IX) Batili Aydin Akilci Yoldan Ahlaksal
Asama'ya Dogrulurken Seriatci Aydin Dinsel Ahlak Disinda Bir Sey
Aramaz.
Orta Çag dönemi dahil yüzyillar boyunca Batili
aydin'in savundugu su olmustur ki din kitaplariyle ve din verileriyle
saglam bir ahlak sistemi yaratilamaz. Bu alandaki savasimini
özellikle din adami'nin : "Ahlakilik ancak din
ile kaim'dir; din duygulari zayiflarsa ahlak çöker
" seklindeki iddia'larina karsi vermistir [480]. Böylece
ahlak anlayisini din adaminin tekelinden kurtarip saglam bir
temele oturtmustur. Hatirlatmakta yarar vardir ki semavi dinlerin
hepsinde Tanri ve peygamber sözleri olarak öne sürülen
hükümler içerisinde akla oldugu kadar akilci
ahlak'a yatkin düsmeyenleri çoktur. Örnegin
"Müsrikler" 'e karsi saldiriyi öngören,
ya da ya da "Göze göz, dise dis"
seklindeki "Kisas" sistemini isler halde tutan emirler,
ne ahlakilikle ve ne de vicdan sesiyle bagdasmaz oldugu halde
gerek Tevrat ve gerek Kuran 'da yer almistir. Yine
bunun gibi, "Peygamber" diye bilinen kisilerin nice
davranislari vardir ki müspet ahlak anlayisina ters düser
niteliktedir. Örnegin Musa' nin farkli inançtaki
halk'lara karsi ordular göndermesi, ve savas sirasinda ele
geçirilen tutsaklari öldürtmesi ve kadinlari
paylastirmasi (Bkz. Tevrat/Sayilar, Bap 31), ya da Davud
' un sehvet ugruna en yakin bir arkadasinin karisina (Betsabe
'ye) asik olup onunla zina etmesi ve sonra evlenmesi ve arkadasini
cephe'ye gönderip ölümüne sebeb olmasi, ya
da Muhammed 'in "müsrikleri nerede
görürseniz öldürün, ellerini ayaklarini
çaprazlama kesin..." (Bkz. :Tevbe 5) seklinde
emirler vermesi ve din adina savaslara girisip ganimetler almasi,
esirleri paylasmasi, ya da kendi ogullugu Zeyd 'in
karisina (Zeyneb' e) asik olup evlenmesi (Bkz. Ahzab
37) , Tanri elçisi olarak is gördüklerini söyleyen
kimselerden beklenmeyecek davranislardir ki sayisiz denebilecek
benzerî davranislar arasinda sadece bir demet'tir. Bati'li
aydin'in özelligi, dinsel kisve altinda "ahlaki"
imis gibi gösterilen bu davranislari elestirmek, sergilemek,
ve yermek ve böylece dinsel temele dayali ahlak anlayisi
yerine akil temeilne dayali müspet ahlak anlayisini yerlestirmek
olmustur. Islam dünyasi'nin aydinlari ise aksini yapmislar,
ve Kur'an disinda ahlak anlayisi olamayacagini söylerlerken,
Muhammed'in söz ve davranislarinin tümünün
ahlakilik örnegi oldugunu belirtmislerdir. Daha baska bir
deyimle Bati'li aydin ahlak anlayisini akil yordamiyle gelistirmeye
çalisirken, Seriatci aydin dinsel temele dayali çöl
ahlakini yasatmistir. Örnegin Bati'li aydin, kendi din kitabinda
Tanri'nin "gaddar", "keyfi", ya da benzeri
niteliklerle taninmasini ahlak verilerine aykiri bulurken, ya
da peygamber diye bilinen Musa ve Davud gibi kimselerin davranislarini
ahlak adina yererken, ya da klisenin cinayetlerine karsi isyan
ederken, Islam bilginleri ve düsünürleri Kur'an'daki
"cihad" kiskirtmalarini, ya da "müsrikleri
öldürün" seklindeki emirleri, ya da köleligi
dogal gören ayet'leri, ya da hülle'yi ve benzeri hükümleri
ahlakiligin ta kendisi olarak yüceltmislerdir. Bati'li aydin,
insanligin iztirablari ve yoksulluklari karsisinda din kurulusu'nun
sorumlulugunu ve din adamlarinin susmuslugunu ahlaksizlik seklinde
nitelendirirken, seriat üstadlari bu tür ahlaksizliklari
"dogal" bilmislerdir. Bati'li aydin, insan varligini
dinsel ahlak anlayisindan kurtarip akilci ahlak'a ulastirmak ideali
içerisinde çirpinirken ve her türlü fedakarligi
göze alirken, seriatci aydin, din ugruna ahlaka aykiri davranislari
alkislamislardir. Bati'li aydin, Islam düsünürleri
araciligiyle kavustugu eski Yunan kaynaklari (örnegin Aristo,
Sokrat, Eflatun vs...) sayesinde akilci ahlak anlayisina
yönelirken, seriatci aydin böyle bir gidisi "zindiklik"
sanmistir.
Sunu özellikle belirtmek gerekir ki Bati toplumlari, Aristo
akilciligina sarilip din kitap'larina meydan okuyan aydinlar sayesinde
kendisini ahlaksizlik batakligindan kurtarirken, Islam toplumlari,
seriat'i ahlak kaynagi sayan "seriat kafali aydin'lar!"
yüzünden ilkel ve geri kalmislardir. Hemen hatirlatalim
ki Aristo 'nun ahlak anlayisi, akilci ve müspet ahlak
anlayisinin ta kendisidir; Politik adli kitabinda, istisnasiz
olarak her insan'in, akil rehberligiyle ahlakilesebilecegini,
ve içgüdülerini akilci egitim yolu ile ve iyi
örneklerle düzeltebilecegini ve söylerdi. [481]
Her ne kadar kendi döneminin dogal saydigi kölelik
kurulusuna, ya da savas fikrine karsi pek fazla bir sey söylememis
ise de, yerlestirmis oldugu akilci ahlak sistemi, daha sonraki
yüzyillarda, bu tür kuruluslari ahlak adina yadsiyacak
olgunluktaki vicdan'larin olusmasini saglamistir. Bati'li aydin,
Orta Çag'da ve daha sonraki dönemlerde, hep Aristo
'nun akilci ahlak anlayisi sayesinde ahlak devrimleri yapmislardir.
Tevrat' da ve Incil' 'de ahlak diye belirtilen
seyleri akilci ahlak kistasina vurmuslar ve bu kistasa uymayanlari
yadsimislar ve "Dinsel temele dayali ahlak, gerçek
anlamda ahlak sayilamaz" sonucuna varmislardir [482].
Bunu yaparlarken geçmiste peygamber diye bilinen kisilerin
(örnegin Ibrahim, Süleyman, Musa, Davud gibilerin
) ahlaka aykiri yasamlarini ortaya vurabilmislerdir. Oysa ki Islam
dünyasi'nin uygarlik çagi diye bilinen dönemlerde
bile seriatci aydinlar için ahlakiligi din'in üstüne
çikarmak, ya da dinsel ahlaki akil süzgecinden geçirmek
söz konusu olmamistir. Aslinda "ahlak ilmi" alaninda
dogru dürüst yapit veren çikmamis, ve bizatihi
ahlak felsefesine yönelen pek olmamistir. Arab diliyle ilk
ahlak kitabi yazanlar arasinda Ibn al-Mukaffa
vardir ki Kalila ve Dimna 'nin çeviricisidir.
Bundan baska al-Gazali 'nin Kitab Ayyuha'l
Valada , ve Ibn Maskavah 'in Fi Tahzib al-Ahlak
(Kahire 1928), ve al-Mavardi 'nin Adab al-Dünya
Va'l Din (Istanbul 1299) , ve Nasir al-Din al-Tusi
'nin Ahlak-i Nasiri ve 15ci yüzyilda Fakir
Cani Muhammed Esad tarafindan yazildigi sanilan Ahlak-i
Celali adli kitaplari belirtmek mümkündür.
Bütün bu kitap'larda genel olarak ahlakiyat "fazilet"
seklinde ele alinmis ve "ruhi insirah"
ve "fikir ülviyeti " ve "cömertlik
" , ve "sükran " ve "hosgörü
" ve "iffet " gibi kavramlar üzerinde
durulmustur. Fazilet'in karsiligi olan "reziletler"
ise "itidalsizlik" , "kibir ",
gibi kavramlar olarak ele alinmistir. Ancak ne var ki bütün
bu kavramlar Kur'an'in "iyi " ve "fazilet
" , ya da "kötü" bildigi seylere
göre ayarlanmis, ve bu kistasa gore "ahlaki"
ya da "gayri ahlaki" sayilmistir. Her ne kadar
eski Yunan yapitlarindan (özellikle Aristo ve Eflatun
gibi kaynaklardan) esinlenenler görülmüs ise de
onlar dahi kendilerini seriat dogrultusunda biraktiklari için
pek kisir bir ahlak anlayisi içerisinde bocalamislardir.
Biraz'dan belirtecegimiz gibi al-Farabi gibi büyük
bir düsünür bile, bir yandan hayran bulundugu Aristo
'nun izinden gitmeye çalisirken ve örnegin Risala
Fusus al-Hikam adli kitabinda , ya da Fusul al-Manadi
adli yapitinda Aristo 'nun benimsedigi "fazilet
" tanimina yönelirken, sirf Kur'an hükümlerine
ters düsmemek için kendisine yakismayan bir kurnazliga
basvurmus, çelisen iki ayri zihniyeti uzlastirmaga çalismistir.
Ayni sekilde Ahlak-i Celali yazari Muhammed Esad
, yine benzeri bir kurnazlikla Aristo 'nun görüslerine
deginerek: "Sunu söyleyelim ki kötü insan,
tipki Aristo'nun dedigi gibi, egitim yolu ile iyi bir insan haline
getirilebilir" derken Kur'an'daki : "Insani
iyi ya da kötü yapan Tanri'dir" seklindeki
hükümlere, öncelik vermiyormus gibi görünmüstür.
Fakat ne var ki gidebildigi nokta ancak bu olmustur, çünkü
bunlari söyledikten sonra kader felsefesine saplanmis ve
Kur'an'dan ayet'ler zikrederek kisi'nin "kader "
ürünü bir yaratik oldugunu, ve kötülüklerin
bir kismini egitim sayesinde giderebilmekle beraber çogunu
gideremeyecegini ve çünkü bunlarin Tanri'dan
gelme oldugunu bildirmistir. Böylece Tanri'yi "ahlakiligin"
ya da "ahlak disiligin " kaynagi ve sorumlusu
yaptigini düsünmemistir [483].
Daha baska bir deyimle bu yazarlardan hiç biri, akil ürünü
demek olan müspet ahlaki, kendi yapitlarina konu yapmamislardir.
Çogu zaman akla aykiri olan seyleri bile ahlaki saymislardir.
Örnegin köleligi ya da din adina savasmayi, ve din
adina öldürmeleri , yani "cihad" i, ya da
kadini asagi kertede kilmayi ve daha buna benzer nice seyleri
ahlakilige aykiri bulmamislardir. Hatta yalan denen seyi dahi
böyle görmüslerdir. Her ne kadar islami ahlakla
ilgili kitaplarda "yalan" , tipki "hased"
ya da"itidalsizlik" gibi en fazla yerilen "reziletler"
arasinda yer almakla beraber, birazdan açiklayacagimiz
gibi, din adina söylendigi taktirde "fazilet
" olarak tanimlanmistir. Taberi ya da al-Asari
ve hele al-GAzali gibi ünlüler, yalan denen
seyi, bizatihi niteligi i'tibariyle "kötü"
saymamislar, sadece doguracagi sonuçlar bakimindan olumsuz
bulmuslardir. Fakat her halü kar'da din adina yalan söylenebilecegini
savunmuslardir . Öte yandan Muhammed'in tüm yasamlarini
ve davranislarini ve agzindan çikan her sözü
ahlakiligin ta kendisi olarak degerlendirmislerdir. Bundan dolayidir
ki onun çete'ler göndermesini, savaslara girismesini,
esirler ve ganimetler alip paylasmasini, iki düzine'ye
yakin kadini haremine katmasini, ya da ogullugunun karisina asik
olup onunla nikâlanamasini, , ya da kendi öz anasini
ve babasini, ve kendisine babalik eden amucasini, müslüman
imaninda ölmediler diye, cehennemlik saymasini ve daha buna
benzer nice davranislarini yüceltmisler ve ahlak ilminin
temeli haline getirmislerdir.