XI) Batili Aydin Peygamber Diye Bilinen Kimselerin Yasamlarini Ahlak Süzgecinden Geçirmis ve Elestirmis, Seriatci Aydin Ise Körü körüne Yüceltmistir.

Daha önceki bölümlerde belirttigimiz gibi, Bati'li aydin'in bilimsel , fikirsel ve ahlaksal dürüstlügü o kertede olmustur ki, sadece kutsal sayilan kitap'larin akla ve ahlaka aykiri yönlerini degil, fakat ayni zamanda peygamber diye bilinen kimselerin yasamlarini sergilemekten ve yermekten ve örnegin insanlar arasi düsmanliklari onlara yüklemekten geri kalmamistir. Denilebilir ki bu gelenek yüzyillar içerisinde giderek köklesmistir. Spinoza 'lar, Bayle' ler, Thomas Paine 'ler, Weberler 'ler , Mencken 'ler , Wells ' ler , ve saymakla bitmeyecek daha nice aydinlar, su son bes yüz yillik dönemin bu konudaki en ünlü temsilcilerinden sadece bir kaçidir. Ibrahim' den Isa 'ya varincaya kadar, kutsallik kiligina bürünerek is görmüs olan "Tanri elçileri" 'nin akici ahlak anlayisiyle bagdasmayan davranislari, bu aydinlari rahatsiz etmistir. Askeri ya da idari yeteneklerini genellikle takdir ettikleri bu kisileri, ahlaksal deger ölçülerine vurarak yermekten çekinmemislerdir. Bir kaç örnekle yetinecek olursak:

17ci yüzyilda Fransa'da bir yazar, Feret , La Moissade adli kitabinda Musa ' nin büyük bir kahraman oldugunu ve fakat her türlü cinayeti rahatlikla isleyebilen bir "Barbar" oldugunu söylemekten çekinmemistir [516]. Daha sonraki yillarda Thomas Paine , The Age of Reason adli ünlü yapitinda, Musa 'yi, tüm yasamlari itibariyle ahlak yoksunu ve beseriyetin yetistirdigi en bayagi insanlardan biri olarak tanimlamis, ve görüslerini kanitlamak üzere Tevrat 'da, "Musa'nin 4cü Kitabi" basligiyle yer alan "Sayilar" bölümündeki gaddarlik olaylarindan alintilar yapmistir. Kisaca hatirlatmakta yarar vardir ki Tevrat 'in bu bölümünün 31 ci Bap'inda: Tanri'nin Musa 'ya emirler vererek Israilogullari 'nin öcünü almak üzere Midyani 'lere savas açmasini istedigi, ve bu emir geregince Musa 'nin kendi halki olan Israilogullarini cenge çagirdigi, ve bu cenk sonucunda Israilogullarinin zafer elde ettikleri ve Midyan halkindan her erkegi öldürdükleri , ve Midyan kadinlarini ve onlarin çocuklarini esir alip bütün hayvanlarini ve mal'larini çapul ettikleri, ve içinde oturduklari bütün sehirleri ve bütün oba'larini atesle yaktiklari, ve alinan esirleri ve çapul mallari Musa 'ya ve Kahin Eleazar 'a teslim ettikleri, ve fakat Musa 'nin Ordu subaylarina karsi , sirf kadinlari öldürmeden getirdikleri için, öfkelendigi anlatildiktan sonra sunlar yazilidir: "...Ve Musa ile Kahin Eleazar , ve cemaatin bütün beyleri, onlari (Ordu'yu) karsilamak için ordugah'in disina çiktilar; ve cenk hizmetinden gelen ordu'nun subaylarina, binbasilara ve yüzbasilara karsi Musa öfkelendi...ve söyle dedi: -'Bütün kadinlari sag mi biraktiniz?...Simdi çocuklar arasinda her erkek çocugunu öldürün, ve erkekle yatmis olarak erkek bilen her kadini öldürün, ve erkekle yatmis olmayarak erkek bilmeyen bütün kadinlari, çocuklarla birlikte kendiniz için sag birakin..."

Tevrat 'tan bu satirlari aynen nakleden yazar, Musa' nin böylesine "tiksinti" verici ahlak anlayisi ile, ve bu anlayisa yer veren din kitap'lariyle gerçek anlamda ahlak yaratilamayacagini söyler [517]. Yine Tevrat ' in ayni bölümünde Musa 'nin yagma ve talan yolu ile alinan ganimet konusundaki tutumuna isaretle sunu ekler: "(Musa'nin) bu davranisi, dinsel bayalik ve cinayetler serisini olusturur...". Alinan ganimet'in paylasilmasina ve bu paylasmada Tanri'ya pay ayrilmasina ve otuz binden fazla esir kadinin ve çocuklarin zevk ve sehvet ugruna Ordu mensuplari arasinda dagitilmasina degindikten sonra söyle ekler: "Kisaca sunu söylemek gerekir ki Tevrat'in bu ve diger bölümlerinde yer alan buna benzer hükümler, insanligin utançla okuyacagi ve kuskusuz ki tiksinti duyacagi seylerdir..." [518]. Gerçekten de yazari böylesine isyana sürükleyen olaylar Tevrat ' da, Tanri'nin agziyle söyle anlatilmistir: "Sen ve Kahin Elleazar ve cemaatin...adam olsun, hayvan olsun, alinmis olan çapul malinin topunu al; ve çapul malini, cenge çikan cenk erleri ve bütün cemaat arasinda yari yariya böl; ve cenge çikan askerlerden, adam'dan olsun, sigir'dan olsun, esekler'den olsun, sürüler'den olsun, besyüzden bir can olmak üzere Tanri için vergi alacaksin; onlara düsen yari'dan alin; ve Tanri'nin kaldirma takdimesi olarak Kahin Eleazar'a vereceksin; ve israilogullarina düsen yari'dan, adam'dan olsun, sigir'dan olsun, esekler'den olsun ve sürüler'den olsun bütün hayvanlardan, her elli'den çekilmis olan birini alacaksin ve onlari Tanri'nin meskeninin bekçiligini tutan Levi'lilere vereceksin; ve Musa ile Kahin Eleazar, Tanri'nin Musa'ya emrettigi gibi yaptilar..."[519]. Bütün bu isleri rahatlikla yapabilen bir insanin "Peygamber" olarak kabul edildigini saskinlikla belirten yazar, yüzyillar boyunca onun "Tanri elçisi" olarak sayginlik görmesinin akla sigar bir yönü bulunmadigini belirtir ve yine söyle der: "Eger (Tevrat'da) yazilan bütün bu hususlar dogru ise, insanlik tarihi içerisinde Musa'dan daha kötü ve tiksinti verici ve -'insan-' denmege en az layik baska bir kimse çikmamis demektir..." [520] Ma'sum insanlarin öldürülmelerine, çocuklarin kesilmesine, analarin yok edilmesine, kizlarin fuhus araci haline getirilmesine emir veren Musa gibi birini yazar, peygamber olarak degil fakat insan olarak dahi karsisinda görmek istemez.

Musa 'nin "Tanri sözleri" 'dir diyerek yerlestirdigi hükümlerin Yahudileri gaddar ruhlu yaptigini söyleyenler arasinda bizzat yahudi bilgin ve düsünürleri vardir. Spinoza 'nin bu konudaki görüslerini daha önce belirtmistik. Freud , yakin zaman örneklerinden biridir. Fakat günümüzde de bu görüsü paylasanlar görülür. Raphael Cohen adinda bir yazar The Faith of A Liberal adli kitabinda söyle der: "Gaddarlik denen sey'in, dinlerin özünü olusturdugundan çogumuzun haberi yoktur. Musa kanunlari Israilogullarina, her saldirdiklari yer ve ülkelerdeki insanlari öldürmeleri emrini vermistir..." [521]

Musa gibi geçmisin en büyük peygamberlerinden sayilan Davud 'un ya da Suleyman 'in yasamlari da Batili aydinlar için hakli olarak elestiri ve tenkid konusu olmustur. "Hakli olarak" diyoruz çünkü Ahd-i Atiyk' da kutsal deyimlerle yüceltilen bu kisilerin çogu davranislarini müspet ahlak ilkeleriyle bagdastirmak mümkün degildir. Örnegin Davud , Tanri'dan vahy'olundugunu söyledigi emirlerle tüm ömrünü savaslar yaparak, yakip yikarak, çalip çirparak geçirmekle taninmistir. Bu arada sehveti ugruna her ahlak disiligi yapabilecegini de, en yakin bir arkadasinin , (Uriya 'nin), karisi Bat-Seba 'ya asik olmak ve onunla zina yapmak suretiyle kanitlamistir. Olay, Ahd-i Atiyk 'da anlatildigi sekliyle kisaca sudur: Bir gece Davud , saray'inin daminda gezinirken civardaki evlerden birinin avlusunda yikanmakta olan bir kadin görür. Muhafizlarindan biri kendisine bu kadin'in, Hitti Uriya 'nin karisi Bat-Seba oldugunu söyler. Uriya , çok eskiden beri Davud 'un en yakin bir arkadasidir ve o siralarda cephe'de carpismaktadir. Davud ulaklarini gönderip kadini getirtir ve onunla yatar. Kadin gebe kalir ve Davud 'a haber gönderip "Ben gebe kaldim " der. Bunun üzerine Davud , adamalrina emrederekUriya 'yi huzuruna getirtir ve evine dönmesini ve karisiyle bulusmasini emreder. Fakat Uriya emri dinlemez ve eve dönmez; muhtemelen karisindan artik tiksinmistir. Bunun üzerine Davud , bir takim seytani planlarla Uriya 'yi yok etmenin yollarini arar. Adamlarindan Yoab ' a su mektubu yazar : "Uriya yi (Cephe'ye gönderin) siddetli cenkte ön diziye koyun ve onun yanindan çekilin ki, vurulsun da ölsün" . Mektubu da Uriya 'ya verir ve Yoab 'a götürmesini söyler. Yoab , askerleriyle bilrikte saldirmakta bulundugu Kent'i muhasara altinda tutarken yigit adamlarin bulundugunu bildigi yere karsi Uriya 'yi koyar. Kent'in savunuculari disariya çikipta Yoab 'a karsi cenk'etmege basladiklari zaman ilk elden Uriya 'yi ele gecær'p öldürürler. Bunu haber alan Yoab ' durumu Davud' a müjdelemek üzere adamlarindan birini görevlendirir ve ona söyle der: "Cenk hakkinda olan biten bütün seyleri Kiral' a söylemeyi bitirdigin zaman vaki olacak ki , eger Kiral öfkelenir ve sana -'sehre karsi cengetmek için neden o kadar yaklastiniz? Duvarin üzerinden atacaklarini bilmiyor mu idiniz?-' derse, o zaman: -Kulun Hitti Uriya da öldü- dersin " diye tenbihatta bulunur . Bu sözler Davud a nakledildikte, Davud , sanki hiç bir seyden habersizmis gibi sunlari söyler: "Git ve Yoab'a -'Bu sey gözünde kötü görünmesin, çünkü kiliç bazan bunu ve bazan sunu yer, sehre karsi cengini siddetlendirip sehri yik'- diyeceksin ve kendisine cesaret vereceksin".

Uriya' nin karisi haberi duyunca kocasi için dövünür. Fakat Davud adamlarini gönderip onu evine getirtir ve onunla evlenir; ve ondan bir oglu olur. Ancak ne var ki Tanri, bu ise öfkelenmis olarak Davud 'a hitaben söyle konusur: "Ben seni Israil üzerinde Kiral olarak meshettim ve seni Saul'un elinden kurtardim, ve efendinin evini sana, ve efendinin karilarini koynuna verdim ve Israil ile Uahuda evini sana verdim; ve eger bu az gelse idi, sana daha neler neler verirdim. Niçin Rabbinin gözünde kötü olani yaparak, onun sözünü hor gördün? Hitti üriya'yi kiliçla vurdun ve karisini kendine kari olarak aldin ve Uriya'yi, Ammon ogullarfinin kilici ile vurdun? Ve simdi kiliç ebediyen senin evinden ayrilmayacak, çünkü beni hor gördün ve îtti üriya'nin karisini kendine kari olarak aldin...Iste (simdi) kendi evinde sana karsi kötülük çikaracagim, ve senin gözlerinin önünde karilarini alip komsuna verecegim, ve bu günesin gözü önünde o senin karilarinla yatacak. Çünkü sen gizlice yaptin, fakat ben bu seyi bütün israil'in karsisinda yapacagim..." Bunlari dinleyen Davud , pismanlik duyar ve Tanri'ya süçlu oldugunu itiraf eder; Tanri'da onun suçunu siler ve fakat sadece ceza olsun için Bat-Seba 'dan olan oglunu hasta kilar. Davud çocuk için Tanri'yi arar, oruç tutar, geceleyin yerlerde yatar, ve fakat ne yapsa Tanri'ya yaranamaz; çocuk ölür. Öglu'nun öldügünü görür görmez Davud ayaga kalkar, yaglanip süslenir, oruç tutmayi birakir. Etrafindakiler kendisine sorarlar: "Bu yaptigin sey nedir? Çocuk sagken onun için oruç tuttun ve agladin, ve çocuk ölünce, kalktin ekmek yedin?". Onlarin bu sorularina Davud söyle der: "Çocuk henüz sagken oruç tuttum ve agladim, çünkü kimbilir belki Rabb bana lütfeder de çocuk yasar, dedim. Fakat simdi öldü, niçin oruç tutayim? Artik onu geri getirebilir miyim? Ben ona gidecegim, fakat o bana dönmeyecektir". Bunlari söyledikten sonra karisi Bat-Seba 'nin yanina gider, onu teselli eder ve onunla yatar. Kadin gebe kalir ve bir oglan dogurur ve adini Süleyman koyar. Tanri onu çok sever ve "Yedidya " (Rabb'in sevgilisi) diye çagirir [522]. Ancak ne var ki Tanri, her ne kadar Davud 'un suçunu silip sirf kinini yatistirmak maksadiyle oglunu öldürdügü halde bununla yetinmez ve biraz daha oyun oynamak ister. Az zaman önce Davud 'a: "Iste kendi evinden sana karsi kötülük çikaracagim ve senin gözlerinin önünde karilarini ali¹ komsuna verecegim ve o, günesin gözleri önünde senin karilrinla yatacak" diye söylediklerini hatirlar, ve bu isi Davud 'un ogullarindan Absolam' a yaptirir. Olay Ahd-i Atiyk ta söyle anlatilmistir: "Ve Ahitofel, Absolam'a dedi: -'Evi beklemek için babanin biraktigi cariyelerin yaninan gir ve babana mekruh oldugunu bütün Israil isitecek...Ve damin üzerine Absolam için çadir kurdular, ve bütün Iszrail'in gözü önünde Absolam, babasinin cariyelerinin yaninan girdi. O günlerde Ahitofel'in verdigi ogüt Allah'in kelamini soran bir adaminki gibi idi..." [523]. Bu olaylardan sonra Absolam babasini öldürmenin yollarini arar [524].

Tiksinti verici bu tür olaylar, bu minval üzere Ahd-i Atiyk 'in diger bölümlerinde birbirlerini izler. Görülüyor ki müspet ve akilci ahlak anlayisiyle uyusmaz olan bu olaylar, Yahudi din adamlarinin "Tanri sözleridir" diye karsimiza çikardiklari seylerdir. Batili aydin'in özelligi, ahlak disi olarak gördügü bu olaylari sergilemek ve yermektir. Thomas Paine 'in ya da Bayle gibi düsünürlerin yaptiklari budur. Daha sonra dönemin aydinlar ayni yolu izlemislerdir; örnegin Max Weber, ingilizce'ye Ancient Judaism adiyle çevrilen yapitinda Davud 'un ve peygamber diye bilinen diger kisilerin yasamlarini ayni sekilde elestiri konusu yapmistir[525] . Yirminci yüzyilin en ünlü tarihcilerinden H.G.Wells, The Outline of History adli yapitinda, Davud' un hiçte iftihar edilecek bir sahsiyet olmadigini belirttikten sonra Incil 'deki tutarsizliklari, ve özellikle Matta ve Luka' kitap'larindaki çeliskileri ve müspet ahlaka ters düsen seyleri ortaya vurmustur[526]

Davud 'un oglu Süleyman , ki Davud 'tan sonra israil'ogullarinin basina Kiral olarak geçmistir, Bati'li aydin'in ahlak adina elestiri konusu yaptigi diger bir tip'tir. Her ne kadar din adamlari ve halk yiginlari tarafindan Tanri'nin gönderdigi en "Ulu" peygamberlerden biri diye benimsenmis ise de, gerçek aydin niteligindeki yazar ve düsünürler onun yasamlarini utanc verici bulurlar [527]. Yine tekrarlayalim ki Davud , yukardaki sekilde Bat-Seba ile yattiktan sonra Süleyman adinda bir ogul'a sahip olmustur. Yaslandigi zaman Süleyman'i bir gün karsisina alip, bazi kimseleri mutlaka öldürmesi kaydiyle kendisine varis kilmistir. Öldürmesini emrettigi kimseler arasinda Yoab ve Simei 'de vardir ki her ikisi de kendisine vaktiyle yardimci olmuslardir. Simei'ye vaktiyle: "Seni asla kiliçla öldürmem" diye konustugu halde iste simdi, ölecegi günlerin yaklasmakta oldugunu görünce, oglu Süleyman 'a söyle emreder: "Sen simdi (Simei'yi) suçsuz tutma...ona yapacagini bilirsin ve sen onun agarmis basini kanla ölüler diyarina indirirsin" [528] . Vicdansizlik örnegi bu tür ogütler almis olarak tahta çikan Süleyman , ilk is Yoab ile Simei 'yi öldürtür ve sonra Tanri'yi kandirmak üzere Tanri adina "Bin bas yakilan takdime" sunar. Bu arada rüya'sinda güya Tanri ile konusur ve O'ndan kendisine iyi bir yürek vermesini ister. Tanri'da ona büyük bagislarda bulunur ve : "Senden evvel senin gibi kimse olmamistir, ve senden sonra senin gibi kimse çikmayacaktir...Bütün günlerinde Kiral'lar arasinda senin gibisi olmayacaktir ..." der, ve ona "Deniz kiyisinda olan kum gibi, ziyadesiyle hikmet ve anlayis ve yürekgenisligi" ve zenginlik ve izzet verir [529] . Tanri'nin bu verdiklerine karsilik Süleyman, hem Tanri'ya ve hem de kendisine saray'lar, altin'dan ve fil disinden taht'lar, kaftan kap'lar yaptirtir. Zevkine ve sehvetine düskün oludgu için yediyüz kadinla evlenir ve ayrica 300 kadar cariye edinir. Fakat bunlar dahi az geldigi için saray'ina yabanci kadinlar alir ve onlarla da yatmaga baslar. Fakat ne var ki yabanci kadinlarla münasebette bulundugu için Tanri gazaba gelir, çünkü vaktiyle Israil'ogullarina : "(Yahudi olmayanlarin) arasina girmeyeceksiniz, ve onlar da sizin araniza gelmeyecektir " diye emir vermistir. Süleyman ise bu emri unutmus ve yabanci kadinlarla yatmistir. Süleyman 'a karsi bu yüzden öfkelenen Tanri, onun elinden kiralligi almaya karar verir ve fakat bu isi, her ne hikmetse, onun ölümünden sonra, oglu taht'a çiktigi zaman yapacagini bildirir. Ahd-i Atiyka 'ta bu konuda söyle yazilidir: "Ve rabb Süleyman'a dedi- 'Madem ki bu sey senin tarafindan oldu, ve sana emrettigim ahd'imi ve kanunlarimi tutmadin, mutlaka kiralligi senin elinde çekip alacagim ve onu senin kuluna verecegim. Ancak baban Davud' un hatiri için bunu senin günlerinde yapomayacagim; onu senin oglunun elinden çekip alacagim. Ancak bütün kiralligi çekip almayacagim, fakat kulum Davud'un hatiri için ve seçmis oldugum Yerusalim'den ötürü bir sipti senin ogluna verecegim..." [530] . Daha baska bir deyimle Tanri, Süleyman 'a karsi öfkelenmis ve kiral'ligi onun elinde almaya karar vermistir ama, Davud un hatiri ugruna hincini Süleyman 'dan degil fakat onun, hiç bir suçu olmayan oglundan almak hevesindedir. Söylemege gerek yoktur ki bütün bunlar Tanri fikrini kücülten, ve "peygamber" diye bilinen kimselerin sehvet ve sefahate düskünlüklerini gösteren seyler olarak akil ve vicdan ve ahlak sahibi her insani rahatsiz etmeye yeterli seylerdir. Din adamlari ve cahil halklar bu rahatsizligi duymamislardir. Fakat Bati'li aydin tepki göstermekten geri kalmamistir. Bu tepkisini sadece Ahd-i Atiyk 'da yer alan bu gibi olaylar vesilesiyle degil ve fakat Ahd-i Cedid ' in kahramani sayilan Isa ' nin yasamlari vesilesiyle de ortaya vurmustur. Hatirlatalim ki Isa 'nin yasamlarinin, daha önceki peygamber'lere oranla çok daha temiz, çok daha ahlaki oldugu kabul edilir. Hiristiyan dünyasi onun, insanlik adina iztirab çektigine, ve onun kendisini insanligin günahlari ugruna feda ettigine, ve kötülüge iyilikle karsi koyduguna inanmistir. Kuskusuz ki bu tür inanislarin olumlu sonuçlari olmamis degildir: böylesine lekesiz denebilecek bir yasam, hemen her dönem itibariyle bir çok kimseleri idealizm'e sürüklemistir. Ancak ne var ki Bati'li aydin, bir yandan bu ideal örnegin manevi degerini benimserken, diger yandan aci gerçekleri ortaya vurmaktan ve Isa 'nin yasamlarinda yerilmek gereken yönleri ya da abartmalari açiklamaktan kaçinmamistir. Bir Amerikali yazar H. L Mencken , Isa 'nin yasaminda olagan üstü bir yücelik ya da emsali görülmeyen bir özellik bulunmadigini belirterek söyle der: "Isa' dan gayri binlerce insan vardir ki, çok daha sade ve çok daha az parlak nedenlerle, en azindan onun kadar büyük bir cesaret ve secaat örnegi vermisler ve can'larini insanlik ugruna feda etmislerdir..." [531]

Diger bazi yazarlar ise Isa 'yi sahtekarlik örnegi olarak takdim etmislerdir. 1770 yilinda Fransa'da yayinlanan Vie de Jesus adli bir kitapta Isa ' nin, insanlari aldatan bir "yalanci", marangozluktan yetisme bir "beceriksiz", bir "düzenbaz", ve insanlarin safligindan yararlanip mucizeler uyduran bir "sahtekar" oldugu belirtildikten sonra, hiristiyan dini'nin ortaya çikmasinda insanlarin budalaliginin ve her seye aptalca kanar olmalarinin rolu bulundugu, ve fakat bu aldatmalarin ve kandirmalarin eninde sonunda mutlaka son bulacagi, ve insanligin akil egemenligine kavusmakla bu yalanlari yok kilacagi anlatilmistir[532].

Thomas paine ise Meryem ana'nin bakire oldugu halde Isa 'yi dogurmus olmasi olayini inanilmaz bir masal olarak tanimlar ve söyle der : "Beni rahatsiz eden sey Isa'nin varligi ya da yoklugu degil ve fakat Isa masali'nin uydurulus seklidir...Ben bu tür aldatmalara karsiyim. Incil'de anlatildigi kadariyle bu masal igrenc ve müstehcendir; çünkü masal'a göre genc bir kiz (yani Meryem) Yusuf'la nisanlanmis beklerken Ruhulkudüs tarafindan bastan çikarilir... ve gebe kalir. Bütün bunlara ragmen Yusuf onunla evlenir. Böylece Meryem ve Yunus, bir çati altinda kari koca olarak yasarlar ve kutsal ruh ile rakabet ederler. Bu anlatim Incil'deki öykünün anlasilir dile sokulmus seklidir; ve bu sekilde anlatildikta, bir tek din adami tasavvur edilemez ki bundan utanç duymasin..." [533] . Meryem hikayesi'nin benzerine eski Yunan mitolojisinde de rastlandigina isaret eden Paine söyle devam eder: "Bu hikaye...Jupiter ile Leda'nin asklarina... ya da Jupiter'in ask maceralarindan her hangi birine benzemekte. Bu da gösteriyor ki Hiristiyan imani, putperestlikten kalma efsaneler üzerine bina edilmistir..." [534] . Yine bunun gibi Resul'lerden Pavlos 'un fazilet timsali olarak tanitildigini, oysa ki gerçekte onun siddet ve zorbaliga yönelik bagnaz bir din adami oldugunu ekleyen Paine , bu tür örneklerle yetistirilen halk yiginlarindan gerçek ahlak davranislari beklemenin beyhude oldugunu söyler [535] . Böylece Musa 'dan Isa 'ya kadar gelmis geçmis peygamberlerin yasam örneklerini sergileyerek, insanliga karsi islenen en büyük cinayetlerin, ve yapilan en büyük kötülüklerin, hep gökten indigi sanilan vahy'ler araciligiyle islendigini, ve bütün bu hükümlerin Tanri'nin yüceligi fikrini yitirdigini, ahlak anlayisini yok ettigini, insanlar arasi sevgiyi ve barisi engelledigini ve mutsuzluklar kaynagi teskil ettigini, ve beseriyetin en büyük kayb'inin bu hükümlerle vakit geçirmek oldugunu belirttikten sonra sunu ekler: "Tanri'ya vekaleten konustuklarini söyleyen ve bizlerden sayginlik gören Musa, ve Davud...vs gibi Incil'de adi geçen peygamber kilikli sahtecilere ...inanmaktansa, binlerce seytan'in (eger seytan diye bir sey kabul edecek isek) aramizda dolasarak bizlere açikca seytan doktrinlerini ögretmelerini kabul etmek çok daha hayirli olacaktir..." [536] .

Yüzyillar boyunca "Kutsal" diye bilinegelen din kitap'larini böylesine elestiren ve yeren Thomas Paine için Napolyon söyle der: "(Bu yazar'in) altin madeniyle büstü yapilmali ve yeryüzünün bütün ülkelerinin bütün Kent'lerinin meydanlarina dikilmeli..." . O Napolyon ki yeryüzü esitsizliklerinin din kurulusu olmadan sürdürülemeyecegini söylemistir.

*

Islam dünyasi, akilci ahlak adina savasim veren, ve örnegin Bati'li aydin'in yukardakine benzer ahlakseverligi dogrultusunda yürüyen aydin tipi pek çikarmamistir. Bir tek yazar, bir tek düsünür kalkipta, Bati'linin yaptigi gibi, peygamber diye bilinen kisilerin, örnegin Musa' nin ya da Davud 'un ya da Süleyman' in ya da Muhammed 'in yasamlarini elestirmeyi ve yermeyi denememistir. Denemek söyle dursun, fakat aksine bu kimselerin ve özellikle Muhammed 'in her davranisini yüceltmislerdir, hem de yüceltmek için sebeb olmadigi halde. Islam'in yetistirdigi en ünlü yazar ve ahlakiyatcilar, Muhammed 'in dini yaymak bahanesiyle giristigi çete saldirini ya da savaslari , ve bu saldiri ve savaslar sirasinda ele geçirdigi esirleri öldürtmesini, ya da ganimetleri ve kadinlari bölüsmesini, ya da özel yasamlari vesilesiyle yaptiklarini, örnegin ogullugu Zeyd 'in karisi Zeyneb 'e asik olup onunla evlenmesini, ya da buna benzer diger olumsuz yasamlarini hep Tanri emrine uygun ve dolayisiyle ahlaki imis gibi gösterip yüceltmislerdir. Çünkü ellerindeki Kur'an onlara bütün bu islerin Tanri emriyle oldugunu bildirmistir. Hemen hatirlatalim ki Kur'an'da, biraz önce Bati'li aydinlarin ahlakilikle bagdasmaz gördüklerini söyledigimiz olaylar, örnegin Musa 'nin, ya da Davud 'un ya da Süleyman 'in yasamlari, birer fazilet örnegi olarak anlatilmistir. Sad suresi'nde Tanri'nin Davud 'a saltanat ve peygamberlik bilgisi ve unvani verdigi, onu yeryüzünün egemeni kildigi, onun hakkinda çikarilan kötü söylentileri kinadigi ve bütün suçlarini bagisladigi ve nihayet yücelttigi yazilidir [537]. Ömrünü zevk ve sehvetine düskün olarak ve sefahat içerisinde, yediyüz karisi ve üçyüz cariyesiyle geçiren Süleyman hakkinda da Kur'an'da pek yüceltici sözler yer almistir. Tanri güya söyle konusmustur: "Davud' da Süleyman 'i bahsettik; o ne güzel bir kuldu. Dogrusu o daima Allah'a yönelirdi...And olsun ki Süleyman'i denedik, hükümranligini zayif düsürdük, sonra eski haline döndü...Süleyman -'Rabbim beni bagisla, bana benden sonra kimsenin ulasamayacagi bir hükümranlik ver-' dedi...Bunun üzerine Biz'de, istedigi yere onun buyrugu ile kolayca giden rüzgari, bina kuran ve dalgiçlik yapan seytanlari, demir halkalarla bagli digerlerini, onun buyrugu altina verdik...Dogrusu onun katimizda yüksek bir makami ve güzel bir istikbali vardir..." (38 Sad 30,32-34, 36-38,40)

Öte yandan al-Ahzab suresi'nde Muhammed 'in Zeyd' in karisi Zeyneb 'e asik düsmesi ve onunla evlenmesi olayi ve bütün bu islere Tanri'nin nasil önayak oldugu hususlari yer almistir. Bilindigi gibi Zeyneb , Muhammed 'in ogullugu olan ve Zeyd Ibn Muhammed adiyle çagirilan Zeyd 'in esi'dir. Muhammed bir gün ogullugunu ziyaret için evine gittiginde kapiyi Zeyneb açar; aceleye geldigi için giyinememis ve yari çiplak denecek sekilde kapiya çikmistir. Muhammed onu bu sekilde görünce asik olur, vurulur ve vuruldugunu hissettirir. Zeyneb durumu kocasi Zeyd'' e haber verir ; Zeyd karisini bosar ve Muhammed vakit geçirmeden Zeyneb 'le evlenir: hem de son derece alayisli bir dügün ile. Fakat ne var ki eski Arap geleneklerine göre ogullugun karisi ile evlenmek haramdir. Bu nedenle etrafta : "Muhammed oglu'nun karisiyle evlendi, haram bir is yapti" seklinde söylentiler dolasmaga baslar. Bunu gören Muhammed, Tanri'dan vahy geldigini söyleyerek Kur'an'a bir takim ayet'ler koyar. Bu ayet'lere göre güya Tanri Muhammed 'in Zeyneb ile evlenmesini istemistir ve her seyi kendi dilegine göre düzenlemistir. Ahzab suresi'nde söyle yazilidir: "Ey Muhammed, Allah'in nimet verdigi...kimseye (Zeyd'e) -Esini birakma...diyor Allah'in açiga vuracagi seyi içinde sakliyordun - diyordun. Insanlardan çekiniyordun... sonunda Zeyd esiyle ilgisini kestiginde onu seninle evlendirdik, ki, evladliklari esleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadigi bilinsin. Allah'in buyrugu yerine gelecektir..." [33 Ahzab 37]

Müslüman aydin'lara göre bu olay Tanri tarafindan öngörülmüs ve ayarlanmis odugu için Muhammed' in tutum ve davranisinda elestirilmege deger bir sey yoktur. Nasil ki Tanri, daha önceki devirlerde buna benzer olaylari onayladi ya da ayarladi ise, ve örnegin nasil ki Davud 'un Bat-sebe ile, yani en yakin bir arkadasinin karisiyle zina etmesini ve onunla evlenmesini sagladi ise, ve bu yüzden nasil ki bütün bu durumlar ahlakilige yatkin ise, Muhammed 'in tutumunda da ahlaka aykiri bir husus yok demektir [538]. Bin dörtyüz yil boyunca bir tek müslüman yazar bu olayi müspet ahlak süzgecinden geçirmemis ve elestirmemistir. Aksine, bütün bu yüzyillar boyunca aydin diye bilinen siniflar, bu ya da buna benzer davranislari ahlakiligin ta kendisi olarak görmüslerdir. Ibn Ishak ya da Ibn Hisam gibi 8ci yüzyil'in en ünlü'lerinden, yirminci yüzyilin Muhammad Heykel 'lerine varincaya kadar, Muhammed' in yasamlarini nakleden bütün tarihciler ve bilginler, onun her yaptigini yüceltmek hususunda birbirleriyle yarismislardir. Bunlar arasinda öyleleri vardir ki, Bati'li aydinlarin kendi peygamberlerini ahlak eleginden geçirmelerine ve örnegin Davud 'un tutumunu yermelerine karsi dahi dikilmisler ve onlari dinsiz diye ilan etmislerdir [539].

Söylemeye gerek yoktur ki Muhammed' in elestirilmek gereken davranislari sadece Zeyneb olayina inhisar etmez; onun tüm yasami akilci ahlak adina elestirilmek gereken olaylarla doludur: Tanri dinini yayacagim diye elinde kiliç saldiri savaslari yapmasi, ve "farkli inançtadirlar" diye insanlara saldirmasi, ya da ganimetler toplayip paylasmasi, Tanri'yi dahi bu paylasmaya katmasi, ya da kendisini elestiren ve yerenleri öldürterek susturmasi, ve bütün bu isleri Tanri emri ile yaptigini hatirlatmasi, ya da sehvetinin itislerine kapilip iki düzineden fazla kadinla cinsi münasebette bulunmasi, Safiye ile evlenirken kadinin kocasini yok kilmasi, ya da Müleyke' yi haremine katarken babasini öldürtmüs olmasi ve bu tür isleri yaparken dahi : "Tanri'nin izni olmadan hiç bir kadina dokunmadim" seklinde konusmasi, ve buna benzer daha nice davranislarda bulunmasi, bu konuda verilebilecek sayisiz örneklerden sadece bir kaçidir. Fakat biraz önce degindigimiz gibi 1400 yillik islâm tarihi içerisinde bir tek aydin çikipta bu davranislari müspet ahlak ölcülerine göre yermemis, aksine her bir davranisi fazilet ve ahlak örnegi olarak sergilemistir. Ibn Haldun gibi ünlü bir bilginin, sirf Timurlenk' e katilacagim diye her türlü karaktersizligi göze almasi ve bu davranisini Muhammed 'in Mekke'den Medine'ye hicreti olayina benzeterek ma'zur kilmnaga çalismasi, ibret verici sayisiz nice örneklerden biri olarak karsimizdadir.

Geçmiste oldugu gibi yakin zamanlarda ve hatta 20ci yüzyilda da müslüman aydinlar, birakiniz Muhammed ' i elestirmeyi ve fakat onun en olagan sayilmak gereken davranislarini dahi fazilet terazisinin abartilmis kefesine vurmaktan geri kalmamislardir. Örnegin ölümün'den az önce yaptigi bir konusma sirasinda : "Kime borcum varsa söylesin" seklindeki sözlerini, borca sadik kalma bakimindan, emsaline rastlanmaz bir dürüstlük davranisi olarak tanimlamislardir. Bilememislerdir ki Muhammed 'ten bin yil kadar önce yasamis olan Sokrat , dürüstlük ugruna ölüme giderken, bu tür davranislarin öncülügünü yapmistir. Kaldi ki borçlu bir insanin borcuna sadik kalmasi kadar dogal ne vardir ki! En basit bir insanin bile, egitim dahi görmeden, vicdan sesinin itisiyle bu tür davranislara yönelmesi her yerde ve her zaman görülen seylerdendir.

Bütün bunlar bir yana, fakat müslüman aydin'lar, insanliga karsi en bayagi suçlari islemis olan kimseleri dahi Muhammed'e kiyasen degerlendirmeyi ma'rifet bilmislerdir. Örnegin 2ci dünya savasi sirasinda, daha dogrusu 1942 yilinda yayinladigi Abkariyyat Muhammad [540] adli kitabin yazari al-Akkad, o tarihlerde zafer'den zafer'e kosan Hitler 'e karsi olan hayranligini açiga vururken ve onu insanligin en büyük deha'larindan biri olarak tanimlarken, her yönü ile onu Muhammed 'e benzetmeyi ya da onunla kiyaslamayi iftihar vesilesi saymistir[541].

*

Daha önce çesitli vesilelerle belirttigimiz gibi Bati'da, daha Orta Çag karanliklarinda bile, müspet ahlaka aykiri her davranisi ve özellikle din adina savaslari ve öldürmeleri (velev ki bu davranislar Peygamber diye kabul edilen kimselerden gelmis olsun), yeren ve bu yoldan ahlakiligin ve özgür düsüncenin egemenligini kurmak isteyen aydinlar görülmüstür. Oysa ki islam dünyasinin aydinlari seriat adina girisilen her davranisi yüceltmisler, ve yüceltirlerken de akli ve vicdani kenara itmislerdir. Bu isi özellikle Muhammed 'in saldiri savaslarini olagan bir seymis gibi göstermek için yapmislardir. Mazeret olarak ileri sürdükleri sey Muhammed' 'in güya hem "Peygamber" ve hem de "Devlet adami" sifatiyle is görmüs olmasidir. Iddia'larina göre "Muhammed "Peygamber" olarak hosgörüye sahip bir kimsedir; fakat devlet adami olarak bir takim sert tedbirlere basvurmak zorunlugunda kalmistir. Medine'de iken devamli bir savas hali içerisinde oldugundan askeri yönetimi ve disiplin islerini yürütmekle görevli bulundugu için casusluk ve hiyanet niteligindeki suçlari en agir cezalarla önlemesi ve devlet'in güvenligini korumasi gerekirdi".

Bu izah seklini benimseyenler Muhammed' in Beni Kureyza kabilesinden ele geçirdigi 800 ya da 900 esirin kafalarini kestirmesini dahi mazur göstermek üzere tarih sayfalari arasindan örnekler ararlar ve Ingiltere'de Cromwell 'in Irlanda'lilari kiliçtan geçirmesi olayina sarilirlar [542]. Oysa ki böyle bir kiyaslama yapmak Muhammed ' i yüceltmeye yararli olmadiktan gayri bir de Tanri ve Peygamber fikrini küçültmege sebeb olur. Çünkü her seye kadir sayilan ve diledigini daha ana karninda iken müslüman yapabilecegi kabul edilen bir Tanri 'nin [543], "peygamber" diye gönderdigi kisilere kiliçla kafalar dogratma yetkisi vermesini ahlakilik adina kabul mümkün degildir. Öte yandan müslümanlarin Tanri elçisi olarak kabul ettikleri Muhammed gibi bir kimsenin davranislarini, velev ki devlet adami olarak hareket ettigi farz'edilsin, peygamberlik yetki ve sifati bulunmayan Cromwell 'in cinayetleriyle kiyaslamak yersiz olur. Hatta bu kiyaslama Cromwell ile degil de daha önceki peygamberlerle (örnegin Musa ile, ya da Davud ile vs) yapilmis olsa dahi, yine de Muhammed 'i temize çikarmaya yeterli olmaz. Tanri'nin yüceligi fikrine inanmis kimselerin, savas kanunlarina ve kiliç yolu ile zorlama üsullerine uymanin ne Tanri ve ne de Peygamberler bakimindan iftihar edilecek bir durum yaratmadigini düsünmeleri gerekir. Kaldi ki mazeret yolunu arayan bu sözde aydinlar, tarihi olaylari bile tahrif etmekten geri kalmazlar ve Muhammed' in :"Din'de zorlama olmaz" dedigini ve sirf savunmak maksadiyle savastigini söylerler. Fakat bunu söylerlerken seriat'in, Islam'dan gayri din kalmayana kadar savas geregini öngören hükümlerini bilmezlikten gelirler. Bilmezlikten geldikleri diger bir sey daha vardir ki o da Muhammed 'in savunma ya da korunma için degil fakat "müsrikleri" yok kilmak için saldiri savaslarina giristigidir. Nitekim daha Mekke'de bulundugu siralarda, henüz güçlü durumda olmamasina ragmen, amucasi Ebu Talib 'e güvenerek, Kureys'lilerin inançlarina meydan okumus, ve amucasinin ölümünden sonra artik kendisini koruma olasiligini yitirdigi için Medine'ye göç etmistir. Medine'ye geçtikten sonra Mekke kervanlarina saldirmaya baslamis, ganimetler alip taraftarlariyle paylasmis, ve yavas yavas güçlenmekle bu saldirilari savas haline donüstürmüstür. Medine'de bulundugu on küsur yillik süre boyunca 29 savas ve 45 çete savasi yapmistir. Ölüm dösegindeki son vasiyeti su olmustur: "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak".