4) Seriat ahlakli Nabi Yusuf Efendi (1632-1712) 'nin sevgili ogluna tavsiyesi: "Kul ol, kendisne köle ve cariyeler edin; esitsizligi asil bil, ve zahmete katlanmadan varlik edin..."

Mehmed IV döneminde Serasker Mustafa Pasa'nin kahyaligini yapmis olan Nabi Yusuf Efendi , bir aralik Baltaci tarafindan Anadolu deftarligina atanmistir. Hayatta baslica amaci, oglunu en iyi bir sekilde yetistirmektir. Kendisi seriat ahlakiyle egitildigi ve bunun disinda ahlak tanimadigi için, oglunu da buna göre yogurmak hevesindedir. Bu nedenle onun kafasini ve ruhunu, her seyden önce seriat hükümleriyle beslemek ister ve su tavsiye'de bulunur: "Kur'an ve Hadis emirleri disinda hiç bir sey, hiç bir kitap okuma, çünkü tüm bilimler bu emirlerde yatmaktadir. Hiç kimseyle fikir tartismasina girisme, çünkü bunu yapmak günah'tir. Sadece Tanri'miza ve peygamber'imize tapan yazarlarin Kur'an'i yücelten kitaplarini oku. Süpheci ve tenkidci görüslerden kaçin..." [568].

Tavsiye ettigi kitap'larin basinda Mesnevi vardir, çünkü Nabi Efendi 'ye göre "Kutsal bilgilerin" derinliklerine ancak bu gibi kitaplarla inilebilinir. Bir de Islam ugruna savaslari ve "cihad" 'i, yagma ve talanlari yücelten kitaplara önem vermek gerekir. Felsefeyle ilgili kitaplar asla okunmamalidir, çünkü bu tür kitaplar insani din konusunda süphecilige ve kuskuya sürükler. Bilgi denen sey kisi'yi Tanri'ya kul durumda kilici hükümleri bellemektir; bunun disindaki bilgilere yer olmamalidir. Örnegin "gramer" bilgisi bile yersiz ve gereksizdir.

Ve iste kafa yapisini böylesine islemez hale soktugu oglunu Nabi Efendi , ayni zamanda alin yazisi çizgisine sokmak ister, çünkü seriat dini, her seyin kader ve talih isi oldugunu belirtmistir; bu itibarla kisi için gelecegi düsünerek ve ilerisi için hazirlik yaparak yasamanin anlami ve geregi yoktur. Bu konuda ogluna verdigi tavsiye sudur> "Madem ki degismeyen bir kaderimiz vardir, o halde gününü gün et ve keyfine göre yasamana bak, ileriyi asla düsünme ve kafani gelecek için yorma..." [569].

Temel egitimini bu sekilde hazirladigi ogluna simdi artik seriat'in ahlak verilerini belletme zamani gelmistir. Yapilacak sey, her seyden önce bu yer yüzü esitsizliklerinin islami izahina geçmek ve bu konudaki Kur'an hükümlerini ezberletmektir. Kur'an'da : "Kiminizi kiminize üstün kildik, kiminizin rizkini fazla, kiminizinkini az yaptik" diye yazili bulunduguna göre Nabi Efendi 'nin ogluna : "Bu yeryüzü, sinif farki esasina göre yaratilmistir. En yüksek kerteye getirilenler Tanri'nin dostu olanlardir: onlarin üstünde peygamberler vardir..." seklinde konusmasi kadar olagan ne vardir ? [570]. Oglunu, tipki kendisi gibi, Tanri tarafindan "mutlu imtiyazlilar" arasindan yaratilmis saydigi halde, yine de haysiyetli bir insan sekline sokma düsüncesinde degildir. Çünkü o seriatci kafasiyle insan denilen varligi, "kul" niteligi disinda bir sahsiyete layik görmez. Ona göre insan olmak demek, tipki seriat'in belirttigi gibi, kul olmak demektir; Tanri önünde boyun egmek, küçülmek, ezilmek, büzülmek demektir. Insan denen varligin Tanri karsisinda alni açik, basi kalkik, özgürlügune ve sahsiyetine sahip olarak vaziyet almasi, söz konusu degildir. Bundan dolayidir ki ogluna su utanç verici tavsiyede bulunmaktan çekinmez: "(Ey oglum!) daima kul ol; Tanri önünde yüzünü tozlara, çamurlara sok, köle ol, yere kapanip secde ettiginde O'na böyle hitap et. Secde ettigin zaman alnini yerlere vur. Akilli insan secde ettigi zaman basini hiç toz'dan çikarmaz. Eger (yere kapanacak yerde) ayakta dua edecek olursan 'Elif' harfine benzemis olmaz misin? Bütün bunlar peygamberimizin maumma'laridir ki anlamaga çalismak günahtir. Unutma ki secde ettiginde 'mim' harfinin egriligine benzersin ve iste ancak o zaman insan sayilmaga layiksin..." [571].

Görülüyor ki Nabi efendi , kisi'nin boynu bükük, ve küçülmüs olarak ibadet eder oldugu oranda "insan" sayilabilecegine inanmis zihniyettedir; yere kapanarak Tanri'ya ibadet etmenin insan sahsiyetinin haysiyetiyle bagdasir oldugunu kabul etmistir. Daha baska bir deyimle Tanri'nin, kendi önünde yerlere egilerek kendisine tapan insanlar yaratmayacagini, aksine , akil ve zeka ile ibram ederek yaratmis oldugu insanlarin haysiyetli ve vakur davranislar içerisinde bulunmasini ister oldugunu tasavvur edecek yeterlikte degildir.

Nabi efendi üstadimizin ogluna verdigi diger bir "ahlaki" ögüt, bol sayida köle ve cariye edinmenin gerekliligi konusundadir. Köleligin dogal bir kurulus oldugunu seriat bilgisi olarak ögrenen kimseler için bu kurulusu sürdürmek ve bundan yararlanmak kadar olagan ne vardir ki? Bati'li aydin köleligi insanliga ve ahlaka aykiri bir kurulus olarak lanetlerken seriaat dünyasinin aydin'larinin buna karsi duygusuz kalmalarinin nedeni bu degil midir? Iste bu duygusuzlukladir ki Nabi efendi, sevgili ogluna su ögüt'te bulunur: "Evlenmek için fazla acele etme; dikkatli davran ve her seyden önce kendine bol bol cariyeler edin...Tek bir kadinla yetinmek demek, çesitli kadinlarin tadini tatmaktan yoksun kalmak demektir. Eger evlenecegin kadin çirkin ve huysuz ise, daha ilk geceden itibaren sehevi zevklere elveda durumunda kalirsin, çünkü böyle bir kadinla evli kalmak ya da ondan kurtulmak kolay degildir. Bu ise senin tüm yasamlarini zehir etmege yeter. Oysa ki cariye edinecek olursan bu tür sakincalar söz konusu olmaz..." [572].

Gerçek bir aydin insan için tiksinti verici olmak gereken bu konusmanin Nabi efendi bakimindan olumsuz bir yönü yoktu, çünkü onun insanlik ve ahlak ölcüsü böylesine zavalli bir kertede idi. Ona göre sayisiz sekilde cariye edinmek ve böylece sehvet gailesini en güzel bir sekilde gidermek varken, ve seriat hükümleri bunu öngörmüs iken, neden bu hükümlerden yararlanilmasin? Hele bu cariyeler yüzü ve bedeni güzel ve efendilerine düskün ve sadik kizlar arasindan seçilecek olursa, bundan daha büyük ne mutluluk olurdu? .

Bu vesile ile Nabi efendi , arap kadinlarinin kötü tabiatli ve genellikle çirkin olduklarini, ve her ne kadar kocalarina ve efendilerine iyi hizmet etmesini bilmelerine ragmen, onlardan mümkün oldugu kadar uzak kalinmasi gerektigini belirtmekten geri kalmaz. Buna karsilik gürcü kadinlarinin hem güzel ve hem de erkeklerine sadik olduklarini, ve her ne kadar biraz tenbel ve agir is gören cisnten bulunmalarina ragmen, onlardan cariye edinmenin yararli olacagini söyler [573].

Bütün bunlardan gayri seriat'in emrettigi bazi yasam kurallari daha vardir ki bu hususlarda da Nabi efendi oglunu uyarmak ister ve söyle der: "Gülmek, eglenmek, kart oynamak ..seriat'in yasak kildigi seylerdir; bunlardan kaçinmak gerekir. Çünkü bunlar aslinda zaman kaybina sebeb olan ya da zevk yaratan seylerdir. Oysa ki bu sekilde vakit öldürmektense Kur'an okumak, ve Tanri adini tekrarlamak suretiyle zamani doldurmak iyi olur. Öte yandan yeryüzü yasamini zevkli kilici ugrasilardan uzak kalmak gerekir..." [574].

Öyle anlasiliyör ki "Yer yüzü yasamini zevkli kilici seylerden uzak kal" derken Nabi efendi, bol sayidaki güzel kadinlarla hayatin tadini çikarmak hususunda ogluna verdigi tavsiyeyi "istisnai" hallerden saymistir.

Ve nihayet Nabi efendi, tipki Katip Çelebi üstadimiz gibi, "hiç yorulmadan ve fazla zahmete katlanmadan, ve hatta çalismadan" para kazanmanin ve varlik saglamanin tilsimina inanmistir, su bakimdan ki "rizik" denen sey nasil olsa Tanri tarafindan ve Tanri'nin dilek ve takdirine uygun olarak dagitilacaktir; Tanri'nin izni olmadan hiç kimsenin rizik edinmesine imkan yoktur [575]. Tanri'nin bazi kisileri böylesine bir keyfilik içerisinde riziklandirdigi bir düzende baskalarinin sirtindan geçinme kolayligi var iken, neden bu firsat yitirilsin? Bir baba olarak ogluna bundan daha iyi nasil bir ögüt'te bulunabilirdi Nabi efendi?

Ancak ne var ki her seye ragmen onun bir üzüntüsü vardir ki o da "Devlet-i hümayündaki adaletsizliklerdir", "hirsizliklardir", "çalip çirpmalardir", "zorbaliklardir". Söyle yakinir: "Bunlarin hepsini siralamaga kalksam kalemimdeki mürekkep tükenir. Bizim halkimizdan baskasi bu tür hirsizliklara ve zorbaliklara tahammül edemez...Örnegin Hint'lier, Hiristiyan'lar ya da Acem'ler, bizdekine benzer bu tür olumsuzluklarin zerresine göz yummazlar; oysa ki bizim Devlet'imiz her türlü kötülüklerin ve zulm'un kaynagidir..."[576].

Nabi efendi' nin kafa yapisi ve ahlak anlayisi öylesine zavalli bir kertededir ki, bu sekilde yakinirken bir an için düsünememistir ki Devlet'i bu hale düsürenler seriat egitimiyle yetisen ve "aydin" diye geçinenlerdir ve kendisi de onlardan biridir.