IX) Halk'i cehalet'ten çikarmak ister görünenler dahi Cehalet"'i "fazilet" gibi tanimlama kurnazligindadirlar ;

Seriat ülkelerinde, aydin bilinen siniflarin halk'i cahil halde tutabilmek amaciyle basvurduklari kurnazliklardan bazilarini yukarda özetledik. Bunlara eklenebilecek bir digeri daha vardir ki o da cehaleti fazilet niteliginde gösterme ve yüceltme cabalaridir; hem de öylesine ki geri zekaliligi ya da "bunakligi" ve "budalaligi" ve "ahmakligi" dahi övgüye layik bulanlar olmustur. Örnegin sekizinci ve dokuzuncu yüzyil Islam dünyasi'nin en bilgili, ve fazilet ve ahlakilik bakimindan en üstün imamlarindan biri sayilan Imam Ibn Idris as-Safi (MS 767-820), halk'a "Tanri budalalara rahat ve zevkli bir yasam saglar" tavsiyesinde bulunurdu. as-Safi 'ye göre para bollugu ve varlik denen sey, her kapiyi açan, ve her seyi elde etme olanagini saglayan bir güç kaynagidir. Ancak ne var ki Tanri, sevdigi kullarini yoksulluk ve cehalet içerisinde zevkli ve rahat bir yasam sürebilmeleri için bu güç kaynagindan uzak kilmistir . as-Safi 'nin düsman kesildigi kisilerin basinda sair'ler vardir, çünkü sair'ler, güçlü kalem'leriyle, tipki tehlikeli yilanlara benzerler; yazdiklari siir'lerle düsünce zehirini ortaya dökerler 801. Bütün bu yönleri nedeniyle Ibn Hallikan , "Büyük bilgin" diye tanimladigi as-Safi 'yi göklere çikarir. Daha sonraki dönemlerde bu tür görüsleri savunanlar ve "yoksul'lugun" ve "fikren geri kalmisligin" ve hatta "ahmakligin" övgüsünü yapanlar çok olmustur, ki aralarinda Gazali 'ler, Niffari 'ler , ve Ibn Tufeyl 'ler ve Celaleddin-i Rumi 'ler ve daha niceleri bulunur.

Onuncu yüzyil'in taninmis mutavviflarindan al-Niffari , Tanri için ne makbul kisilerin " kendine özgü görüsleri ve düsünceleri olmayan" kisiler oldugunu söyler. Mavakif ve yine bunun kadar ünlü Muhatabat adli kitaplarinda, seriat hükümlerini aklini kullanarak elestirmege girisecek olan bir kimse'nin Tanri'nin sevecegi kimse olamayacagini ekler802.

Daha önce de çesitli vesilelerle degindigimiz gibi Gazali, halk'i fikren gelistirmenin tehlikeli bir sey oldugunu söylerdi. Eyyehülveled adli kitabinda, halk bakimindan fazla bilgi edinmenin gereksiz oldugunu belirtirken gençlige su ögüt'te bulunurdu: "Ey ogul... luzumundan fazla okumaga ve fazla sey ögrenmege hacet yoktur...O halde bütün sözlerini, bütün davranislarini seriat'a uydur . Çünkü ... seriat'a uymayan ilimler (yani akla uyan...çalismalar , dogru yoldan sapma sonucunu dogurur) ve Tanri'dan uzaklasmaga vesile (yaratir)". 803 Hatirlanacagi gibi Gazali 'nin en büyük düsmanligi özgür akla karsi idi; halkin akilci yoldan aydinliga kavusmasi halinde iman yoksunlugu içerisinde düsecegini söylerdi; iman kaybolmasin için halk'i cehalet içinde tutmaktan baska çozüm yolu bulunmadigini düsünürdü.

Ister içtenlikle ya da ister sözde olsun, halk yiginlari için "ahmakligi" ve "anlayis kitligini" fazilet imis gibi gösterenlerden biri de Celaleddin-i Rumi 'dir. Nasil ki Imam Malik, daha 8ci yüzyilda akli yok farz'edip "Hüküm verirken ben hiç aklimi kullanmam" diyerek övünür idiyse, ve nasil ki ondan daha ünlü Imam Gazali , halka ve gençlige "Fazla okuyup ögrenmege gerek yoktur" seklinde ögüt verir idiyse, onlar kadar "bilgili" sayilan Celaleddin-i Rumi 'de Mesnevi adli yapitinda ahmakligin adeta övgüsünü yapardi. Bu konuda onun su satirlarini okurken sasirmamak mümkün degildir: "Nice bilgi, nice zeka, nice anlayis vardir ki yolcuya bir gülyabani, bir harami kesilir. Cennetliklerin çogu ahmaklardir. Çünkü böylece feylezoflarin serrinden kurtulurlar. Kendini faziletten de üryan hale getirirler, saçma seylerden de...Anlayisli olmak...niyazin ziddidir. Anlayisli olmayi birak, ahmaklikla uzlasmaya bak. Anlayisi hirs ve tamah tuzagi bil. Temiz kisi'nin seytan gibi akilli olmakla ne isi var?..." 804

Katib Çelebi adiyle Osmanli tarihinde ün yapmis olan yazarimiz, tipki kendisinden öncekiler gibi, halkin aklen yetersiz olup bilgi edinme olasiligindan yoksun bulundugunu, ve eger halka akilci bilgiler verilmege kalkilacak olursa, bunun çok olumsuz sonuçlar doguracagini, ve esasen halk'in kendisinin de fikren gelisme hevesinde olmadigini söyler. Mizan al-hakk fi'htiyar al-ahakk adli ya da diger kitaplarinda Katib Çelebi ' halki felsefi gerçeklerden haberdar etmenin tehlikelerine deginir. Bundan dolayidir ki halka va'z veren din adamlarina su ögütte bulunur: "Halk'in anlayisinin üstüne çikacak sekilde hassas konulara girmeyiniz. Mutasavvif'larin kullandigi dili kullanmayiniz ve örnegin -'Uhreviyet ve hasmet alemleri-' gibi (halk bakimindan gereksiz) deyimleri ele almayiniz... Sizi dinleyen halk çogunlugu fikren anlayis gücü'ne sahip degildir ve cehaleti bilgiye dönüstürecek akilci olanakalrdan yoksundur. Akla yatkin sekilde konusacak olursaniz onlarin düsmanligini kazanirsiniz..." 805 .

*

Yüzyillar boyunca "Ulema" adiyle "aydin" diye geçinen siniflar : "Halk aydinlanirsa devlet çöker, din elden gider" düsüncesiyle halkin gerçek anlamda egitilmesine yanasmamislardir. Matbaa'nin alinmasina, ya da din verilerinin halkin anlayacagi dilde okutulmasina karsi gelmislerdir. Toplumun cehalet içinde yüzmesi nedeniyle devlet'in çökmekte oldugunu sezenler ve egitime önem verilmesini isteyenler çikmamis degildir. Örnegin 17ci yüzyilda, dördüncü Murad 'in güvenine sahip Koçi Bey , Imparatorlugun zayiflamasi nedenlerinden söz ederken bunu, bir yandan Yeniçeri kurulusu'nun bozulmasinda, ve diger yandan da egitim'in ihmale ugramasinda buldugunu söylerdi. Yeniçeri kurulusunun bozulmasina sebeb olarak devsirme usulundeki gevsekligi gösterir ve ilk baslarda Rumeli bölgelerindeki hiristiyan ailelerinin çocuklarinin ocaga alinip müslüman kilindiklari varid iken, sonradan bu usulün terkedilip müslüman aile çocuklarinin (ve özellikle Türk asilli elemanlarin) alinir oldugunu sikayet konusu yapmistir. Halk'in cehalet içerisinde kalmasi sorumlulugunu da Ulema'nin omuzlarina atmistir. Katib Çelebi 'de egitimin savsaklandigindan ve medrese egitimin bozukluglugundan yakinirdi. Küçük Said Pasa, 1880 yili Agustos'unda Padisah'a sundugu muhtarasinda, halkin cehalet içerisinde bulunmasinin Imparatorlugun çöküsüne sebeb oldugunu anlatmistir. Bunu yaparken oldukca ilginç bir noktaya parmak basmistir ki o da Imparatorlugun "Gayri müslim" tebasi'nin, kendi özel kuruluslari ve örgütleri sayesinde egilmekte olup bu nedenle müslüman teba'ya nazaran çok daha ileri durumda bulunduklaridir. "Hatirat" ' inda ortaya vurdugu bu görüsleriyle anlatmak istedigi su olmustur ki eger iyi bir egitimden geçirilmis kusaklar yetismeyecek olursa ne Devleti yönetecek elemanlar ve ne de ordu'yu ayakta tutacak kumandanlar bulunmayacak ve her sey yok olacaktir 806. Fakat onlar dahi halki gerçek anlamda fikren gelistirici usullerden yana olmamislardir. Ister göründükleri sey "laik egitim" degil fakat seriat egitimidir. Içlerinde halk'in okur yazar olmaktan ileri gitmesini dileyen pek görülmemistir. Oysa ki sadece okuma yazma ögretmekle fikirsel gelismeyi saglamak mümkün degildir. Nitekim Bati halk'larinin fikren ve kültürce gelismesi pek çesitli usullerle olmustur ki bunlar arasinda akilci egitimi yerlestirmek, ve bu arada din kitap'larini halkin anlayabilecegi dil'e çevirmek, din konularini akil süzgecinden geçirtmek ve halk önünde ve halk tarafindan tartisilabilir hale getirmek, ve bütün bunlardan gayri tiyatro, resim, heykelcilik, müzik ve benzeri san'at dallariyle insan aklinin ve zekasini sinirsiz gelismelere yöneltmek.

Söylemeye gerek yoktur ki bu usullerden hiç biri seriat halklari bakimindan olanak içi sey'ler sayilmamistir, çünkü seriat bütün bu alanlarda yasaklayici hükümler getirmistir. Kur'an'da bütün gerçeklerin Tanri tarafindan bildirildigi ve vahy yolu ile gönderilen verilerin akil verilerine üstün oldugu, ve Tanri'nin Arap'lar arasindan kendisine bir elçi seçtigi Arapca dilinde emirler gönderdigi yazili ve esasen din hükümlerinin tartisilmasi yasak kilindigi yazili bulundugu için laik egitim diye bir sey söz konusu olamamistir. Öte yandan musiki, resim, heykelcilik, tiyatro vs gibi seyler, yani insani fikren gelistiren her sey yasaklandigi için , bu açidan da halkin fikren gelismesine olanak kalmamistir. Halkin cehaletinden yakinan kimseler dahi seriat yasaklarina karsi gelmeyi göze alamadiklari için, seriat egitiminden baska bir egitim yolunu tavsiye edememislerdir. Çünkü böyle bir tavsiyede bulunmanin kendilerini cellad'in kilici altina sokacagini ya da halkin gazabina ugratacagini düsünürlerdi. Nitekim vaktiyle buna benzer görüslere heves edenlerin nasil bir akibete ugradiklarini ve örnegin, Ibn Akil' in , sirf "Ictihad kapilari kapanmasin" için daha 11ci yüzyilda giristigi caba'larin kendisine neye mal oldugunu bilirlerdi. Hatirlatalim ki "mu'tezile" temsilcilerinden olan Ibn Akil , din üstadi diye geçinen imam'larin halk'a belletikleri kural'larin körü körüne uygulanmamasini ve çünkü bu kisilerin yanilmis olabileceklerini ve din hükümlerini onlarin takdirine birakmanin dogru olmadigini söylemistir. Bu görüsleri yüzünden dinsizlik damgasini yemis ve ölümlerden kurtulmak üzere kaçacak delik aramistir. Daha önce de degindigimiz gibi halk önünde "yanilmis" oldugunu söylemek suretiyle ölümden kurtulmustur.

Halki akilci yoldan egitmenin tehlikeli oldugu görüsü yirminci yüzyil'in ikinci yarisinda dahi Islam ülkeleri aydinlarinca paylasilan bir görüs olmustur. Sasirtici olan sudur ki aydin diye geçinen bu siniflar, halk'in egitim'den önce olgunlasmasina bel baglamis gibidirler; sanki olgunlasma egitimsiz olabilirmis gibi. 1958 yilinda Iran'da Egitim Bakanligi yapmis olan Profesor Issa Sadik'in su sözlerini dinleyelim: "...Yasamini kazanacak bir durumda bulunmayan, kendi toplumunun sorunlarini anlayacak yeterlikten yoksun ve henüz yurttaslik niteliklerinden uzak bulunan kimselerin okumuslugu son derece tehlikelidir!" 807

*