XII) Batili Aydin, Kendi Toplumunu Demokratik Düzene Yükseltmek Isterken, Seriatci "Aydin" , Aksini Yapar ve "Mutlak Hükümdarlik" (Istibdat- Zulm) Rejimlerini Destekleyerek Halk'i , "Totatliter" Yönetime Boyun Egdirtir:
Fikir ve kültür bakimindan gelistirilmeyen ve daima hakir görülen seriat halklarinin özelligi, "Totaliter" sistemden ve "Istibdat" yönetiminden baska bir devlet ve hükümet seklini kabul etmeyip despotik ve akil ve mantik ve ahlak disi eylemleri dogal görmek, ve iktidarin en sert ve hasin sekline gönül rahatligiyle boyun egmek, ve her türlü gelisme fikrinin karsisina yobaz zihniyetle dikilmek ,her türlü degisiklige karsi direnmek, ve buna benzer olumsuzluklar içerisinde yuvarlanip gitmek olmustur 837. Hemen belirtelim ki despotik nitelikteki iktidar uygulamalarina boyun egmek açisindan seriat halklari görülmemis bir uyarlik göstermistir; bunun da sorumlulugu yine aydin bilinen siniflarin omuzlarindadir. Oysa ki Bati'li aydin kendi toplumunu zulme karsi dikilebilecek sekilde hazirlamistir: halk'a su inanci asilamistir ki insan'in dogustan sahib oldugu haklar vardir ve bu dogal haklara çigneyen her iktidar zulum ve istibdat yapiyor demektir ve böyle bir iktidara karsi isyan etmek, ve dogal haklara riayetkar yeni bir iktidar getirmek gerekir. Bilindigi gibi bu inancin kökleri çok gerilere, eski Yunan'a iner. Milad'tan 450 yil önce, Sofokles'in yazdigi Antigon adli piyes'te dogal haklar kavraminin izlerine rastlanir. Bu ayni fikirler, yüzyillar içerisinde süzüle süzüle 17ci ve 18ci yüzyilda, akilci felsefenin temsilcileri tarafindan (örnegin Lock ), halk'in yararina olacak sekilde ele alinmis ve "Millet egemenligi" ya da "Halk egemenligi" ve "Insan ve vatandas haklari ve özgürlükleri " v. s gibi demokratik ilkelere dayali siysal rejimlerin yerlesmesi sonucunu dogurmustur. Daha baska bir deyimle Bati'li aydin bu kaynaklari , kendi insanlik anlayisi ile zenginlestirerek halk yiginlarini, haysiyetsiz yasamlara ve iktidarin kötü uygulamalarina karsi isyan edebilecek bir ruhla yetistirmege çalismistir. Bati'da halk siniflarinin, "hak ve özgürluk" adina kötü yönetime karsi direnmesi, Orta Çag döneminin en karanlik yillarinda bile kendini gösteren bir olaydir. 1346 yilinda "Floransa Cumhuriyeti" halkinin kötü adalet sistemine ve yetkilerini kötüye kullanan "Enkizisyon Mahkemesi" hakimlerine karsi ayaklandigi görülmüstür 838. Ne ilginçtir ki halki bu yönde yetistirmege çalisanlar arasinda bazi din adamlarina ve ilahiyatci'lara da rastlanir. Seriat ülkelerinde Gazali ya da Ibn Teymiyye , ya da Cüveyni ve benzerleri gibi nice söhretler halki, "koyun sürüsü" gibi iktidara itaat etmenin dinsel fazilet oldugu inançlariyle yetistirirlerken, Bati'da aydinlar ve bazi ilahiyatci'lar, insan haklarini çigneyerek istibdat yapan iktidarlara karsi, ayaklanmak için kiskirtmaktaydilar. 16ci yüzyil'in ilahiyatci'larindan Suarez , pek çok örneklerden biri olarak özetlenebilir. Suarez 'e göre egemenlik denen sey halk'tan gelmedir, ve bu egemenlik halkin ve kisilerin dogal haklarinin korunmasi için kullanildigi taktirde mesrudur. Bu itibarla halkin çikarlarina ve kisi'nin dogal haklarina uygun davranmayan her iktidar, "istibdat" yapiyor demektir. Halk'in hak ve özgürlüklerini bilmezlikten gelen ve çigneyen hükümdarlar ya da yöneticiler "zulüm" yapan zalimler durumundadir ve böyle bir hükümdara, ve böyle bir iktidara karsi ayaklanmak, halk için bir hak ve görev'dir. Çünkü halk'in ve kisilerin dogal olan haklarini çignemek demek suç islemek demektir 839.
Öte yandan yine 16ci yüzyilda Calvin gibi ünlü bazi din adamlarinin, bu tür görüsleri halka benimsetmege çalisirken 840 diger bazilarinin da dinsel kaynaklarda (örnegin Ahd-i Atiyk 'ta) "Millet iradesi" 'ni öngören hükümler oldugunu söyleyerek halk'i mutlak "Kiral'lik" rejimlerine karsi direnmege çagirdiklari görülür841. Ve bu çagirilar bazan öylesine etkili olmustur ki sadece halk yiginlarini degil ve fakat iktidar sahiplerini bile harekete geçirmistir. Örnegin Ingiltere'de Cromwell, 17ci yüzyilda, Kiral'lik rejimine karsi savasa girisirken kendi askerlerini Ahd-i Atiyk' in "Samüel" bölümündeki "Monarsi aleyhtari" hükümlerle costurmak istemistir. Çünkü din adamlarindan ögrendigi su olmüstur ki bu bölümde "Cumhuri milli devlet" fikri yatmaktadir 842.
Yine 17ci yüzyilda Amerika'nin Kuzey'ine yerlesen "Puritain" ler, aydin siniflarla bir olarak, halk'in egitimini kendilerine amaç edinmisler ve halk'i istibdat rejimler aleyhinde fakat demokratik yönetim sistemlerine yönelik olarak yetistirmek istemislerdir. Despotik ve kötü hükümet sistemlerinin ancak cehaletin var oldugu toplumlarda çöreklenebilecegini bildikleri içindir ki, halki aydinliga kavusturmakla bu kötülüklere son verilebilecegini düsünmüslerdir. Nitekim 1639 yilinda, yeni bir Anayasa kabul etmek üzere, Hardford'ta toplanan "Temsilciler Meclisi" 'ndeki din adamlari, diger temsilcilerin tez'ine katilarak, egemenligin halk'tan gelme oldugunu ve "Halk iradesi" seklinde kullanilmak gerektigini savunmuslardir 843.
Ve iste Bati'li aydin'in bu inançlarla yetistirdigi halk'lar "Insan haklari" adina sahlanirken ve yüzyillar içerisinde istibdat'a karsi baskaldirirken, seriat dünyasi'nin halk'lari, bütün devirler boyunca, hatta bugün dahi, despotik ve totaliter yönetimlere ve zulm'e boyun egmeyi gelenek edinmislerdir. Çünkü seriat'in tanimladigi sekliyle "zulüm" denen sey, insan haklarinin ihlali sorunlariyle ilgili degildir. Her ne kadar Kur'an'da "zulm" 'ün kötülügünden söz eden ayet'ler varsa da bu sözcükten anlasilan sey kisi'nin dogal haklarini çigner nitelikteki "zulüm" degil ve fakat sadece seriat emirlerine aykiri davranislarin bizatihi kendisidir. Örnegin Tevbe suresi'nin 23cü ayet'inde söyle denmistir: "Ey inananlar! kafirligi severler ve küfrü imana tercih ederlerse, babalarinizi ve kardeslerinizi de dost edinmeyin ve içinizde kim onlari sererse onlardir zulm'edenler..." . Yine bunun gibi Tevbe suresi' nin 5ci ve 29cu ayet'lerinde "müsriklerin" öldürülmeleri ve "Kitab ehli'nin" Islam'i kabul etmesi ya da cizye verme zorunlugunda tutulmasi emredilmistir. Kur'an'a aykiri davranmak demek, "Kur'an emirlerine göre, "zulm'etmek" olduguna göre, su durumda "Müsrikleri" öldürmeyip insancil bir eyleme tabi tutmak, ya da "Kitab ehli " ' ni cizye vermekten muaf kilmak , Kur'an'a aykiri bir davranisda bulunmak demektir, yani "zulm" niteliginde is görmektir. Öte yandan Kur'an'da "Kölelik" Tanrisal bir kurulus olarak öngörülmüstür. Hem de öylesine ki Tanri, güya köleligi yerlestirmekle övünmektedir . Gerçekten de Kur'an'in Nahl suresi'nde söyle yazilidir: "Allah...baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine (nimetler verdigimiz) ...kimseyi misal gösteror: Hiç bunlar esit olur mu? Övülmeye layik olan Allah'tir..." (16 Nahl 75). O halde köleligi sona erdirmek demek, Kur'an'a ve Tanri iradesine karsi gelmek demektir, ki bu da "zulm'etmek" anlamina gelir. Yine ayni sekilde Kur'an'a göre " Islam'dan gayri gerçek din yoktur ve baska bir dine yönelenler sapiktirlar" . O halde bu emri uygulamak üzere iktidarlarin baska din'den olanalri "sapik" sayip ona göre davranmalari "zulm'etmek" anlamina gelmez; aksine eger farkli dindekilere karsi insancil eylemde bulunacak olursa , Kur'an'a aykiri hareket etmis olacagi için, "zulm" yolunu tutmus sayilacaktir. Daha dogrusu "kafirlere" karsi iyi davranmakla , muhtemelen müslümanlara eziyet etmis olacaktir. Bu örnekleri sonsuza dek çogaltmak mümkün. Fakat söylemek istedigimiz sudur ki , farkli inançtaki insanlara eziyet etmek "zulm" ün disinda birakilmistir; buna karsilik kisileri inanç özgürlügüne sahip kilmak, ya da insan haysiyetini yikici seyleri ( örnegin köleligi) kaldirmak gibi eylemler, "zulm'etmek" anlamina alinmistir. Daha baska bir deyimle seriat'in "yap" dedigi seyleri yapmamak (ya da "yapma" dedigini yapmak") zulmetmek sayilmistir. Bundan dolayidir ki 1400 yil boyunca bütün seriat ülkelerinde iktidar'lar, kisi'nin yemesinden içmesine ve giyinmesine ve düsünmesine varincaya kadar her seyini akla ve mantiga ve müspet ahlaka aykiri sekilde kisitlamayi ve dogal hak diye bir sey tanimamayi görev bilmistir. Aydin sanilan siniflar, bu tür uygulamalarin, aslinda, zulm'etmek demek oldugunu söylememis, ve söylemeyi de pek düsünmemistir.
Bunun yaninda bu ayni "aydin!" sinif, bir de iktidar sahiplerine (velev ki bunlar "üzüm tanesi beyinli" kisiler olsunlar ve istibdat yapsinlar ) mutlak sekilde itaat etmenin Tanri emri oldugunu savunmustur ki, bu tutumu ile hem iktidar sahiplerini "istibdat" yapmaga ve hem de seriat toplumlarini koyun sürüsü haline getirmeye sebeb olmustur. Içlerinde Kur'an ve Hadis hükümlerini örnek vererek hükümdarlari, halka karsi sert ve gaddar ve hatta "Kötü" ve "Müstebid" davranmaya çagiranlar , ve ayni zamanda halki da, seriat geregince, bu tür yönetime boyun egme aliskanligina sürükleyenler görülmüstür. Cuvayni gibi, ya da Gazali gibi, ya da Ibn Teymiyye gibi tarihciler ve ilahiyatci'larin , ya da Nizam-ul Mülk gibi devlet adamlari, ya da Halifelere/ Hükümdarlara danismanlik yapanlarin (örnegin Dördüncü Murad 'in ünlü Hoca Bey 'leri gibi) agizlarindan çikan seyler hemen hep aynidir. Kimisi : " Ey Sultanim halk ile basa çikmanin yollari akil ve mantik ile davranmak degil, fakat siddet kullanmaktir..."; "Biz çobaniz halk bizim sürümüzdür" seklinde konusmustur. Kimisi : "Eger halk'a siddet gösterilmez ( korku salinmaz) ise.. fesat ve ihtilal zühur eder..." diye hikmet saçmistir. Kimisi : "(Ey Sultanim) ...köpegini (halk'i) yari aç tut ki senin pesinden gelsin...Hayvan aç kalmadikca avlanmaz ve oyun tutmaz" seklinde konusarak insan sahsiyetinin haysiyetini çignetici usulleri öne sürmekten kaçinmamistir 844.
Ve iste bütün bunlar nedeniyledir ki Islam tarihi boyunca seriat ülkelerinin hiç birinde insan haklari adina ayaklanma, ya da hak ve özgürlük ilkelerine dayali devlet ve hükümet sistemleri kurma yönünde bir kipirdanis olmamistir. Oysa ki Bati halk'lari, daha Orta Çag döneminde bile kendilerini sömüren iktidarlara ya da siniflara (örnegin Burjuvazi'ye, ya da din adamlarina vs) karsi bas kaldirmis, ihtilal'ler yapmistir 845. Bati halk'lari böyle yaparken seriat ülkelerinde halk yiginlari, bütün dönemler boyunca, en müstebid ve en insafsiz ve en despotik yönetimlere karsi ses çikarmamis, aksine koyun sürüsü seklinde boyun egmislerdir. Çünkü seriat egitiminden baska bir sey bilmeyen seriatci "aydin", bu yiginlari, hak ve özgürlük kavramindan yoksun ve istibdada boyun eger ruhla yetistirmistir.
* *
Bati halklarinin aklen ve ruhen gelistirilmelerine karsilik seriat halklari, geçmis yüzyillar boyunca oldugu gibi, bugün dahi hala miskinlikler, kültürsüzlükler ve bilgisizlikler ve çocuksu egitimler içerisinde tutulmuslardir. Bu nedenle hala yenilige ve gelismeye ve özgür düsünceye karsidirlar. Eskiden oldugu gibi bugün de, kim ki tutucu ve seriatci görünebilmis ise, halkin sevgi ve saygi besledigi kisi o'dur. Kim ki bes vakit namazini kilar, orucunu tutar hacc görevini yaparsa halk için en makbul insan o'dur. Vaktiyle al-Me'mun (ölümü 833 Miladi) ya da al-Mu'tasim ve al-Vatik gibi birazcik hosgörülü halife'ler sayesinde tutunabilen mu'tezile sinifina 846 karsi halk, nasil yobaz zihniyetin destekcisi olarak direnebilmis ise, daha sonraki yüzyillar içerisinde hosgörüsüz halifelere çok daha büyük bir bagnazlikla baglanmis, ve kendisini aydinliga çikarmaya çalisanlari (sayilari az da olsa) yok kilmistir. Örnegin 9cu yüzyilda düsünce ozgürlügünün ve akilci bilimlerin ve Mu'tezile 'nin en büyük düsmani sayilan al-Mu'tevekkil, seriat halklarinin bas taci ettigi halifelerden biridir. al-Me'mun zamaninda Kur'an üzerinde tartismalar yapilabilirken ve Kur'an'in insan yapisi oldugu konusulabilirken onun ölümünden sonra bu suç sayildi. Her türlü akilci gelismeye karsi düsmanlik besleyen Ibn Hanbal ' a seref payeleri verdi. Hemen hatirlatalim ki Ibn Hanbal son derece dar görüslü biri idi; seriat emirlerinin en degismez ve bagnaz bir zihniyetle uygulanmasi taraftari idi. Oysa ki al-Mu'tasim ve al-Vatik gibi halifeler, Mu'tezile 'nin etkisiyle, bu emirlerin akilci yorumuna taraftar idiler. Bundan dolayidir ki Ibn Hanbal 'a karsi sert bir tutum takinmislardi. Fakat ne var ki cahil halkin sevgisine sahip olan Ibn Hanbal 'a karsi pek bir sey yapamayorlardi. Nitekim bir def'asinda Ibn Hanbal, bir davranisi nedeniyle al-Mu'tasim tarafindan falaka cezasina yatirildiginda, halk ayaklanmistir 847. al-Me'mun döneminde fazla sesini çikaramayan ve Mu'tezile mensuplarina ve al-Muhasibi gibi rakiplere karsi fazla kafa tutamayan Ibn Hanbal , az zaman sonra al-Mu'tevekkil ile baslayan gericilik devrinin kahramani kesilecek ve büyük gücünü halk yiginlarindan çekecektir. Sadece Mu'tezile okulu taraftarlarini degil ve fakat kendisinden biraz daha az ölçüde tutucu sayilan al-Muhasibi gibi kimseleri dahi yok ettirecektir 848. Fikir ve görüsleri bakimindan hiçte özgürlükcü sayilmayan al-Muhasibi 'ye dahi tahammül edemeyecek bir gericilik içerisinde birlesen güçler her türlü fikir gelismesi olasiligina son vermislerdir. Oysa ki o tarihlerde Bati'da aydin siniflar halka din Kitap'larinin Tanri'nin agzindan çikmadigini anlatmakla mesgul idiler 849.
*