XIII) Cahil Biraktigi Halk'dan Korkar Hale Giren "Aydin", Halkin Anlayamayacagi Dil'de Yazar ve Konusur Olmustur:
Cahil ve bagnaz ortam içerisinde aydin güç'lerin pek is göremeyecegini belirten bir Ingiliz yazar söyle der: "Bir dönemden bir döneme, dünya'nin büyük bilgin ve düsünürleri (akilciligi ve uygarligi yerlestirmek için) seslerini yükseltmisler, 'Özgürlük' diye feryad etmisler, fakat onlarin bu seslenmeleri cahil ve kültürsüz halk yiginlarinin kaba gücüyle çabuk susturulmustur. Eski Yunan'da Homer ve Demosten, eski Roma'da Çicero, ve Orta Çag'da sairler ve fikir ugruna canlarini feda edenler, örnegin bizim Milton'umuz... hep (fikir özgürlügü) için çirpinmislardir. Fakat bilgisizlik ve kaba güç...onlara karsi daima cephe kurmustur..." .
Bu satirlarin yazari, bütün karamsarligina ragmen su iyimser tümceyi ekler: "Ancak ne var ki her seye ragmen ve uzun vade itibariyle de olsa gerçekler'in kutsal ebediliginden yükselen nurlar her yerde ( bilgisizligi ve kaba güc'leri) silip atmistir..." 850.
Seriat dünyasinda bu iyimser görüse yönelme olanagi olmamistir. Çünkü kendi huzur ve rahatlari için halki egitmeyen, kültürlü hale getirmeyen ve akilci yasamlara sürüklemeyen "Aydin" sinif, böylesine ilkel ve bagnaz durumda biraktigi kendi halkindan hem utanç duyar ve hem de korkar olmuslardir.
Geçen yüzyil esnasinda Osmanli Imparatorlugunun yabanci ülkelerdeki görevlilerinin, Türk ya da müslüman olarak görünmekten kaçinir olduklarini, kendi kalemlerinden okumaktayiz. 1964 yilinda Türkiye'de gezi yapan bir Ingiliz yazari, anilarini anlatirken söyle der: "Su bir gerçek ki egitim görmüs bir Türk kendi halkinin cehaletinden ve ilkelliginden büyük bir utanç duymaktadir..."851
Fakat seriatci "aydin!" , cahil biraktigi halk'tan yalniz utanç duymak degil ve fakat ayni zamanda korkar olmuslar, ve oldukca da iki yüzlü ve olumsuz bir davranisa gömülmüslerdir. Halki gökten indigi söylenen din verileriyle yetistirme ugruna akilciliktan uzak birakanlarin en büyük korkusu, akla yer verici davranislarda bulunmak ve daha dogrusu özgür düsünüyor görünmek olmustur. Zira halki Kur'an disinda gerçek bulunmadigina ve Tanri/Perygamber emirlerine aykiri düsünce olamayacagina inandiran aydinlar için özgür düsünceye açikca sarilmak mümkün degildi. Bir yandan Kur'an verilerini en üstün degerler seklinde ve tek gerçek olarak gösterirken diger yandan bunlara ters düsen sonuçlara akil yolu ile varmak elbetteki ki tehlikeli idi. Bu tehlikeyi yaratan sey halkin cehaleti ve bagnazligi idi. Bu itibarla :"Halk cehaletten kurtulamaz, onu din içinde tutmak gerekir" deyip ihanet yolunu tercih etmislerdir.
Hesaplamadiklari su olmustur ki cahil ve bagnaz bir ortam icerisinde kendileri için dahi haysiyetli insanlar gibi, özgürlüge sahip olarak, mutlu sekilde yasama olanagi yoktur. Hiç düsünmemislerdir ki böyle bir toplumda müspet ilim ve müspet ahlak ve uygarlik yaratmak isteyenler destek bulmaz ve çabuk susturulurlar. Çünkü cahil biraktiklari bu halk'lar, onlari daima dinsizlikle, zindiklikla ve Tanri düsmanligi ile damgalamistir. Çevrelerinin bu korkutucu tutumuna karsi yapilacak sey, cahil halk yiginlarinin anlayamayacagi sekilde, kapali bir dil'le yazmak ve konusmak ya da sahte bir hüviyet takinmakti. Verilebilecek nice örnekler arasinda Ibn Rüst ' e kisaca atifta bulunmak yararli olacaktir. Bilindigi gibi Ibn Rüst, eski Yunan felsefesiyle ve özellikle Aristo ve Eflatun 'nun yapitlariyle beslenmistir. Fikir ve düsünce dünyasi seriat'in disinda ve daha dogrusu karsisindadir, çünkü akilci felsefenin üstünlügüne inanmistir. Görüslerini açiklarken hitap ettigi sinif aydin siniftir, çünkü kendisi gibi bu sinif'da eski Yunan kaynaklarina hayran ve bu kaynaklardan yararlanan sinif'tir. Fakat bu sinifa hitaben konusurken, halk yiginlarinin dinsel inançlarini yapan seriat verilerini (örnegin 'Cennet", "Cehennem' masallarini) halkin anlayamayacagi bir dil ile red ederdi. Halk'in ve bagnaz çevrelerin saldirilarina karsi kendisini koruyabilmek amaciyle, kendine özgü bir "düsünce dünyasi" yaratmisti. Bu dünyasinda o, seriat verilerinden uzak ve bu verileri külliyen inkar eden bir kimse gibi yasardi. Fakat bunun yanindan bir de, seriat'a bagli ve Kur'an hükümlerini ve peygamber emirlerini yüceltiyormus gibi göründügü bir baska dünyasi vardi, ki bu dünyasinda konusurken her ilmin Tanri'dan gelme olup Kur'an'da bulundugunu, din kanunlarinin temelk kanun niteliginde olduklarini, gerçek mutlulugun bu yeryüzünde degil fakat ahirette bulundugunu söylerdi. Söylerken de tabii yalanlar uydurur ve böylece bagnaz çevrelerden gelebilecek tehlikeye karsi kendisini korumus olurdu.
Mutasavvif'larin genellikle izledikleri yol da bu olmustur; çogu kez Kur'an'a ters düsen düsüncelerini (örnegin "vahdet-i vucud" , yani Tanri/Kisi ayniyeti fikrini), bu sekilde izhar ederlerdi. Ibn Ata 'ya bir gün söyle sorarlar: "Siz mutasavvif'lar hangi alemin insanlarisiniz?... Kendinize özgü öyle bir dil yaratmissiniz ki onu sizden baska kimse anlayamiyor. Her kesin yaptigi sekilde yazmiyor ve konusmuyorsunuz; konustugunuz seyler çifte anlamda seyler oluyor. Böyle yapmakla ya bir takim seyleri gizlemektesiniz ve bu gizledikleriniz gerçeklere yatkin düsmemektedir -ki bu taktirde izlediginiz yol gerçek yol degildir-, ya da sizin bu düsüncelerinizin altinda bazi maksatlar yatmaktadir ve siz bunlari halktan sakli tutuyorsunuz..." . Buna karsi Ibn Ata 'nin verdigi yanit sudur: "Evet (söyledigin) dogrudur, bizlere senin dedigin sekilde davranmaktayiz, çünkü bu davranis bizim için çok önemli ve gereklidir. (Bu sekilde yapmakla) bizler, düsüncelerimizin mutasavviflardan baskalari tarafindan anlasilmasini istemeyiz. Her kesin anlayamayacagi dilde konusup yazabilmek için ancak kendimizin bilebilecegi bir dil yarattik..." 852. Ibn Ata 'nin bu yanitini nakleden Ferid al-Din Attar dahi , Taksirat al-Evliya adli yapitinda ruh'un yücelmesi ve Tanri'ya erismesi için bu sekilde davranmanin geregini belirtirdi 853. Çünkü bagnaz halk'in saldirilarindan ancak bu sekilde kendisini koruyabilirdi. Bunu yapmayanlar ise en vahsi usullerle öldürülmeyi göze almaliydi. Nitekim al-Hallac , böyle yapmadigi ve örnegin En-al Hakk dedigi için o bilinen feci akibete ugramistir. Sadece mutasavviflar degil fakat akilci degerlere yönelme egiliminde olan her kesin yaptigi bu idi.
Halk'in husumetinden kurtulmak için Ibn Akil 'in 1072 yilinda halk tarafindan linç edilmekten kurtulmak için görüslerini nasil degistirdigine deginmistik. Tekrar hatirlatalim ki Ibn Akil, mu'tezile tezi'nin 9cu yuzyildaki nadir temsilcilerinden sayilir. Din adamlarinin yerlestirmis olduklari ve halk'a bellettikleri kurallarin körü körüne benimsenmemesini ve çünkü bu kisilerin yanilmis olabileceklerini söylerdi. Bu görüsleri yüzünden Ibn Akil , din adaminin kiskirttigi iktidar sahipleri ve halklar tarafindan zindik gözüyle görülür olmus , saldirilara ugramis sonunda da ölüme mahkum kilinmistir. Kurtulmak için gizli bir yolunu bulup kaçmaya çalismistir. Fakat asil büyük tehlikenin halktan gelebilecegini hesaplamamistir. Nitekim kaçmak üzere bir gemiye sigindiginda, kendisini tanimayan yolcularin birbirlerine: "O dinsiz Ibn Akil denen herifi elimize bir geçirebilsek de gebertsek" diye konustuklarini duyunca dehsete düsmüs ve kurtulus çaresi olmdigini düsünerek gidip yetkili mercilere teslim olmustur. Halkin gazabindan kurtulabilmek için de halk önünde nedamet getirdigini söylemeye hazir bulundugunu açiklamistir. Dilegi geregince Cami'de kalabalik bir halk kitlesi önünde söz almis ve daha önce savundugu fikirlerin yanlis oldugunu, mu'tezile mensublarinin gorüslerine katilmakla hata yaptigini, din hükümlerinin "içtihad" usulü ile uygulanmasina taraftar olmakla bilgisizce davrandigini açiklamis ve bir daha buna benzer seyler yapmayacagini anlatmistir. Böylce öldürülmekten kurtulmustur 854.
Buna benzer bir baska örnegi 13cü yüzyil bilginlerinden Kemal al-Din Ibn Man'ah 'da görmekteyiz. Eski Yunan bilimlerinden feyz alarak çesitli alanlarda yazan ve özellikle Euclid 'in yapitlarini yorumlayan Ibn Man'ah, ayni zamanda Aristo 'nun Organum adli kitabini da çok iyi bilir ve felsefe, fizik ve metafizik ve tibb konularinda yazardi. Ancak ne var ki akilci bilimlerle ve hele eski Yunan kaynaklariyle ugrasmak ve üstelik felsefe gibi aklin sinir ve yasak kabul etmedigi alanlarda yazmak demek seriatcinin düsmanligini kazanmak demekti. Nitekim akil ve zeka ürünü verilerle mesgul olmasi ve eski Yunan kaynaklarindan yararlanmasi yüzünden halk tarafindan "dinsiz" ve "kafir" sayilmistir. Bu düsmanlik karsisinda yilmis ve kendisinden feyz almak isteyenlere :"Akilci bilimlerle ve felsefe ve mantik ile sorunlariyle fazla ugrasmayin" tavsiyesinde bulunmaga baslamistir. Nitekim Musul'da Ibn al-Salah adinda bir fikih üstadi, Aristo 'nun Organum adli kitabini onun yardimiyle incelemek istediginde ona söyle demistir: "Ben su kanidayim ki sen artik (Aristo felsefesiyle) mesgul olmaktan vazgeçmelisin...Çünkü halk seni dindar ve iman sahibi, iyi bir müslüman olarak tanimaktadir. Oysa ki halk felsefe gibi ilimlerle mesgul olanlari kötü düsünceye saplanmis dinsizler seklinde görmektedir. Eger felsefe ile ugrasacak olursan halkin sevgi ve saygisini yitirirsin..." . Bu ögüt üzerine Ibn al-Salah , felsefe ile mesgul olmaktan ve Aristo 'yu okumaktan vazgeçer 855.
*