3) Mevlana Celaleddin Rumi (M.S 1207-1273) , Bütün Insancil Görünüsüne Ragmen Insanlari Seriat'in Bagnaz Ölçülerine Göre Degerlendirir.
Mevlana Celaleddin Rumi , hem insanlar arasi sevgi temsilcisi ve hem de hosgörü örnegi olarak bilinen bir düsünürdür. Onun evrensel sevgi'ye yönelmisligini anlatmak üzere kanit olarak su sözleri öne sürülür: " Ben bu aleme gelmeden evvel vardim". Bu sözlerde "Tanri/Kisi " ayniyeti yattigi ve insan varliginin "Tanrilastirildigi" söylenir. Gerçekten de Divan-i Kebir adli yapitinda Mevlana' nin söyle konustugu görülür: "Alem benden aydinlandi. Adem benden tasvir olundu. Ben hem alimim, hem fazilim, hem kadilarin kadisiyim... Beni gözlerde ara, ben gozden görenim...koca'da genç de benim, ihtiyar da taze de benim...ben hem devamli bir namazdayim, hem geceleri namazsiz namazdayim...Bünya ben, ukla ben, Dudud ben , kumru ben, insan ben, cin benim...dag da, sahra da benim... inci de, deniz de benim...ucu bucagi olmiyan deniz benim...yusuf ben, Isa benim. Musa da Suayb da benim. Eyyub'a derman benim, Yakub'a can benim...Ben hem fermana uyan, hem de ferman buyuranim. Ben hem can alirim, hem can veririm. Ben pek yüksek hazrettenim..."679.
Mevlana 'yi hosgörü zihniyeti'nin temsilcisi olarak tanimlayanlar da, genellikle onun su misra'larini mirildanirlar:
"Gel,
Yine gel,
Ister kafir ol, ister putperest,
......
Bu kapi umutsuzluk kapisi degil... ".
Yine ayni dogrultuda olmak üzere sik sik onun su "dörtlügü" hatirlatilir:
"Yikilmadikça bu medreseler, bu minareler
Kalenderlik gelisemez hiçbir zaman
Iman küfür oladikça küfür de iman
Olamaz bir tanri kulu gerçek müslüman..."
Bunlarin hepsi güzel, ancak ne var ki "insanlik asigi" ve "hosgörü insani" diye bildigimiz Mevlana, sirf Kur'an'a bagli görünmek ve Muhammed' i yüceltmek hevesiyle çogu kez kendisinden hiç beklenmeyen görüslere saplanmistir. Bu görüsleri arasinda insan varligini dogustan kötü ve asagilik bulan seriat hükümlerini onaylamasindan tutunuz da, kisi'nin insanlik degerini seriat kistasina vurmasina, ya da seriat adina girisilen savaslari ve Kur'an'daki "Cihad" emirlerini kutsal bulmasina, ya da farkli inançtadir diye babasinin basini kesen kimseleri fazilet örnegi saymasina, ya da kadin sinifini asagilatan zihniyeti alkislamasina varincaya kadar, akil ve vicdan sahibi kimselere hiç'te yarasmaz nitelikte olanlari vardir ki basli basina bir kitap konusu olmaga yeter. Burada pek kisa olarak bunlardan sadece bazilarini özetlemekle yetinecegiz.
Her seyden önce sunu belirtelim ki seriat'a saplanmislik yüzünden Mevlana, insan varligini Kur'an'daki tanimlamalara göre ele alir. Kur'an'a göre insan, Tanri'nin sinirsiz ve keyfi iradesine ve kaprislerine terkedilmis bir yaratik, ve daha dogrusu özgürlükten ve benlik ve sahsiyet duygularindan nasibsiz bir Kul 'dur. Mevlana 'nin anlayisina göre Tanri'nin bu keyfiliginde "yücelik", ve insan varligi'nin bu Kul'luk durumunda ise "fazilet" yatar. Divan-i Kebir 'de söyle konusur: "Allah'im biz senin çomaginin büklümü içinde yuvarlanan bir topuz. Bazan onu sevinç rafina, bazan da bela tarafinda sürersin. Kul ne yapsin? O mevlasina bazan sükreder, bazan da ah! eder, vaveyla eder. bazan leyla'ya hizmet eder, bazan Allah'in mecnunu, sarhosu olur...Bazan kalbi ilimle doldurur, bazan irfani kalpten atar, bazan fazili cahil, bazan da karanligi ziya yapar..." 680.
Görülüyor ki Mevlana , Kur'an'in Tanri-kisi iliskileri konusunda kapsadigi ayet'lerden esinlenmis olarak Tanri'yi azametli ve keyfi bir yaratan, ve insani 'da O'na kul ve köle seklinde tapmakla, her ne yaparsa da yapsin O'nu yüceltmekle, ve O'nun keyfiliklerine sorgusuz sualsiz boyun egmekle görevli bir zavalli "Yaratik" olarak kabul etmistir. Çünkü Kur'an bunun böyle oldugunu kanitlayan hükümlerle doludur. Bu hükümlere göre Kisi, Kul 'dur ve Tanri'nin (ve peygamberinin) tüm emirlerine (velev ki bu emirler insafsiz ve haksiz nitelikte olsun) gözü kapali sekilde, hiç sesini çikarmadan, kafa tutmadan, tartismadan yerine getirmekle sorumludur. Tanri Kisi'yi, diledigi gibi yogurmustur, kaderini daha ana karninda iken diledigi gibi olusturmustur, dilediginin kalbini açmis müslüman yapmis ve diledigininkini kapamis kafir kilmistir; diledigini dogru yola sokmus ve diledigini de sapittirmistir (örnegin En'am Suresi 125), dilediginin rizkini fazla, diledigininkini az kilmistir, vs... Ama buna ragmen onlari inançlarindan dolayi sorumlu tutmustur: gönüllerini açip müslüman yaptiklarini Cennet'lere sokacak, ve kafir olarak yarattiklarini ise (sanki suç onlarinmis gibi) Cehennem'lere atacaktir. Daha baska bir deyimle Kisi özgürlükten yoksun ve fakat yine de yaptiklarindan sorumsuz ve yapmadiklarindan sorumlu durumda bir yaratiktir; ve iste Mevlana kisi'yi bu kalipta ele almistir.
Öte yandan her ne kadar sekilcilige bagli degilmis gibi görünmekle beraber Mevlana , yine de seriat'in sekilciligini ön plana geçirmekten geri kalmaz. O kadar ki Kisi'nin insanlik degerini, kildigi namaza göre ölçer; bakiniz nasil:
Kur'an'in Meariç suresi'nin 22-27 ayet'lerinde "Namaz kilip, namazlarinda devamli olanlarin" Tanri'dan korkan ve Tanri'ya saygili olan kimseler oldugu yazilidir. Mevlana bu ayet'leri ele alarak, seklen kilinan namazin geçici bir sey oldugunu ve fakat "asil ve devamli olan namazin" ise 'ruh'un namazi" oldugunu söyler. Ve fakat her seye ragmen sekilci ibadetin önemini belirtmekten ve bu tür ibadete öncelik vermekten kaçinmaz. Kisi'nin yerlerek kapanarak Tanri'ya ibadet etmesinin "farz" oldugunu anlatmak üzere söyle der: "...iste bu yüzden devamli namaz, ancak ruhun namazi olabilir. Ruhun da egilmesi, kapanmasi (secde etmesi) vardir; fakat bunlari açikca, sekillerle göstermek lazimdir, çünkü mana'nin suretle bagliligi vardir. Ikisi bir olmadikca fayda vermez..." 681. Bu görüsünü belirtirken dayanagi Kur'an'dir, çünkü Kur'an'da namazin "sekli" nitelikteki degerine aldiris etmeyenler ve namazi sirf gösteris için kilanlar yerilmistir. Namaz denilen sey, müslüman kisi'nin Tanri önünde yerlere kapanmasi (secde de bulunmasi) ve böylece Tanri'nin Kul'u oldugunu açikca kanitlanmasi için öngörülmüstür. Namaz kilarken kisi Tanri'ya karsi kul'lugunu açikca ortaya vurmalidir ve bunu da ancak yerlere yatmakla, basini topraga ve tozlara vurmakla, secdeye kapanmakla yapmis sayilir. Böyle yapmaktan kaçinirsa, kibirli imis gibi davranmis olur ki bu taktirde Tanri'nin gazabini üzerinde bulur. Nitekim Kur'an'in Maun Suresi 'inde anlatilmak istenen budur: "Vay o namaz kilanlarin haline ki, onlar kildiklari namazin degerine aldiris etmezler. Onlar gösteris yaparlar..." ( 107 Maun 4-6) , Bundan dolayidir ki Mevlana, namaz kilmayanlara, ya da kilipta namazin sekli degerine aldiris etmeyenlere çatar; Tanri önünde yerlere kapanmanin Tanri'ya "Kul'luk" demek oldugunu takdir edemeyenlere karsi adeta düsmandir; onlari insan'dan bile saymaz ve söyle der: "Sende o nur var, fakat insanligin yok, insanlik dile, istenilen budur..." 682. Yine ayni sekilde dis biledigi kimseler vardir ki bunlar da namaz cübbesi giyip kendilerini müslüman imis gibi gösterenler ve kisileri Islam'dan gevsetmek isteyenlerdir. Bu gibi kimseleri, dine sövüp sayan hiristiyanlara ve yahudilere benzetir ve onlara deger verilmemesini belirtir 683 . Belirtirken de hiristiyanlari ve yahudileri bir bakima asagilatmis olur.
Söylemeye gerek yoktur ki insanliga asik gibi görünen Mevlana' dan bunlari isitmek aci ve sasirticidir. Fakat daha da aci ve sasirtici olan sey, Islamiyeti kiliç gücü ile yaymak için girisilen savaslari ("Cihad" 'i) onaylamasi ve ahlak'a uygun bulmasidir.
a) Insanlik Asigi sanilan Mevlana , yeryüzünü "müslüman'lar" ve "Kafir'ler" ayirimi içerisinde gören seriat hükümlerine baglidir; Islam adina girisilen savaslari, öldürmeleri, ve cinayetleri begenir:
"Yine gel, ister kafir ol, ister putprerest" diyerek insanlari, sanki din ve inanç ayirimi yapmadan gögsüne basar görünen Mevlana , ne yazik ki her seye ragmen gerçek hosgörünün ne oldugunu pek bilmez. Baris insani degil fakat aslinda kanli savas insanidir. Begenip taktir ettigi ve yücelttigi insan tipi, kiliç'la savasan "Er" insanlardir. Bundan dolayidir ki "müsrik'lere ve "kafirlere kiliçla saldiran ve ganimetler ve esirler alan, aldigi esirleri kiliçtan geçiren" bir peygamber olarak bildigi Muhammed 'e tapar ve onu , sirf bu yüzden, diger bütün peygamberlerin üstünde sayar. Islam dini'ni üstün nitelikte görmesinin nedenleri de budur. Mesnevi' de söyle der : " Erlik, yolcu düsmanla çatistigi zaman meydana çikar; Peygamber kiliçla gönderildi, ümmeti de saflar yaran Er bir ümmet'tir. Bizim dinimizde is, savasta'dir; Isa'nin dininde magaraya, daga çekilip ibadet var..."684
Mevlana ' nin inandigi o'dur ki insanlar , Tanri'nin rahmetine layik olan "Müslümanlar" ile, bu rahmet'ten yoksun birakilmis olan "Kafirler" diye ikiye ayrilmistir; ve birinciler, ikincilere karsi savas açmakla, onlari "Cennet'lik" kilmaga çalismakla (yani müslümanliga zorlamakla) görevli kilinmislardir. Çünkü Kur'an, yine Mevlana' nin ifadesine göre, bunun böyle oldugunu açiklamis ve dünya'yi "Dar'ül Harb" ve "Dar'ül Islam" olmak üzere ikiye ayirmistir; yeryüzü "Islam" olana kadar savasa devami sart kilmistir. Örnegin Imran Suresi'nin 85ci ayet'inde : '(Islam'dan gayri gerçek din yoktur); kim Islamiyet'ten baska bir dine yönelirse onunki kabul edilmeyecektir..." derken Bakara Suresi'nin 193cü ayet'inde de : "Yalniz Allah'in dini (Islam) ortada kalana kadar onlarla savas..." seklinde (ve buna benzer baskaca) hükümler sevketmistir.
Bu görüslerini Mevlana , özellikle Kur'an'in Enfal Suresi'nin 70ci ayet'ini yorumlarken ortaya vurur. Bu ayet söyledir: "Ey Peygamber, elinizde bulunan esirlere - 'Allah kalplerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alinanin daha hayirlisini verir, sizi bagislar-' de ..." (8 Enfal 70) . Bu ayet'in inis nedenlerini açiklarken Mevlana , kendi deyimiyle "Kafirlere " karsi Muhammed' in giristigi Bedir savasi 'ni ve bu savas sirasinda ele geçirdigi esirlerle ilgili bir olayi anlatir. Anlattigi olay'a göre Muhammed : "Kafirleri kirmis, öldürmüs, bir çoklarini esir edip ellerini ayaklarini baglamistir". Amucasi Abbas 'da bunlar arasindadir. Esirler bagli olarak zavalli ve aciz ve düskün bir halde aglayip sizlamakta, ve canlarindan ümitlerini kesmis kiliç darbesini ve ölümü beklemektedirler. Muhammed ise onlara bakip gülmektedir. Bunu gören esirler, kendi kendilerine söyle demektedirler: "(Muhammed) Bizlere bakiyor ve bizleri bu baglar içinde, kendi esiri olarak gördügü için, tipki nefislerine yenilen insanlarin, düsmanlarini yendikleri...zaman sevinip, sevinçlerinden oynadiklari gibi, seviniyor ve memnun oluyor..." . Iste onlarin bu sekilde içlerinden geçirdikleri seyi bilen Muhammed, yine Mevlana' nin anlatisina göre, söyle konusur: "Ben düsmanlari, esirim ve benim kahrima ugramis...olarak gördügüm için gülmüyorum. Sir gözü ile, bir kavmi çehennemden , külhanin ocagindan ve kinle kararmis bacadan, baglar ve zincilerle ceke çeke, zorla çennete ve ölümsüz bir gül bahçesine götürdügüm halde, onlarin -'Bizi bu tehlikeli yerden, o güven içinde olan gül bahçesine niçin götürüyorsun?-' diye bagirip beddua ettiklerini gördügümden (dolayi) gülüyorum...." . 685
Ve iste Mevlana , bu olanlari Kur'an'in yukardaki ayet'ine oturtmakta, ve sanki insanlari Cennet'lere kavusturmak bahanesiyle esir almak, zincire baglamak, mallarini paylasmak ya da canlarina kiymak gibi seyler fazilet sayilirmis gibi, Bedir savasinda yapilanlari onaylamaktadir. Kiliç yolu ile inanç yaratmanin ve insanlari belli bir dine sokmanin Tanri'nin yüceligine sigmaz bir sey oldugunu haykiracak yerde, aksine, Kur'an 'in bir baska ayet'indeki : "Kafir olanlardan baskasi Allah'in rahmetinden ümit kesmez ... " (12 Yusuf 87) seklindeki sözlere sarilmistir. Hiç Mevlana 'dan beklenecek sey midir bu?
Ve bu ayni Mevlana , bununla da yetinmeyip, Islami kiliç yolu ile yaymak üzere savaslara basvurmayi alkislamakta, ve müslüman kisilerin, bu tür savaslara katilarak canlarini, mallarini Tanri yolunda harcamalari halinde Cennet'lere kavusacaklarini öngören Kur'an ayet'lerinin savunuculugunu yapmaktadir 686. Gerçekten de Mevlana 'ya göre Kisi, "iyi" bir müslüman olarak canini ve malini Tanri yoluna vakfettigi taktirde "degerli " 'dir, çünkü Kur'an öyle demistir. Bunun böyle oldugunu Mevlana , Kur'an'in : "Biz hakikaten Ademogullarini sereflendirdik..." (17 Isra 70) seklindeki ayeti'ni yorumlarken de belirtir. Mevlana' ya göre bu "sereflendirme", insanlarin kendilerini Tanri'ya adama'lari sartina baglidir. Kendilerini Tanri'ya adama'lari ise, Tanri'nin her emrini gözü kapali sekilde yerine getirmek üzere canlariyle ve mallariyle savasmalari demektir. Savasmak, sadece manevi anlamda (örnegin fikir ve kalem yolu ile) cabalarda bulunmak, degil fakat asil kiliç elde vurusmak, ve farkli inançtakileri yok kilmaktir. Kisi Cennet'e ancak bu sarti yerine getirmekle girebilir. Bu görüsünü açiklarken Mevlana , Kur'an'in Tevbe Suresi'nin 111ci ayet'ini kendisine dayanak edinir . Bu ayet söyledir: "Allah, süphesiz, Allah yolunda savasip öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarini ve mallarini... Cennet'e karsilik satin almistir... Verdigi sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardir?" (9 al-Tevbe 111) . Ve iste sanki din adina vurusup öldürmek büyük bir fazilet davranisi imis gibi, bizim ünlü Mevlana 'miz söyle ekler : "Ulu Tanri sana pek büyük bir deger vermistir. Allah mü'minlerin canlarini, mallarini kendi yoluna vakfetmeleri mukabilinde, onlara cennet vermistir..."687.
Söylemeye gerek yoktur ki bu sözleriyle ve görüsleriyle Mevlana, insan sevgisine ve hosgörü denen seye sirt çevirmis olmakla kalmayip ayni zamanda Tanri fikrini dahi küçültmüs olmaktadir. Çünkü yukardaki satirlariyle Tanri'yi, adeta kana susamis da Cennet va'd'leriyle insanlari birbirlerine saldirtirmis gibi bir durumda tanitmistir. Hani sanki Tanri, insanlari baska usullerle dogru yola sokup müslüman yapmaktan aciz'mis de ancak Cennet'i rüsvet olarak teklif ederek onlari birbirleriyle bogazlastirmaktan ve Islam'in kiliç yolu ile yayilmasini saglamaktan baska bir sey yapamazmis gibi!
b)Mevlana' ya göre Islam'dan gayri bir dine yönelik olanlari "Sapik" olarak kabul etmek gerekir, çünkü Kur'an böyle emretmistir:.
Insan'lari kul ve özgürlükten yoksun ve din adina savasmakla , esirler ganimetler almakla görevli birer yaratik gibi kabul eden Mevlana bir de , sirf inanç farkindan dogma ayricaliklar, ve esitsizlikler açisindan ele alir. Bir kere müslümanlar disinda kalan insanlari "sapik" olarak kabul eder çünkü Kur'an'da Islam'dan baska gerçek din olmadigi ve baska bir dine yönelenlerin "sapik" olduklari ve onlara karsi "Cihad" farz'olundugu yazilidir. Örnegin Imran suresi'nde : "Allah katinda din, süphesiz (sadece) Islamiyettir..." (Imran 19), ve "Islamiyetten baska dinlere ragbet edenler tam bir sapiklik ve ziyan içindedirler" (Imran 85) , ve Tevbe Suresi'nde "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" (Tevbe 5) seklinde emirler ve buna benzer daha niceleri vardir. Tevbe Suresi'nin 29cu ayet'inde , Yahudilerden ve Hiristiyan'lardan (ve daha dogrusu kendilerine "Kitap verilenlerden") , Tanri'nin ve ve Peygamberinin emirlerine inanmayan ve "Hak dini'ni" (yani Islamiyeti) din olarak edinmeyenlere karsi savas açilmasi ve bu savasin "boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye verene kadar" sürdürülmesi emredilmistir. Bu sekilde cizye verir duruma getirilmeleri halinde dahi, her ne kadar onlarla bazi hallerde yoldas olmak mümkün ise de, bu yoldaslik ve arkadaslik arzu ve iradeye bagli bir sey degildir. Mevlana' nin söyleyisiyle "nasil ki baykus, karga ve dogan bir kafese düsebilir" ise, ya da "nasil ki asagilik ve yüce kisiler, kis ve kar yüzünden bir kervansarayda günlerce (beraber) kalirlarsa", ya da "nasil ki hapiste bir temiz kisiyle bir beynamaz arakadas olabilir" ise, bir müslüman kisi de iki sapikla (örnegin Yahudi ve Hiristiyan iki kisi ile) tesadüfen yoldas olabilir; yani irade disi bir nedenle zoraki olarak bir arada bulunabilir. Fakat yol açilipta engel ortadan kaltigi zaman hepsi ayrilir, ve her biri bir yana gider. Yani Mevlana' ya göre , her ne kadar müslüman olmayanlari hor görmemek gerekirse de bu "gerek", hosgörü'den ya da insan sevgisinden filan dogma bir sey degil ve fakat bir bakima islami çikarlar düsüncesindendir. Çünkü kafir bir kisi, pek ala müslüman olmus olarak ölebilir. Nitekim bu düsüncesini vurgulayabilmek için Mevlana söyle diyor: "Hiçbir kafiri hor görmeyin (zira) müslüman olarak ölebilir , olur ya! " 688. Daha baska bir deyimle Mevlana' nin yukardaki mantigina göre, müslüman olmayarak ölen kimseleri, yani "kafirleri" hor görmekte sakinca yoktur.
Öte yandan Mevlana, bir bilgine ve bir düsünüre ya da kendisini insanliga adamis bir kimseye hiç yakismayacak sekilde bazan siyasal öge'leri dinsel öge'lerden daha önemli bulup, çikarlarinin itisine kapilmaktan geri kalmamistir. Örnegin Mogol istilasi olaylari vesilesiyle yaptigi budur. Konya'da ve Anadolu'da kurulan Mogol yanlisi ya da Mogol düsmani olan partilerden bazan birini ve bazan da digerini desteklemesi ve bu isi kisisel çikarlari ugruna yapmasi bundandir. Ne ilginçtir ki Türk asilli oldugu halde, bazi hallerde sirf çikarlari ugruna kendisini Türk saymadiktan gayri Türkleri hakir görücü, küçültücü bir dil ile tanimlamayi ma'rifet saymistir 689. Pek muhtemelen Muhammed 'in Türkler aleyhinde söyledigi sözlere ya da Kur'an'da (Enbiya ve Kehf Sure'lerinde) Türk'lerin, insanliga en büyük felaket getirecek olan Ye-cuc ve Me-cuc neslinden gelmis oldugunun yazili bulunmasina 690 inanmis oldugu içindir ki bu yolu seçmistir.
Anlasilan o'dur ki bizim hosgörü sampiyonu ya da insanlik asigi sandigimiz Mevlana , ne öyle gerçekten hosgörülü bir insandir ve ne de insanliga karsi gerçekten sevgi duymaktadir. Hosgörü sahibi bir insan olmus olsaydi, insanlari "müslümanlik" kistasina göre ele almaz , din ve inanç farkina göre degerlendirmezdi; örnegin kalkipta kafirlerin sapik olduklarini ima etmez, ya da kafirlere karsi savasi (cihad'i) öngören seriat emirlerini kutsal bilmezdi. Bilakis her türlü tehlikeyi göze alip bu tür hükümlere karsi sahlanir ve hiç degilse bunlarin "Yüce bir Tanri" anlayisiyle bagdasamayacagini söylerdi.
c) Mevlana' ya göre kötülügü "Kötülükle" savurmak gerek , çünkü Kur'an öyle emretmistir !
Her ne kadar Mevlana 'nin yazdiklarinda, sanki kötülügü sabirla karsilamak gerektigi kanisini yaratan satirlar bulunmakla beraber , aslinda bu da bir aldatmadan baska bir sey degildir. Örnegin Fihi Mafih ' de "Kadinlarin kötülüklerine karsi sabir gösterin" seklinde konustugu görülmekle beraber 691, bu ögüt, birazdan belirtecegimiz gibi, felsefi ve ahlaki bir gerekce'ye dayali olmayip erkeklerin çikarlarini saglamaga matuftur ve üstelik 'te kadinlari dogustan "kötü" imisler gibi tanimlamak itibariyle önyargilarla doludur. Fakat her ne olursa olsun Mevlana , kötülüge iyilikle karsi koyma ilkesinin düsmanidir. Inandigi sey "kötülüge karsi kötülük" ve "iyilige karsilik iyilik" ilkesidir; bu ilke'nin Tanri emri oldugunu ve asla degismez nitelikte bulundugunu söylemekten bikmaz; Tanri'nin bundan daha baska bir düsünceye sahip olamayacagini savunur. Savunurken de Kur'an'in çesitli ayet'lerini , (ve özellikle Zilzal Suresi'nin 7 ve 8ci ayet'lerini) kendisine destek edinir. Bilindigi gibi bu ayet'lerde söyle yazilidir: "Kim zerre kadar iyilik yapmissa onu görür; kim zerre kadar kötülük yapmissa onu görür..." (99 Zilzal 7-8). Bundan baska yine Kur'an'da: "Ey müslümanlar...size kisas farz kilindi... Ey akil sahipleri kisas'da sizin için hayat vardir..." (2 Bakara 178-179) diyerek "Göze göz, dise dis ..." seklinde öç almayi emreden emirler, ya da : "Kim bir ceza'ya ugrar da ceza edeni ona benzer bir surette cezalandirirsa...Allah ona yardim eder..." (22 al-Hacc 60) seklinde hükümler vardir 692. Bunlari göz önünde bulundurarak Mevlana , Tanri'nin kötülüge karsi iyilikte bulunma tavsiyesini asla vermeyecegini iddia eder ve söyle der: "Çünkü Ulu Tanri Hakimdir: -' Sen kötülük et. iylik bulursun-' nasil der! Bir kimse bugday ekip arpa biçemez...bu imkansizdir. Bütün veliler ve nebiler (peygamberler) de :-'iyiligin karsiligi iyilik, kötülügün karsiligi kötülük-' demislerdir..."
Bunu söylerken Mevlana, yine kendinden beklenmeyen bir zihniyete saplanmis olarak, kötülüge iyilikle karsi koymanin, aslinda "iyilik" yaratabilecegi gerçegine de sirt çevirmistir . Oysa ki bu gerçek, her seyden önce akil ve vicdan verisi olarak ortadadir; ve geçmis çag'lar boyunca nice düsünürler (örnegin eski Yunan feylezoflari) tarafindan, ya da din kuruculari (Örnegin Buda ya da Isa gibi "Kötülüge karsi iyilikle davranin size tokat atana diger yanaginizi çevirin" seklinde konusanlar) marifetiyle insan ruhuna temel bir ilke olarak yerlestirilmek istenmistir. Ama ne var ki seriat'a saplanmislik Mevlana 'yi bu asil ve yüce düsüncelere de yabanci kilmistir .
d)Mevlana 'ya göre "insan" denilen varlik "kötü" ve "zalim" ve "bilgisiz" bir yaratiktir, çünkü bunun böyle oldugu Kur'an'da yazilidir :
Mevlana' nin bilmedigimiz yönlerinden biri de insan varligina karsi gerçek anlamda ne saygi ve ne de güven beslememis olmasidir. Insan beyni'nin sinirsiz bir gelismeye müstait oldugundan, ve Kisi'nin kul olarak degil faka aksine ancak özgürlüge ve sorumluluk duygusuna sahip olarak uygarlasabileceginden habersizdir. Gerçekten de Mevlana' ya göre insan "kötü", "zalim" ve "çok bilgisiz" bir yaratiktir, çünkü Kur'an'da böyle yazilidir (örnegin bkz. 33 Ahzab 72) 693. Böyle yazilmasinin nedeni de güya insan'in Tanri'ya karsi "hiyanet" halinde bulunmasidir. Güya Tanri "Ademogullari'ni" yani insan'i sereflendirmistir ( bkz. 17 Isra 79 ), ve "emaneti" onlara teslim etmistir (bkz. 33 Ahzab 72), ama ederken de : "Canlarinizi ve mallarinizi Benim yoluma vakfetmeniz karsiliginda sizi Cennet'e alirim" demistir (bkz. 9 Tevbe 112) 694. Mevlana 'ya göre Tanri'nin anlatmak istedigi sudur: "Ben sizi, vaktinizi, nefsinizi, mallarinizi satin aldim. Eger bunlari, Benim için harcar, bana verirseniz, bunun karsiligi ölümsüz cennettir. Senin, Benim yanimdaki degerin budur...(Oysa sen gece gündüz vücudunu maddi besinle besliyorsun). Olsa olsa bu vücud senin atindir ve bu dünya o atin ahiridir. Atin yemi, binicinin yiyecegi olamaz. Onun kendine göre uykusu, yiyecegi ve nimetleri vardir. Fakat hayvanlik duygusu seni yenmis oldugundan ve atlarin ahirinda, atlarin basi ucunda kalmis bulundugundan, beka aleminin emirleri ve sahlarinin sirasinda yerin yoktur. Kalbin burada, fakat vücudun seni yenmis oldugu için onun hükmü altina girmis ve onun esiri olarak kalmissin..."695 .
Görülüyor ki Mevlana ' nin Kur'an yorumuna göre , Tanri "insan'dan" sikayetcidir, çünkü insan çikarci'dir, ve çikarlarini saglamak için Tanri'yi ihmal etmektedir, kendini bütün bütün O'na verememektedir; ibadet yerine baska islere yönelmektedir ve yönelmek için : "Kendimi yüksek islere veriyorum, fikih, hikmet, astoronomi, tibb ve daha aska bilgiler okuyorum, ögreniyorum..." diyerek bahaneler göstermektedir. Oysa ki "Iki rekat namaz, dünya ve dünya'da olan seylerden hayirlidir ...(çünkü) bunun böyle oldugunu Tanri elçisi buyurmustur..."696 . Daha baska bir deyimle Mevlana' nin din anlayisina göre Tanri insani sirf kul olarak kendisine dua'larda bulunsun, ve yerlere kapanip kendisine yalvar yakar olsun için yaratmistir; insanin kul olmaktan ileri geçen bir degeri yoktur.
*
e) Insanlar arasi esitsizlige de inanmistir Mevlana ; Köleligi dogal ve siyahilerin asagilik durumunu olagan bulurken bir de Kadin sinifinin kötülük kaynagi oldugunu kabul eder.
Yine seriat'a körü körüne baglilik nedeniyle Mevlana , Tanri'nin insanlar arasinda esitsizlikler yarattigina inanmistir: sadece dinsel açidan degil ve fakat diger bakimlardan ve özellikle irk ve cins açisindan da . Örnegin köleligin Tanri'dan gelme dogal bir kurulus oldugunu , siyahilerin (zencilerin) asagilik bir irk sayildigini, ve kadinlarin dogustan kötü ve hilekar olduklarini kabul eder: hep "Tanri ve peygamber böyle söyledi " diyerek. Dayanagi yine Kur'an ayet'leri ve Muhammed' in sözleridir. Çünkü bir kere Kur'an'da örnegin Nahl Suresi'nde köleligin Tanri yapisi oldugu ve Tanri'nin kölelik kurulusunu yaratmis olmakla gurur duydugu yazilidir: "Allah, hiç bir seye gücü yetmeyen ve baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine verdigimiz güzel nimetlerden...sarfeden kimseyi misal gösterir: hiç bunlar esit olur mu? Övülmeye layik olan Allah'tir..." (16 Nahl 75ci ayeti) . Diger yandan da Muhammed , müslüman kisilerin sahip bulunduklari köle ve cariyelerden söz ederken : " Elinizin altina Tanri tarafindan verilen halayik ve hizmetkarlariniz..." diye konusmustur 697. Bundan dolayidir ki Kölelik kurulusuna , ya da "tutsakliga" karsi Mevlana 'nin agzindan tenkid niteliginde bir söz çikmaz; aksine onlari asagilatircasina konusur. Su insafsiz satirlar Mevlana' nin ünlü Mesnevi ' sinden alinmistir: "Çocukken tutsakliga düsen, yahut da daha önce anasindan kul olarak dogan kisinin cani, hürlük zevkini görmemistir. Onun meydani suretler sandigidir. Akli, daima suret'lerde mahpustur, kafesten kafese gezer durur. Kafesten yukarilara çikmaya bir delik yoktur, yerden yere boyuna kafeslerde gezer. Kur'an'da -'gücünüz yeterse çikin bakalim-' denmistir. Bu söz Tanri'dan insanlara da hitaptir, cinlere de. Tanri - ' ...Tanri kudreti ve gökten gelen vahy olmadikca size bu göklerden yücelere çikacak bir delik yoktur-' demistir. Sandiktan sandiga giden adam, gökyüzüne mensup degildir, sandiga mensuptur..." 698
Görülüyor ki Mevlana 'ya göre Tanri, böylesine sinirsiz bir keyfilik içerisinde insanlardan bir kismini köle olarak yaratmis, ya da tutsak durumda kilmis olup adeta bir sandiga tikamistir ve sandigin deliklerini de kapamistir: bu zavallilara artik o deliksiz sandiktan çikma sansini bile tanimamistir.
Öte yandan Tanri kurulusu olan köleligin sürüp gitmesini saglayici kurnaz buluslara da taraftardir bizim "insanlik asigi" Mevlana' miz. Bilindigi gibi bu kurnaz buluslar arasinda, köleleri yedirip içirmek ve onlara güya iyi muamele etmek gibi seyler vardir. Mevlana bunlardan bazilarini nakleder ve Muhammed 'in : "Hizmetcinize, siz ne giyiyorsaniz onu giydirin... elinizin altindakilere yediginiz seyden yedirin..." diye vasiyette bulundugunu ve : "Elinizin altina Tanri tarafindan verilen halayik ve hizmetkarlariniz da kardeslerinizdir. Tanri birisini birisine muhtac ederse ona yediginden yedirsin, giydiginden giydirsin. Yapamayacagi seyi teklif etmesin ..." seklinde konustugunu hatirlatir 699.
Söylemeye gerek yoktur ki köle'yi "yedirip içirmek" ya da yapamayacagi kadar agir islere sürmekten çekinmek , ya da hatta "kardes" bilmek, hep güzel seyler, ancak ne var ki bütün bunlar kölelikten dogma haysiyetsizligi ve üzüntüyü gidermez ; sadece köle'ye , kölelik durumuna isyan etmeksizin, ses çikarmaksizin katlanma olasiligini saglar. Nasil ki geçimini arabacilikla geçiren bir kimse, ati'na iyi bakmakla, ati'nin yiyecegini, içecegini ve bakimini saglamakla kendi çikarlarini saglayabiliyorsa, köle sahibinin de, sirf kölesini is görebilir durumda tutabilmek için, yedirip içirmesi , ve "kardes" bilir görünmesi kadar dogal ne vardir ki. Fakat köle bakimindan önemli olan sey, sadece iyi bakilmak, ya da "kardes" sayilmak degil, özgür bir insan olmak, ve haysiyetsizliklerdedn kurtulmaktir. Mevlana gibi bir kimse'den , köleligi sürdürme kurnazliklarini savunmak degil, fakat insanlik adina utanç sayilmak gereken kölelik kurulusuna karsi kafa tutmak, ve köleligin yok edilmesi için savasmak beklenirdi.
Bundan gayri Mevlana , yine seriat'tan esinlenmis olarak, Tanri'nin insanlari irk ve cins bakimindan da farkli derecelerde yarattigini, ve insanlar arasina esitsizlikler saldigini savunur: güya Tanri siyah derilileri (zencileri) ya da kadinlari böyle bir kadere müstahak bulmustur. Zencilerle ilgili olarak Mevlana , kendi hayalinde canlandirdigi ve kötü ruhlu olarak tanimladigi "Kadi naib" 'ine sunlari söyletir: "... tek tek hepimiz'de ilk zulüm yapaniz, yüzümüzün karasiyle sevinmedeyiz, Zenci gibi, hani; o da sevinçlidir, neselidir. Kendi yüzünü kendisi görmez, baskasi görür..." 700. Dikkat edilecek olursa zenci hakkinda :"Kendi yüzünü kendi görmez" diyerek zencilerde tiksinti verici bir nitelik bulundugunu anlatmaktadir.
Kadin 'larin hak ve özgürlükleri konusuna gelince, bu alanda da Mevlana, kendisini seriat dogrultusunda tutar ve Muhammed 'in sözlerini ve Kur'an'a yelestirdigi hükümleri rehber edinir, ve bu nedenle pek olumsuz ve pek sasirtici önyargilara gömülür. Kadin sinifini gerçekten asagilatici nitelikte olan seriat hükümlerini akil süzgecinden geçirmeden sergilemeyi ma'rifet bilir. Bundan dolayidir ki seriat'in kadinlari "kötü", ve "hilekar" ve "düzenbaz" ve "yalanci" vs olarak tanimlayan hükümlerini benimser. Örnegin Mesnevi adli yapitinda : "Hirsiza, o eli kesilmek bir acilik verir ki, kadin gibi hirsizlik zevkine erisir..." 701 derken , ya da "Kadinin bakisi fitnedir, Fakat bu fitne, sesi de duyuldu mu, bir kat (iken) yüz kat olur " diye eklerken 702, ya da "...Kadinin hilesine son yoktur" deyip 703 güya "Kadi" efendinin çapkinligini sergilemek maksadiyle Kadin sinifini kötülük kaynagi ve erkegin elinde araç seklinde gösteririrken yaptigi budur. Bu ikinci örnegi kisaca özetlemekte yarar vardir, zira Mevlana , Kur'an'daki "Adem ve Havva" hikayesini ele alarak "Kadin'in ilk günahkar ve hilekar oldugu" temasi'ni büyük bir ustalikla isler. Maksadi, kadin sinifi'nin erkegi kandirmak ve aldatmak hususunda seytana meydan okuyabilecek kadar hilekar yapida bulundugunu ortaya vurmaktir. Büyük bir zevkle anlattigi su hikaye bunun kanitidir: Cuha adinda biri yoksulluktan kurtulmanin kurnaz yollarini ararken bir gün güzel karisini karsisina alir : " Madem ki silahin (güzelligin) var , yürü avlan da avindan süt sagalim. Tanri sana yay gibi kaslar, ok gibi bir bakis vermis. Bunlari adam avlamaktan baska ne için verdi? ..." der, ve Kadi efendiyi kandirmasini ondan ister. Kadincagiz , onun sözünü dinlemekten baska çare olmadigini düsünür ve kalkar Kadi 'nin yanina gider ve dil dökerek onu afsunlamak üzere söyle der: "Bu cariye'nin evi tamamiyle bombos. Düsman köye gitti, bekci de yok. Halvet olmak için pek güzel bir yurt. Mümkünse bu gece oraya gel. Geceleyin görülen is'te ne düzen vardir, ne riya. Bütün gözetliyenler, uyku sarabiyle sarhostur. Gece zencisi hepsinin boynunu vurmustur..." . Hikaye'nin bu noktasinda Mevlana , Kur'an'daki "Adem ve Havva" masalini ele alip ,kadin sinifi'nin "hilekarligini" vurgulamak üzere Iblis'in , Adem'i kandirmak istedigini, fakat basarili olamadigini, buna karsilik Havva'nin , Tanri yasagini dinlemeyip Adem'in aklini çeldigini hatirlatir ve söyle der: "Iblis, Adem'e nice defa masallar okudu ama, Havva -'ye'- dedi de Adem, Tanri tarafindan yemeyin denen meyvayi o vakit yedi...".
Fakat bununla de yetinmez bir de Kaabil olayini ve ayni zamanda Vahile ' nin hilesi yüzünden Nuh ' un basina gelenleri anlatir: "... Alemde zulümle dökülen ilk kan, kadin yüzünden ve Kaabil'in elinden çikti. Nuh, tavada ne kadar kebab kizartmak istese, Vahile, durmadan tavaya tas atardi. Kadin hilesi onun isine üstün olur, onun saf ögüt suyunu bulnadirir giderdi. kavmine gizlice - 'amanin bu sapiklardan dininizi koruyun derdi..." 704
Bilindigi gibi seriat kaynaklarina göre güya Adem'i kandiran Havva'dir ; güya Nuh ' u hile ile aldatan Vahile 'dir 705 ; güya Kabil kadin ugruna erkek kardesi Habil 'i öldürmüs ve insanlik tarihinde ilk kan dökülmesi olayina sebeb olmustur 706
Görülüyor ki Mevlana , akla ve mantiga ve insafa ters düsen seriat masal' larini bir kenara atip akilci yoldan kadin'in insanlik sahsiyetinin haysiyetini koruyacak yerde, bu masal'lari sanki birer kutsal gerçek bilip kadini "hilekar", "güvenilmez", ve "insanliga ilk kan döktürten kötü bir yaratik" seklinde tanitmak hevesindedir.
Söylemeye gerek yoktur ki seriat kaynaklarinin Tevrat 'tan asirdiklari bu yukardaki hikayeler, Tevrat 'i kaleme alan Yahudi din adamlarinin ve yazarlarinin kafadan uydurduklari seylerdir ki, kadin sinifini erkek sinifinin boyundurugu altina sokma amacini güder. Insan sevgisiyle dolu ve insanlik sahsiyetinin haysiyeti duygusuna saygi duyan hiç bir aydin kisi, bu tür masal'lara inanip kadin'i küçültme yoluna sapmaz. Ne yazik ki Mevlana üstadimiz bu nitelikte bir aydin olma cabasinda degildir. Bu masallari bertaraf edebilecek cesareti ve asaleti göstermeyi düsünmez. Ona göre kadinin "kötülügüne" ve "hilesine" ve "pisligine" son yoktur, ve onu düzeltme hevesine kapilmak bostur. Kadin'in bu yönlerinden ve özellikle "pisliginden" söz ederken söyle der: "Gece gündüz ugrasiyor, kadinin huylarini güzellestirmege çalisiyorsun; oysa kendini onunla temizlesen daha iyi olur..." . Bunu derken hareket noktasi olarak, biraz önce isaret ettigimiz "Adem ve Havva" hikayesini ve dolayisiyle kadin'in bas suçlu oldugu faraziyesini benimsemise benzer: güya Havva Tanri'nin yasak emrini dinlememis ve Adem 'i, kendisiyle birlikte günahkar duruma sürüklemistir, ve güya Tanri, müslüman erkek kul'larina, kadinlarin "pisliklerine" ve "kötülüklerine" vs katlanmalarini söylerken onlara, kendi çikarlari bakimindan (ve daha dogrusu kendilerini temizlemek ve kadinlara üstün olmak için) kurnaz bir yol bulmustur. Oysa ki Tevrat 'da ve Kur'an' da geçen bu hikaye'ye göre asil suçlu Havva degil fakat Adem' dir, çünkü Tanri yasak emrini asil ona hitaben vermistir. Kaldi ki Adem, eger Havva ' nin teklifine akilsizca kanmis ve uymus ise, bunun günahini Havva 'ya yüklemek haksizlik olur 707. Eger Mevlana böyle bir haksizliga göz yumuyor ise, gerçek bir "düsünür" ya da "aydin" sayilmaga layik degildir.
Öte yandan Mevlana , yine bu vesileyle, kadinlarin "kötülük'lerinden" ve "hile'lerinden" korunma yolunun, onlarin kötülüklerine katlanmak oldugunu tekrarlarken : "Bu, tipki pisligini onlara sürmek suretiyle kendini temizlemek gibi bir seydir" diye ekler. Söyle devam eder Fihi Mafih adli kitabinda : "Kadinlarin kaprislerine, kötülüklerine tahammül etmek ve onlarin söyledikleri imkani olmayan seyleri dinlemek, onlarin kosturmasina dayanmak suretiyle kendini iyilestirmek ve düzeltmek için (Tanri evlenme yolunu göstermistir)..."708 .
Sanmayiniz ki Mevlana , bu sözleriyle kötülüge karsi iyilik felsefesine yönelmistir: hayir, hiçte öyle degil, çünkü "Kadinlarin kötülüklerine tahammül etmek ...suretiyle kendini iyilestir, düzelt" seklinde konusan bu ayni Mevlana , ayni yapitinin bir kac sayfa ilerisinde, kadina dayak atmanin faziletinden söz eder: hem de ortada dövme fiilini gerektiren kesin bir sebeb ve delil olmadigi halde; örnegin kadinin "serkesliginden" süphelenen ve endiselenen her koca, karisini dövmelidir, çünkü Mevlana , Kur'an'in Nisa süresi' indeki su ayet kendisine rehber edinmistir: " ...Serkeslik etmelerinden endise ettiginiz kadinlara ögüt verin, onlari yataklarinda yalniz birakin, onlari dövün... " (4 Nisa 34) 709. Suçluluk durumu kesinlesmeden kadin'a ceza uygulamasini kutsal sayan Mavlana 'yi gerçek bir düsünür ya da aydin olarak kabul etmek bilmem ne derece dogru olur?
Fakat Mevlana bir de Tanri'ya, er kisileri dert icerisinde kilip adeta "kadinlastirdigi" için çatar ve : " Medet ey feryada yetisen Tanrim, sen beni dertlere müptela etmektesin. Senin verdigin dertlerle er 'ler bile kadinlara döner . Bu derde ugratis niceye dek, yapma yarabbi. Bana bir yol bagisla, on yol verme bana..." diye homurdanir 710. Bunu söylerken aklin varligini ve üstünlügünü ve kisi'nin özgürlügünü ve sorumlulugunu unutmustur. Üstelik de Tanri'yi bütün kötülüklerin kaynagi haline getirdigini düsünmez, zira kendisini yine seriat verilerine kaptirmistir: o veriler ki Tanri'nin, diledigi kimseleri "iyi" ve dilediklerini "sapik" , ya da diledigi kimseleri "Said" ve dilediklerini "Saki" 711, ya da diledigi kimseleri "müslüman" ve dilediklerini de "kafir" yarattigini 712 bildirir ve böylece Tanri'yi adaletsizlige varan keyfilikler içerisinde göstermis olur.
f) Farkli inançta'dir diye babasinin kellesinin kesen Ömer b. Hattab 'a Karsi Mevlana hayranlik besler:
Mevlana' nin akilcilikla ve insan sevgisiyle bagdasmayan bütün bu yukardaki yönlerinden gayri bir de din adina her türlü olumsuzluga ve hatta gaddarliga özenmisligi vardir ki gerçekten sasirticidir. Fihi Mafih adli yapitinda ilk halife'lerden Ömer b. Hattab' in hunharliga varan bagnaz bir davranisini, "fazilet" örnegi olarak tanimlamasi, bunun ilginç bir kaniti'dir 713. Mevlana' nin kaleminden çiktigi sekliyle olayin özetini vermeden önce hemen hatirlatalim ki Islam kaynaklari'nin bildirdigine göre Ömer b. Hattab, korkusuzlugu ve acimasizligi, ve hunharligi ile taninmis bir kimsedir. Onun bu yönlerini Mevlana ' da iftiharla belirtir: Mevlana' nin söylemesine göre Ömer : "Çok kuvvetli ve mert tabiatli " olup "karsilastigi her orduya galip gelir ve onlarin kesik kafalarini nisan olarak getirirdi". Bundan dolayidir ki, daha henüz müslümanligi kabul etmedigi tarihlerde bile Muhammed' in hayranligini kazanmisti; o kadar ki Muhammed onu elde etmek amaciyle : "Ey Tanrim, benim dinimi Ömer'le destekle..." diyerek temennide bulunurdu 714. Oysa ki Ömer o tarihlerde henüz islam olmamisti; olmadigi için Muhammed 'e karsi düsmanlik besler ve onun yaymak istedigi dine dis bilerdi. kendi ailesinden hiç kimsenin bu dine girmesine izin vermez, ve girme hevesinde olanlari ölümle tehdid ederdi. Nitekim bir gün kendi kizkardesi'nin evine geldiginde onu, yüksek sesle Kur'an okuyor bulunca, kizcagiz korkudan Kur'an'i saklamaya çalisir. Bunu farkeden Ömer, kilicini kinindan çikarip: "Söyle bakalim ne okuyordun ve ne için sakladin? Yoksa hemen su anda boynunu kiliçla koparirim, kurtulus yok!" diye kükrer. Kiz kardesi onun kizginliginin dehsetini bildigi için dogruyu söylemekten baska çare bulamayip: "Kelam'dan okuyordum" der. Ömer 'de ona : "Oku isiteyim" diye emreder. Kiz kardesi Kur'an'in "Taha" süresi'ni okur. Bu sefer Ömer 'in öfkesi bir kat daha artar ve söyle der: "Eger simdi seni öldürsem , bu (hareket) aciz bir kimseyi öldürmek olur. Evvela gidip (Muhammed 'in) kafasini keseyim, ondan sonra senin isine bakayim" . Bunu dedikten sonra kalkar, son derece kizgin bir sekilde, ve yalin kiliçla Muhammed ' in bulundugu Mescid'e dogru yollanir. Bunu gören Kureys ileri gelenleri : "Iste Ömer Muhammed'in canina kiymaya gidiyor; her halde bu is, gelse gelse Ömer' in elinden gelir" diyerek sevinirler. Fakat bu esnada Cebrail, vakit geçirmeden Muhammed 'e Tanri'nin sözünü iletir. Tanri güya Muhammed 'e söyle demistir: "Ey Tanri elçisi, iste Ömer geliyor. Islam olunca onu kucakla!".
Ömer pür hiddet Mescid'e girer, fakat girmesiyle birlikte güya nur'dan bir ok'un firlayip kendi kalbine saplandigini görür; feryad edip baygin bir halde yere düser, ve ruhunda uyanan bir ask'la derhal müslüman olur. Olduktan sonra Muhammed 'e dönüp söyle yemin eder: "Simdi yalin kiliçla seni öldürmeye gelmistim. Bu günahin sükranesi ve kefareti olarak, bundan sonra senin arkandan kimin kötü bir söz söyledigini isitirsem, onu sag birakmayip bu kiliçla kafasini gövdesinden hemen ayiracagim...". Bu yemini ettikten sonra Muhammed 'le birlikte Mescid'ten disari çiktiginda, ansizin kendi öz babasiyle karsilasir. Ömer 'in babasi, oglunun Islam'a girdigini anlayinca sitem eder ve :"(Atalari'nin) dininden döndün degil mi? " der. Bu sözlerde tenkid havasi oldugunu sezen Ömer , bir kiliç darbesiyle derhal babasinin kellesini gövdesinden ayirir. Böylece, biraz önce yapmis oldugu yeminini, her kesten evvel kendi öz babasinin kafasini kesmek suretiyle siftahlamis olur. Ve iste bu mutluluk içerisinde babasinin kesik basini bir torbaya koyar ve kanli kiliç elinde oldugu halde evine yollanir. Kureys'in büyük adamlari onun kanli kiliçla geldigini görünce sevinirler, çünkü Muhammed 'i öldürnüs oldugunu sanirlar; bu sevinçle Ömer 'e sorarlar: "(Düsman'in) basini getirecegine bize söz vermistin. Hani getirecegin bas? " . Bu soru uzerine Ömer , elindeki torba'dan babasinin kanlar akan kesik basini çikarir ve : "Iste ( istediginiz) bas " diyerek onlara gösterir . Onlar karsilarinda Muhammed' in kafasi yerine baska bir kesik bas gorünce , istedikleri bas'in bu olmadigini söyliyerek : "Bu basi buradan getirdin" deyince Ömer su yaniti verir: "Hayir, bu önce getirmek istedigim kafa degildir. Baska bir kafadir..." 715.
Hikayesini burada bitirirken Mevlana sunlari ekler: "Simdi bak, Ömer'in kasdi ne idi? Ulu Tanri'nin ondan muradi ne oldu? Bundan da, bütün O'nun islerinin oldugunu bilmis ol..." . Bu sözlerini de su beyit'le ve ögüt'le süsler:
"( Ömer elinde kiliç Tanri'nin elçisini öldürmek için gelir. Tanri'nin tuzagina düser ve sansindan peygamber'in nazarina mazhar olur). Iste eger size de- ' Ne getirdiniz? -' diye sorarlarsa -'bas getirdim-' deyiniz. -'Biz bu Basi görmüstük-' derlerse -'Hayir bu o bas degildir, baska bir bastir-' (deyiniz)..." 716 .
Bu yukardaki satirlarin Mevlana 'nin kaleminde çikmis olmasina inanmak güç, fakat ne yazik ki bunlar onun kendi kitabindan aynen alinmis satirlardir. Görülüyor ki bizim "insan sever" diye bildigimiz ve hosgörülügü ile iftihar ettigimiz Mevlana, baba katili diye okuyucularina takdim ettigi Ömer' in vahset örnegi sayilmak gereken yukardaki davranisini "fazilet" niteliginde görmekle hem bir yandan ahlak ve vicdan disi bir deger ölçüsüne bagliligini, ve hem de, diger yandan, hosgörü'süzlügünün derecesini sergilemis olmaktadir.
Fakat bütün bunlardan baska bir de Tanri'nin yüceligi fikrine karsi, muhtemelen farkinda olmadan, cephe almis bulunmaktadir, çünkü Mevlana' nin yukardaki sözlerine göre Ömer 'i "tuzaga" düsürüp baba katili yapan dogrudan dogruya Tanri'dir. Tanri'yi, bu sekilde insanlara din adina cinayet isletir olarak tanitabilmek kolay olmamalidir. Bu bakimdan seriat'a saplanmisligin Mevlana gibi bir düsünürü , fikren ve ruhen ne kiliklara soktugunu görmek ibret vericidir717.
*