2) Halk'i Aklen ve Fikren Bos Fakat Bedenen Mesgul Tutmak Suretiyle Cahil Yiginlardan gelebilecek Tehlikeleri Önleme Kurnazligi:
Roma'li Publius Nasica , Roma halkini bedenen mesgul etmek için devamli sekilde savas gemileri insa ettirir, ve halki bu islerde kullanirdi. Bunu, distan gelebilecek saldirilari önlemek ya da fetih siyasetini gerçeklestirmek düsüncesiyle yapmazdi. Çünkü Publius 'un ürkdügü ya da çekindigi sey dis tehlike degil iç tehlike idi: kendi ülkesinin insanlarinin issiz gücsüz kalmasi bos durmasi idi 809. Insan oglunun fikren atil kalmasi ve vaktini dolduracak bir seyler bulamamasi kadar tehlikeli hiç bir sey olmadigini bilirdi.
Insanlik tarihinin ortaya vurdugu gerçeklerden biri de sudur ki halki cehalet içinde tutmak isteyenler, yani iktidar sahipleri ve din adamlari ve onlara destek okumuslar sinifi, böylesine hayvan kertesinde bulundurduklari halkin, cehalet nedeniyle kendileri için tehlike olabilecegini hesap ederek, bunu önlemenin usullerini düsünmüslerdir. Çünkü her ne kadar cehalet denen sey, halk yiginlarini uysal yapar ve sömürüye boyun eger durumda kilarsa da, ayni zamanda her an saldiriya hazir bir hayvan niteligine sokar. Bunun böyle oldugunu bildikleri içindir ki halki çesitli yollarla oyalama usullerini aramislardir. Bu usullerin basinda halki ibadetle mesgul etmek kurnazligi yer alir; bundan baska halki yari aç ve yoksul halde tutma siyaseti vardir: ya da spor gösterileri tertipleyerek bu diger usulleri pekistirmek mümkündür. Bütün bu usulleri uygulamak suretiyle halkin "kötülük" düsünmege, isyan etmege vakti kalmayacagi sanilmistir. Romali Publius ' un bu tür düsüncelerini , biraz daha verimli sekle dönüstürmek isteyenler "emek sarfini" ve "çalismayi" dinsel kiliga sokmuslardir. Örnegin 16ci yüzyilda Calvin 'in yaptigi bu olmustur. Oysa ki seriat uygulamasinda bu konuda basvurulan usuller oldukca ilkel ve sakincali nitelikte olmustur. Zira seriat zihniyeti, bir yandan emek ve çalisma yoluna önem veriyormus gibi görünürken, diger yandan da yeryüzü yasamlarinin gereksiz ve degersiz oldugu inanislarini güçlendirmis ve halkin cehaletine güvenmistir. Bu konuyu diger kitaplarimizda ele almis oldugumuz için burada fazla durmayacagiz fakat kisaca hatirlatalim ki Kur'an, dünya yasamlarinin degersiz oldugunü ve bu yasamlarin sadece bir oyun oldugunu ve ahiretin daha hayirli bulundugunu belirten, ve esasen rizk'in Tanri'dan geldigini ve kisi'nin çalismasina göre degil fakat Tanri'nin keyfine ve dilegine ve takdirine bagli oldugunu öngören hükümlerle doludur 810. Seriat ülkeleri halk'larinin miskinliginin ve ataletinin ve pejmürderliginin ve cahil'liginin nedenlerini bu hükümlerde aramak gerekir. Böylesine cahil ve fikren miskin hale getirilen seriat halklari'nin, bir yandan siddet ve yildirma usulleriyle sindirilmesi, ve diger yandan da "ibadet" ve "cihad" (din adina savaslar) yolu ile mesgul edilmesi gerekli görülmüstür. Fakat sunu bilhassa belirtmek yerinde olacaktir ki, halk'in bos vakte sahip olup düsünme olasiligina ulasamamasi için seriat sisteminin buldugu en etkili usul ibadet'tir; yani kisileri dua ederek, namaz kilarak günlerini geçirmeye sürüklemektir. Kur'an'a göre insanoglu için zaman denilen seyi degerlendirmenin en güzel, en yararli, en verimli ve bereketli yolu namaz kilmak, dua etmek, Kur'an'i ezberlemektir. Hacc farizesini yerine getirmek bunun bir diger seklidir. Faziletli olmanin ve Cennet'lere ulasmanin en birinci yolu bunlardir. Kur'an'dan baska okunacak kitap olmadigina, namaz'dan ve haci olmaktan baska yapilacak bir sey bulunmadigina inandirilan müslüman halk yiginlarinin, kendilerini yöneten ya da sömüren siniflara karsi, kendi hak ve özgürlükleri adina ayaklanmalari ve tehlike yaratmalari elbetteki mümkün degildir. Nitekim 1400 yillik Islam tarihi içerisinde müslüman halklarinin, hiç bir zaman özgürlük adina isyan ettikleri, ihtilal yolun seçtikleri görülmemistir. Fakat hemen ekleyelim ki müslüman halklari bedenen mesgul etmenin diger etkili bir yolu bulunmustur ki o da din adina savaslar yani "Cihad" 'tir . Islam dünyasi'nin büyük bilgin ve düsünür olarak yücelttigi kimseler, halki din adina savas fikriyle yetistirmislerdir. Ibn Sina gibi bir bilgin dahi, halk yiginlarinin ibadet usulleri yaninda cihad'a katilmak suretiyle hem manen ve hem de maddeten mesgül edilebilecegini söylemekten geri kalmamistir. Müslüman halklar, Muhammed 'ten bu yana farkli din'dekilere, yani "Kafirlere" ve "Müsriklere" karsi savasarak hem bedenen mesgul durumda tutulmus, ve hem de asil büyük bir tehlike kaynagi sayilan"düsünme" geleneginden uzak kilinmistir. Savas yolu ile elde edilen ganimetleri ( esirleri, kadinlari, mallari vs) paylasmak kadar kisileri ve halklari sevindiren, mutlu eden ve bu mutluluk ugruna beseri degerlere sirt çevirten ne vardir ki?
Fikren geri ve ilkel halk yiginlarini ibadet'le ve savas hevesleriyle mesgul etme usulleri, seriat ülkelerinde "üç ayakli güç" sayilan iktidar sahiplerinin ve aydin geçinen siniflarin ve din adamlarinin ortak siyaseti olmustur.
*