XVI) Batili Aydin "Tanri" Anlayisinda Degisiklik Yaparak Fikirsel ve Ahlaksal Gelismeyi Saglarken, Seriatci "Aydin" Geleneksel Tanri Anlayisindan Ayrilmamistir
Tanri anlayisi ile fikirsel ve ahlaksal yasamlarin niteligi arasinda siki bir iliski oldugu söylenir. Tanri'yi insan seklinde (eli, kolu basi , ayaklari var olan), ve insan'a özgü duygularla (örnegin öfke, kin, garez, kiskançlik, gaddarlik, sefkat vs) donatilmis olarak tanitan, örnegin insan kaderine diledigi gibi egemen olan, insanlari birbirlerine saldirtan, yagma ve çapulculuga çagiran, diledigi gibi rizik dagitan, insanlari korkutan ve kendine kul köle yapan, yalvarip yakartan ya da buna benzer nitelikler içinde tanimlayan bir din anlayisiyle, insanligin gelisemedigi, ve böyle bir anlayistan kurtulmadikca da gelisemeyecegi kabul edilir 641. Asil ve derin düsünce sahib'leri bu tür Tanri anlayisini rabbani'lik ve kutsallik ve ulvi'lik kavramlariyle bagdastiramamislardir. "Musahhas" ve "Fiziksel" Tanri fikrinden uzaklasmadikca insan varliginin "insan" olarak yücelemeyecegini düsünmüslerdir. Bundan dolayidir ki kisi için Tanri'yi dista aramak yerine içe dönük cabalarla arama fikrini savunanlar çikmistir. Esas nüvesini eski Yunan ve Hint felsefesinde bulan bu anlayisa göre kisi için Tanri, dis dünya'da, ve "madde" olarak var olan bir sey degil, fakat kisi'nin iç dünyasinda yasayan bir seydir. Bu düsünce "Tanri/Kisi ayniyeti" fikrine yol açmis ve bu sayede Kisi'nin, bir yandan üstün ve kutsal ve manen yüce degerini yaratirken ve böylece kendi kendisine karsi saygi beslemesini saglarken, diger yandan da insanlar arasi düsmanliklar ve esitsizlikler fikrinden arimistir. Eski Hint felsefesine dayali bu düsünce tarzina göre bir insan'in bir baska insana oranla daha üstün nitelikler içerisinde yaratilmis olabilecegini düsünmek yersizdir. Insanlar ayni kosullar içerisine sokuldukta, ayni fikir ve ruh gelisiminde olurlar. Manevi degerler bakimindan hiç kimse imtiyaz sahibi olma iddiasinda bulunamaz. Imtiyaz sayilmak gereken sey insanliga hizmet'tir ve bu da Tanri'ya ibadet etmek demektir; çünkü Tanri her yerde ve her insanin içindedir, her insanin ruhundadir. Tanri'nin özel elçileri diye bir sey yoktur, ve hiç bir zaman olmamistir ve olamayacaktir. Her varlik, esit sekilde Tanri'nin kendisi demektir 642. Ve bu düsünce ayni zamanda kisi'nin kendi kendisini , ve evreni ve insanligi tanimasi olasiligini saglar diye kabul edilmistir 643. Tanri demek Sevgi demek olunca , "Tanri/Kisi" ayniyeti içerisinde K Bati dünyasi'nin uygarlasmasi ve Seriat dünyasi'nin ise geri kalmasi nedenleri arastirilacak olursa, Tanri fikrindeki olumluluk ya da olumsuzluklarin oynadigi rol kolaylikla kendisini belli eder. Su bakimdan ki Bati dünyasi Tanri fikrinin bu "mücerred" kavramlarina yer verebildigi ve din'de reform yapabildigi ve bu reform'u, akil denen seyi Tanri ile yer degistirecek noktaya getirebildigi içindir ki uygarlik gelismesinin sirrini bulabilmistir. Ve iste Bati dünyasi, "Aydin" sayesinde Tanri anlayisini din kitaplarinin olumsuzluk'larindan kurtarip nispeten akilci bir temele dayatabildigi, ya da Tanri'yi "akil" olarak ve akli ise "Tanri" olarak tanimlayabildigi halde, Seriat dünyasi Tanri sorununu bu tür bir tartisma konusu yapmamis ve geleneksellikten çikamamistir. Söyleki:
Geçmis yüzyillarda, ve özellikle Orta Çag'da Bati dünyasi, tipki seriat dünyasi gibi, akla ve mantiga aykiri düsen dinsel emirleri, Tanri'dan gelmistir diyerek körü körüne kabul ederdi; ederkende Tanri'yi "Korkutucu", ve "Keyfi " , ve "Otoriter ve totaliter" nitelikler içerisinde benimserdi. Böyle bir Tanri ise, kendi yarattigi varliklari birbirlerine düsman yapabilir, saldirtabilir, kimini imanli ve kimini imansiz kilabilir, kimine az ve kimine çok rizik dagitabilir ve kisacasi kader oyuncagi haline getirebilirdi. Oysa ki Tanri'yi "akilci" ve "sevgi kaynagi" seklinde tanimlayan bir anlayista, bunlar söz konusu olamazdi, zira böyle bir Tanri, akla ve vicdana aykiri davranamazdi. Ve böyle bir Tanri anlayisinin egemen oldugu ortamda, yeryüzü mutsuzluklarini, haksizliklarini, ve bozukluklarini tartismak, bunlara çözüm bulmak, akle va mantiga aykiri düsen seyleri ortadan kaldirmak olasiligi vardi. Iste Bati'li aydin'in yaptigi sey bu olmustur: yani din kitaplarinin tanimladigi Tanri yerine (yani insanlari kendisine kul eden, ve keyfi iradesiyle ezen, ve özgür düsünce'den yoksun eden, ve inanç farki yüzünden birbirlerine düsman eden Tanri anlayisi yerine), Tanri'yi akla ve mantiga aykiri isler görmeyen, ve kendisini kisi ile özdes bilen, ve daha dogrusu sevgi kaynagi olarak kabul eden bir anlayisa yönelmek! Marcion 'lardan Pelagius 'lara ve Spinoza ' lara, ve Erasmus 'lara, ve Bayle ya da Voltaire ya da Tolstoy ya da Russell gibi ve daha nice yazar ve düsünürlere, ya da St.Ambrose , ve St. Augustin ve St. Benedict ve St. Francis ve benzerleri gibi ilahiyatcilara varincaya kadar büyük bir aydin'lar ordusu, 2ci yüzyildan bu yana böylesine olumlu bir Tanri anlayisini yaratmaga çalismislar, ve yaratabilmek için eski Yunan düsün sistemine, ve özellikle Aristo felsefesine sarilmislardir.
Bilindigi gibi Aristo , somut (müsahhas) anlamdaki bir Tanri anlayisina yer vermez. Bu bakimdan "Ilahi nedensellik" diye bir sey söz konusu degildir. Kisi'nin ya da toplumun yasantilarinda "kader", ya da "Tanri'nin parmagi" degil fakat sosyal ve dogal nedenlerin etkisi vardir. Insanlarin mutlu ya da mutsuz, iyi ya da kötü vs olmalarinda Tanri'nin sorumlulugu degil fakat kisi'nin ve toplumun kendi sorumlulugu yatar. Esitsizlik, kölelik ve yoksulluk gibi müsibetler, ya da rizk azligi ya da çoklugu vs gibi seyler ilahi irade'nin degil insan iradesinin ürünüdür. Yeryüzü düzenini olusturan Tanri degil insanlardir. Daha baska bir deyimle Aristo , insan varligini "özgür", "bagimsiz", ve "sorumlu" kilici bir Tanri anlayisina yönelmistir. Özellikle Metafizik adli kitabinda bu görüslerini gelistirir. Onun tanimiyle Tanri "madde" biçiminde olmiyan bir güç'tür ki Sevgi denen seyin bizatihi kendisidir. "Mükemmel " olan sey o'dur, ve iste bu tür bir Tanri anlayisi sayesinde kisi, sapli bulundugu olumsuzluklardan, ve asagiliklardan kendisini kurtarip bu ustün ve mükemmel olan sey'de, yani Sevgi kaynaginda bulur; kendisini onunla "ayniyet" haline sokma egilimindedir.
Görülüyor ki Aristo 'nun Tanri anlayisi, yahudiligin ve daha sonra Hiristiyanligin ve Islam'in öngördügü Tanri anlayisindan çok farkli bir seydir, çünkü bu din'lere göre Tanri, (eli, yüzü, kollari vs uzuvlariyle) fiziki bir varliga sahip olarak evren'i, dünya'yi ve yasayan her varligin kaderine egemen olandir 646, geceyi ve gündüz'ü var kilandir 647 , günesi ve ay'i ve yildizlari olusturandir 648, daglari yapan 649 yagmurlari yagdiran, insanlari ve nebatlari var yapan 650 ve kendisine kul durumda tutan ve rizik dagitan ve dilediginin kalbini açip imanli kilan (örnegin müslüman yapan) ve diledigininkini gönlünü kapatip kafir yapan 651 ve kisacasi çizdigi yazgiya göre yasatandir. Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar Aristo felsefesine ters düsen seylerdir. Bundan dolayidir ki Incil ' i ve Tevrat 'i ve Kur'an ' i , Tanri sözleri ve gerçekler kaynagi olarak kabul edenler, Aristo felsefesini dinsizlik ve bilgisizlik felsefesi olarak damgalamislardir. Orta Çag dönemlerinde Aristo 'ya ve genellikle eski yunan kaynaklarina saldirmayi dinsel bir görev bilmislerdir. Bati'da Klise ve çogu Üniversite'ler Aristo 'yu zindik ilan etmislerdir, kitap'larini yaktirmayi ma'rifet bilmislerdir. Islam dünya'sinda da, basta Gazali ve Ibn Teymiyye gibiler olmak üzere seriatci çevreler, hem ondan yararlanmislar ve hem de onu dinsizlikle ve bilgisizlikle suçlamislardir. Buna karsilik onu benimsemek isteyenler için iki siktan birini seçme zorunlugu belirmistir: ya "Kutsal" sayilan din kitaplarini bir kenara atmak ve gerçekleri akilci yoldan aramak ve insanlik sevgisine dogrulmak, ve bütün bunlari yapabilmek için büyük bir idealizm'e ve medeni cesarete sahip olmak, ya da Aristo 'nun görüslerini din kitap'larina uygunmus gibi göstermeye çalismak.
Bati'li aydinlar içerisinde Aristo 'nun Tanri anlayisini ön plana alabilen ve böylece aklin üstünlügüne ve rehberligine ve insan sevgisine yönelebilenler çok olmus ise de, islam bilginleri ve düsünürleri, Aristo 'ya ne kadar hayran ve bagli olurlarsa olsunlar, Kur'an'daki "otoriter ve totaliter" Tanri tanimini terkedip Aristo 'nun :Tanri demek bütün insanlarin birlestigi sevgi kaynagi demektir" ya da :"Kisi yasamlarini olusturan Tanri degil bizzat kisilerdir" seklindeki görüslerini isleyememislerdir. Bati'li aydin, din kitaplarindaki "korkutucu" ve "insan iradesini zorlayici" Tanri anlayisiyle insan aklinin ve zekasinin gelisemeyecegini, ve fikirsel ve ahlaksal bir ilerleme kaydedilemeyecegini savunurken, ve bu yüzden her türlü tehlikeyi, ve hatta ölümü göze alirken, seriatci aydin bu konulara el atamamis, ve daha dogrusu Bati'li aydin'in idealizm'ine sahip olarak Aristo 'yu gerçek akilci yönü ile ve Tanri'yi sevgi kaynagi kilan felsefesiyle islam dünyasinin fikir alanina sokamamistir. Yapabildigi tek sey, Aristo 'yu (ve diger yunan kaynaklarini) yorumlamak, fakat yorumlarken dahi, sanki Kur'an'i izliyormus havasini yaratmak olmustur. Seriat' in akla ve mantiga aykiri yönlerini geçersiz ve etkisiz kilmak için Aristo ' dan yararlanacak yerde, aksine Aristo 'nun görüslerini Kur'an'a ve seriat'in diger kaynaklarina uydurmaga çalismistir. Örnegin Farabi ya da Ibn Sina gibi düsünürler, Aristo 'nun "Kavramcilik" ("Conceptualisme") fikrine sarilip Kur'an'daki "Kafir düsmanligi" 'ina ya da "Cihad" ya da benzeri emirlere karsi çikamamislardir. Oysa ki Aristo ' yu islam düsünürleri sayesinde yeniden kesfeden Bati'li düsünürler, örnegin Abelard , onun bu fikrini, insanlar arasi düsmanliklari ya da mutsuzluklari ya da yoksulluklari var kilan neden'lerin karsisina dikmislerdir; Roger Bacon "Din kitaplariyle (Tanri sözleriyle) ilim yapilamaz" diyerek Ahd-i Atiyk 'in akla ve vicdana aykiri düsen hükümlerini elestirmistir. Bu arada ilahiyat'cilarin bir çogu, eski yunan'in fikir malzemesini degerlendirmek suretiyle, hiristiyanliga yepyeni bir Tanri anlayisi kazandirmislardir. Daha dogrusu Tanri'yi, "Gaddar", "Intikamci" vs seklinde degil, fakat aksine sevgi kaynagi seklinde göstermek ve benimsetmek suretiyle insacil duygularin gelismesinde öncülük yapmislardir 652. Örnegin St. Francis , "Sevgi Tanrisi" görüsüne bagli olarak kendisini "Göze göz, dise dis" seklindeki "Kisas" emirlerinden uzaklastirabilmis ve "Kötülüge iyilikle karsi koy" düzeyine çikabilmistir. St.Augustin ise, hiristiyanligin çogu dogma'larina ve özellikle kader inanisina bagli oldugu halde, o dahi kisi davranislarina Tanri iradesi'nin degil fakat kisi iradesi'nin egemen oldugunu söylemis, ve "nedensellik" kuramini islemistir. Her ne kadar önceden belirlenmis kader fikrine yer vermekle beraber, bunun, fikren ve ruhen zayif kimseler için söz konusu oldugunu söylemistir 653. John of Damascus ' da Contra Manichaeos adli yapitiyle, kisi'nin özgür irade'ye sahip bulundugunu açiklarken Aristo felsefesini Hiristiyanliga asilamistir; zira akil temeline oturttugu din anlayisi sayesinde Tanri'nin keyfi, gaddar vs olamayacagini ve sadece iyilik kaynagi niteliginde is görebilecegini anlatmistir 654.
Bati'li aydin , Islam kaynaklari araciligiyle ulastigi Aristo' nun (ve diger Yunan düsünürlerinin) görüslerine sarilarak din kitap'larini degerler ölçüsü olmaktan çikarirken, ve Tanri fikrini bütün insanlar bakimindan "Sevgi" kaynagi seklinde benimserken, seriatci aydin aksini yapmistir. Müslüman yazar ve düsünürler arasinda insanlar arasi sevgiye yönelik görünenler dahi seriat sinirlarini asamamislardir. Bu konuya yukardaki sayfalarda deginmistik; biraz ilerde tekrar deginecegiz. Fakat burada simdilik ilginç örneklerden biri olmak üzere Ibn Rüsd' ü ele alacagiz; su bakimdan ki bu alanda en fazla caba sarfeder görünen Ibn Rüst olmustur. Gerek Fasl al-Mak'al adli kitabinda ve gerek Tahafut adli ünlü yapitinda, Aristo' nun görüslerinin tümünü sanki Kur'an'da zaten var olan seylermis gibi göstermistir; örnegin Tanri'nin tanimi ya da evren'in yaratilisi gibi konularda Aristo 'nun söyledikleriyle Kur'an'in söyledikleri asla bagdasmaz iken, Ibn Rüst, bütün bunlari bagdasirmis gibi sunmustur. Güya Aristovari usullerden hareketle Tanri fikrine erismis gibi görünmekle beraber tanittigi Tanri, Kur'an'da belirlenen "Korkutucu" ve "Insanlar arasinda düsmanliklar yaratici" bir Tanri'dir ki Aristo' nun tanimladigi "Sevgi Tanrisi" anlayisindan çok farklidir. Buna karsilik Aristo 'yu Ibn Rüsd' ün yapitlari sayesinde ögrenen Bati'li düsünürler, Kutsal bilinen kitap'lardaki (örnegin Ahd-i Atiyk' taki) Tanri anlayisinin üstüne çikabilmisler, ve bütün insanlari (hangi din ve inançta olurlarsa olsunlar) sevgi denizinde birlestiren bir Tanri fikrine yönelebilmislerdir: hem de hayatlarini tehlikeye sokarak. Nice örneklerden biri olamak üzere 1512 yilinda , bu tür fikirleri yüzünden yakilarak öldürülen Herman Van Risvwik 'i, hemen suracikta zikretmek yeterlidir. Bu insanlik örnegi düsünür, yakilmak üzere ates'e atildigi sirada , kendisini "nur'lara" ve hidayete kavusturanlarin Aristo ile onun yorumcusu Ibn Rüst oldugunu hayirmakta idi; muhtemelen bilemezdi ki böylesine yücelttigi Ibn Rüsd, kendisinden çok farkli bir insanlik anlayisina sahiptir.
Daha baska bir deyimle Bati'li düsünürler, bir yandan Tanri sözleri diye kabul edilen din Kitap'lari disinda gerçekler yattigi inanislarini yerlestirip akli egemen kilmak, ve diger yandan da Tanri'yi insanlar arasi sevgi kaynagi yapip dünya kardesligi fikirlerini olusturmak için Aristo 'ya siginirlarken, Aristo 'yu Bati Orta Çagi'na tanitan Islam düsünürleri, Kur'an disinda bilimsel ve ahlaksal gerçek olmadigini, insan akli'nin sadece Kur'an hükümlerini ve peygamber sözlerini bellemekle görevli bulundugunu, ve Muhammed'in tanimladigi Tanri disinda Tanri olmadigini savunmuslardir. Bundan dolayidir ki seriat'in akla ve insanlar arasi sevgi anlayisina aykiri düsen emirlerini, örnegin "Müsrikleri öldürün" , ya da "Kafirlere cihad açin", ya da "Islam'dan gayri bir dine yönelenler sapiktirlar" ya da "Kölelik Tanri kurulusudur " ya da "Kadinlar aklen ve dine dün yaratiktirlar" ya da bunlara benzer nice hükümleri geçerli saymislar ve bu nedenle akli islemez hale getirmekten ve insanlar arasi düsmanligi körüklemekten geri kalmamislardir.
Öte yandan toplum düzeni ve devlet ve hükümet sistemleri konusunda da Aristo 'nun görüslerini degerlendirmekten usanmamaislardir. Su bakimdan ki Aristo 'nun demokrasi anlayisinda "beser" iradesi'nin (yani toplum iradesi'nin) üstünlügü rol oynar; ona göre toplum, gökten inme emirlerle degil beser yapisi hükümlerle kendi kendisini yönetir, kendi kaderini çizer. Bati dünyasi'nin aydinlari, Orta Çag boyunca ve daha sonra, bu fikirleri kisi ve toplum çikarlarina uygun bulup teokratik devlet ve hükümet sekli yerine demokratik devlet anlayisini getirmek istemislerdir. Buna karsilik Aristo 'yu Bati'ya tanitan islam düsünürleri Aristo 'nun bu alandaki fikirlerini islememislerdir. Çünkü Kur'an'da, egemenligin halk'tan degil Tanri'dan geldigi ve Tanri'nin yeryüzündeki temsilcisi olanm Halife tarafindan, ve halkin iradesine uygun olarak degil Tanri'nin vahy'ettigi emirlere göre uygulanacagi yazili bulundugundan, bunu aksine bir görüs savunmayi göze alamamislardir 655. Ve ne ilginçtir ki Aristo 'nun demokrasi konusundaki görüslerini içeren yapitlarini (ki bilindigi gibi Politica ve Pseudepigraphica adli iki ayri kitaptan ibarettir) Arapca'ya çevirmemislerdir. Çünkü bu kitaplarda, biraz önce dedigimiz gibi iktidarin Tanri'dan degil fakat toplumu olusturan insanlarin irade'lerinden dogdugu, ve iktidari kullananlarin Tanri'ya degil fakat topluma karsi hesap vermekle sorumlu bulunduklari yazilidir. Oysa ki Kur'an ve hadis hükümlerine göre egemenlik halk'tan degil Tanri'dan gelmedir ve Tanri'nin temsilcisi olan Halife tarafindan, halk'in iradesine göre degil Tanri'nin emirlerine göre uygulanmak gerekir; ve halife, uygulamakta oldugu iktidar dolayisiyle topluma degil sadece Tanri'ya karsi sorumluluk içerisindedir. Böyle oldugu içindir ki Islam düsünürleri Aristo ' yu yorumlarlarken , onun bu konudaki fikirlerini hasir alti etmislerdir.
Eger Bati'da oldugu gibi Islam dünyasinda da aydin siniflar Tanri anlayisini Aristo dogrultusunda gelistirip tüm insanlari Sevgi kaynaginda birlestiren ve kisi iradesine özgürlük veren bir Tanri anlayisina yönelebilmis olsalardi, Islam toplumlari da bugün uygarlik asamasi yapmis olurlardi. Her ne kadar Islam düsünürleri arasinda Tanri fikrini olumlu kilmaga çalisan olmamis degilse de, bunlar akilci felsefe'ye sarilamadiklari için toplumu yararli sonuçlara sürükleyememislerdir. Örnegin Hasan al-Basri ya da Rabia gibi yazar ve sair'ler, daha 8ci ( Hicri 2ci ) yüzyilda bu denemeye girismisler ve fakat bagnaz çevrelerden gelebilecek saldirilar nedeniyle çekinmisler, sendelemislerdir. Hasan al-Basri , Kur'an'daki korkutucu Tanri fikrinden ayrilamayarak Tanri'dan korkulmak gerektigini ve çünkü bu korku'dan Tanri'ya karsi sevgi dogacagini söylemistir. Rabia ise Tanri'nin korku kaynagi degil sevgi kaynagi oldugu fikrini, fazla belli etmeden islemistir . Bir siir'inde söyle konusur: "Ey Tanrim, eger Cehennem korkusu ile sana hizmet edeceksem, beni çehennem'lerde yak; eger Cennet'e girebilmek için hizmetini göreceksem, bana Cennet'leri yasak et; fakat eger sirf senin sevginle sana hizzmet edeceksem, bu taktirde bana cemalini esirgeme..." 656. Bu fikirler daha sonraki dönemlerde Sufi 'ler tarafindan ele alinacak ve Tanri-Kisi ayniyetine , yani ("Vahdet-i vucud") inanisina dönüstürülecek, ve daha dogrusu "Pantheist" ("Kamutanricilik") niteligindeki egilimleri olusturacaktir 657. Bu egilimler Kur'an'daki Tanri tanimina aykiri düstügü içindir ki Sufi'ler, ve örnegin al-Hallac gibi "En al-Hak " diyebilen ya da bu yolda yürüyebilenler, seriatçilarin hismina ugrayacaklardir. Malati 'nin Kitab al-Tanbih va'l-Radd adli yapitinda 658, bu düsmanligin daha ilk anlardaki olusumunun Basra'daki öykülerini bulmak, ve yine Hanbali taraftarlarinin al-Muhasibi 'ye karsi ayni nitelikteki saldirilarini Kitab al-Tevehhum ' da 659 okumak mümkündür. Tanri'ya korku nedeniyle degil sevgi nedeniyle baglanmak isteyen bu egilimlere karsi seriatcinin besledigi insafsiz düsmanlik günümüze degin sürüp gelmistir. Tanri fikri üzerinde konusmaya ve tartismaya olanak birakmayan ve sanki Tanri'nin korunmaga ihtiyaci varmis gibi, O'nun jandarmaligini yapmaga özlem duyanlar, çogu kez aydin diye geçinen siniflar olmuslardir. Ünlü bir yazar Pisarev der ki "En koyu bagnazlar çocuklardir". Buna Albert Camus sunu ekler: "Özellikle çocukluktan kurtulamamis ilkel ve kültürsüz toplumlar. Evet iste o toplumlardir ki Tanri anlayisini din kitaplarinin olumsuz tanimlamasindan kurtaramamis, olgunlastiramamis ve sevgi kaynagi yapamamis, ve bu nedenle bilim ve ahlak asamasi yolunu açamamislardir."
Evet seriatci "aydin"'lar, bagnazliktan kurtulamayan kimseler olmuslardir. Bati'li aydin'lar, Ahd-i Atiyk ve Ahd-i Cedid 'deki Tanri tanimini degistirebildikleri ve akilci bir temele oturtabildikleri oranda kendi toplumlarini gelistirebilmislerdir. Buna karsin seriat dünyasinin aydin geçinen siniflari, Tasavvuf 'un bazi ellerde, ve örnegin Hasan al-Basri ya da Rabia , ya da al-Hallac ya da al-Ma'arri gibi kalemlerde yaptigi siçramalari "Kafirlik" saydigi içindir ki her türlü gelisme olasiligini yok etmislerdir. Dogruyu söylemek gerekirse Mutasavvif larin Tanri'ya sevgi ile baglanma cabalari dahi tüm insanliga karsi besledikleri kardeslik duygularindan , ya da kisi'nin fikren ve ahlaken gelismesini dilediklerinden degil, ve fakat daha ziyade bencillikten dogma bir sey olmustur. Tanri ile özdeslige, yani "Vahdet-i vucud" fikrine ("Panteizm" 'e ) özenenler, örnegin Al-Hallac, ya da al-Ma'arri ya da Ibn Arabi ya da Mevlana gibi kimseler ve benzerleri, Kur'an'daki "Cihad" hükümlerine, ya da farkli inanctakilere karsi düsmanlik salan emirlere ya da "Kölelik" kurulusuna vs... ses çikarmamislar, aksine seriat'in tüm emirlerini kutsal saymislardir. Biraz ilerde bunun bazi örneklerine deginecegiz.
*
Daha önceki bölümlerde de isaret ettigimiz gibi Bati'li aydin'in, insan varligini gelistirme amaciyle, benimsedigi görüslerden biri de "Tanri/Kisi" ayniyetidir. Islam düsünürleri araciligiyle eski Yunan'dan edindigi bu görüsü Bati'li aydin, kisi'nin fikirsel ve ahlaksal gelismesini saglamak maksadiyle islemis ve gelistirmistir. Kisi'nin kutsal ve haysiyetli ve özgür ve dogustan bu degere ve haklara sahip bir varlik oldugunu bu görüse dayatmistir. Yine bu görüse dayali olaraktir ki kisi'nin kendi davranislarini kendi özgür iradesine göre ayarlamasi gerektigini, aksi taktirde "hayvandan" baska bir sey sayilamayacagini savunmustur. Kisi'yi özgürlükten yoksun kilmanin "Tanri/Kisi" ayniyetini ihlal demek olacagini anlamistir. Orta Çag dönemi boyunca Bati'da, ölümü dahi göze alarak savunanlar olmustur; örnegin Pelagius , daha 5ci yüzyilda, hiristiyan dini'ni bu görüse oturtarak "Kisi" 'yi, özgür irade'ye sahip bir varlik durumuna yükseltmek ve bu sayede insan sever ve ahlakli kilmak istemistir. Pelagius 'un bu caba'lari, Bati ilahiyatcilarinin Justin 'den bu yana savunur olduklari insancil felsefenin ana tema'sini teskil etmistir 660.
Islam dünyasinda da eski Yunan felsefesinden etkilenerek Tanri/Kisi ayniyetine özenen düsünürler çikmistir. Örnegin al-Hallac (MS 857-922) , ki "ana'l hakk" (Tanri benim) diye konusmakla ün salmistir, bu özlemi duyanlarin en etkilisi olarak kabul edilir. Daha sonra onu izleyenler çok olmustur. Ancak ne var ki bu özlemi duyanlar, kisi varliginin kutsalligi adina hareket etmemislerdir; daha ziyade "kisisel" (ve daha dogrusu bencil) bir mutluluk ve kurtulusa çikis düsüncesiyle hareket etmislerdir. O kadar ki al-Hallac , halka hitaben : "Allah benim kanimi sizlere helal etti " diyerek öldürülmesini isterken "sehit" olarak ölecegini ve böylece Kur'an'da sehit'ler için öngörülen mazhariyetlere erisecegini düsünmüstür.
Daha baska bir deyimle "Tanri/Kisi " tema'sini benimseyenler için kisi'nin özgür irade'ye ya da insanlik haysiyetine ve dogal haklara sahip olmasi, ve bagimsizligi ve sorumlulugu diye bir sey önem tasimamistir. Nitekim "ana'l-Hakk" diyerek kendisini Tanri'da buldugunu söyleyen bu ayni al-Hallac , insanlari kul niteliginde görmek ya da köleligi dogal bilen Kur'an hükümlerini benimsemek yaninda, bir de "müsriklerin" öldülmelerini ya da islam dinini zorla kabul ettirme amacina dayali "cihad" 'i öngören emirleri kutsal saymis ve kendisi dahi bu emirlerin uygulanmasinda görev almistir. Gerçekten de Kesmir'deki putperest Hindu'lari ve Mu Sim'deki Türkleri müslümanliga zorlamak üzere Arap ordulari'nin giristigi savaslara "gönüllü mücahid" olarak, ve asker kiyafetiyle katilmistir. Siz hiç insan sevgisine yönelik bir kimse'nin, farkli inançta olanlara karsi kiliç kullanabilecegini tasavvur edebilir misiniz?
Her ne kadar Mu'tezile sinifi, kadercilige yer vermeyen ve kisi'yi kendi davranislarinin sorumlusu sayan gorüsler savunmakla beraber, onlar dahi gerçek anlamda kisi varliginin kutsalligi ve haysiyetliligi ya da özgürlügü adina is görmemislerdir. Oysa ki Bati'da, yine tekrar edelim, insan varliginin ancak özgür irade'ye sahip haysiyetli bir varlik haline getirilmesiyle gelisebilecegi ve ahlakilige yükselebilecegi görüslerini isleyen düsünürlerin pek çogu, "Tanri/Kisi ayniyeti " fikrini kendilerine araç edinmisler, ya da "bu isin ancak din kitap'lari disinda, ve din adamlarinin araciligina son vermekle saglanabilecegini öne sürmüslerdir.
*