1) Mutezile Sinifinin Akilciliga Yönelik Görünen Tutumu

Islam'da Vasil Ibn Ata ve Amr b. Ubayd adindaki iki ilahiyatci ile basladigi kabul edilen ve "Mu'tezile" diye bilinen bir düsünce okulu vardir ki , din verilerinin akil kistasina vurulmasi ve akla ters düsen hükümlerin yok sayilmasi egilimlerini içerir. Bir bakima Islam'in öngördügü "iman" ilkelerine karsi direnis ve daha dogrusu bu ilkelere karsi "süphecilik" anlamindadir. Islam'a Kur'an Tanri'nin sözleri olarak kabul edilddigi halde mu'tezile görüsüne göre "yaratilmis" bir seydi . Islam'a göre her "ilim" Kur'an'da mevcut ve ancak Kur'an yolu ile elde edilebilir kabul edildigi halde, mu'tezile mensuplarina göre akil yolu ile ve Doga olaylarini arastirmak suretiyle elde edilebilir. Islam'a göre kisi'yi dogru yolan sokan ya da saptiran Tanri oldugu halde, mu'tezile anlayisina göre Tanri degil kisi'nin bizzat kendisidir. Islam'a göre kisi'nin özgür irade'ye sahip olmasi söz konusu olmadigi halde (çünkü kisi özgur irade'ye sahip olacak olursa Tanri kertesinde demektir) mu'tezile görüsüne göre Tanri'nin varligi ve adaleti kisi'nin irade bakimindan özgürlüge sahip olmasinda ve, yani kendi davranislarinin sorumlulugunda yatar, çünkü aksi taktirde Tanri, kisi'nin yaptigi kötülüklerden, günahlardan ve kusurlardan sorumlu olma durumundadir. Islam'a göre Tanri her hususta keyfi ve diledigi gibi hareket eden oldugu halde, mu'tezile 'ye göre böyle degil aksine adaletin ta kendisidir, ve keyfilik yapamaz, yani diledigini saptiramaz, kötülüge zorlayamaz çünkü yüceligi buna engeldir. Hiç kimseyi özgür iradeden yoksun kilip sonra onu davranislarindan dolayi cezalandiramaz. Hiç kimseyi, hem kaderi çizilmis ve kaderinin disina çikamayacakmis gibi yaratip sonra onu cezalandirma yoluna basvuramaz. Islam'a göre Kur'an'i mucize olarak kabul etmek ve mucize'ye inanmak gerektigi halde mu'tezile' ye göre mu'cize diye bir sey olamaz çunkü akla ve mantiga aykiridir. Özellikle al-Nazzam gibi düsünürler ne Kur'an'i mucizevi bir yapit diye benimserler ve ne de Muhammed'in mucizevi isler gördügünü (örnegin ayi ikiye böldügünü) kabul ederler [458]. Onlarin söylemesine göre Kur'an'in varligi, onu Tanri'dan gelmis gibi gösteren Muhammed'in peygamberliginin kaniti sayilamaz. Kur'an "Yaratilmistir" [459] ve Kur'an'daki hükümlerin ya da Kur'an dili'nin "emsalsizligini" öne sürüp sirf bu nedenlerle ona benzer bir kitap yaratilamayacagini iddia etmek dögrü olmaz. Ayni güzellikte ve ayni degerde kitap hazirlamak inanan'lar için her zaman mümkündür.

Bütün bunlardan gayri mu'tezile okulu (ve Kaderiye taraftarlari) [460] din anlayisini sekli davranislar ve inanislar disina çikarmaga çalismislardir. Namaz kilmak, oruç tutmak, hacc'a çikmak gibi seyleri din kavramina sigdiramazlardi. Dinin bu sekilci yönlerini yersiz ve gereksiz bulurlardi. Sekilcilige bagli olanlari "kukla insan" ya da hatta "insandan gayri yaratik" olarak tanimlarlardi. [461]

Ancak ne var ki bütün bunlara bakarak mu'tezile sinifi'nin fikir özgürlügüne ya da insan varligina deger tanidigini, ya da gerçek anlamda akil rehberligine yanasdigini savundugu düsünmek yanlis olur. Bu okul'a mensup olanlar irade özgürlügünü fikir ve düsünce'nin kutsalligi adina öne sürmemislerdir. Amaç'lari insan sahsiyetinin haysiyetini korumak, yüceltmek ya da insan varliginin kutsalligini ortaya vurmak degildi. Insan'a "sevgi" ve "güven" duygulariyle dolu da degillerdi. Her ne kadar irade özgürlügünü saglamakla kendilerini çesitli mezhep ve akide'lere karsi bagimsiz kilmak istemislerse de, bu egilim bir bakima kendi ruhsal ve dinsel çikarlari dogrultusunda idi. Daha baska bir deyimle kisiyi dinsel baskilardan kurtarip akil rehberligine, ve dolayisiyle kendi sahsiyetinin haysiyeti bilincine eristirmeyi düsünmemislerdir. Düsündükleri sey Islam'in getirdigi Tanri anlayisini kendi çikarlari dogrultusunda yogurmakti. Çünkü Islam'da Tanri, kisileri diledigi gibi dogru ya da egri yola sokan ve sonra onlari bu durumlara göre mükafatlandiran ya da cezalandiran yani , keyfî ve adaletsiz bir Tanri olarak tanimlamisti. Eger bu anlayisi degistirecek olurlarsa Tanri'nin magfiretine mazhar olacaklarini hesaplamislardir. Söyleki :

Muhammed'in tanimladigi Tanri, esas itibariyle, canli ve canli olmayan her yaratigin kaderini önceden, daha ana karninda iken çizmistir; diledigini diledigi sekle sokar, diledigini müslüman diledigini kafir yapar, diledigini köle diledigini efendi kilar, diledigini iyi diledigini kötu yola sokar, diledigine az diledigine çok rizk saglar, vs. Fakat buna ragmen Tanri, kafir olarak yarattiklarini ya da saptirdiklarini cezalandirmak üzere Cehennem'e atar, ve dogru yola soktuklarini, müslüman olarak yarattiklarini Cennet'e alir. Iste mu'trezile mensuplari Islam'in bu tür Tanri anlayisini Tanri'nin yüceligi, ve adaleti fikriyle bagdastiramadiklari içindir ki kisi'yi kendi davranislarinin sorumlusu kilma yolunu seçmislerdir. Onlara göre kötülük ve suçluluk Tanri'dan degil fakat kisinin kendisinde gelme bir seydir, bu nedenle suçlulugun sorumlulugunu kisi'nin kendisinde aramak gerekir. Yine onlara göre Tanri keyfilik ya da kötülük yapmaz, istese de yapamaz çünkü yüceligi buna engeldir. Bu görüsü savunmakla mu'tezile mensuplari, Tanri'yi sorumluluktan ve suçlu durumda bulunmaktan kurtarmayi düsünmüslerdir. Daha dogrusu su inanci yerlestirmek istemislerdir ki Tanri insanlara iyi ve kötü yollari gösterir fakat gerisi kisi'ye ait'tir.

Bu görüsü ileri sürerlerken mu'tezile mensuplari , kendilerine rehber olarak "akil verilerini" degil fakat Kur'an hükümlerini (örnegin Nahl Süre'sinin 9cu ayet'ini , yani : "Dogru yolu bildirmek Allah'a ait'tir" seklindeki ayet'i), seçmislerdi. Ancak ne var ki bu ayet'in geri kalan kismi kendilerini cerheder niteliktedir ve söyledir: "Yollarin egrisi de var, ve (Tanri) dileseydi hepinizi dogru yola sevkederdi..." (16 Nahl 9) . Daha baska bir deyimle ayet'in birinci kismina dayanip (çünkü bu kisim islerine gelmistir), ikinci kismini hasir alti etmeye çalismislardir.

Görülüyor ki mu'tezile okulu mensuplari , kisi'nin davranis serebestisine ve irade özgürlügüne sahip bulundugunu savunurlarken bunu, insan'a "güven" besledikleri ya da insan sahsiyetine deger verdikleri için, ya da aklin üstünlügüne inandiklari için yapmamislardir; sadece Tanri'yi kötülük edebilir sekilde tanimlayan islami emirlere karsi çikip Tanri'nin jandarmaligini yapmak, o'nun inayet ve magfiretine siginmak için yapmislardir. Kisi'yi kendi kötü davranislarinin sorumlusu sayip Tanri'yi kötülük yaptirmaz durumda kilabilmek üzere serbest, özgür iradeye sahip durumda kabul etmek gerektigini hesaplamislardir. Kisi özgür bir iradeye sahip olabilmelidir ki suçlulugunun sorumlulugu Tanri'ya degil fakat kendisine yüklenebilsin.

Mu'tezil mensuplarinin en dürüst karaktere sahip olanlari dahi, insan varliginin kutsalligi fikrine yabanci kalmislardir. Örnegin al-Nazzam, ki bu okulun en rasyonalist düsünürlerinden biri sayilir, Tanri-Kisi iliskilerini akilci veriler esasina göre çözme yolunu aramamistir; yani akilciligi, kisi'nin kutsal varliginin ve haysiyetinin kosulu olarak ele almamistir. Oysa ki Bati'da , kisi'nin insanlik sahsiyetinin haysiyeti fikrine egilenler, kisi'yi "akil" yönünden degerlendirip mutlak sekilde özgür ve bagimsiz bir varlik saymislardir. Insan denilen varligin, "akil" ile ibram edilmis olarak, üstün ve kutsal bir degere ve haysiyete sahip oldugunu, bu bakimdan dogal haklarla donatildigini. ve bu haklarin dokunulmaz ve vazgeçilmez seyler oldugunu ve Iktidar'larin bu alana giremeyeceklerini savunmuslardir.

Hosgörülü halifelerin iktidari döneminde bile mu'tezile mensuplari, gerçek anlamda akilciligin , özgür düsünce'nin ya da insan haklarinin temsilciligini yapamamislardir. Kur'an'i "Yaratilmis " gibi tanimlarken dahi, aklin üstünlügünü kanitlamak için degil fakat güya Tanri'yi temize çikarmak için hareket ediyor görünmüslerdir. Harun Resit ve al-Ma'mun gibi açik görüslü sayilan halifeler döneminde yerlesen ve gelisen mu'tezile okulu, al-Me'mun 'un ölümünden sonra yobaz zihniyetin giderek artan saldirilari, ve cahil halkin bu yobazlara destek olmalari sonucunde, etkisini yitirmistir. Örnegin miladi 846 yilinda halife al-Mütevekkil , Kur'an üzerinde tartisma yapilmasini yasaklamis, ve daha sonra Gazali ve Ibn Teymiyye gibi softa görüslulüler, mu'tezile okulunun görüslerini zindiklikla, kafirlikle damgalamislardir.

*