4) Ebu'l ala Ma'arri (M.S 973-1057) vahy'i kabul etmez, ahirete inanmaz; ahlakiligin kaynagini sekilci din'de degil vicdan rehberliginde arar; hayvanlara acidigi için kurban kesmez ve et yemez, ama insanlara aciyip kisi haklarini savunmayi düsünmez:

Henüz dört yasinda iken çiçek hastaligi yüzünden gözlerini kaybeden Ebü'l Ala Ma'arri 718 , birazdan çesitli yönleriyle açiklayacagimiz gibi, Islam dünyasi'nin en güçlü sair'lerinden ve en ahlakli sahsiyetlerinden biri olarak bilinir. Fakat bu üstün niteliklerini seriat'a borçlu degildir; aksine genel olarak seriat'a karsi vaziyet alip, çogu kez seriat'in temel ilkelerini geçersiz bilmisligine borcludur. Söylendigine göre " (seriat) umdelerinden bir tanesi yoktur ki, gülünç bir hale getirmis olmasin." 719 . Basta al-Luzimiyat 720ve ayrica Kitab al-Fusül va'-Hayat ve bunlar kadar önemli Rasa'il olmak üzere bütün yapitlarinda genel olarak savundugu görüs sudur ki bilimsel ve ahlaksal gerçeklere erisebilmek için seriat emirlerine boyun egmek (örnegin namaz kilmak, oruç tutmak , hacc'etmek vs...) degil fakat aklin ve vicdanin rehberliginde gitmek gerektir. Çünkü Ebü'l Ala, din anlayisini gökyüzünde degil fakat yeryüzünde, ve akil ve vicdan verilerinde arayan bir kimsedir. Gerçeklere, gökten indigi söylenen vahiy'lerle varilabilecegini pek kabul etmez. Din kurulusunu Tanri yapisi bir sey olarak degil fakat insan yapisi bir sey olarak görür: hem de fikren zayif ve yetersiz insanlari kandirmak ve oyalamak üzere bulunmus bir kurulus! Seriatcilarin "Islam'dan gayri gerçek din yoktur, Tanri Islam dini araciligiyle gerçekleri bildirmistir" seklindeki iddia'larini asla benimsemez. Ebü'l Ala' ya göre ne Hiristiyanlik, ne Yahudilik, ne Islam ve ne de baska bir din, gerçekler tekelini elinde tutmus olamaz. Bu düsüncesini söyle ifade eder bir si'ir'inde:

"Muhammed ve Isa, beni dinleyin,

Gerçeklerin tümü ne buradadir, ne de orada,

Nasil olur da günesi ve ay'i yaratan Tanrimiz,

Bütün nur'lari ( gerçek isiklarini) sadece bir din'de indirebilir, bunu kabul edemem..." 721

Ebu'l-Ala 'ya göre gerçeklerin, ve iyiliklerin ve her güzel sey'in kaynagi akil'dir ; akil denen sey öylesine üstün ve öylesine kutsal degerde bir seydirki bu niteligiyle "Peygamber" lik payesindedir. Bir siir'inde insanlara rehberlik edebilecek tek peygamber'in, bizatihi aklin kendisi oldugunu söyler722 . Akil , hem rehber ve peygamber olunca "Akli olanin dini yoktur" demek gerektigini belirtir. Söyle der:

"Eger basiret sahibi bir insan aklini kullanacak olursa,

Bütün dinleri küçümser, (ve kendi dinini dahi ihmal eder) 723.

Bu görüste oldugu içindir ki, din saliklerinden farkli bir yol izler ve baskalarini da yanina çagirir:

"Birak sen onlari el yordamiyle yürüsünler, ya da at'la,

Dag kenarlarindaki yesil efsaneler boyunca,

Ey kardes, gel sen benimle, gidelim o yüksek tepelere,

Akl'in peygamber ve rehber oldugu yerlere..." 724

Ebu'l-Ala' ya göre insanlar iki grupta toplanmislardir: bu gruplardan birinde, akli ve bilgisi olupta akil disi yol'larla yerlesmis olan verilere, yani din'lere, inanmayan ve baglanmayanlar (yani daha kisacasi akli olupta dini olmayanlar) vardir , digerinde ise dini olupta akli olmayanlar yer alir 725. Din denen sey Akil demek olunca, gerçek din bütün insanlara ayni sekilde hitab eden, ve ayirim gözetmeksizin adaletle ve esitlikle is gören bir kurulus olmak gerekir. Oysa ki sekilci (ve özellikle Semavi) dinler , Ebu'l Ala' nin anlayisina göre böyle degildirler ve bu nedenle bu dinlerin gerçekligine ve ahlakiligine inanmak dogru olmaz ; daha dogrusu bu dinler, uydurma seyler olup güçlü kisilerin yeryüzü saltanatini saglamaga araç isini görmektededirler726. Din diye insanlara kabul ettirilen seyler, korkutma yolu ile iç güdülerine sokularak yerlestirilmislerdir. Bundan dolayidir ki insanlar, kendilerine Tanri'dan gelmistir diye belletilen seylerin, gerçeklerle ilgisini hiç arastirmazlar, arastirmayi da uygun bulmazlar.

Yine Ebu'l Ala 'ya göre din, bakire bir kizi aldatmak için "palavra" dükkanindan alinmis çeyizler ve hediyeler gibi bir seydir; daha baska bir deyimle "yalan sözler" yiginindan ibarettir. Söyle der bir siir'inde:

"Din, gelin elbisesi giydirilmis ve dua etmekte olan bakire kiza benzer, ki ona gelinlik hediyesi verecek olan kisi, bunlari palavra dükkanindan satin alir. Bana gelince, ben bunlar için bir dirhem bile harcamam... " 727

Öte yandan din denilen sey, aslinda hayal ürünü söz oyunlariyle yaratilmis oldugu içindir ki, bir baska din tarafindan alt edilinceye ve silinip süpürülünceye kadar hükmünü yürütür; seriat dini için de durum budur. Çünkü insan denilen varlik daima yeni bir peri masali ile yasar gider.

a) Ebu'l Ala 'ya göre gerçek din insanlari sevgi'de toplayabilen, ve ibadeti insanliga hizmet seklinde kabul eden din'dir:

Ebu'l Ala' nin anlayisinda "Din" demek "Sevgi" demektir; ve bu sekliyle din, bütün insanlari kardes ve bir tek aile'nin mensuplari olarak, hiç bir ayirim gözetmeksizin, kendi bagrinda, yani sevgi kaynaginda toplar. Hangi inançta olurlarsa olsunlar , ve ne sekilde ibadet ederlerse etsinler , velev ki putlara tapsinlar, bu sevgi dininde her insana saygiyla ve adaletle muamele edilir. Bir siir'inde söyle der:

"Evet simdi cami'leri ve klise'leri , ve hatta bir ka'be tasini,

Kur'an ve Incil ve hatta bir sehid'in kemigini bile,

Bütün bunlari ve daha fazlasini bile, benim,

kalbim hosgörü ile karsilar,

Çünkü benim dinim SEVGI'dir, ve sadece SEVGI'den ibarettir..." 728

Görülüyor ki bu sözleriyle Ebu'la Ala, seriat'i adeta red'etmektedir, çünkü seriat, Islam'dan gayri bir dine yönelenleri "sapik" saymakta, ve "müsrik'ler'e" (ki puta tapanlari kapsar) ölüm saçmaktadir (örnegin Tevbe suresi 5).

Öte yandan dindarligi da, cami'ye gitmek, ya da namaz kilmak, ya da oruç tutmak, ya da kurban adamak, ya da mucizelere inanmak, vs ... seklinde anlamaz:

"Eger geçmis yüzyillarda mucize'ler yaratilabiliyor idiyse;

Neden bugün yaratilamiyor? Ey gökler, kahinlerin besigi

olan yerler,

Ölülerin ve aglayan miskinlerin serildigi engin yollar,

Eger bir bilebilseydin- ya da onlarin gözyaslarini

görebilseydin" 729

diye yakinir. Geleneksel din'in sekilciligine karsi öylesine tiksinti besler ki hacc'etmek üzere Ka'be'yi ziyaret etmeyi gereksiz görürdü. Ona göre gerçek dindarlik ve gerçek ibadet, kendini insanliga adamak, baskalarina kötülü yapmamakti.

"Ey kardes, insanliga ada kalbini,

Ve kaçin yüzlerce din'in gevezeliklerinden, ve pek az

bilir göründükleri seylerden,

Birak onlar senin accimana mazhar olsunlar, nefretlerine degil..." 730

derken emsalsiz bir olgunlukla konusmakta, ve insanlari bilgisiziliklere ve yalanlara sürükleyen ve birbirlerinden ayiran bir din anlayisinin çok üstüne çikmaktadir. Bir siir'inde , semavi din'leri , çesitli yollardan yalanlari ve haksizliklari ve esitsizlikleri sürdüren ve akil ve mantigi red'eden kuruluslar olarak söyle tanimlar:

"Bizim dünyamizda (ve aramizda) yalan ve sahtecilik ilan edildi,

Fakat 'Gerçek' , bir hayalet gibi egilmis vicdanlara fisildamakta,

Ne yazik ki 'Yalan' a ebediyetler boyunca taç giydirildi,

Hakk'in ve akl'in üzerine inkar perdesi serildi..." 731

Seriat emirlerini kapali bir dil ile alay konusu yapan Ebu'l Ala, peygamber diye bilinen kimselerin , yeryüzü kötülüklerini ve düsmanliklarini gidermege yeterli olmadiklarini söyler. Ona göre peygamber denen kisiler de insanlar arasindan çikmis olup, kendilerini egitici gibi göstermek isteyen, mimberler'de va'z veren, dilediklerini söyleyen kimselerdir:

"Onlar da dua ederler, adam öldürürler ve ölüp giderler,

Fakat her seye ragmen bizim hastaliklarimiz,

Kumsalliktaki çakil'lar gibi, kalir gider..." 732

Bu yeryüzü kötülüklerinin ve haksizliklarinin ancak ve ancak Sevgi ile giderilebilecegine inanmistir Ebu'l Ala. Ve bu öylesine bir Sevgi ' dir ki, hiç karsilik beklemeden Doga'yi ve Doga'nin tüm yaratiklarini ve tüm insanlari sever, ayirim yapmadan onlara iyilik yapar, ve insanlari, baskalarinin kendilerine ne sekilde davranmalarini istiyorlarsa onlara o sekilde davranma yoluna sokar. Bütün mesele kendimizi insanliga adamak'tir. Söyle der bir siir'inde:

"Bana - 'Kimsin sen?-' diye soruyorlar,

-'Din'in ve inancin nedir senin? Secereni ortaya vur-' diyorlar,

(Ben de onlara) -'Ben zamanin yavrusuyum, benim asiretim bütün insanliktir,

Ve bu yeryüzü, benim kervansarayim'dir - ' diyorum..." 733

Dikkat edilecek olursa Ebu'l Ala , seriat'in emrettigi seylerin aksini yapmakta ve kendisini Islam'a adamis görmemektedir, çünkü kendisini, din ve inanç farki gözetmeden , bütün insanligin bir parçasi bilmektedir. Oysa ki seriat yeryüzünü "müslümanlar" ve "kafirler " olmak üzere ikiye ayirmis, ve müslümanlarin yasadiklari yerleri "Dar'ül Islam" ve "kafirlerin" yasadiklari yerleri de "Dar'ül Harb" diye tanimlamis ve müslümanlari "Kafirlere" , yani "Dar'ül Harb" 'a karsi savas halinde bulunmakla görevli saymistir. Öte yandan islam, namaz kilmayi, oruç tutmayi, hacc görevini yapmayi ve buna benzer davranislari "ahlakilik" ve "fazilet" seklinde tanimlamistir. Bu davranislar karsiliginda kisilerin Cennet'e gideceklerini ve oradaki dilber bakire'lere kavusacaklarini, ve yesil irmaklar karsisinda bol yiyip içerek mutlulugun zirvesine çikacaklarini bildirmistir. Ebu'l Ala için gerçek ahlakilik ve gerçek fazilet bu demek degildir; karsilik bekleyerek is görmek degildir. Gerçek ahlakilik ve gerçek fazilet, her hangi bir seyi, her hangi bir iyiligi karsilik beklemeden yapmaktir. Çünkü bir isi ve bir iyiligi, sirf karsiginda "mükafat" vardir diye yapmak, onun anlayisina göre, sahtekarlik'tan baska bir sey degildir. Bu konuda da Ebu'l Ala , aklin rehberliginin vazgeçilmez bir sey oldugunu söyler. "Insancil" nitelikteki davranislarin ancak akil yolu ile olusabilecegini, fazilet denenseyin ancak akil rehberligiyle saglanabilecegini ekler. Kisi'nin kendi içindeki kötülük egilimlerinin, yine akil gücü ile yok edilebilecegini bildirir 734

b) Ebu'l Ala öylesine ince ruhlu ve duygulu'dur ki, kurban maksadiyle hayvan kesimini dahi vahset sayar; bu yüzden seriatci'nin hismina ugrar:

Canli her yaratiga karsi sinirsiz bir sevgi ve sefkat besleyen Ebu'la Ala , öylesine ince ruhlu ve kan akitilmasindan öylesine tiksinti duyan bir kimsedir ki bu yüzden agzina et koymaz olmustur. Bu gelenegi de eski Yunan feylezof'larinin etkisinde kaldigi için edinmistir. Bilindigi gibi bu feylezoflarin pek çogu, hayvan kesimine tahammül edemedikleri, ve hayvan kesimini tasvib etmedikleri için et yemezlerdi. Hayvan öldürmenin hayvana eza ve cefa vermek oldugunu söylerler, ve canli hiç bir yaratigin aci çekmesine razi olmadiklarini eklerlerdi; ve eger hiç kimse et yemeyecek olursa, hayvan kesiminin sona erecegini düsünürlerdi. Iste bu eski feylezoflarin düsüncelerine yönelmis olarak Ebu'l Ala 45 yil boyunca agzina et diye bir sey koymamistir735. Ömrünü sebze ve meyve yiyerek geçirmistir. Hayvan'lari kurban etmeyi ya da spor maksadiyle hayvan avlamayi dahi vahset saymistir. Bu bakimdan da seriat emirleriyle çatisma halinde kalmistir. Çünkü seriat, kurban kesmenin dinsel bir görev ve fazilet oldugunu bildirmek bir yana ve fakat farkli inançta olanlari, ve örnegin müsrikleri öldürmeyi dahi gerekli görmüstür. Ve iste seriat'in bir de bu tür gereklerine karsi geldigi içindir ki, zamaninin ünlü yazarlarinin ve din adamlarinin düsmanligini kazanmis ve "dinsiz" ve "zindik" olarak ilan edilmistir. Taninmis sair'lerden Ebu Cafer Mes'ud al-Bayadi (ölümü M.S 1076), onun hakkinda sunlari yazmistir:

"Gözlerinin ve ruhunun karanliklarina ek olarak,

Gecenin karanliklarinin kendisi için uzayip gitmesini diler... " 736 .

Bu misra'larda yer alan "Gözlerinin karanliklari" deyimi Ebu'l Ala' nin kör'lügüne ima'dir. Böylece al-Bayadi , o ilkel zihniyetiyle ve kabaligiyle, Ebu'l Ala gibi insancil ve zarif bir kimseye karsi gerçekten seviyesiz bir saldiriya geçmis olmayi ma'rifet sanmistir. Din adamlarina gelince , onlar da ayni duygusuzlukla Ebu'l Ala' yi, kurban kesimini karsi geldigi ve et yemedigi için, Islam'in düsmani olarak ilan etmisler ve hatta onun Brahman dini'ne egilimli bir "Kafir" oldugunu söylemislerdir. Buna ragmen Ebu'l Ala , bu koyu cahil ve geri kafali insanlarin saldirilarina pek kulak asmayip ilkelliklerine gülüp geçmis, ve ara sira igneleyici sekilde veristirmistir. Bir siir'inde söyle der:

"Uyaniniz, uyaniniz ey yoldan çikmislar. Sizin dinleriniz,

Küdema'nin hilelerinden bir hile'dir,

Onlar bu din'ler araciligiyle dünya mali toplamaya murad ettiler,

Kendileri ölüp gittiler, fakat bu leimlerin vaz'ettikleri adet (bu alçakliklar) devam etti..." 737

Bu arada halk'i da , seriat'in ve din adamlarinin kötülüklerine ve yalanlarina karsi uyanmaga çagirmayi ihmal etmemistir. Bir siir'inde söyle der:

"Uyan halk, çünkü iste o alayli gülüsler ve aglamalar,

Sana efendilik eden'in tepende tuttugu

Silahlari kap ve vur,

Istibdat eden arslan sadece uyumakta..." 738

c) Halife al-Mansur 'un korumasi sayesinde Ebu'l Ala, din adamlarinin ve seriatci'nin saldirilarindan kurtulabilmistir:

Din kurulusu'nu, insanlari kandirmak ve akli zayif olanlari sömürmek amaciyle uydurulmus bir örgüt seklinde tanimlamis olmasina, ve akil verilerinin din verilerine üstünlügünü savunmasina ve üstelik seriat'in temel ilkelerine karsi kafa tutmasina ragmen Ebu'l Ala , seriatci'larin sözlü saldirilari hariç, ciddi denebilecek bir tehdid'le ya da öldürülme tehlikesiyle karsilasmamistir. Bunun baslica nedeni, ömrünü geçirdigi Bagdat'ta, Abbasi halifelerinin ve özellikle al-Mansur (ölümü M.S 775) ve al-Me'mun (M.S 786-833) gibi halife'lerin, o dönemin ölçülerine göre, oldukca ileri görüslü kimseler olmalarindandir. Gerçekten de al-Mansur ve al-Me'mun dönemlerinde eski Yunan yapitlari, arapça'ya çevrilmis, bu sayede ilim ve kültür gelismesi kaydedilmistir. Bu halife'lerin akilciliga yönelmislikleri sayesinde yazar ve düsünürlerden bir kismi, Kur'an'in Tanri yapisi degil fakat insan yapisi yani "Mahluk" oldugunu savunmuslardir. Halife al-Me'mun , bu nazariye'ye fazlasiyle önem vermis ve Kur'an'in halk tarafindan da bu sekilde kabul edilmesi için emirnameler çikarmistir.

Hatirlatalim ki o dönemde Bagdat'ta, hemen her türlü düsünce egiliminin insanlari vardi. Ister Hiristiyan, ister Yahudi, ister Budist, ister Zerdüst ya da baska bir din mensubini olsun, her türlü din ve inanc'a bagli insanlar bir araya gelerek her konuda tartisabilirler, ve fikir teatisinde bulunabilirlerdi. Ve iste bütün bu durumlardan dolayi olmalidir ki Ebu'l Ala , kismen de olsa düsüncelerini ve din konusundaki süphelerini dile getirebilmis ve öldürülme tehlikesinden uzak kalabilmistir.

d) Bütün cesaret ve faziletine ve güvenlik ortamindan yararlanmasina ragmen, Ebu'l Ala , yine de seriatci zihniyete yanasma çeliskisi içerisindedir; insan sahsiyetinin haysiyeti, ve insan hak ve özgürlükleriyle ilgilenmemistir.

Bati'li bir düsünür, tarih boyunca çogu yazarlarin , kendi özgür düsüncelerini açikca ortaya vurmaktan korktuklarini, ve bu nedenle kendilerine paravana isini görebilecek baska bir düsünce kalibina sigindiklarini söyler, ve örnegin eski Yunan'da Euripidis ' in böyle yaptigini, ve bu gelenegin daha sonraki yüzyillarda bir çok ünlüler tarafindan uygulandigini, ve Ebu' Ala 'nin dahi bu yola basvurdugunu ekler 739. Gerçekten de Ebu'l Ala ' nin yapitlarini gözden geçirenleri hayal kirikligina ugratan bir husus vardir ki o da, saglam karakterli ve genis görüslü, ve ince düsünceli ve hassas ruhlu bu sair'in, zaman zaman çeliskilere düsmesi ve kisi hak ve özgürlükleriyle ugrasmayi akil etmemesidir. Bütün akilciligina ve müspet yönlerine ve "akil" denen seyi "peygamber" yerine geçirmesine ve kader'e önem vermez görünmesine ragmen, Risalatu'l gufran adli yapitinda Kur'an'i, herkeste korku yaratan ve korku yolu ile sayginlik saglamaga çalisan kitab seklinde övüyor olmasi, bu hususta verilebilecek örneklerden biridir 740. Yine bunun gibi bazan sanki her seyi Tanri'dan bekliyormus, ya da Tanri'dan ihsan'lar ve inayet'ler diliyormus gibi bir tutum takindigi olmustur ki bu aslinda onun temel inanislarina terstir. Örnegin bir yandan kisi'yi, özgür ve kendi davranislarinin sorumlusu gibi tanimlarken, diger yandan onu kaderin kurbani haline soktugu görülmüstür. Bir ahbabina yazdigi su satirlari okuyalim: "Varlik bize sadece ariyet olarak ihsan edilmistir; bu nedenle onu kaybetmekte utanilacak bir sey yoktur. Umut'lar, tipki bulut'lar gibidir; bazilari sürüklenip gider, bazilari ise yagmur indirir. Kisi sadece kendi kötü davranislarindan sorumludur, kendisini hayal kirikligina ugratan bos umut'lardan dolayi yerilmemelidir...".

Yeryüzü kötülüklerinden ve bozuk düzen'den sikayet ederken ve aklin her seyi yaratacak ve düzeltecek güçte bulundugunu söylerken, bütün bu söylediklerini unuturcasina, çözümü Tanri'dan bekler durumlara düsmesi sasirticidir. Bir siir'inde söyle der:

"Simdi suna inanmaktayim ki, çömlekçi yeniden deneme'ye girisecek,

Çömlek tekerlegini bir kez daha döndürüp, daha iyi bir balçiktan,

Çok daha iyi bir çömlek yapacak, ve belki de,

Uzun dönemler boyunca var olacak olan

bir saheser yaratacaktir..." 741.

Burada geçen "çömlekci" deyimi "Tanri" anlamina geldigine göre Ebu'l Ala , yeryüzü düzensizliginin , ya da insan tabiat'indaki kötülüklerin, insan gücüyle degil Tanri gücüyle giderilebilecegine bel baglamis bir tutum içerisindedir. Oysa ki bu tutum, akil gücüne ve insan varligina karsi besledigi güven ile bagdasmaz nitelikte bir seydir.

Yine ayni sekilde aklin üstünlügünü ve akil rehberliginin önemini belirtirken, bunu bazan, akil ögesi'nin bizatihi üstünlügüne tam manasiyle inanmis olarak yapiyor görünmek istemez; sanki seriat'in kapsadigi esaslar saglam ve güvenilir kaynaklardan naklen gelmiyormus da, sirf bu nedenle, bu esaslar yerine akil verilerini seçmek gerekiyormus kanisini yaratmak ister 742 ; pek muhtemelen seriatci'nin melanetinden korunmak için...

Öte yandan kisi hak ve özgürlükleri adina savasmayi düsünmemistir. Hayvanlara acidigi için et yemeyen bu hassas ruhlu insan, insanlara aciyip onlarin dogal haklarinin savunmasini yapmamistir. Her ne kadar insanlarin bu yer yüzünde sefalet'ler, yoksulluklar, ve açlik'lar ve haksizlik'lar içerisinde yasamalarindan dolayi üzüntü duydugu, ve bu nedenle çocuk yapmanin hata oldugunu savundugu anlasilmakta ise de 743, bu ve buna benzer sefalet ve kötülükleri giderme yollarini aramamistir. Insanlarin dünya'ya gelmelerine gönlü razi olmayan bu fikir insani, kisilerin kaderini degistirici ve iztirablarini giderici, daha iyi bir dünya düzeni getirici caba'larda bulunmamistir. Insan sahsiyetinin haysiyetini küçülten seriat verileriyle ve örnegin köleligi ve esitsizligi dogal bilen, ya da kadinlari asagiliklara iten hükümlerle savasmayi aklindan geçirmemistir. Oysa ki Bati'da, hem de o en karanlik çaglarda, insan varligi'nin ve haysiyetinin gelismesi için ölümü göze alanlar vardi.

Bütün bunlar bir yana, fakat Ebu'l Ala 'nin bir de su ihmalkarligi vardir ki, seriat'in insanlar arasi düsmanliklari körükleyen ve insan sahsiyetinin haysiyetini yok eden yönlerini sergilememis, bunlari red'etmemistir. Sekilci yönleriyle bütün dinleri yeren ve "Hiristiyanlik mi, yoksa Müslümanlik mi, bunlardan hangisi dogrudur?" diyerek süphecilige yönelen, ve gerçeklere din kitap'lariyle degil akil rehberligiyle gidilebilecegini söyleyen, ve :" Ne Cehennem, ve ne de Cennet diye bir sey yoktur" diyerek kisi'yi kandirmalardan kurtarmak isteyen , ve çogu haksizliga karsi sesini yükselten, ve insani her türlü korku'dan kurtarmak isteyen Ebu'l Ala , bütün bu emsalsiz niteliklerine karsilik, düsünce asaletiyle ve insanlik sevgisiyle bagdasmayan bazi kuruluslari olagan görmüstür ki bunlardan biri de din adina savaslari öngören "Cihad" emirleridir 744. Köleligi dogal sayan seriat hükümlerine ses çikarmamasi, verilebilecek diger bir örnektir. Öte yandan kendisinden beklenmeyen bir dil ile zamanin büyüklerine övgüler yagdirmasini da kaniksamamak mümkün degildir. Her ne kadar bu alanda, Ibn Haldun ve benzerleri gibi tabasbus temsilcilerinin düstükleri asagi seviyenin üstünde kalmakla beraber, yine de kendisine yakismaz davranislara sapmaktan kurtulamamistir. Çesitli kisilere yazdigi mektuplarinda : "Yüce efendim, Tanri sizin varliginizi daim etsin" , ya da "Sizin o asil ruhlu babanizin iktidarini Tanri uzun eylesin..." , ya da : "Bu mektup, Tanri'nin inayetlerini üzerine diledigim ...'e hitaben yazilmistir", ya da: " Yüce Tanri'dan yalvaralim da kaybolan seyin yerine yenisi konsun ve Tanri size sizin kefaretinizi saglasin", ya da : "Her daim oldugu gibi Tanri sizin talihinizi ve zenginliginizi iki kat kilsin..." seklinde varlikli ya da iktidar sahibi kisilerin hosnud olacagi dil ile konusmasi, ya da bir yandan peygamber'leri yererken diger yandan : "Tanri...en isabetli bir kararla peygamberini yerlestirdi" yada : "Tanri' nin inayeti peygamberi'nin üzerine olsun" vs seklinde yazilar yazmasi hayal kiricidir. Fakat bütün bu yaranma caba'larina ragmen "zindik" ve "dinsiz" diye çagirilmaktan kurtulamamistir. Hizmetinde bulundugu hösgörülü bazi halifelerin himmeti sayesinde canini kurtarmistir.745 Denilebilir ki, her ne kadar ahlaki ölçüleri kuvvetli bir sair olmakla beraber, ne yazilariyle ve ne de davranislariyle ahlakiyat konusunu sistematik bir bilim niteligi içerisinde sunamamistir 746.

*