VIII) Halk'i hiçe sayan zihniyet "Kamu oyu" kavramindan habersiz kalmistir; ilk kez 19cu yüzyilda, Selim III zamaninda bu soruna yer verir: o da çikarlar siyaseti nedeniyle :

Kamu oyu deyimi ya da halk iradesi kavrami, yüzyillar boyunca seriat ülkeleri yöneticileri ve aydinlari tarafindan bilinen bir sey olmamistir. Halki hiçe sayan zihniyet 19cu yüzyila gelinceye kadar bundan habersiz kalmistir. Kamu oyu deyimi ilk kez 19cu yüzyilin baslarinda, Üçüncü Selim zamaninda, ve o da bazi çikarlar saglamak maksadiyle bu siniflarin agzinda yer almaga baslar. Fakat bu deyimden anlasilan sey gerçek anlamda halkin düsüncesinin ya da egilimlerinin ne oldugu degil, fakat Padisah'in ve Ulema'nin ya da Yeniçeri ocagi'nin görüsleridir. Devlet, halkin degil fakat onlarin keyfine ve çikarlarina uygun olarak yönetilirdi. Bu siniflarin agzinda "Kamu" sözcügü, sadece dis baskilara karsi koymak maksadiyle yer alirdi. Örnegin Fransa'da Napolyon, imparatorlugunu ilan ettigi zaman Fransiz Elçisi, Osmanli yöneticilerinden bu durumu derhal kabul etmelerini, ve eger etmeyecek olurlarsa Fransa'nin savas açabilecegini bildirdiginde, Rus elçisi Babiali'ye gelerek "Reis-ül Küttab"'a (Dis Isleri Bakani'na), eger Osmanli Devleti Napolyon' un imparotorlugunu taniyacak olursa, Rusya'nin buna razi olmayacagini ve 1799 tarihli andlasmayi bozacagini bildirmis, bunun üzerine "Reis-ül Küttab" kendisine: "Bu bir tek 'Imparatorluk' deyimi ugruna savasa girmege halki nasil ikna edebiliriz, ve bir andlasmayi kurtarma ugruna savasa basvurmak gerektigini kamu oyu'na nasil kabul ettirebiliriz?" seklinde konusmustur: "Kamu oyu'na" önem ve deger verdiginden degil fakat Rus elçisine mazeret uydurup bir çözüm yolu bulma kurnazligindan798. Geçmis yüzyillar boyunca halki hiç sebebsiz sayisiz savaslara sürüklerken "Kamu oyu"'ndan söz etmeyen bu çikarci zihniyet'in simdi birden bire böyle bir agiz takinmasi acaib'tir.

Hatirlatalim ki Osmanli tarihi, tipki diger seriat ülkeleri tarihi gibi, savas üstüne savaslar, kan akitmalar, bir hiç ugruna insanlari kaziga çaktirtmalar, bogdurtmalar ya da buna benzer hunharliklarla doludur. Ancak ne var ki hükümdarlarin ve iktidarlarin bu vahset yollarina, ve bu insanlik disi davranislara basvurmalarina karsi ses çikaran olmamistir; aksine Ulema diye bildigimiz aydin'lar ya da din adamlari, çogu zaman bu davranislarin kiskirticisi olmuslardir. Bütün bu isler onlarin fetvalariyle olusmustur. Aydin geçinen siniflar ve din adamlari bu konuda tam bir isbirligi halinde kalmislardir. Bir baska kitabimizda 799 iktidar sahiplerinin halka karsi insafsiz ve gaddar davranislari dogal saydiklarini, ve onlari bu inanis içerisinde tutanlarin genellikle bu siniflar oldugunu, ve bu gelenegin seriat uygulamasi olarak daha ilk anlardan itibaren baslamis bulundugunu belirtmistik. Daha Hicret'in 95ci yilinda Irak'da valilik yapan al-Haccac'in, halki yildirmak amaciyle yüzyirmi binden fazla insani, kaziga kakmak, ellerini kollarini ve kafalarini dogratmak suretiyle öldurdügünü Arap kaynaklarindan ögrenmek kolaydir 800.