VII) Halk'in Cehaletinde Kendi Mutlulugunu Arayan Seriatci "Aydin" 'in Benimsedigi Formül: "Benim mutlulugumu yapan cehalet bin yasasin ; (cahil'i ve )yoksulu sömürmek, akilli'ya destek olmaktan daha yararlidir..."
Halk yiginlarini cehalet içerisinde tutup sömürme özlemi, tarihin baslangicindan bu yana her toplumda belli siniflar tarafindan sürdürülegelmis olan bir siyasettir. Bu özlem her toplumda "mutlu azinlik" diye tanimlananlar tarafindan kurnaz usullerle gerçeklestirilebilmistir. Bati Orta Çag'inda halkin cehalet içinde yüzmesini isteyen ve bunda basarili olan siniflar kendi mutluklarini ve çikarlarini bu sayede kolaylikla saglayabilmislerdir. Ancak ne var ki bu Orta Çag'da bile, halki cehaletten kurtarmak ve sömürülme ve ezilmelerden kurtarmak için ugrasan insanlik asigi kimseler görülmüstür: hem de her türlü fedakarligi ve hatta ölümü dahi göze alarak. Hepsi de eski Yunan kaynaklarindan yararlanmis olarak halki akilciliga ulastirmak için çalismislardir. Seriat ülkelerinde ise halk, "aydin" geçinen siniflarca , daha ilk anlardan itibaren cehalet içerisinde tutulmak gereken bir yigin olarak görülmüstür. Seriat ülkeleri'nin aydin geçinen siniflari ve din adamlari, sadece bilgisiz, sadece dünya ile ilgisiz ve bu nedenle sadece iyiye gidisi önleyici degil, fakat halk konusunda, sözcügün tam anlamiyle "kötü" olmuslardir. Halkin cehalet ve sefalet içinde mutsuzlugu ve umutsuzlugu ve kendilerine el açar durumu onlarin adeta yasam gücünü saglamistir; hani sanki halkin iztirablarinda kendi mutluluklarini bulmuslardir. Hemen her yüz yil itibariyle bunu belirleyen nice örnekler vermek mümkündür. al-Durra al-Mudia fi'l-davla al-zahiriya adli kitabinda Ibn Sasra, 1389 ila 1397 yillari arasinda Sam'da geçen olaylari özetlerken ve halkin açliktan ve sefaletten nasil kivrandigini belirtirken, yöneticilerin ve onlara yol gösteren aydin'larin nasil bir vicdansizlik ve aldirmazlik içerisinde keyf ettiklerini sergiler 792: insanlar yiyecek, icecek yoklugu içerisinde ölmektedir; susuzluk yüzünden köylerde köylü ekinini ekememektedir. Herkes ümidini Tanri'ya baglamis sadece gökten gelecek kurtulus haberini beklemektedir. Vicdan sizlatan bu durum karsisinda aydinlarin vurdum duymazliklari ve kendi çikarlarindan baska hiç bir sey tanimamalari ibretle izlenecek bir seydir. Osmanli devletinin tarihi buna benzer olaylarla doludur.
* *
Her ne kadar "Ilmi Çin'de de bulsan ara bul" seklindeki kandirmalarla fikirsel gelisme destekleniyormus havasi yaratilmak istenmis ise de, "Ilim" deyimi özgür akil ve arastirma yolu ile elde edilebilecek bir sey degil, fakat gökten indigi farz'olunan seriat bilgilerini kapsadigi içindir ki seriat ülkelerinde halk yiginlari bakimindan fikirsel gelisme olasiligi söz konusu olamamistir. Halkin cehaletinde kendi çikar ve yararlarini bulan siniflar seriat'in: "(Tanri) size daha analarinizin karninda iken diledigi gibi sekil verir..." (3 Al-i Imran 6) seklindeki hükümlerinden baslayip : "Allah kime nur vermemisse bir nur yoktur ona..." (Nur 40) , ya da "Tanri dileseydi her kesi dogru yola sokardi..." (al-Nahl 9) seklindeki ve benzeri sayisiz hükümlere varincaya kadar halk'in aklen ve fikren yetersiz yaratildigina dair olan hükümlere sarilmislar, ve kendilerinin yine bu ayni Tanri tarafindan anlayis üstünlügü ile yaratildiklarini belirtrek kendi saltanatlarini kurmuslardir. Halkin aklen gelisip cehaletten kurtulmasinin bu saltanatlari bakimindan büyük tehlike oldugunu anlamislardir. O kadar Arap atasözleri arasinda yer alacak olan su formülü bulmuslardir: "Cehlun yavluni hayrun min aklin ahulahu..." . Türkçe'ye söyle çevrilebilir: "Arif'i (ya da 'akilciligi') desteklemektense, benim çikarlarimi ve mutlulugumu var eden, benim isime gelen 'Cehaleti' (Halkin cehaletini), desteklemem daha hayirlidir" 793. Daha baska bir deyimle seriat ülkelerinde halkin cehalet içerisinde birakilmasi, bunda kendi hasis çikarlarini bulan iktidarlar ve "aydin" geçinen siniflar bakimindan nimet sayilmistir. Her ne kadar görevlerinin halki güya huzur içinde tutmak oldugunu söylemekle beraber bu huzurun ancak dinsel düzenin ayakta tutulmasiyle mümkün olacagini belirterek, belli etmeden yukardaki formülü uygulamaktan geri kalmamislardir. Cehalet içinde tutmak suretiyle halk'i rahatlikla ve kolaylikla diledikleri gibi yönetme yolunu bulmuslardir; yukardaki atasözüne ekledikleri sudur: "Akil'liya vermektense cahil'den almak çok daha iyidir". 794
* *
Halk'a hizmet, halk'a "hadimlik", halk'i "yetistirmek" fikri diye bir sey bilinmez seriat ülkelerinde. Bilinen sey halk'in "kul" ya da "köpek" sürüleri vs gibi yaratiklardan oldugu ve hiç degilse "inek" olarak sagilmaga ve sirf bu çikarci nedenlerle korunmaga layik oldugudur. Daha baska bir deyimle halki koruma geregi, halkin böyle bir hakka ve sayginliga sahip bulunmasindan degil fakat yönetici güçlerin çikarlarini saglama gereginden dogmadir. Devlet demek halk demek degil, fakat bu çikarci siniflarin bizatihi kendisidir; Devlet'e hizmet demek , halk'a hizmet degil Tanri'ya ve onun yer yüzündeki temsilcisine hizmet demektir. Osmanli Imparatorlugunun en hasmetli dönemi sayilan 16ci yüzyilda, Kanuni Süleyman' in vezirlerinden Lütfi Pasa, gerek Tevarih-i al-i Osman ve gerek asil Asaf-name adli yapitlarinda bu köhne zihniyeti açikça ortaya döker. Devlet'i yönetenlerin ve özellikle vezirlerin görevlerinin ne olmak gerektigini belirtirken halk'a hizmet fikrine hiç yer vermiyerek söyle der: "Vezirlerin her yaptiklari is Tanri için ve Tanri'ya dönük ve Tanri ugruna olmalidir...". 795 Her ne kadar yeteneklik esasina göre memur alinmasini, ve Devlet memurlarinin rüsvet almamalarini, halkin malina dokunmamalarini söylemekle beraber, esas itibariyle devlet'in Tanri'ya dönük bir sorumluluk içerisinde bulundugunu ve bütün hizmetlerin, "Devlet" demek olan padisah'in çikarlari dogrultusunda görülmesi gerektigini hatirlatir . Ona göre halk'in hizmet edilmege deger bir yönü yoktur; fakat halk'tan yararlanabilmek yani onu "inek" gibi sagabilmek için, onu korumak, ve beslemek gerektir 796. Bu görüs daha sonraki dönemlerde Osmanli yöneticilerinin agzinda biraz daha müptezel hale getirilecek ve örnegin 18ci yüzyilda, Sari Mehmet Pasa' nin Nasa'ih ul-vuzera ve'l-Umera adli kitabinda çoban köpegi örnegine dönüstürülecektir. Söylemesine göre çoban köpeginin çoban indindeki yeri ve degeri ne ise, halkin da yönetciler ve aydinlar indindeki yeri odur : "Sultan Süleyman han -'Insanlarin velinimeti kimlerdir?-' diye soru sormak tenezzülünde bulundugunda... (Ulema kendisine su yaniti vermistir)...-'Ziraat ve çifçilikle ugrasan halk velinimettir, çünkü kazandirdiklariyle bizleri beslerler-'...Bundan dolayidir ki hükümetin görevi halki korumaktir..." . 797 Görülüyor ki Pasa'nin deger ölcülerine göre halk, bizatihi bir deger oldugu için degil fakat tipki bir inek, ya da bir çoban köpegi gibi, yararli oldugu için korunmalidir.