2) Aydin Sayesinde Bati Ülkeleri Laik Egitime Yönelirken, Aydin Ihaneti Yüzünden Seriat Ulkeleri Dinsel Egitimde kalir.

Bati'nin yarattigi ve modern uygarligin kasnagi isini görecek olan düsünce disiplini Orta Çag üniversiteleri tarafindan olusturulmaga baslanmistir. Ilim verilerinin din kitaplariyle degil fakat akilci arastirma yolu ile bulunacagi, ve bilimsel gerçekler Doga'yi incelemekle varilacagi, hep bu üniversitelerce ortaya konmus seylerdir. Bu sonuca Bati üniversiteleri, egitim ve arastirma alaninda ilmin sinir tanimadigi görüsüne bagli olarak ulasmislardir; bu görüsü ise Islam düsünürlerinden saglamislardir. Ancak ne var ki Bati'ya bu ilhami saglayan islâm ülkeleri, akilci arastirma yoluna sapamamislardir. Söyleki: Vaktiyle Ispanya'da yerlesik Islâm Endelüs devleti'nin ilme merakli halifeleri döneminde, çesitli din ve mezheblere (Hiristiyan, musevi, müslüman vs) mensup bilim adamlari ve düsünürler eski Yunan kaynaklarini kendilerine rehber edinmislerdi. Bati üniversiteleri onlar sayesinde bu akilci kaynaklara kavusmustur. Her ne kadar Üniversite egitim sistemi, esas itibariyle Bati'nin olusturdugu bir sey ise de, ilmin belli sinirlar tanimadigi fikri, Endelüs bilim yasamlarinin ürünüdür [462]. bati üniversiteleri, eski Yunan'in fikir dünyasina islam bilginleri sayesinde erismisler ve fakat bu eristikleri seyleri çok daha genis alanlara tasirmasini bilmislerdir. Gerçekten de bu üniversitelerde, çesitli çevrelerden ve özellikle din çevrelerinden gelen her türlü baskilara ragmen, düsünce özgürlügünün var olabildigini görmekteyiz. Egitim tekelini elinde tutan din kuruluslarina ve Papa'ya karsi üniversitelerin savasim halinde bulunduguna tanik olmaktayiz. Özellikle Paris üniversitesi, bir yandan Papa'ligin ve diger yandan Klise ve Kiralligin tehdidlerine ragmen bilim haysiyetini korumaga çalismis ve ilmi din kitaplarinda degil fakat akil rehberliginde ve akilci usullerde arayan bir ilim kurulusu olmustur [463]. Tanri sözü diye bilinen ve her türlü gerçegi içerdigi kabul edilen din kitap'larinin tek geçerli kaynak sayildigi bir ortam'da dahi Paris üniversitesi, her alanda bilimsel arastirmalarin yapilabildigi, her türlu görüsün serbestce tartisilabildigi ve modern ilimlerin temelinin atilabildigi bir yer sayilmistir. Bir yazarin belirttigi gibi Orta Çag'da Paris üniversitesi "Dünya içinde dünya" niteliginde bir bilim yuvasiydi, ilim ve fikri ihtilalini hazirlayici bir kaynakti . Daha 13cü yüzyilin baslarinda bu üniversite'de "Pantheist" ("Kamutanricilik") görüslerin incelendigini görmekteyiz. Örnegin Amalric de Bène adinda bir profesör, ki "pantheist" görüsleriyle taninmistir, Erigena 'nin On the Division of Nature adli yapitini ders kitabi olarak okuturdu. Bilindigi gibi Erigena , 9cu yüzyilda insan aklinin "Tanrisal" nitelikte oldugunu ve din kitaplarinin çelismelerle dolu bulundugunu söylerdi [464].

Paris üniversitesi gibi Italya'da Padua üniversitesi de Bati'da "Renaissance" in besigi ve Bati kültür uygarliginin gelisme nüvesi olarak önemli bir rol oynamis ve ilim ve ahlak denilen seyleri din kitaplarinda degil akilci kaynaklarda arama yollarini seçmistir. Bu üniversite'de Aristo , özellikle tibb fakültesinde, en genis sekilde okutulurdu. Tibb ilmi, Ilahiyat'dan daha önemli bir konu olarak ele alinir ve degerlendirilirdi. Ögretim sistemine laik diyebilecegimiz esaslar egemendi. Padua üniversitesinde ders verenler Aristo 'yu Ibn Rüsd 'ün yorumlamalarina göre tanimis [465] ve fakat Ibn Rüsd 'den farkli olarak din kitaplarina bagli kalmadan ilim yapmislardir. Daha baska bir deyimle Aristo ' nun fikirlerini , Ibn Rüsd' ün yaptigi gibi dinsel kiliga sokarak belletmezler, aksine akilci yönleriyle incelerler ve ögretirlerdi. Avrupa'nin en büyük bilim adamlari, Padua üniversitesine bunun önem verirler ve orada ders okutmayi seref bilirlerdi [466].

Bati'da farkli ve birbiriyle çatisan görüsler nedeniyle fikir anarsisi'nin var oldugu bir gerçekti; fakat böylesine anarsik bir ortamin fikirsel gelisme için gerekli bulundugu kabul edilirdi; çünkü din baskisinin oldugu yerde hiç kimsenin farkli görüslere sahip olamayacagi ve fikir istikrari'nin saglanabilecegi, oysa ki fikir istikrarinin oldugu yerde cehaletin var olacagi anlasilmisti. Paris üniversitesi, her türlü fikir anarsisi'nin merkezi olarak bu gerçegi dogrulamistir. Hatirlatmak gerekir ki daha 12ci ve 13cü yüzyillarda bu diger bazi üniversitelerde eski Yunan'in akilci bilim verileri ele alinmisti. Bu üniversitelerde ders veren hoca'lar, örnegin Roger Bacon , eski yunan üstad'larinin ve özellikle Aristo' nun fikirlerini Ibn Sina ' nin ve Ibn Rüsd ' ün yorumlariyle ve hem de onlarin adlarini açiklamak suretiyle okuturlardi [467]. Oysa ki akilciligin temsilcisi olarak Aristo ve diger yunan bilginleri, Klise'nin ve din adamlarinin en büyük düsman diye ilan ettikleri kimselerdi. Örnegin 1215 yilinda yayinladigi bir bildiride Papa, felsefe ve fizik ve metafizik gibi alanlarda Aristo 'nun görüslerinin okutulmasini yasaklamistir. Fakat bütün bu yasaklara ragmen Paris üniversitesinin pek çok fakültelerinde Aristo 'nun kitaplari ve yorumlari okutulmakta idi. Fransa' nin diger üniversitelerinde (örnegin Orlean, Toulouse, Avignon gibi) ve Italya'da (örnegin Padua üniversitesinde) ayni sey yapilmaktaydi. Üniveriste kurul'lari ve ögrencileriyle din ve devlet otoriteleri arasinda devamli sekilde sürtüsmeler ve çatismalar görülürdü: hep bilim ve düsünce özgürlügü adina. Ögretim ve bilim özgürlügünü yok etmek isteyen din ve devlet otoritelerine karsi üniversiteler, ögretim üyeleri ve ögrenciler tek bir safta birlesmis olarak, direnirler. çogu zaman isyan bayragi çekerlerdi. Paris üniversitesinde özgür düsünceye ve akilci usullere, ve tartisma ilekelerine dayali olarak bilimsel arastirmalar yapilmasi, yani din kitap'lari disinda bilimsel gerçekler aranmasi, Klise bakimindan çok tehlikeli sayilir ve bu nedenle bu çalismalara devamnli sekilde yasaklar konurdu. Örnegin 1213 ila 1241 yillari arasinda Klise tarafindan alinan yasak kararlariyle "Tabiat" ilimlerinin okutulmasi yasaklanmistir. Bundan baska Klise, bir de Latince'den gayri dillerde (yani milli dil ile) ögretim yapilmasini önlemis ve bu konuda 1231 yilinda yasak kararini ilan etmistir. Fakat her seye ragmen Bati üniversitelerinde eski yunan klasikleri okutulmus bu kaynaklarin yorumculari olan islam bilginleri (örnegin Ibn Sina, Ibn Rüsd, Farabi vs) bas taci edilmislerdir. Oysa ki islam ülkelerinde bu eski yunan bilginlerinden ve özellikle Aristo 'dan yararlanarak ilim yapanlar, onlarin akilci görüslerini, seriat'in akilciliga düsman esaslariyle degistirme telasinda idiler. Çok kapali ve her kesin anlayamayacagi bir dil ile yazarak, ya da bu eski kaynaklari, örnegin Aristo 'yu "Aristo" olmaktan çikarip seriat'a yatkin kiliga sokarak ilim yapmaga çalismakta idiler . Özgür düsünce'yi ve akilciligi yerlestirmege ugrasacak yerde, aksine bu kaynaklari seriat kaliplarina uydurmaktaydilar; seriatci'nin melanetinden yilmis olarak kendilerini böyle bir zorunlukta bulmaktaydilar. Buna ragmen yine de gerici çevrelerin saldirisindan ve dinsizlik suçlamasindan kurtulamamislardir. Ilerde de görecegimiz gibi basta Gazali olmak üzere bu çevrenin azililari, bir yandan Aristo gibi üstad'lari ve diger yandan onlarin yorumcusu olan Islam düsünürlerini bilgisizlikle, dinsizlikle damgalayacaklardir. Buna karsilik Bati dünyasi, islam düsünürleri araciligiyle kavustugu eski yunan kaynaklarini kendi akilci gelismesinin arac'i yapacak ve karanliklardan aydinliklara çikacaktir. Abélard' lar, Roger Bacon 'lar ve daha niceleri, daha 12ci ve 13cü yüzyillarda, Ibn Sina ya da Ibn Rüsd ve digerler sayesinde Aristo 'nun fikirlerine sahip olduklari ve fakat onlardan pek farkli olarak bu fikirleri fikirsel gelisme ve tüm insanligin gelismesi adina degerlendirmislerdir ki ibret vericidir. Yine ayni sekilde Thomas d'Aquinos gibi düsünürler, Farabi ve Ibn Rüsd araciligiyle Aristo ' nun fikirlerine ulasmis ve fakat bu fikirleri onlardan farkli olarak kullanmislardir; nitekim d'Aquinos ' nun akilci ve insancil görüslerini ne Farabi 'de ve ne de Ibn Rüsd ' te bulamamaktayiz. Roger Bacon ve Albertus Magnus ve Erigena gibi düsünürler hep Ibn Sina ya da Ibn Rüsd araciligiyle eski yunan bilimlerine yönelebilmislerdir, fakat ne Ibn Sina 'da ve ne de Ibn Rüsd' te onlarin akilci egilimlerine rastlayamamaktayiz. Bati'nin Orta Çag'dan çikmasinda rol oynayan diger bilim adamlarinin, örnegin 16ci yüz yil itibariyle bir iki isim vermek gerekirse Vesalius ya da Harvey ya da Kepler gibilerin, Ibn Sina ya da Farabi ya da diger islam bilginleri araciligiyle kazandiklari eski yunan otoritelerini nasil olumlu sekilde ve nasil tüm insanlik adina degerlendirdiklerini, cesaretle savas verdiklerini , ve buna karsilik islam düsünürlerinin nasil buna benzer davranislara yönelemediklerini ögrenmek üzücüdür.

*

Bati dünyasi'nin daha örta Çag döneminde laik egitime yöneldigini ve din kitaplari disinda ögrenim sistemine yer verdigine kisaca yukarda degindik. Buna benzer bir gelismeye Islam dünyasinda rastlanmaz. Seriat ülkeleri aydin'lari için din ile ilm'in ayni sey olmadigini ortaya vurmak, ya da Kur'an disinda ilim aramak ya da bilimsel gerçeklerin ancak akilci usullerle ve tartisma ve deney yolu ile kesfedilebbilecegini savunmak mümkün olmamistir. Mumkün görünen tek sey "Gerçeklere akil yolu ile degil seriat yolu ile gidilir" formülüne sarilmak olmustur [468]. Ilm'in Kur'an'da yattigina inandiklari içindir ki bilimsel elestiri ve bilimsel tartisma ve deney olanagina dayali laik egitim sistemi diye bir sey yaratamamislardir. Bati ülkeleri, özellikle 19cu yüzyildan itibaren laik egitim sahlanmasi yaparken [469]. Islam ülkeleri akli islemez kilan egitim usullerinde kalmislardir. Bu ülkelerin insanlari bugün dahi Kur'an'i anlamadan ezberlemenin ve hafizlik etmenin fazilet oldugu inanci içerisinde yetistirilirler. Insan aklini gelisemez halde tutan seyin "ezbercilik" oldugunu bir türlü kesfedememislerdir. Kur'an'i egitimin temeli bilip her hangi bir meslekte yetismek için bu temelin gerekli oldugunu düsünmüslerdir. Islam ülkeleri içerisinde laik'lik ilkesini benimseyen tek ülke Türkiye oldugu halde, orada dahi din egitimi zamanla agir basmis, ve çag-disi egitim önem kazanmistir [470].

Türkiye ile hemen hemen ayni tarihlerde egitim reformuna girisen Japonya'nin bugün en ileri ülkeler arasinda yer almasi, Japon aydini'nin kendi toplumunu "Voltaire zihniyetli kusaklar" niteliginde yetistirmesi oldugu kabul edilir . Daha 1741 tarihlerinde Japon aydin'i ,Bati bilimlerine ve kültürüne ve san'atin'a ilgi duymus, ve 1860'lardan sonra Bati'daki egitim sistemini uygulamis, din egitimine son vermis ve yeni kusaklari din adami'nin elinden alip tam manasiyle akilci usullerle yetistiriri olmustur [471].

Oysa ki Atatürk'ün laik egitim ile kalkindirmaga çalistigi Türkiye, seriat zihniyetinin ve egitiminin giderek artan etkisiyle gerileyip gitmistir. Bu kötü gidise karsi Türk aydinlarinin genellikle yaptiklari sey: "Japonya gibi yapalim, Bati'nin sadece teknigini ve ilmini alalim, gerisini birakalim, örf ve adet'lerimize ve dinimize bagli kalalim" seklinde konusmak olmustur. Aklen ve fikren gelismenin seriat'a saplanmak degil fakat insan beynini dinsel kölelikten kurtarmak oldugundan ve Japon aydini'nin bu yolu seçmis bulundugundan habersiz kalmislardir. Onlara sunu belletmek gerekir ki Japonya, 19cu yüzyil'a gelinceye kadar, tipki diger Asya ülkeleri gibi, geleneksel din baskisi yüzünden geri bir ülke idi. Toplum yasamlarina ve inanislarina din adamlari yön verir, ve sömürücü bir feodal sistem bu ortam içerisinde yeserirdi. Halk yiginlari cehalet içerisinde, bir yandan yabanci dünya'ya ve diger yandan kendisini kurtarmak isteyen aydin siniflara karsi düsmanlik besler, her türlü yenilge ve laik egitime karsi bilinçsizce direnirdi. O kadar ki halk yiginlari, 1873 yilinda, müspet egitim yapan okullarin kapatilmasi ve Bati takvim sisteminin kaldirilmasi için ayaklanmistir. Ancak ne var ki bir avuç Japon aydini, bagnazliga ve yobazliga karsi cesaretle savasabilmis ve kisa zamanda din adamlarina hadlerini bildirebilmistir Akli ve zeka'yi islemez halde tutan din egitimi yerine akilciliga dayali laik egitim sistemini getirmistir [472]. her türlü asama'nin ancak laik egitimle saglanabilecegine inana Japon aydini, Bati'dan egitici getirtmek ve Bati'ya ögrenci göndermek suretiyle otuz milyon'a yaklasik bir toplumu kisa bir süre içinde çagdas kafa yapisina ulastirmis, ve köhne geleneklerle birlikte dinsel inanislardaki olumsuzluklari ve yabanci düsmanligini yok etmistir. Bunu yaparken feodal düzenin kökünü kazimis, ve toplumun yasantilarini, giyim-kusam'dan dinsel inanislara varincaya kadar bütün yönleriyle uygarlastirmistir. Denilebilir ki ki Japon aydini'nin asil büyük basarisi, bir yandan din adamlarinin egemenligine son verirken diger yandan akilciligi "iman" 'in temeli haline getirebilmis olmaktir. Köhnelikten kurtulup yenilige geçebilmek için gerekli gordügü her ortam'dan yararlanmis, örnegin halk'in gözünde Tanri kertesinde kutsal sayilan Imparator'a ve kuruluslara baski yaparak, onlar araciligi ile halk'a laik egitimin yararliligini anlatabilmistir [473]. "Japon mucizesi" diye dünya'nin alkisladigi basari, aydinlarin bu caba'lariyle olmustur. Daha baska bir deyimle Japon aydini, bütün geriliklerin dinsel egitimle çürümüs hale giren kafa yapisindan geldigini anlayarak her seyden önce din anlayisini degistirmistir. O kadar ki 1972 yilinda Japon Kültür merkezi tarafindan Ingilizce olarak yayinlanan Japonese Religion adli bir kitap'da (ki Japon yazarlarin yazilarindan derlenmistir) Japon halki'nin, laik egitim sayesinde geleneksel din anlayisini terkedip uygar bir din anlayisina geçtigi açiklanmistir . Bu yazilardan birinde söyle denmektedir: "Su bir gerçektir ki Japon halki artik geleneksel dine karsi çok az ilgi duymaktadir. Özellikle modern çagimizda sanayilesmenin, ve sehirciligin gelistigi bir ortamda Japonlar belli bir dine saplanmaktan kaçinmaktadirlar. Fakat bununla beraber, ayni zamanda da dindardirlar " [474]. Bu alintinin son satirlarindan, yani :"ayni zamanda dindardirlar" tümcesinden "biçimsel ve geleneksel dindarlik" degil fakat akilci bir dindarlik anlaminin yattigi açiktir. Iste : "Bati'nin teknigini alalim, gerisini birakalim" seklinde konusan ve kurtulus yolunun imancilikta yattigini sanan ve din okullarinin çogalmasini ve din adamlari sayisinin artmasini gerekli kilan ya da "Okullarimiza Gazali'yi getirecegiz" diye haykiran aydinlarimizin ibretle izleyecekleri örnek bu Japon örnegi olmalidir. Çünkü bu örnek sunü kanitlamaktadir ki seriat kafasi ile ve Kur'an kursundan geçmis beyinlerle, imam hatip egitimiyle toplumu uygarliga yöneltmek mümkün degildir. Tek yol laik ve akilci egitim yoludur [475].