XI)Batili Aydin Kendi Toplumunu kültür Bakimindan Gelistirirken ve Fikren ve Ruhen Insanilestirirken, Seriatci Aydin Aksini Yapar.
Islam ülkelerinde seriatci'nin en büyük endisesi, halkin kültür seviyesinin yükselmesi, okumayi sevmesi, okuduklarini anlayabilir hale gelmesi iken, Bati'da aydinlar için amaç, aksine halkin okur-yazarligini gelistirmek ve din verileri disindaki akilci b'lgilerle donatmak olmustur. Nitekim "Renaissance" dönemi ile birlikte ilk kez halktan kisilerin kitap okuma olanaklari önem tasimaga baslamistir. Halk'a hitap eden kitap'lar ve dergiler ve risaleler sayesinde halkin bilgisi ve görgüsü artar olmustur. 16ci yüzyilin ortalarinda Bati'da, örnegin Ingiltere'de, halk'in okumaya karsi büyük bir ilgi gösterdigi görülür. Kiraliçe Elizabeth döneminde bu ilgi halktan kisilerin, kültür sayesinde kendi kendilerine önem ve deger verir olmalari yolunu açar; koyun sürüsü olmaktan kurtulmanin mutlulugunu duyarlar. Fikir ve kültür bakimindan gelisme ile birlikte, "Kamu Oyu" olusmaga baslar 830.
Bati halklarinin uygarlasmasi, ruhen incelmesi ve insanilik yönünden gelisir olmasi, Batili aydinlarin özellikle su son üç yüz yillik cabalarindan dogma bir sonuçtur. Daha önceki dönemlerde fikir ve kültür gelismesi belli bir sinifa münhasir iken, bu gelisme yavas yavas halk'tan siniflara geçer olmustur. Bundan üç yüz yil öncelerine gelinceye kadar kaba ruhlu ve görgüsüz halde bulunan yiginla su son üçyüzyillik süre boyunca gözle görülür bir ilerleme kaydetmislerdir. 18ci yüzyil Ingiliz toplumunun yasamlarini ve zevklerini inceleyen bir yazar, halkin gaddarliga ve vahset davranislarina düskünlügünü belirtirken, ölüm cezalarinin (örnegin idam'larin) yerine getirilmesini seyreden halki söyle anlatir: "Idam cezalarinin infazini seyretmek üzere toplanan halk...kalabaligi arasinda kadinlarin ve gençlerin büyük sayida yer aldigi görülürdü... Bu infazlari seyretmek üzere çocuklar bile getirilirdi. Toplumun en alt tabakasi sayilan gece kondu halki, kuskusüz izleyicilerin çogunlugunu olustururdu...John Laurence'in yazdiklarina göre bu infaz'larda son derece korkunç ve yürek sizlatan sahneler olurdu. Idama mahkum edilen kisi'nin bogulurken çektigi iztirab ve azab, bu manzarayi seyreden halki sonsuz bir zevk'e bogardi. Halk bunu ayakta sabirsizlikla ve doymak bilmez sekilde izlerdi. Iskenceye sokulan kimsenin parça parça edilmesi, ve vucudunun uzuvlarindan birinin koparilmasi sirasinda halk'tan alkislar ve mutluluk haykirislari duyulurdu....Bu arada halktan kisilerin, idam edilmekte olan ya da iskenceye sokulan kimseye karsi küfürler savurduklari görülür ve bu lanetlemeler vahset havasini biraz daha yogunlastirir, ve zavalli mahkum'un son dakikalarini daha da çekilmez bir hale sokardi... Böylece halk, iskenceye sokulan kimsenin can verisini sonsuz bir zevkle izlemis olurdu..." 831.
Buna benzere seyler Fransa'da da böyledir. Giyotin usulü Fransa'da ilk kez 1792 yilinda uygulanmaga baslamistir. O zamana dek idam'lar, mahkum kisinin kafasinin kasatura ile kesilmesi seklinde olurdu. Halk bu infaz'larda kalabalik yiginlar seklinde hazir bulunurdu. Halkin en büyük eglencesi, gaddar usullerle kafasi kesilen mahkumlarin can çekisini seyretmek idi. Söylendigine göre 1626 yilinda Comte de Chalais' nin idami sirasinda cellad 29 kez baltasini mahkumun ensesine indirmis ve fakat koparamamis ve ancak otuzuncu darbe'de basarili olabilmistir; her balta darbesini halk alkislarla ve coskun haykirislarla karsilamistir. Öylesine ki yillar boyu bu "zevkli" manzarayi unutamamistir. Ve iste bundan dolayidir ki idam cezalarinin balta ile infaz yerine, 1792 yilinda giyotin usulu ile infaz sekli yerlestiginde halk bu yeni usulü yeteri kadar gaddar ve hunhar ve dolayisiyle zevk verici bulmamis ve bu nedenle o eski infaz usullerinin özlemini duyar olmustur 832. Ve iste iskenceye sokulan ve kafalari kesilen kisilerin can çekismesini zevkle seyredebilen bu ayni halk, aydinlarin elinde egitile egitile bir gün gelecek, degil insanlarin ve fakat hayvanlarin öldürülmesini dahi seyredemeyecek kadar ince ruhlu, hassas ve insancil olacaktir. Bir vakitler gaddarliktan , hunharliktan sonsuz zevk alan bu ayni halk, hem de kisa denebilecek bir zaman sonra, idam cezalarini bile insanlik disi nitelik tasidigini ve kaldirilmasi gerektigini anlayacaktir. Ruhen ve vicdanen gelisen halktan çikma kisiler, su ya da bu nedenle savasa katildi diye kendi hükümetlerine ve hatta toplumlarina küsüp kafa tutacaklardir. Fakat onlari daima etkileyen yine aydin'lar olacaktir. 17ci ve 18ci yüzyillarda Bati'nin bir çok ülkelerinde gerçek aydinlar, kendi mensup bulunduklari toplumlari, sirf insanilessinler için, azaralamaktan geri kalmayacaktir. Örnegin J.J.Rousseau , her ne kadar Türkleri yakinen tanimamakla beraber : "Neden Türkler bizden daha insanidirler" diyerek kendi toplumunu insanilik örnekleriyle etkilemek isteyecektir. Daha sonraki bir dönemde Rusya gibi bir ülke'de Tolstoy gibi yazarlar "Savunma amaciyla bile olsa öldürmenin suç oldugunu" haykiracaklardir. Bati örneklerinden yararlanarak Asya gibi geri kalmis ülkelerde ve örnegin Hindistan'da bile Gandi gibi insanlik asigi bir kimse çikacak : "Eger indistan su ya da bu nedenle silaha sarilacak olursa, benim kendi ülkem olmaktan çikar" diyerek kendi halkini insanilestirmeye çalisacaktir. Örnekleri çogaltmak kolay.
Kisilerin ve toplumlarin yasamlarinda yüzyillar boyunca olumsuz davranislar içerisinde bulunan Klise, ve kendi saltanatlari ugruna halki cahil ve sefil birakmak hususunda diger çikarci siniflarla isbirligi yapan din adamlari bile, yine aydinlarin dürtmesiyle, gelisme cabalarina katkida bulunabilmislerdir. Özellikle güzel sanatlar'a yer vermek suretiyle insan varligini ruhen inceltip yari hayvan niteligindeki insan niteligine sokmak hususunda Klise'nin önemli bir rolü olmustur: Klise'nin dis ve ic mimarisi, gözleri kamastiran dekorlari, resim ve heykelcilik san'ati'nin saheserleriyle dolu duvarlari, dini merasimlerin sasaali görünümü ve buna benzer seyler, en kaba ruhlu, en basit görüslü, en hayvana yaklasik kisileri bile etkilemek ve onlari "insan" haline getirmek, ve daha iyi bir dünya yasami hayali içine sürüklemek bakimindan etkili olmustur 833.
Öte yandan Batili aydin, resim, heykelcilik, musiki, tiyatro gibi güzel san'atlarin her dali araciligi ile halkin kültur ve zeka gelismesine katkida bulunmustur. Orta Çag döneminde bile kendi insanlarini bu yoldan uygarlastirmaga çalismistir. Bati ülkeleri halklarinin fikir ve akilcilik gelismesinde tiyatro'nun oynadigi role deginen bir yazar söyle der: "Okuma gelenek ve zevkine sahip olmayan halk'larin fikir gelismesinde tiyatro kadar büyük etki yaratan ve egitim ve ögretim kaynagi olan bir baska san'at kolu yoktur..." . 834 Yazarin kanisi sudur ki Bati halklarinin ruhen gelismesinde Kilise, yukarda belirttigimiz yollardan etkili olurken, tiyatro san'ati'da akil ve zeka gelismesi yönünden is görmüstür. Tiyatro yazarlarinin felsefi gorüsleri halk'a, halk'in anlayabilecegi tarzda asilanmistir; dil ve edebiyat bu alanda fevkalade olumlu sonuçlar yaratmistir; halk "Hümanizma" nin ne oldugunu, ve insan varliginin nasil bir degere sahip bulundugunu bu yoldan anlamistir . Örnegin Ingiltere'de Shakespeare'in etkisi sinirsiz olmustur: "Nasil ki eski Yunan'da büyük heykeltras'lar, o dönemin san'at anlayisina insan varliginin çesitli niteliklerini, o tanimlanmasi güç ustaliklarla ve Doga'ya en yatkin bir uyarlilikla sokabilmislerse, (Shakespear'de) Ingiliz edebiyatina ayni ustaligi getirmistir..." 835 Hatirlatalim ki eski Yunan'da tiyatro sanati, halki fikren yetistiren bir okul durumunda idi. Bati dünyasinin aydinlari, eski Yunan'dan gelme bu uygulamayi Orta Çag döneminde bile sürdürmüstür.
Bu arada Kilise, geçmis yüzyillar içerisindeki bütün kötülüklerine ve melanetine ragmen yine de sosyal yasamlarin çesitli alanlarinda bir "Egitim" kurulusu isini görmüstür: Konferans'lar, seminer'ler yolu ile mahalli ve milli sorunlarin görüsüldügü, kisilerin siyasal ve sosyal düsüncelerini ortaya dökebildigi, ve müsiki ve diger san'at gösterilerinin tertiplendigi bir yer olmustur. Daha baska bir deyimle Kilise, sadece kuru bir ibadet yeri ya da din adami'nin va'z ve hutbe yolu ile görüslerini, tek tarafli olarak din saliklerine asiladigi bir kürsü degil fakat ayni zamanda dünyevive uhrevi konularda halkin egitimine yardimci olan bir kurulus olmustur. Oysa ki seriat ülkelerinde buna benzer bir sey görülmez, çünkü seriat dini, insan'i "insan" haline getiren ne varsa her seyi yasaklanmistir: resim ve heykelcilik yasaktir, musiki yasaktir; tiyatro yasaktir, halktan kisiler için felsefi konularda ve din ve dünya sorunlari alaninda konusmak ve tartismak yasaktir. Cami denen yer tüm bu faaliyetlerden uzaktir : orasi "mü'min'lerin" namaz kilip dua etmelerini, ve imam'in söylediklerini (hiç tartismadan, hiç soru sormadan) koyun sürüsü gibi dinlelerini mümkün kilan bir yer olmustur.836 Va'z veren imam'in konusmalari da seriat hükümleriyle sinirlidir. Bu hükümler arasinda seriat dininden gayri din olmadigi ve baska din'den olanlarin sapik sayilmasi ve "müsriklerin nerede gorülürlerse derhal öldürülmeleri" ve "Kitab ehline karsi, hak dinini kabul etmelerine ve cizye vermelerine kadar cihad açilmasi" gerektigi, kadinlarin aklen ve dinen eksik yaratildiklari, köleligin ya da "Hülle" ve "Kisas" gibi seylerin Tanri emri oldugu, ya da ölü ile ve hayvanla cinsi münasebette bulunmanin kaza orucunu gerektirdigi, ya da esek'lerin seytan gördükleri zaman anirdiklari, ve anirinca Tanri'nin adini anmak gerektigi ve çünkü peygamber'in emrinin bu oldugu, ve buna benzer daha nice seyler belletilir
Bundan dolayidir ki cami'de yetismis insanlarda fikir ve zeka gelismesi görülmez. Islam'da bir zamanlar uygarlik oldugu söylenir. Daha önce de belirttigimiz gibi bu uygarlik, seriat'dan yararlanmak suretiyle degil ve fakat eski Yunan kaynaklarindan yararlanmak sayesinde olusmus olan bir seydir ve bu dönemlerde dahi seriat halklari son derece cahil, bagnaz ve ilkel durumda tutulmuslardir. Halki bundan kurtarmak hususunda Aydin siniflar bir sey yapmamis, aksine halki din adaminin melanetiyle basbasa birakmistir.Bundan dolayidir ki Cami, hemen her firsatta cahil yiginlari, her türlü yenilik asamasina ve çogu kez aydinlara karsi kolaylikla ayaklandirma yolunu bulmustur.
*