V) Halk'i , aklin "yaniltici" oldugu inanciyla yoguran ve "akilciliga" düsman yapan Aydin.

Seriat ülkelerinin "aydin'lari", halk yiginlarini cehalet'in dogal oldugu yalanlarina inandirmakla kalmamislar, fakat ayni zamanda akil ürünü her seye karsi yabanci kilmislardir. Sarildiklari slogan, aklin yaniltici oldugu ve bu nedenle güvenilmez ve degersiz bulundugudur; iddia'larina göre: "Akil insanlari iyi'ye degil, kötü'ye sürükler ve kisi aklini kullandigi taktirde daima yanilir; akil denen sey kisi'ye, gerçekleri kendi arasin için verilmemistir, sadece Tanri ve peygamber emirlerini bellesin ve uygulasin için verilmistir; bunun disinda aklin yapacagi bir sey yoktur. Insanlar dogru yolu kendiliklerinden bulamazlar; bundan dolayidir ki Tanri onlara seriat dini'ni vermistir; bu din insanlarin yasam kurallarinin tümünü kapsayan bir kurulustur. Bu kural'lari da vahy yolu ile peygamberlerine bildirmistir. Bunun disinda kural ya da gerçek aramak, ya da bu kural'lari tartismak ya da degistirmeye çalismak Tanri'ya karsi suç'tur. Akil yolu ile elde edilen bilgiler vahiy yolu ile elde edilenler yaninda hiç mesabesindedir, ve degersizdir781 . Bu kural'lar belli bir zaman ve belli bir tolum için degil ebediyeler boyunca tüm toplumlarca uygulansin için yollanmistir. Fakat bu din emirlerini halk kendi basina ögrenmege ya da anlamaga kalkismamalidir. Çünkü bunu yapacak kudret ve yetenekte degildir. Tanri bazi insanlara fazla akil ve anlayis vermistir, bazilarina da az. Tanri'nin özel surette akilli olmak üzere yarattigi kimseler, din hükümlerini digerlerine ögretirler Örnegin Kur'an'daki bazi hükümler karisik ve anlasilmaz niteliktedir. Bunun böyle olmasini bizzat Tanri istemistir. Bunlari ancak Tanri'nin ilim'le donatmis oldugu kimseler bilebilir ve halka belletir".

Pek kisa bir özet olmak üzere belirttigimiz bu iddia'lar, seriatci aydin'larin bilinçli ya da bilinçsiz olarak savunduklari ve halk yiginlarina sokusturduklari seyler olmustur. Bunu yapanlar arasinda akilciliga gerçekten düsman olanlar yaninda (örnegin Gazali gibi ) , akilciligin degerini ve nimetlerini takdir edenler de vardir (Farabi, Ibn Sina, Ibn Rüst vs gibi). Bu sonuncular, eski Yunan'in akilci kaynaklarindan yararlanirlarken bütün bu bilgi zenginliginin akil ürünü seyler oldugunu gördükleri halde, akilciligin basli basina bir deger oldugunu halk'tan gizlemislerdir. Örnegin felsefe bilimini, yani "fikirsel spekülasyon" yolu ile olusan bilim dalini, ancak ve ancak Tanri'nin üstün zeka verdigi ve sayilari sinirli olan kimselerin tekelinde imis gibi göstermislerdir. Bunu yaparlarken Tanri'nin halk yiginlarini fikren yeterli yapmadigini ileri sürmüslerdir. Daha önce de gördügümüz Farabi gibi bazilari, akil gücü'nün "iman gücü'ne" oranla daha üstün olduguna inandigi halde, halk yiginlarinin aklen güçlenmesine çalismamislardir. Onlara göre din denilen kurulus, "feylezof" niteligindeki peygamberlerin, cahil halk yiginlarina "sembolik" nitelikteki usullerle gerçekleri belletmesini saglayan bir araçtir. Bundan dolayidir ki, din sorunlarinin, halkin anlayabilecegi sekilde tartisilmasina yanasmamislar, bu tür tartismalari fevkalade tehlikeli bulmuslardir. Su bakimdan ki eger bu yola girilecek olursa halk'in bilgisi ve görüs açisi artar, ve imani zayiflar, dinden kopar diye düsünmüslerdir. Din ile ilgili bulunmayan ve fakat düsünme gücünü arttirabilecek olan bilgilerin dahi fazla doz'da verilmemesini isteyenler çok olmustur. Örnegin Gazali nin ögütleri arasinda: "Matematik bilgileri fazla doz'da verilecek olursa halk' in akli açilir imani zayiflar" seklinde olanlari vardir ki yüzyillar boyunca aydin siniflarin halka uyguladiklari bir formül olmustur.

*

Orta Çag döneminde Bati'da aydin ve idealist siniflar, din kitaplarindaki anlasilmaz görünen hükümleri, halki cahil tutup sömürmek ya da bagnazliga sürüklemek için degil, fakat aksine hosgörülü kilabilmek için kendilerine malzeme edinmislerdir. Su bakimdan ki, bu anlasilmaz ve karisik hükümleri anlasilir hale getirmeye çalismislar ve böylece halki zeka gelismesine sürükleyip din adamlarinin köleliginden kurtarmaya çalismislardir. Daha önceki kesimlerde, XVI ci yüzyil itibariyle Sebastian Frank örnegini ve benzerlerini görmüstük. Seriat ülkelerinin aydinlari ise, her hususta oldugu gibi bu hususta da aksini yapmislardir. Halk'in fikren yetersiz oldugu ve eger akilciliga yöneltilecek olursa bundan tehlike dogacagi, ve halk yiginlari'nin "Tanri tarafindan bilgili olarak yaratilmis olan kimseler ma'rifetiyle din verilerinden haberdar edilmeleri gerektigi" görüsü, seriat ülkelerinde aydin geçinen siniflarin ihanet nedenlerinden birini teskil eder. Çünkü bu görüs, halk siniflarinin din adamlari ve iktidar sahipleri elinde sömürülmelerine vesile yaratmistir. Hemen her dönem itibariyle bu görüsün azili temsilcilerine rastlamak mümkündür. Bir kaç isimle yetinmek gerekirse Ibn Hazim ya da Ibn Teymiyye , ya da Ibn Kudama , ya da gibi bir kaç yazari kisaca burada özetlemek yararli olacaktir.

Kitab al-ahlak va'l-siyar fi mudavat al-nufus adli kitabinda Ibn Hazm (MS 994-1064) 782, Kur'an ve hadis hükümlerinden örnekler vererek, bilgi denen sey'in Tanri vergisi olmak üzere kisilere geçtigini, ve kisilerin bilgi edinme yeterlikliklerinin Tanri inayeti olarak olustugunu, dogustan böyle bir yetenege sahip bulunmayanlarin bilgi edinmeye kalkismamalarini söyler 783. Bilgi bakimindan yetersiz olarak yaratilmis olan kimselerin, fazla bilgi edinmege kalkmamalarini ögütler; nasil ki bazi sert ve kuvvetli ilaç'lar, dayanikli ve güçlü vücud'lari iyilestirirken zayif vücud'lar için tehlikeli olabilirse, ve nasil ki yüksek ates içerisinde yatan hastalara bal ve tatli yedirmek sakincali ise, fikren yetersiz yaratilmis kimselere bilgi vermege çalismak'da, onlarin yararina degil zararina olur. Bu nedenle halki fazla gilgiye bögmak onlarin kötülügüne olur.

Orta Çag Islam dünyasi'nin en büyük din tarihcisi diye bilinen al-Sehristani (1076-11533) Nihayat al-ikdam fi'ilm al-kala adli yapitinda, halk'in Tanri ve peygamber emirlerini hiç düsünmeden, elestirmeden, oldugu gibi kabul etmesi geregini savunurken, Ibn Sina araciligiyle feyz aldigi Aristo' yu ve Eflatun ' u inkar edercesine "ilahi takdirin" kisi davranislarina egemen oldugunu söyler ve : " nerede ki kisi'nin (ve toplum'un ) akil verilerine göre davranir oldugunu izlersek, orada kötülügün egemen oldugunu görürüz" der. Mu'tezile sinifinin akilciligi'na karsi savasmayi dinsel bir görev bilmistir, çünkü mu'tezile inanisina göre eger Tanri kisi'nin tüm davranislarina yön veriyor kabul edilecek olursa, bu taktirde kisi'nin kötü davranislarinin sorumlulugunu da yükleniyor demektir. Anlasilan o'dur ki al-Sehristani, bu sonuca razi'dir, yeter ki akil üstün olmasin 784

Tahrim an-Nazar fi kutub uhl al-Kelam adli yapitinda Ibn Kudama (MS 1146-1223), ayni tema'yi isler ve özellikle Kur'an'in Bakara suresi'nde yer alan : "... Allah hiç kimse'ye gücü'nün yeteceginden fazla bir sey teklif etmez" (2 Bakara 286) seklindeki ayet'i öne sürer. Güya bu ayet, halkin din sorunlarina el atmamasi ve ayet'leri kendi aklina göre anlamaga çalismamasi için inmistir. Kur'an'daki pek çok ayet'lerin, halkin anlayamayacagi sekilde Tanri tarafindan gönderildigini belirten Ibn Kudama, bu ayet'lerin ancak Tanri'nin bilgi verdigi belli kisiler tarafindan ( ki bunlar arasinda imam'lar vs vardir) hazmedilip halk'a anlatilabilecegini ekler 785. Halk'in din hükümleriyle bizzat mesgul olmaga ve bunlari kendi zekasiyle anlamaga kalkmasini, kendi zeka gücünün üstünde bir is olarak görür. Ona göre halk, din isleriyle ugrasacak olursa, ya da din konularini tartisisirsa, ya da bu konularda soru sorarsa her sey kötüye gider , memleket çöker. Halk'in yapacagi sey, iktidar sahiplerinin ve din adamlarinin emri geregince din adina Cihad'a girismek ve ibadet etmektir. Ibn Kudama 'ya göre halk din sorunlariyle ugrasmasin için "Icma-i ümmed" diye bir usul konmustur. "Ulema" diye fikren yeterli bilinen kisiler din hükümlerini halk'a sunarak uygulamayi saglayacaklardir. Bu görüsünü Ibn Kudama , Kur'an'in Enbiya Suresi'ndeki : "Bilmiyorsaniz sorunuz Kitab ehli'nin bilginlerine" (21 Enbiya 7) seklindeki ayet'e dayatir ve Nahl suresi'ndeki : " Sana da, insanlara gönderileni açiklayasin diye Kur'an'i indirdik..." (16 Nahl 43-44) seklindeki ayet'le destekler . Böylece Kur'an'in ancak Tanri tarafindan kendilerine "ilim" verilmis olanlar tarafindan açiklanacagini anlatmis olur.

Oysa ki bu Enbiya suresi'ndeki ayet, aslinda bu maksada yönelik olmak üzere konmus degildir, zira söyledir: " Ey Muhammed! Senden önce de, kendilerine vahyettigimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsaniz kitablilara sorun..." . Bunun gibi Nahl suresi'nde de : "Ey Muhammed! ...senden önce kendilerine kitablar ve belgeler vahyettigimiz bir takim adamlar gönderdik. Bilmiyorsaniz kitablilara sorun..." diye yazilidir. Buradaki "Kitab'lilara sorun" sözleri, "daha önceki peygamber hakkinda onlardan bilgi alin" anlamindadir. Ancak ne var ki Ibn Kudama , halki cahil tutmak ve "Ulema'nin" sultasinda kilmak için isine geldigi sekilde bir yorum bulmustur. . Biraz daha etkili olabilmek için yine Kur'an'in Nisa suresi'nin 69 cu ayet'indeki : "Ve kim Allah'a ve peygamberie itaat ederse...Allah'in nimetleriyle nimetlendirilir..." seklindeki ayet'e sirtini dayayip halk için en iyi ve hayirli davranisin susup oturmak ve kendilerine belletilen din emirlerine boyun egmek oldugunu anlatir 786.

Ma'aric al-vusül adli kitabi basta olmak üzere bir çok yapitlarinda Ibn Teymiyye (MS 1263-1328) , Kur'an ve hadis hükümleri arasinda anlasilmaz ve karisik gibi görünenlerin bulundugunu, ve fakat bunlarin Tanri tarafindan özellikle böyle olsun için kondugunu belirtir. Güya Tanri istemistir ki bu hükümleri her kes anlayamasin da sadece bilgili olmak üzere yarattigi bazi kisiler anlayip baskalarina anlatsin 787.

*