2) al-Sibli , Abu Bakr Dulah B.Cahdar (861-945) , insancil görünüse özlem duyar, fakat medeni cesaret yoksunlugunu ihanet sekline sokar:
al-Sibli Bagdad sufi'lerinden olup al-Hallac' in en yakin bir dostu ve fikir arkadasi idi; tipki onun gibi Tanri'yi kendi içinde buldugunu söyleyerek : "Bir göz kirpmasi kadar da olsa beni Kendinden ayirma" seklinde konusur ve üstelik düsmanlarina iyilik dileyecek kadar olgunluk gösterirdi, O kadar ki Tanri'ya özellikle düsmanlari için iyilik dilemek üzere dua eder ve örnegin : "Ey Tanrim! düsmanlarimin Aden bahçelerine yerlesmeleri için yardimini esirgeme" derdi. Söylemeye gerek yoktur sadece bu tutumu bile seriat''a aykiri sayilmaya yeterdi , çünkü seriat'a göre düsmanlarin yeri Cehennem idi; üstelik Kur'an'da "göze göz, dise dis..." formülü geregince Kisas esasi yer etmisti. Oysa al-Sibli bunlara aldiris etmezdi. Aldiris etmedigi daha pek çok seyler vardi ki bunlardan biri de sekilcilikti. Sekli ibadet yolu ile Tanri'ya tapmanin ve hele bu isi bir takim çikarlar saglamak için yapmanin yersizligini belirtirdi: "Bir kimse ki Tanri'ya, sirf Cennet'e girme karsiligi bir seyler bekleyerek ibadet eder, o kimse insanlarin en bayagisidir" derdi. Öte yandan Tanri'yi anma'nin da gereksiz oldugunu söylerdi. Çevresindekiler kendisine: "Ruhunda mutluluk, esenlik duydugun olur mu?" diye sorduklarinda :"Evet olur, ne zaman ki Tanri'yi hatirlayacak bir sey duymadigim zaman" diye karsilik verirdi. Bu yaniti yeterli bulmayanlar: "Evet ama bu imansizliktir, çünkü bütün peygamberler insanlara Tanri'yi tanitmak ve Tanri'nin adini her an anmalarini onlara ögretmek için gönderilmislerdir. Pegmaberlerin en büyük mutluluklari, bu sekilde yaptiklari çagiriya inananlarin katilmalaridir. Bu böyle olunca nasil olur da sen -'Benim ruhum Tanri'yi hiç kimsenin anmadigi an mutlu olur-' diyebilirsin?..." diye sorduklarinda bu sefer al-Sibli : "Bu da çok dogal bir seydir " diye karsilik verirdi. Bütün bu tutumu ile ayni zamanda sözünün eri ve cesaretli bir insan oldugunu kanitlamis olurdu. Ancak ne var ki al-Hallac olayi onu, bir an'da bambaska bir kiliga sokmus ve daha dogrusu korkak ve asagilik ve hain bir insan yapmistir. Su bakimdan ki o ana kadar son derece bagli bulundugu ve tüm görüslerine katildigi bu eski dostunun yargilanmasi sirasinda korku ve dehsete kapilmis ve bu yüzden onu vezir Hamid 'in önünde inkar etmis, kötülemistir. Hatta söylendigine göre bununla da yetinmemis ve fakat bir de al-Hallac ' in iskenceye sokulmasi sirasinda onu suçlamistir 677. Ayni akibetin kendi basina gelmesi ihtimalini düsündügü içindir ki, kendisini bazan yari deli ve yari saf ,ya da bazan cinnet getiriyormus gibi göstermeye çalismistir. Saçma sapan sözler söyleyip kendisini akil hastahanesine sokturttugu anlasilmaktadir. Ne utanç verici bir seydir ki bu tür davranisini, sanki fazilet imis gibi, övgü vesilesi yapmistir; örnegin kendisini yakinen taniyanlara : "al-Hallac ve ben, her ikimiz de ayni seylere inandik. Fakat benim 'meczuplugum' (yani 'deli seklinde görünmem') benim hayatimi kurtardi; onun akilliligi ise ölümüne sebeb oldu..." 678 seklinde konusmayi ma'arifet saymistir. Seriat tarihi "aydin" bilinen insanlarin, cesaretsizlik davranislarini ihanet noktasina getiren bu tür örneklerle doludur.
*