1332-1406) "Sosyoloji" ile "Tarih" bilimleri arasinda köprü kuracak kadar akilci göründügü halde idealsizligi yüzünden insan düsüncesini dinsel kölelikten kurtarici davranislara yanasmaz.

"Sosyoloji" ilminin kurucularindan sayilan Ibn Haldun' un düsünsel yasamina Aristo 'nun, Eflatun 'un, Fisagoras 'in ve Batlamyos 'un ve eski yunan kaynaklarinin etkisi büyüktür. Mukaddima [437] ya da onun kadar ünlü Kitab al-'ibar [438] adli ünlü yapitlarinda bu kaynaklara sürekli olarak göndermeler yaptigi görülür. Örnegin hükümdar'larin ve hanedan'larin iktidar'lari konusunu incelerken söyle der: "(Yer yüzü yasamlarinda) beseri bir sosyal örgüte gerek vardir. Bunun böyle olmasi geregini düsünürler -'Insan siyasal bir hayvandir-' sözü ile anlatmaya çalismislardir. Yani insanlar, sosyal bir örgüt ("Polis") olmadan yapamazlar..." Dikkat edilecek olursa karsimizda konusan sanki Aristo ' dur, çünkü "Siyasal hayvan" deyimi Aristo 'nun bulusudur [439]. Yine bunun gibi dünya cografyasi hakkinda bilgiler verirken Batlamyos 'un agziyle konusur. Öte yandan Aristo 'yu ve Eflatun 'u yorumlayarak egitim sisteminin "korkutucu", "yildirici" ve "sindirici" usullere dayatilmasinin çok sakincali oldugunu, ve bu usullerin insan karakterini bozacagini, asagilatacagini, ve kisileri miskin, kötü, yalanci, sahtekar yapacagini söylemis ve bu konuda kanitlayici örnekler vermistir. Yine ayni düsünürlerin etkisiyledir ki egitim sistemini degistirici, ya da sosyoloji ile tarih ilmini birlestirici, ya da tibb alaninda uyku hastaliklarindan söz edici ve buna benzer fikirler serdedici çalismalari olmustur. Her ne kadar özgürlük sorununa yer verdigi ve örnegin Devlet ve Hükümet islemlerinin belli sinirlari oldugu konusuna egildigi kabul edilirek Ibn Haldun 'u ünlü Fransiz düsünürü ve "Esprit des Lois" 'nin yazari Montesquieu ' ye benzetenler varsa da [440], biraz ilerde gorecegimiz gibi, bu da onun bulusu degil fakat ayni kaynaklardan edindigi bilgilerle isledigi bir seydir. Ve hemen belirtmek gerekir ki akilci felsefenin eski üstad'larindan yararlanmis olmasina ragmen, kendisinde beklenmeyecek bir bagnazliga ve korkakliga ve hatta dar görüslülüge saplanmisligi olmustur. Örnegin sihirbazligin basli basina bir dilim dali oldugunu savunmus "al-Kimya" ve "Nucum" bilgilerine gerek bulunmadigini, ve "Fizik" ve "Tabiat" bilimlerinin dine aykiri ve yararsiz seyler oldugunu söylemis, ve buna benzer olumsuz görüsler yaninda, akilci usullerle elde ettigi bilimsel verileri Kur'an'a dayatmayi, ve her seyi Kur'an ayet'leriyle açiklamayi ma'rifet saymistir. Örnegin tarihi olaylari beseri irade'ye göre olusmus olarak degil fakat Kur'an'da belirtilen "Kader" hükümlerine göre yorumlamasi [441], ya da milletlerin yasaminda rol oynayan "zaman" ögesinin Kur'an'a göre olustugunu savunmasi [442], ya da insan yapisi kanunlara dayali devlet ve hükümet sistemlerini kötü, fakat seriat kanunlarina dayali olanlarin üstün olduguna inanmasi [443], ya da kisi yasamlarinda "alin yazisi" esasini ön plana almasi ve buna benzer görüslere sarilmasi, bilimsel cesaret ve dürüstlükten ne kerte uzak bulundugunu kanitlamaga yeter . Mukaddima adli kitabinda : "Eger (bu çalismalarimda) basarili oldumsa, bu sadece ilahi gücün rehberligiyledir " derken Kur'an'in Nur suresi'ndeki : "Tanri diledigini dogru yola sokar ve onlara isik verir, diledigini sapitir" seklindeki 35ci ayet'ine siginmasi bir bilim adamindan beklenmeyecek seydir [444]. Aklin rehberligini ve üstünlügünü savunma cesaretini gösteremedigi için Tanri'yi bile böylesine keyfi ve adaletsiz bir durumlara düsürmektedir.

Hele Yunan kaynaklarindan devsirdigi bilgileri Kur'an ayet'leriyle süslemege çalisirken medeni cesaret'ten yoksunlugunu daha da açik bir sekilde ortaya vurdugu görülür. Gerçekten de Mukaddima 'da hükümdarlarin iktidari konusunu incelerken Aristo 'dan aktarmalar yaptigi ve fakat sanki bu konulari Tanri'dan ilham alarak iskiyormus gibi yaptigi ve her ilmin Kur'an'da yatttigini söylemekten kendini alamadigi görülür [445]. Öte yandan Tanri'nin keyfiligi ya da Kur'an hükümlerinin ebediligi ve "yüceligi" konularinda en ufak bir tartismaya ve süphecilige olanak bulunmadigini ve çünkü aksi taktirde iman gücünün sarsilacagini savunmus ve esasen bu konularin tartisilmasinin Tanri tarafindan yasaklandigini anlatmis ve bütün bu iddia'larini, Kur'an'dan aldigi ayet'lerle kanitlamaga çalismistir [446].

Yine ayni sekilde seriat'in hastaliklar ve insan sagligi konusunda akilci tibb ilmine aykiri düsen esaslarina "Hayir" diyecek yerde bunlari "Tanri ve peygamber" emirleriyle açiklar olmasi onun tiyneti hakkinda fikir vermege yeter bir baska örnektir. Hatirlatalim ki seriat, veba (ta'un) gibi hastaliklarin Tanri tarafindan gönderildigini, ve insanlarda sari olmayip develerde oldugunu, hastaliklarin tedavisi için tükürüklü ve tükürüksüz üfleme, ya da hacamat, ya da dua v s gibi usulleri öngörmüs, hastalik atesi'nin günah döktügünü öngörmüs, veba ya da zatülcemp gibi hastalikalrdan ölenlerin sehid sayilacaklarini bildirmis ve buna benzer seyleri tibb ilminin temel esaslari olarak yerlestirmistir. Oysa ki bunlarin ne tibb ilmiyle ve ne de insan sagligiyle ilgisi vardir. Bunun böyle oldugunu Ibn Haldun kuskusuz ki iyi bilir. Fakat bu bildigini açikca ortaya vurabilecek dürüstlüge ve cesarete sahip degildir. Butün bu seriat emirlerini iman alaninda tutmaga çalisir; fakat bu çozüm'ün sakincali sonuçlar doguracagina aldiris etmez. Seriat'in hurma ekimiyle ilgili hükmü konusunda yaptigi, bu vesile ile sergilenmek gereken ilginc bir örnektir. Söz konusu hüküm, vaktiyle Muhammed'in su olayla ilgili olarak yerlestirmis oldugu bir hükümdur: Muhammed bir gün hurma agaçlarina asi yapilmasinin yasak oldugunu emreder. Fakat bu emrin uygulanmasi sonucunda hurma agaçlari kurur, mahsul vermez olur. Hurma yetistirenler büyük sikintiya düserler. Bunun üzerine Muhammed, adeta bir felaket yaratmis oldugunu farkeder, ve hurma yetistiricilere: "Sizler kendi maddi çikarlarinizla ilgili hususlari benden iyi bilirsiniz" der. Ve iste Ibn Haldun , vaktiyle Muhammed'in söyledigi bu sözleri ele alarak, hastaliklarin tedavisi konusunda Muhammed'in yerlestirmis oldugu kurallarin zorunluk tasimadigini anlatmak üzere söyle der:"Her ne kadar bu kurallar tibb ilmi'nin bir parçasi sayilmakla beraber, sayet kisi †anri'nin inayetine erismek istiyorsa, bu tür emirler iman beslemek sartiyle, bunlardan büyük yararlar elde edebilir".

Görülüyor ki Ibn Haldun , seriat'in tibb ilmine, ve akla ve mantiga pek sigmayan söz konusu hükümlerini "iman" alaninda güçlendirmis ve halk tarafindan benimsenmesine hizmet etmistir. Hatta bununla da kalmamis bir de bunlarin "Tibbu'n Nebi" adi altinda, yani "peygamberden gelme tibb bilimi" olarak müslüman üilkelerde egitim programlarina alinmasina sebeb olmustur[447].

Daha baska bir deyimle Ibn Haldun , seriat hükümlerini akil süzgecinden geçirmeyi ve insanliga bu yönden yararli olmayi düsünmemistir. Kendisini ne seriat'in köleliginden ( daha dogrusu dogmacilik'tan) ve ne de eski Yunan üstad'larini izleme hastaligindan (yani iskolastik gelenekten) kurtaramamis, bu cesareti kendisinde bulamamistir. Idealizm'den ve insancil egilimlerden yoksunlugu, ve hele insan karakterini kücültücü davranislara saplanmisligi oldukca sasirtici'dir. Hele Mukaddima adli kitabinda, kendi yasami boyunca izlemis oldugu olumsuz kurallari, sanki bunlar övünülecek seylermis gibi göstermesi ve baskalarina ögüt olarak vermesi daha da sasirticidir : "...Kim ki paye edinmek hevesindedir, mutlaka iktidar sahiplerinin dilegine uygun sekilde davranmali, dalkavuk ve hizmetkar ruhlu olmalidir. Bundan dolayidir ki biz, hizmetci ruhlulugun ve dalkavuklugun, kisi'ler için çikar saglayici ve mutluluk yaratici nitelikteki mevkilerin elde edilmesinde kosul oldugunu anlatmak istiyoruz. (Su muhakkak ki) zengin ve mutlu insanlar , mutabasbis ve asagi ruhlu insanlar arasindan çikar..." . Asalet'ten ve ahlakilik'ten böylesine uzak bu sözlerin Ibn Haldun gibi bir bilgin'in kalemine yakismadigi asikardir. Ancak ne var ki o bütün bunlari birer fazilet sorunu yapmistir. Ona göre bu sekilde hareket etmeyen kimseler, yani iktidar sahiplerine sarlatanlik etmeyen, el öpmeyen kisiler, kendini begenmis kibirli kisilerdir, kendini üstün gören kisilerdir, küstahligi guru haline getirmis kisilerdir; bu gibi kisilere deger vermemek, onlari ise almamak gerekir [448]. Ilerdeki sayfalarda ayrica beilrtecegimiz gibi, bütün bu söyledigi seyleri Ibn Haldun, her kesten önce kendi uygulamis, örnegin kendi zamaninin hükümdarlarindan her birini kendisine efendi saymis, efendi degistirirken yeni efendisini yüceltici ve eskisini küçültücü sekilde konusmus , hele Timur gibi hükümdarlara olmadik yaltaklanmalarda bulunmustur.

O dönemde Bati'li aydin, akilciligi egemen kilmaga çalisirken, hatta din kitaplarini bile akilci temel dayatmaga tüm insanligi sevgi kaynaginda birlestirmege ugrasirken, Ibn Haldun 'nun yukardaki sekilde konusmasi ibret vericidir. Bir yandan toplum yasamlarindaki olumsuzluklara, ve haksizliklara, ve yoksulluklara, ve mutsuzluklara kulak tikarken [449], ve böylece tarihin insafsiz akisina duygusuz kalirken, diger yandan tutum ve davranislariyle insanlara karaktersizlik örnegi teskil etmesi utanc vericidir.