I) Bati'li Aydin, Insan Varliginin Degerine Iman ve Aklin Sinirsiz Gelisebilirligine Güven beslemis ve Bu Iman ve Güvenle Halki Gelistirmistir, Seriatçi Aydin Ise Bundan Yoksun Olarak Halki Ilkel'likler Içerisinde Yüzdürmüstür
Bati'da halk yiginlari, aydin sinifin insan varligina iman ve insan aklinin gelisebilirligine ve özgürlügüne güven sayesinde uygarlik asamasi yapabilmistir: seriat halk'lari ise, aydin bilinen siniflarin kisi'yi kul 'luktan yukari bir degere layik görmeyen ve aklin özgürlügüne inanmayan zihniyetin agir basmasi sonucu, ilkellige terkedemislerdir. Bilindigi gibi dinsel kökenli bu zihniyet 'e göre insanlar, Tanri tarafindan, aklen ve fikren "güçlü" (ki bunlar azinliktir) ya da "zayif" (ki bunlar çogunluktur, yani halk'tir) olarak ve birinciler ikincileri yönetmekle görevli olmak üzere yaratilmislardir. Bu düzen Tanri'nin öngördügü bir düzendir ve degismez. Bati'da da bu tür görüsleri toplumun çikarlari dogrultusunda isleyenler çok olmustur. Fakat buna karsilik, insanlarin böyle bir ayirim içerisinde yaratilmadiklarini ve halkin, akilci egitim sayesinde ve akil rehberligiyle kendi kendisini yönetebilecek ve bilimsel ve ahlaksal gerçekleri elde edebilecek kerteye erisebilecegine inananlar da çok olmustur. Daha önceki sayfalarda da degindigimiz gibi 17ci yüzyil'in en büyük düsünürlerinden Spinoza, din kurulusuna karsi bu nedenle, karsi cephe alanlardan biridir. Ona göre insanlarin bir kisminin "üstün" yetenekler ve yönetme gücüyle ve halklarin düsük nitelikler ve yönetilme ihtiyaciyle yaratilmis olmalarini düsünmek yanlistir. Eger halki olusturan insanlar cahil, yoksul, fikren ve ahlaken yetersiz niteliklerde ise, bu onlarin bu sekilde yaratilmis olmalarindan degil fakat bu sekilde birakilmis olmalarindandir. Eger egitilebilmis olsalar, aklen ve fikren mutlaka gelisebilir ve mutlaka kendi kendilerini yönetebilirlerdi. Ancak ne var ki halki sömürmek isteyen güçler "Yeterlilik ve yetersizlik bir dogus isidir" kandirmasiyle bozuk ve adaletsiz bir düzeni sürdürmüslerdir 763 . Bunlari söylerken Spinoza, insanlarin Doga üstü güçlerin yardimi ile degil ve fakat akil rehberligiyle daha kutsal bir Tanri anlayisina ulasacaklarini savunmustur. Inandigi o'dur ki : "Kisi, kendi akil ve zekasiyle kendi dünyasini ve kendi Tanri'sini. tanimaga muktedir'dir. Akil denen sey insanin en büyük rehberidir: her gerçege akil yolu ile gidilebilir. Tanri hakkinda en güvenilir fikre ve gerçek anlamda iman'a sahip olmak , ancak akilci usullerle mümkündür"
Çagimiz düsünürlerinden Del Vecchio , aklin sinirsiz sekilde gelismeye yatkin oldugunu söylerken Bati'li aydin'in, insan varligina ve aklina verdigi geleneksel degeri ve önemi özetlemis olurdu. Bati uygarligini yaratan sey kuskusuz ki insan'a "iman" ve aklin rehberligine "güven" duygularidir. Bati'li aydin için insan akli'nin tam bir özgürlük içerisinde is görmesi ne kadar önemli ise , seriatci "aydin" için de o kadar tehlikeli bilinmistir. Bati'da daha Orta Çag'larda bile aydin'lar, kisi'ye güven beslemeyen, ya da kisi'nin aklen ve fikren yetersizligini öne süren ve halkin ancak din sayesinde siyasal/sosyal düzene sahip olabilecegini söyleyen güçlere (örnegin Klise'ye ve din adamlarina 764) karsi isyan etmislerdir.
Her ne kadar seriat dünyasi'nin da güya insan'a deger tanidigi ve akla üstünlük sagladigi sanilirsa da yalandir. Seriat'a göre insan denilen yaratik sadece 'Kul" 'dur; akil ve zeka ise sadece seriat emirlerini bellemek ve izlemekle görevli ögelerdir. Tanri insanlari her bakimdan (aklen ve fikren ya da rizik bakimindan vs) "Yeterli" ve "Yetersiz" olmak üzere farkli niteliklerle yaratmistir. Bununla da kalmamis, ve fakat bir de diledigini dogru yola sokmus ve diledigini de sapittirmistir ; eger istemis olsa her kesi dogru yola sokabilecek iken bunu yapmamis , bazilarini egri yola sokuvermistir (örnegin Nahl 9 ); ya da diledigini müslüman yapmis ve diledigini de kafir kilmistir (örnegin En'am 125). Iktidari halk'a vermemistir; çünkü istemistir ki üstün niteliklerle yarattigi kimseler iktidari kullansin. Halk çogunlugunu demokratik sekilde kendi kendisini yönetsin için yaratmamistir.
Öte yandan iktidar (yani halifelik), yine Tanri'nin emri geregince, Kureys'lilerde kalmalidir. Halife'ler halkin iradesine göre degil Tanri'nin iradesine göre iktidari kullanacaklardir. Halk'in ve kisilerin, bu iktidari sinirlayabilecek "Dogal haklari" yoktur. Toplum'un asayisi, her seyin üstünde bir deger tasir ve her sey bu düzeni saglamak için feda edilmelidir765. Bu düzenin en iyi bir sekilde saglanabilmesi ise halki, korku ve siddet siyasetiyle, seriat emirlerine boyun egdirmekle mümkündür. Ve ne aciklidir ki bu zihniyet , sadece Gazali gibi ilahiyatcilar tarafindan degil fakat al-Farabi ya da Ibn Hazim da Ibn Rüst gibi ünlüler tarafindan da benimsenmistir. Örnegin Ibn Rüst , insanlarin, akil ve zeka açisindan üç ayri kategoride yaratildiklarini söyler: bunlardan bir kismi gerçek diye gösterilmek istenilen seyleri, ancak "güzel konusan" , "belagat" sahibi kimselerin agzindan duymakla kabul ederler; bazilari tartisma usulleriyle ögrenme yetenegindedirler: bazilari ise "kanitlama" ve "tanitlama" ve "deney" usulleriyle gerçekleri bellerler. Bu görüsleri Ibn Rüst , eski Yunan kaynaklarindan ve daha dogrusu Eflatun 'un "Cumhuriyet" adli kitabindan etkilenerek ortaya vurmustur. Imam Gazali de öyle yapmistir al-Farabi ise üçlü ayirim yerine, Aristo 'nun "Organon" adli kitabindan esinlenerek ikili bir ayirim gözler . Ibn Hazim ' da ayni seyi yapar. görüsleri de bu dogrultudadir766.
Her ne kadar mu'tezile mensuplari, Kur'an'in bazi ayet'lerini öne sürerek, kisi'nin "dogru" yola girmek hususunda bir bakima özgürlüge sahip bulundugu görüsüne yönelmis görünürlerse de bunu insan'a deger verdikleri için ya da halk'i özgürlüge kavusturma amaciyle yapmamislardir; sadece Tanri'yi sorumlu durumdan çikarmak için yapmislardir. Yaparken de Kur'an'i, oldugundan farkli sekilde gösterme yolunu seçmislerdir. Örnegin kisi'yi, kendi davranislarini ayarlamak hususunda özgür imis gibi göstermek üzere, Kur'an'in Nahl suresi'nin 9cu ayet'indeki su tümceyi öne sürmüslerdir: "Yolun dogrusunu göstermek Allah'a aittir..." . Yani anlatmak istemislerdir ki Tanri insanlara dogru yolu gösterir fakat bu yola girip girmemek kisi'ye ait bir istir; eger girmemis ise sorumluluk Tanri'ya degil kisi'ye ait'tir. Ancak ne var ki mu'tezile mensuplari bunu yaparken, söz konusu ayet'in sadece kendi iddialarina yararli olan birinci kismini almislar ve fakat gerisini hasir alti yapmislardir. Çünkü ayet'in tamami aynen söyledir: "Yolun dogrusunu gostermek Allah'a ait'tir. Yolun egri olani da vardir. Allah dileseydi , hepinizi dogru yola iletirdi..." (16 Nahl 9 ) Görülüyor ki "dogru" ya da "kötü' yola girmek kisi'nin özgür iradesine bagli bir sey degildir. Fakat mu'tezile mensuplari, sanki kisi'nin özgür seçim hakki varmis kanisini yaratmak icin yukardaki hile'ye basvurmuslardir. Ancak dedigimiz gibi bunu, kisi aklen ve fikren gelissin ve halk yiginlari bu dogrultuda egitilsin için yapmamislardir. Çünkü kisi'nin "insanlik degeri", ve "özgürlügü" ve "dogal haklari" gibi kavramlardan yoksundurlar. Düsündükleri tek sey Tanri'yi sorumluluktan kurtarmak ve daha dogrusu Tanri'ya yaranmaktir. Söylemeye gerek yoktur ki, bu amacla dahi olsa kisi'yi belli bir özgürlük noktasina yükseltmek, yine de kisiler ve halk bakimindan bir gelisme olasiligi saglayabilirdi. Fakat ne var ki seriatci zihniyet, Tanri fikrinin yüceligi fikrinden uzak oldugu için, mu'tezile' nin bu caba'larini dahi engellemis ve Nahl suresi'nin yukardaki hükmünde kisi'lere özgürlük taniyan bir anlam olmadigini ve sadece , Tanri'nin diledigi kisileri "dogru" yola sokacagini ve dilediklerini "sapik" kilacagini açikladigini savunmustur. Islam'da geçerli olan görüs'te bu olmustur. Bu yukardaki örnek, "Aydin" geçinen siniflarin , sirf halki cahil ve özgurlüksüz kilabilmek için Tanri'yi bile "kötülük" yapabilir ve yaptirtabilir durumda göstermekten çekinmediklerinin nice kanitlarindan biridir.