XIV) Akilciliga Düsman Zihniyet'in Koruyuculari olarak "Aydin" 'lar:

Çesitli vesilelerle belirttigimiz gibi, diger semavi dinlerde ve özellikle yahudilikte oldugu gibi, Islam'da da kisi ve toplum yasamlariyle ilgili hususlar Tanri ve peygamber emirleriyle saptanmistir. Kur'an'in bir çok yerlerinde, örnegin En'am suresi'nin 38ci ayet'inde : "Kitab'da Biz hiç bir seyi eksik birakmadik..." diye yazilidir; al-Nebe suresi'nin 29cu ayet'inde : "...ve Biz her seyi bir bir sayip yazdik..." diye açiklama vardir. Yusuf suresi'nin 111ci ayet'inde Kur'an'in : " ...her seyi açiklayan, dogru yolu gösteren" kitap oldugu anlatilmistir. Hadis hükümlerini de katmak süretiyle denilebilir ki kisi'nin tüm yasantilari, oturup kalmasindan yiyip içmesine ve düsünmesine varincaya kadar her seyi bu emirlerle ayarlanmistir. Örnegin sabahleyin yataktan sag ayagi ile kalkacagi, sag ayagi ile ayakkabisini giyip adimini atacagi, "ögürür" gibi yaparak agzini yikayacagi, burnuna su çekip istinca yapacagi, saçini kulak ile boyun hizasi uzunlugundan fazla birakmayacagi, yemegi sag eli ile yiyecegi yerken üç parmagini kullanacagi, yemekten sonra parmaklarini yalayacagi, suyu üc nefeste içecegi, kadini ile sevisirken dualar edecegi gibi ve daha buna benzer sayisiz denecek kadar çok her hususta bütün davranislarini gökten inme sanilan bu hükümlere uyduracagi öngörülmüstür [590]. Sadece dis davranislar degil, fakat kisinin iç alemi ve kafasinin içinden geçenler dahi bu hükümlerle düzenlenmek istenmistir. Örnegin kendi iç dünyasi itibariyle seriat emirlerine uygun sekilde düsünmeyen kisi "munafik" ya da "zindik" sayilmistir. Nitekim 13cü yüzyil ünlülerinden Ibn Kudama , Tahrim an-Nazar fi Kutub ahl al-Kalam adli yapitinda, dis davranislari itibariyle islam'a uyan ve bu bakimdan müslüman sayilan ve fakat gönlü ve iç düsünceleri itibariyle islam'dan farkli olan kimselerin daha Muhammed zamaninda "munafik" diye tanimlandiklarini, ve fakat kendi döneminde bu kisilerfe "zindik" dendigini anlatir [591].

Öte yandan doga'nin sirlarinin ve her tülü bilimin kaynaginin Kur'an'da bulundugu, her seyi orada aramak gerektigi de yine seriat emirleriyle ortaya konmustur [592].

Böylece gerek gunlük yasamlari sürdürmek ve gerek ilim yapabilmek icin insan aklina özgürlük taninmamistir. Seriat'a göre kisi akil sahibidir ama sahip oldugu akil, yaratici nitelikte is görsün için verilmemistir: sadece Kur'an emirlerini ve peygamber sözlerini bellesin için "ihsan" edilmistir. Gerçek denen seyler bunlardan ibarettir. Eger kisi , bu emirler ve sözler disinda gerçek olabilecegi düsüncesine kapilirsa ve aklini yaratici güç seklinde kullanirsa, bu taktirde Tanri'ya karsi gelmis olur. Iste Islam'in bu temel ilkesine dayali olaraktir ki seriatci, 1400 yil boyunca, akilciliga düsman bir ortamin bekçiligini yapmistir. 1400 yil boyunca Kur'an hükümlerini ve Muhammed'in emirlerini, velev ki bunlar akla ve mantiga ters düssün, birer hikmet imis gibi görmüs ve öyle göstermistir. Islam bilginleri ve düsünürleri akil denen seyin Kur'an disinda ya da Kur'an'a aykiri düsecek sekilde kullanilmamasini kosul ve fazilet bilmislerdir. Iclerinde Keykavus Ibn Iskender gibi, akil yolu ile bilim yapilamayacagini ileri sürenler ve bunu egitimin temeli haline getirenler [593] vardir; ya da Ibn Hazim gibi : Tanri emirleri disinda (yani akil rehberligiyle) is görmek hayvanliktir " diye akilciligi tüm olarak yerenler [594] , ya da Maverdi gibi : " Akil özgür sekilde kullanilsin için degil fakat Kur'an hükümlerini aynen ezberlesin ve uygulasin için ihsan edilmistir" diye salik verenler vardir; ya da al-Safi ve Abu Yusuf ve Ahmed Hanbal gibi : "Akla göre davranip ilmi Kur'an disinda aramak Tanri'ya karsi durmaktir, zindikliktir" diye haykiranlar; ya da Ibn al-Cavzi gibi : "Aklin görevi Kur'an'daki gerçekleri, yani ilmi ortaya koymaktir...bunun disinda gerçek aramak seytana uymaktir" diyerek daha sonraki dönemlerin en azili akil düsmanlarini, örnegin Ibn Teymiyye 'lerin ve al-Gazali 'lilerin , ve daha sonra Vahhabi 'lerin yetismesinde önderlik edecek olanlar [595] vardir; ya da Nasir al Husrev gibi : "Felsefe ile ugrasmak ve eski Yunan'dan yararlanmak dinsizlik ve bilgisizliktir " diyerek etrafa dehset saçanlar [596], ve Ibn al-Asakir gibi: "Kur'an ve hadis kaynaklari disinda gerçek arayanlar kafirdirler, akilci bilimlerle ugrasanlar dinsizdirler, bu kisilerle bir arada bulunanlar ve tartisanlar munafiktirlar" diye fetva verenler [597] vardir; ya da Ibn Kudama gibi : "Seriat hükümleri her türlü hata ve yanlistan uzaktir, geçmis dönemlerde üleme'nin ve Imam'larin yerlestirmis olduklari esaslara gözü kapali olarak uymak gerekir, bunlari akil denetiminden geçirmek kötü sonuçlar dogurur " [598] diyerek "ictihad" yolunu tikayanlar vardir.

Evet her kim ki bilimsel ve ahlaksal gerçekleri akil yolu ile aramaya özlem duymustur, o mutlaka seriatci'nin ve ona her daim destek halk yiginlarinin saldirisina ugramistir; kim ki akilci kaynaklari yorumlamaga kalkmistir, o mutlaka dinsizlikle ve kafirlikle suçlandirilmistir. Ve bu soysuz gelenek, eski Yunan bilimlerinden yararlanilmaya baslanildigi tarihlerden (özellikle Abbasi'lerden) itibaren sistematik bir sekilde yerlesir olmustur. Hatirlatalim ki yunan kaynaklarinin arapca'ya çevrilmesinde rol oynayan Harun al-Resit ve al-Me'mun, bu zihniyet'teki çevrelerin lanetine maruz kalmislardi. al-Me'mun döneminin en ünlülerinden biri olan al-Cahiz (MS 776-869) , eski yunan bilimlerine hayranligini ifade ederek :"Eger bu bilimlere kavusmamis olsaydik Islam uygarligi diye bir sey olmazdi" dedigi için, kendi döneminin "bilgin" diye bilinen kimseler tarafindan "dinsiz" diye ilan edilmistir. Örnegin Ibn al-Hacar, Lisan al-Mizan adli kitabinda al-Cahiz 'i böyle damgalamistir. Abu'l Faraz al-Isfahani ise onu "imansizlikla" suçlamistir. al-Cahiz gibi Islam dünyasinin yetistirdigi en büyük bilginlerden bir digeri olan al-Razi (ölümu MS 925), dinsel gerçeklerin bilimsel gerçeklerle çatisir oldugunu söyledigi için, gerici cevrelerin ayni seviyesiz saldirilarina ugramistir. Farabiî ve Ibn Sina için de ayni seyler söz konusu olmustur. Ünlü nice sairler'de ayni düsman kampanya'nin kurbanlarindan olmuslardir. Örnegin Abu'l Kasim Ibn Nakiya (Ms 1020-1092), eski yunan felsefesine ilgi duydu diye "zindik" damgasini yemistir, hem de son derece dindar bir kimse olmasina ragmen [599]. Ayni nedenlerle söz konusu çevrelerin amansiz saldirisina ugrayanlardan biri de Abu'l Hasan al-Talibi (MS 1156-1233) 'dir. Suriye'ye kaçmak suretiyle canini kurtarabilmistir [600].

Akilci felsefe'ye itibar eder görünen Mu'tezile sinifinin basina gelenler, Islam tarihine asina olanlar için bilinen seylerdendir. Bu sinifin bütün güzide temsilcileri dinsizlikle suçlandirilmislardir. Bu suçlamayi yapanlar ise, degil sadece akil rehberliginde karar almayi kafirlik saymak, ve fakat rü'ya'yi bile aklin üstünde bir karar araci sanmak gibi bir gelenege sahiptiler, çünkü seriat'a göre rü'ya'da gerçekler yatardi. Muhammed'in bu konuda biraktigi hadis'ler bu dogrultudadir [601]. Bundan dolayidir ki büyük bilgin diye bilinen kimselerden pek çogu rû'ya tabirlerine göre is görürlerdi. Örnegin Abu Cafer Muhammad Ibn Nasr al-Tirmizi (Ms 816-907), ki Islam dünyasi'nin en büyük fikihçilarindan sayilir, rü'yasinda peygamberi gördügünü ve ondan aldigi ögüt geregince Safi mezhebini seçtigini söylemistir [602]. Islam ülkeleri tarihi ise, rü'ya yorumlarina göre devlet yönetip milletin kaderini çizen hükümdarlarla doludur. Osmanli devleti bunun en tipik örneklerinden biridir [603].

Ve iste bütün bunlardan dolayidir ki Islam düsünürleri, eski Yunan'in akilci felsefesini diledikleri gibi izleyememislerdir: özellikle Aristo felsefesini, Kur'an'a ters düsme korkusu yüzünden, tüm açikligiyle ortaya vuramamislardir. Yine tekrar edelim ki "akilcilik" demek Aristo demektir, ve Aristo demek aklin üstünlügü ve özgürlügü demektir. Her ne kadar Aristo , Tanri'nin varligini inkar etmis degilse de, akil ögesini tanrilastirmis, Tanri'yi Akil ve akli da Tanri yerine koymus, böylece gerçeklere giden yolun akilcilik oldugunu ortaya vurmustur. Akil denen seye böylesine kutsal ve üstün bir yer tanidigi içindir ki Aristo ( ve onun yorumculari) dinciler tarafindan en büyük bir korku kaynagi sayilmistir; bilimsel ve ahlaksal gerçeklerin din kitaplarinda degil, akil verilerinde arayan zihniyeti temsil ettigi içindir ki dinsel ve tutucu çevrelerin huzursuzluk kaynagi olmustur. Fakat denilebilir ki "Aristo'cu düsün sistemi" ' nin Islam dünyasi bakimindan temsil ettigi tehlike, Hiristiyan dünyasina oranla çok daha büyük olmustur. Su nedenle ki, bir kere Hiristiyan'likta din kitap'lari birden fazla olup bir takim farkliliklar dolayisiyle akilci yoruma sokulabildigi halde [604] Islam'da Kur'an tek kitap halinde ve tartisilamaz nitelikte olmak üzere is görmüstür. Ikincisi hiristiyanlik, eski Roma-Yuna uygarliginin varisi oldugu halde Islam böyle bir kökenden yoksun olmak üzere dogmustur [605]. Öte yandan hiristiyanligin özü , Isa 'nin getirdigi "Din ve Devlet ayriligi" esasina dayali oldugu halde Islam'in özü laiklige hiç bir sekilde yer vermeyen ve din konularinda hiç bir elestiri ve tartisma kabul etmeyen zihniyete dayatilmistir. Bütün bu ve buna benzer nedenler yüzünden Islam'da akil gücünün üstünlügü fikrine yönelmek isteyenler daima yenilgiye ugramislardir. Yunan klasiklerini ve hele Aristo 'yu yorumlamaga kalkisanlar, iman'ci çevrelerin saldirilari karsisinda çaresiz kalmislardir. Bu kaynaklari Kur'an'a uygunmus gibi göstermeye çalisanlar ve örnegin Eflatun' un esnekliginden yararlanip Aristo ' nun fikirlerini "Neo-Platonizm" kiligina sokanlar dahi [606] hep bu çevreler tarafindan dinsizlikle ve bilgisizlikle hirpalanmislardir [607]. Fakat bu çevrelerin en büyük azililari arasinda Imam Gazali ile Ibn Teymiyye gibilerin özel bir yeri oldugunu söylemek ve bu konuda kisaca fikir vermek gerekir.

Tahafut al-Falasifiya adli yapitinda feylezoflara karsi amansiz saldirilara geçen, ve örnegin basta Aristo olmak üzere eski Yunan kaynaklarindan yararlanmis olan Farabi ya da Ibn Sina gibi kimseleri ve digerlerini bilgisizlikle, dinsizlikle damgalayan, ve ayni suçlamalari al-Risalat al-Laduniyya adli kitabinda tekrarlayan, ve ayrica Kitab Faysal al-Tafrika bayn al-Islam ve as-Zandaka adli yapitinda Kur'an yorumcularini en insafsiz yermelerle asagilayan, ve yine Kitab al-Münkir min al-zalal adli yapitinda tüm feylezoflari kafirlikle suçlayan Al-Gazali, akilci egilimlere karsi savasanlarin sampiyonlugunu yapmistir. Gazali 'nin akilciliga yönelttigi yermeleri, ve buna karsilik gökten inme verileri, ve özellikle Kur'an hükümlerini yüceltmelerini kisaca söylece özetlemek mümkündür: "Bilgi edinmenin iki yolu vardir : beseri egitim ve ilahi egitim. Bunlardan en güvenilir ve üstün olani, ilahi egitimdir. Vahiy yolu ile elde edilen bilim, akil yolu ile edinilen bilgi'den daha degerlidir, çünkü Tanri'dan gelmedir. Muhammed akilci yoldan hiç bir bilgi edinmemis, her seyi Tanri'dan ögrenmis olup onun ölümü ile birlikte vahy yolu kapanmistir. Bu itibarla Kur'an ve hadis kaynaklari disinda bilim diye bir sey aramak, ya da bu kaynaklar üzerinde tartismak, ve bunlara aykiri görüsler ortaya koymak, Tanri'ya karsi gelmek olur. Kim ki gerçeklere akilci yoldan...gitmek ister ya da Tanri-Peygamber sözleri disinda ...ilim yapmaga kalkarsa o mutlaka dinsizdir..."

Bu görüsü savunurken Gazali 'nin dayanagi Kur'an'dir. Kur'an'i da Tanri'nin Muhammed'e bildirdigi sözler olarak kabul eder; özellikle al-Risalat al-Laduniyya [608] adli kitabinda Kur'an'in çesitli ayet'lerine gönderme yaparak iddia'larini kanitlamaga çalisir. Örnegin Kehf suresi'ndeki : "Biz katimizdan ona...ilim belletmistik..." (18 Kehf 65) , ya da Necm suresi'indeki : "...(Muhammed) kendi dilegiyle söz de söylemedi...sözü ancak vahy'edilen seyden ibarettir... derken kuluna vahy'etti ne vahyetti ise...hala münakasa edersiniz! " (53 Necm 4, 5-6, 10,12) seklindeki ayet'leri siralar . Bunu yaparken akilcilara karsi besledigi düsmanligi belirtmekten geri kalmaz ve feylezoflari "Tanrisizlar" ya da "Tanri'ya inanipta peygamberlere, ve Cennet'lere...inanmayanlar" diye gruplara ayirir ve hepsini de dinsizlikle damgalar. Örnegin Aristo 'nun hem dinsiz ve hem de bilgisiz oldugunu söyler, çünkü Aristo, ona göre, egitimde matematik ve fizik ve mantik gibi konulara fazla yer verilmesini istemis, ve böylece dinsel inançlari tehlikeye sürüklemistir. Gazali 'nin kanisi o'dur ki matematik gibi bilgiler, kesinlik tasiyan verileri kapsadiklari için, kisileri din konularinda kesinlik aramaga zorlar; kisiler bu kesinligi din'de bulamayinca, dine karsi iman'larini ve dolayisiyle bagliliklarini yitirirler. Bundan dolayidir ki kesinlik arz'eden bu tür bilgilere egitimde az yer vermek gerekir. Aristo bu bilgileri önemli saydigi içindir ki, Gazali 'nin degerlemesine göre, hem dinsiz ve hem de bilgisizdir. Fakat Gazali' nin söylemesine göre Aristo 'nun bir suçu daha vardir ki o da Cennet ve Cehennem denen seylere ve ruhun ebediligine inanmamasidir [609].

Aristo 'yu bu sekilde yerdik'ten sonra Gazali , onu ve diger Yunan düsünürlerini kaynak edinen müslüman bilginlere yönelir. Bu yöneldiklerinin basinda Farabi ve Ibn Sina gibi ünlüler vardir. Gazali' ye göre Kur'an'da her insanin yazgisinin çizildigi ve bu yazgi geregince çennet'e ya da çehennem'e gidecegi bildirildigi bu kisiler, tipki eski Yunan düsünürleri gibi, bu yazilanlara inanmamaktadirlar; Kur'an'da "Kiyamet günü" haber verildigi halde buna da inanmayip dünya'nin ebediyetler boyunca sürüp gidecegini sanmaktadirlar. Iste bu ve buna benzer düsünceleri nedeniyle hem dinsiz ve hem de bilgisizdirler [610].

Gazali gibi Ibn Teymiyye 'de aklin özgürlügüne ve rehberligine inananlari ve Kur'an disinda ilim arayanlari, Evren'i ve Doga'yi akilci usullerle kesfe çalisanlari bilgisiz ve dinsiz sinifina sokmustur. Ma'arif al-Vusul ila ma'rifat anna usul ad'Din ve furu'ahu kad bayyanaha ar-Rasul [611] adli kitabinda, basta Aristo olmak üzere onun yorumcularini ve özellikle Farabi' 'yi ve Ibn Sina' yi Ibn Rüst' ü ve benzerlerini "feylezof bozuntusu" deyimleriyle tanimlamis, ve bu gibi kimselerin "Tanri'dan gelme bilgileri" anlama gücünden yoksun olduklarini açiklamistir . Bu kisileri ayni zamanda toplum bakimindan tehlikeli görmüstür, çünkü güya onlar Kur'an'i akilci usullerle yorumlamaga kalkmislardir; üstelik de Kur'an'in gerçek anlamini halk yiginlarina anlatmaga çalismislardir, oysa ki Tanri bazi hükümleri her kesin anlayamayacagi biçimde koymustur.

*

Hatirlatalim ki Bati'da, imanci'ligi, her bakimdan akilci'liga üstün kilmak suretiyle karanlik çag'in yerlesmesine vesile olanlarin yaptiklarini, Islam dünyasinda Gazali ve Ibn Teymiyye ve onlarin diger çömezleri çok daha etkili bir sekilde yapmislardir. Daha önceki bölümlerde belirttigimiz gibi, nasil ki Bati dünyasi Anaximander' i birakip Cosmos tipi düsünürlere baglanmis [612] ,ya da Aristo'yu terkedip St.Cyril [613] ve St. Augustin gibi iman savunucularinin zihniyetine saplanmis ve bu yüzden özgür düsünce'ye ve bilimsel'lige elveda demis ise, ayni sekilde Islam dünyasi da Vasil Ata gibi Kur'an'i, kismen de olsa, akilci yoruma vurmak isteyenleri, ya da ar-Razi ve Farabi ve Ibn Sina, ve Ibn Rüst (ve daha nice) gibi eski Yunan kaynaklarindan yararlananlari birakip, Hanbalî gibi "Ben aklimi hiç kullanmam" diyen, ya da As'ari ve daha sonra Gazali ve Ibn Teymiyye gibi akilciligi müsibet bilenleri izlemekle gerilikler vadisine sürüklenmistir. Nasil ki Bati alemi, dünya'nin yuvarlak ve döner oldugunu, ya da hastaliklarin pislikten (mikroplardan) çiktigini, ya da yer yüzü insanlarinin kardes olduklarini söyleyen ve akilci dogrultuda bulunan bilginleri ve düsünürleri unutup din kitaplarindaki verilere inanmakla karanliklara gömüldü ise, Islam alemi de eski yunan kaynaklarindan feyiz alanlarin etkisiyle yönelik bulundugu uygarliktan, Gazali ve Ibn Teymiyye gibilerin zihniyetini pekistirenler yüzünden her türlü gelismeden, her türlü meziyetten yoksun kalmis ve bir daha hiç çikmacasina ilkelliklere dalmistir [614].

*