XV) Batili Aydin'in a y d i n l a t t i g i Halk, Din Kurulusu'nun Olumsuz Yönlerinden ve Din Adam'inin Kötülüklerinden kendisini Kurtarirken Seriatci Aydin'in "Din duygulari sarsilmamalidir" Bahanesiyle Cahil Biraktigi Halk Bagnazliga Sapli Kalir; her daim din adaminin yanindadir:
Islam tarihinin hiç bir döneminde aydin diye bilinen siniflar, halk'i din kurulusunun olumsuz yönlerinden l ya da din adaminin melanet ve kötülüklerinden kurtarmak için savasim vermemislerdir. Hiç bir dönemde seriat'in akla ve mantiga ters düsen, ve insan haklarini köstekleyen, ve insan gelismesini engelleyen yönlerini halkin önünde ve halkin anlayacagi sekilde ele alip elestirmemislerdir. Akilci felsefesinin kismen de olsa temsilciligini yapar görünen Mu'tezile mensublari bile, her ne kadar aralarinda Kur'an'in "insan yapisi" oldugunu ima edenler olmakla beraber, bu alanda yararli bir is görememislerdir. Bahane olarak da din sorunlarin halkin önüne getirmenin, tartisma konusu edinmenin, ya da halktan kisilere din konularinda soru sorma yetkisini vermenin din alaninda kuskular yaratmak ya da din duygularini incitmek , ya da dinden uzaklasmak gibi sonuçlar dogurabilecegini ve dolayisiyle toplumun ve devletin çökecegini öne sürülmüslerdir. Eski Yunan ve Roma tarihinden baslayip Orta Çag dönemini asarak günümüze degin bir arastirma yapilacak olursa gorülür ki hiç bir yerde ve hiç bir dönemde halk yiginlari , "Din duygulari sarsilir" bahanesiyle, seriat halklari kadar uykuda birakilmamis, iktidar'in ve aydin bilinen siniflarin ve din adamlarinin sömürüsüne kurban olmamistir. Her ne kadar bu tür bahaneler her zaman ve her yerde öne sürülmekle beraber, buna karsi halki akilci yönde egitmek ve fikren gelistirmek isteyenler çikmistir. Eski Yunan'da din kuruluslari, din ve din inanislari vardi ama insan aklinin ve düsüncesinin dinsel baskiya feda edilmemesi için savasanlar da vardi. Din adamlari diye bir sinif vardi ama, din adaminin mutlak egemenligi, istibdadi ve saltanati ve özgür düsünceyi yok eder nitelikte bir bagnazligi ya da gücü yoktu. Din kurulusuna karsi yükselen sesler , din adami'nin iktidarla birlik olup girismek isteyecegi gayretler sonucu susturulamazdi 864. Din kitaplari vardi ama bunlar, akilci bilim ve kültür ve san'atin tek kaynagi sayilmazdi; bilim ve san'at din verilerinin ürünü olarak degil fakat özgür aklin, ve zeka'nin ortaya vurdugu seyler olarak olusurdu. Her ne kadar halkin yasam ve düsüncesine aykiri düsen fikirler ve eylemler bagnaz genis çevrelerce hos karsilanmamakla beraber, her seye ragmen özgür düsüncenin yasayabilecegi ortam kurutulmamisti. Örnegin Pratogoras, yunan tanricalariyle alay eden ve tanri'lari kesfetmenin akil yolu ile mümkün olacagini belirten "Tanrilar üzerine Düsünceler" adli kitabi yüzünden takibata ugramis ve Atina'dan kaçma zorunlugunda birakilmis oldugu halde Atina'da özgür düsünce yasamistir. Her ne kadar Anaxogoras , din aleyhtari yazilari dolayisiyle saldirilara ugramis ve hayatini ünlü devlet adami Pericles sayesinde kurtarabilmis ise de, kitap'lari pek ala okuyucu bulabilmistir. Her ne kadar Sokrat, halkin inançlarina ters düsen fikirleri yüzünden ve daha dogrusu bu inançlari akil eleginden geçirmek ve bu yoldan halkin fikren gelistirmek istedigi için ölüme mahkum kilinmis idiyse de savundugu egitim sistemi uygulanmaga devam etmistir. Sofist diye bilinen düsünürler her seyi akil terazisine vurmak ve halk yiginlariniü akilci usullerle yetistirmek taraftari idiler. Onlar gibi halki batil inanislardan siyirmak ve özgür sekilde düsünceye ve fikir bagimsizligina ulastirmak isteyenler kuskusuz ki bir çok güçlüklere ve tehlikelere maruz kalmislardir. Fakat gerçek sudur ki onlarin bu tutum ve davranislarini kökünden kazimak isteyen bir siyaset , ya da kararli bir davranis görülmemistir. Tiyatro, ve edebiyat ve heykeltraslik ve resim san'atlari gibi halki en fazla etkilendirebilen san'at alanlarinda aklin üstünlügü ve özgürlügü konulari islenebilmistir. Sokrat , halkin inanislarini ve halkta yerlesmis ve köklesmis düsünce aliskanliklarini, hep diyalektik usullerle akil makinaksina sokar, akil terazisine oturtur ve öylece yeniden halka sunardi. Halkin "Gerçek" diye bildigi geleneksel inanislarin, gerçekle ilgisi olmayabilecegini kanitlamaga çalisirdi. Bunu yaparken de halkin inançlarini hirpalayici ve sarsici görüsler ortaya vurmus olurdu; örnegin halkin kutsal bildigi tanricalari kabul etmezdi. Yine bunun gibi halk çogunlugunun egemenlige sahip olmsinin kötü sonuçlarini vurgulamaktan çekinmezdi. Fakat bütün bunlara ragmen Sokrat , o insafsizca elestirdigi toplum içerisinde, yetmis yasina kadar yasayabilmistir. Biraz önce degindigimiz gibi fikirleri yüzünden ölüme mahkum edilmistir. Elli yargiçtan olusan hayet'in bir kismi onun suçsuzluguna karar vermistir. Eger Sokrat istemis olsaydi mahkumiyet karari uygulanmayabilirdi; eger fikirlerini degistirecegini söylemis olsaydi avf edilmis olacakti. Ancak ne var ki o, ugrunda savastigi dava adina ölümü tercih etmis, görüslerinden vazgeçmeyecegini bildirmis, ve verilen zehiri kendi elyle içmistir. Ölümü seve seve göze alirken ugrunda savastigi dava ise halkin fikren gelismesini saglama davasi idi: yani, hiç bir insanin akil ve vicdan disi seylere inanmamasi, ve aklen ve fikren gelisme yoluna dogrulmasi davasi idi. Aklin üstünlügünü ve egemenligini, ve rehberligini halk çapinda gerçeklestirmekti. Fikir tartismasi olmadan ve özgur düsünce ortamini yaratmadan toplum için haysiyetli bir yasam olamayacagina inanmisti. Böyle bir ortam olmadan halk yiginlari için kölelikten ve koyun sürüsü seklinde sömürülmekten baska bir yasam tarzinin olamayacagina inanmisti. Bu inanci, ögrencilerine asilamis ve aydin kusaklarin yetismesine çalismistir.
Daha önceki bölümlerde belirttigimiz gibi Hiristiyanligin yerlesmesi ve devlet dini halini almasi üzerine Bati dünyasi akilci dönemden "imanci" döneme girmis ve böylece karanliklara bürünmüstür. Fakat 1500 yil kadar süren bu karanlik çag'da bile halk yiginlarini akilciliga ve özgür düsünce aliskanligina yöneltmek isteyenler çok olmustur. Bati'li aydinlar, insan varligina sevgi ve güven duygulariyle dolu olarak daha Orta Çag döneminde halk yiginlarini, din kitap'larinin olumsuzluklarina karsi uyarmak ve din adami'nin kötülüklerinden kurtarmak için savasim vermislerdir. Bunu yaparlarken pek çesitli görüsler belirtmisler ve örnegin "Kutsal" kitap'larin Tanri'nin agzindan çikmis seyler olmadigini, ya da gerçekler kaynagi sayilamayacagini, ya da hata ve yanlislar ve eksikliklerle dolu bulundugunu ve bu nedenle bu kitap'lara güvenmemek gerektigini, ya da bu tür kitaplarin olmamasi halinde daha olumlu yasam düzeni kurulabilecegini, ya da din adaminin araciligina gerek olmaksizin uhrevi islerin görülebilecegini söylemislerdir. Bunlar arasinda din adamlari dahi seslerini duyurtmuslardir. Örnegin daha 5ci yüzyilda, Ingiltere'de Pelagius adindaki bir hiristiyan rahip, insan'in dogustan günahkar olduguna ve ancak Klise'nin ve din adami'nin yardimiyle kurtulacagina dair Kutsal kitap'larda yazili olan seylerin dogru olmadigini , ve insan denen varligin kendi yeterliligi ve yetenekleriyle kurtulus yoluna girebilecegini ve din adamlarinin yardimina muhtaç olmadigini söylemistir. 7ci yüzyilda Aldebert adinda birinin, ayni gerekçelerle Papa'lik otoritesine kafa tuttugu söylenir. Bu caba'larin 10cu yüzyilda Chalon'lu Leutard ve Cluniac'li bazi din adamlari tarafindan sürdürüldügü görülür 865. 12ci yüzyilda bir yahudi din adami, Aben Ezra, Yahudilerin kutsal bildikleri bazi kitaplarin (örnegin Pentateuch) bazi kisimlarinin Tanri sözleri olmayip bazi kimseler tarafindan kaleme alindigini, bazi yerlerinin degistirildigini belirtmek suretiyle din saliklerinin kafalarinda soru isaretlerinin belirmesine sebeb olmustur866. Daha sonraki bir dönem itibariyle iki Hiristiyan, (biri Carlsdat adinda kotolik ve digeri Andreas Maes adinda protestan) papaz Incil 'in in 867 Tanri sözleri olmadigini ve Tanri tarafindan dikte edilmedigini ileri sürmüslerdir868. Daha sonra Calvin, Incil 'in bazi bölümlerinin "Gerçek" olmadigini bildirmistir869. Daha önceki dönemlerde Nicholas Cuso 'nun , kutsal kitaplarla ilim yapilamayacagini ileri sürdügüne deginmistik.
Bati'da din adamlarina karsi düsmanligin 12ci yüzyildan itibaren iyice yerlesir olmaga basladigini ve bu düsmanligi gelistirenlerin aydin siniflar oldugunu görmüstük. Tekrar hatirlatalim ki bu dönemde aydin görüslü bilinen kimselerin istedikleri sey hiristiyanligi din adaminin kötülüklerinden kurtarmakti; düsündükleri o idi ki hiristiyanlik aslinda insanlar arasi sevgi ve barisi öngördügü halde din adamlari bu ilkeleri ters yüz edip bu dini insanlar arasi düsmanliklar dini haline getirmislerdir. Bu görüsü daha sonraki bir tarihte Spinoza pekistirecektir. 17ci yüzyil'in en büyük düsünürlerinden biri olan Spinoza 'nin Klise ve Havra gibi kuruluslara ve din adamlarina karsi sonsuz bir kin beslerdi, çünkü halk'i batil i'tikad'ler, bilgisizlikler ve gerilikler içerisinde tutanlar bunlardi; gerçek din anlayisini yok edenler de yine bunlardi, su bakimdan ki din uygulamasini insanlar arasi düsmanliklara ve savaslara sebeb olacak sekilde uygularlardi 870.
Din adamlarina karsi girisilen bu savasim 18ci yüzyil'dan itibaren hem daha yogunlasmis ve hem de alan kazanmistir. Sadece ruhban sinifini degil fakat esas itibariyle din anlayisina , ve örnegin Hiristiyanliga karsi bir husumet halini almistir. Daha baska bir deyimle bu dönemin aydinlarinin din adamlarina yönelik görünen saldirilar, aslinda hiristiyanligi yok etme amacini içermekteydi . Daha önceki dönemlerde :"Hiristiyanligi bozan ve çökerten din adamidir" seklindeki haykirislar, 18ci yüzyil düsünürlerinin agzinda :"Uygarligi gerileten ve çökerten ve halki ilkellestiren sey Hiristiyanlik'tir" seklini almistir 871. Aralarinda Tanri fikrini inkar edenler ya da AKIL ile TANRI kavramlarini ayniyet içinde bulanlar olmustur. Tanri fikrini benimseyenler dahi akilciligi öngörmüslerdi; akil sahibi olan bir insanin Tanri ile kendisi arasinda araciya ihtiyaç duymayacagini ve bu nedenle ruhban sinifinin varligini mesru kilan bir sey olmadigini söylerlerdi. Onlara göre din adamlari , insan aklini ve zekasini islemez hale getiren, ve halki ilkellikler ve miskinlikler içerisinde gerileten kimselerdi, bu nedenle yok edilmeleri gerekirdi. Yine onlara göre Tanri dahi akla aykiri ve akli kisitlayan bir güç olarak tanimlanamazdi ve bu nedenle Hiristiyanlik, bütün yönleriyle ve hele o tabiat üstü ve akla aykiri verileriyle (örnegin mu'cizeleriyle, çelismeleriyle vs) insanligin gelismesine yararli olamazdi. Tanri ancak "Akil Tanrisi" niteliginde bir sey olabilirdi (ki bu görüs taraftarlarina "Deist" denirdi). Bu nedenle insan varligini ve halki yiginlarini, Hiristiyanligin akla aykiri yönlerinden kurtarmak gerekirdi 872.
Bu yukardaki görüslere sarilanlar, halk'i fikren ve ruhen gelistirmek amaciyle din kurulusuna ve din adamlarina karsi bu sekilde cephe alirlarken, ayni zamanda eski Yunan ve Roma dönemlerini örnek verirlerdi: o dönemlerde akilciligin egemen oldugunu, egitim sistemlerinin buna dayali bulundugunu, dinsel inanislarin üstünde akilciligin yer aldigini, ve akilci gerçeklerin dinsel gerçek diye bilinen verielrden çok daha üstün oldugunu söylerlerdi. Eski Yunanda akilci asamalarin ne boyutlara erisebildigini , ve bütün bu gelismelerin Hiristiyanlikla birlikte sona erdigini bildikleri için, akli islemez hale getirdigini düsündükleri Hiristiyanliga karsi adeta dis biler olmuslardi. Bu dis bileme, bir de din adamlarinin, Hiristiyanligi kendilerine araç edinerek insanlar arasi düsmanliklara ve savaslara sebeb olmalari nedenlerine dayali idi. Hepsi de birlikte, Hiristiyanligin devlet dini haline gelmesiyle birlikte dünyevi ve uhrevi her türlü gelismenin sona erdigi görüsüne sarilmislardi. Örnegin Fransa'da Bayle gibi Hiristiyanligi ve Klise'yi : " Insanligin temellerini mayinlayan güç'ler" seklinde tanimlayanlar, ya da Montesquieu gibi bu güçlerin etkisiz hale getirildigi ülkelerin gelisme yonu girdigini belirterek Ingiltere'yi örnek verenler, ya da "Ecrasez l'infame" ("Eziniz Kahpeyi") diyerek Hiristiyanliga ve din adamlarina en agir suçlamalarla saldiranlar ve nihayet Diderot, ve Condorcet ve d'Alembert ve Holbach gibi, bu düsmanligi körükleyen ünlüler vardi873. Bu saldirilara katilanlar arasinda din adamlari dahi bulunmaktaydi 874.
Orta Çag boyunca yogunlasan bu cabalar sayesindedir ki halk yiginlari bilinçlenmis ve hak ve özgürlük saglamak üzere gerek din adamlarina ve gerek iktidarlara karsi ayaklanmalar, baskaldirmalar, ve silahli ihtilal'ler yapmistir. Daha 11ci yüzyilda halk yiginlarinin bu maksatla direnise geçtigi görülür. Örnegin 1057 yilinda Italya'da, Milano' da, "Patarini" adiyle bilinen halk'tan bir grup insan, din adamlarinin kötülüklerine ve sömürülerine karsi ayaklanmislardir 875. Daha sonraki alti yüzyillik gelisme 18ci yüzyilda Fransiz ihtilaliyle sonuçlanacak ve Bati halk'lari akil çagina ulasacak, ve din ve Tanri anlayisinda asama yapacaklardir 876. Denilebilir ki 1789 Fransiz ihtilali, aydin siniflarin aydinlattigi ve bilinçlendirdigi halk yiginlarinin, kendisini sömürenlere giristigi savas'tan baska bir sey degildir. Uyanan ve fikren aydinlanan halk'in bir yandan siyasal iktidar'a ve diger yandan Klise'nin ve din adami'nin kötülüklerine ve sahteliklerine ve dinin "istibdat" arac'i seklinde kullanilmasina karsi direnmesidir. Daha 1789 ihtilalinden önce, 18ci yüzyil'in ortalarinda Fransiz halki, bu konularda öylesine aydinlanmisti ki, Klise'nin ve din adamlarinin bagnaz davranislarina karsi kafa tutar olmustur. Örnegin, bir defasinda Klise'lerin, bazi kimseleri "zindik" ilan edip ibadet ve ayin'den uzak kilmalari üzerine halk ayaklanmis ve Paris Bas Rahibini sokaklarda tartaklamistir 877. 1789 tarihinde Paris'teki bir Klise'nin, cenaze masraflari odenmedi diye bir marangozun nasi için ayin yapmaktan kaçinmasi üzerine halk galeyana gelmis ve Klise'yi taslamistir; hatta bununla da yetinmeyip Bas Rahibi linç etmeye kalkmistir878. Yine ayni tarihlerde Paris'te halkin, sokaklara dökülüp din adami adina çiktigini tarih kitaplari yazmaktadir 879
Her ne kadar 1789 ihtilal olayini "Orta Siniflar"'a mal edenler varsa da, aslinda bu olay halktan bütün siniflarin direnmesiyle olusmustur. Yüz yillar boyunca din masallariyle beyinleri uyusturulan ve olmayacak seylere inandirilan ve her türlü sömürüyü ve istibdadi ve cinayeti dinsel açidan olagan görmeye alistirilan halk, bir avuç aydin'in uyarmasiyle, bütün bu yalanlarin ve ahlaksizliklarin ne oldugunu anlar olmus ve ayaklanmistir. Halk'in gözünü açan ve halki her türlü sömürüye ve esitsizlige ve haksizliga boyun egmez biçimde yetistiren aydinlar, akilciligin imanciliga üstün oldugunu savunan ve bu gerçegi halk'a açiklayan kimselerdir. Ve iste bu sekilde bilinçlenen halk'lar, aydin'in destekcisi olarak onun yaninda yer almis ve ser güç'lere karsi savasmistir. Bunun sonucu olaraktir ki artik ne iktidarlar, ne Klise ve ne de din adamlari için "sömürü" siyasetine yönelmenin kolay olmadigi anlasilmistir. O kadar ki "Aydin" güçlerin olusturdugu bu ortam içerisinde siyasal partiler , Leon Gambetta 'nin : "Ruhbancilik! Iste en büyük Düsman" slogan'ina sarilarak halki din sömürüsünden uzak kilmislardir. Her ne kadar 1789 ihtilalinden sonra, ve özellikle "Restorasyon" döneminde (ki 1815 tarihli Kirallik rejiminin geri gelmesiyle olusur) din kurulusuna ve Klise'ye karsi girisilmis olan savasim zayiflamis ve din adamlari yine canlanmis iseler de, bunu izleyen 1830 ve 1848 ihtilalleriyle durum tekrar eskisine dönüsmüstür 880. 1876-1899 döneminde "Temsilciler Meclsi" inde agirlik ilimli biçimde ruhbancilik düsmanlarinda iken, az sonra "Radikaller"'e geçmistir. Her iki taraf da din ve devlet ayriligi ve din kurulusu'nun sivil güçler tarafindan denetlenmesi görüslerinde birlesmislerdir. Bu dönemde Parlamento'nun geçirdigi pek çok kanunlarla din adamlarinin yetkileri ve etkileri iyice sinirlandirilmis, egitim laik kilinmis, Klise'ye ait Üniversitelerde diploma verilmesi önl;enmis. egitim kuruluslarindaki bütün din adamlarinin görevlerine son verilmistir 881. 1899 dan sonra "Radikal'ler" daha sert hükümler getirmislerdir. 1904'den sonra Fransa'da din Kuruluslarinca egitim yapilamayacagi kanun hükmüne baglanmis ve bu kuruluslarin mallarina el konmustur. Papa Pius X ' un protestosu üzerine Fransiz hükümeti Papalikla diplomatik iliskileri koparmis ve 1801 tarihinde imzalanan "Concordat"'oyu yürürlükten kaldirmistir. Bu arada din adamlarinin faaliyetlerini resmen sona erdirmis, Devlet tarafindan Klise'lere hiç bir sekilde yardim yapilmayacagini bildirmis, askeri din görevlilerinin isine son vermis , din adamlarinin askerlik muafiyetini yok etmistir.
Fransiz ihtilali seklinde olmasa bile benzeri gelismelere Ingiltere'de, Italya ve Ispanya'da ve Bati'nin diger ülkerinde de rastlanir. Daha baska bir deyimle Bati'da, aydin siniflarin aydinlattigi halk yiginlari, aklen ve fikren gelisirken ayni zamanda kendilerini din adami'nin köleliginden ve sömürüsünden de kurtarmistir
Yukardaki çok kisa özet'den anlasilacagi gibi Bati'li aydin, sirf insan varligina ve halk'a güven ve sevgi duygulariyle din kurulusunu elestirmis ve yermis ve din adamlarina karsi amansiz bir savasim vermistir.
Fakat ne yazik ki seriat ülkelerinde halki din baskisindan kurtarmak, ve dinsel düsünce yasamlari disinda olgunlastirmak , akilciliga ulastirmak için ugrasan bir aydin güc olusmamistir. Akilci egitimle halki yetistirmenin tehlikeli oldugunu ve çünkü bu tür egitimin din duygularini temelden sarsacagini, dinsel inançlari zayiflatacagini, imanciligin yok olacagini ve sonunda devletin ve toplumun batacagini söyleyenler, halkin bahtsiz kaderine egemen olmuslardir. Egemen olmalarina sebeb de Islam'in kurucusunun, daha ilk anlardan itibaren din hükümlerinin ve sorunlarinin, ve özellikle Kur'an'in tartisilmasini, elestirilmesini gereksiz ve tehlikeli gören emirlerine sarilmalaridir. Bu yasaklamalar güya halkin ve devlet'in yararina olmak üzere konmustur. Bundan dolayidir ki halkin imaninin, ancak halki din konularini anlamak ve tartismaktan uzak tutmakla, ve bu konularin halkin önünde tartisilamamasini saglamakla korunacagini sanmislardir. Halk zeka ve kültür bakimindan gelisecek olursa, din'den kopar diye ahkam salmislardir. Kur'an ve hadis hükümleri tartisma konusu yapilacak olursa, halkin kafasinda süpheler dogar, din batar diye kani yaratmislardir. Halktan olmayan kisilerin dahi din tartismasina girismelerinin sakincali oldugu görüsü savünulmustur. Daha 8ci yüzyilda Imam Safi (M.767-820) ve Ebu Yusuf (M. 731-798) , ve 10cu yuzyilda Ibn Ishak al-Mahli , ve 11ci yuzyilda Abu Ömedr b. Abd al-Bar (Ölümü M. 1071) ve Abd Allah al-Ansari al-Haravi (Ölümü . M. 1088) bu görüsün savunuculari olmuslardir. Daha baska bir deyimle halki cahil ve din tartismasi aliskanligindan uzak tutmak suretiyle Tanri'yi, kendi diledikleri sekilde konusur gibi tanimlamislar ve bu yoldan halk yiginlarina dilediklerini yaptirtmislardir. Her ne"Içtihad" yolu ile dini gelisen yasam kosullarina uydurma yolu bulundugu söylenirse de, gerçek anlamda bu yolun akilcilikla ilgisi pek yoktur, çünkü "Içtihad" usulu Kur'an'in kesin ve degismez emirleriyle sinirli kalmistir. Oysa ki Kur'an emirleri arasinda halkin fikirsel ve toplumsal yasamlari gelismeden alikoyanlari çoktur. Örnegin insan haklari ve haysiyetiyle bagdasmayan "Kölelik" ya da "Hülle" gibi kuruluslar Kur'an'da dogal bir kurulus olarak belirtildigi içindir ki (Bkz. Nahl 75 ) içtihad yolu ile kaldirilamamistir. Esasen içtihad usulü de Islam'a aykiri görüldügü için, kisa bir uygulama döneminden sonra son bulmustur. Buna sebeb olanlar arasinda, daha önce de degindigimiz gibi, Ibn Kudema, ve Ibn Teymiyye ve Imam Gazali gibi ünlüler vardir. Bu tür nice ünlüler yüzündendir ki seriat halklari , Bati halk'larinin tuttugu yolu tutamamistir. Seriat tarihi boyunca Aydin sanilan siniflar , halki din kurulusunun ve din adaminin köleliginden kurtaracak yerde, aksine din adami ile birlik olup ezmek ve sömürmek için çalismislardir.
*