XVI) Bati'li Aydin Kutsal Bilinen Kitaplari ve Din Verilerini Halk'in Anlayacagi Dile Çevirmek Suretiyle Halki Din Içinde Gelistirme Yolunu Ararken Seriatci Aydin Yine Aksini Yapar:
Kendi halk'ini fikren ve ahlaken gelistirmek maksadiyle Bati'li aydin, bir yandan din baskisina son vermek üzere akilci dogrultuda is görürken , diger bir yandan da din kitaplarini halkin anlayacagi dile sokmak ve hatta Tanri'yi ulusal dil'de konusurmus gibi tanimlamak gibi yollari denemistir. Bu dogrultudaki caba'larin daha 5ci yüzyilda basladigi ve fakat asil 14cü yüzyildan itibaren etkili olmaga basladigi anlasilmaktadir. Ingiltere'de Wykliff , esas itibariyle halkin yararina olacagini düsündügü bir plani gerçeklestirmis ve Incil 'i halk diline, ingilizce'ye çevirmistir. O zamana gelinceye kadar halk, bu kitap'lari hiç anlamadigi bir dilde beller ve anlamini, din adaminin agzindan ve onun kendisine anlatir oldugu sekliyle ögrenirdi. Incil' in ingilizce'ye çevrilmesi bu gelenege son verdi. Ayni seyi Almanya'da Luther ve Fransa ve Isviçre gibi ülkelerde Calvin yapmislardir. Bu caba'lar, aydin siniflarin desteklemesiyle halk bakimindan , pek kisa bir zamanda, yararli sonuçlar yaratmistir, su bakimdan ki hem halk dilinin zenginlesmesi , ve halk kültürünun gelismesi olanagi dogmustur ve hem de akla ve vicdana yatkin düsmeyen din hükümlerinin her kesin denetimine konu teskil ederek ayiklanmasi ya da olumlu sekilde uygulanmasi saglanmis , ve hem de ulusal birlik (daha dogrusu millyetcilik) duygulari olusmustur 882. O zamana kadar sadece din adamlari tarafindan okunup anlasilabilen ve halka aktarilan seyler, artik halk tarafindan okunur ve anlasilir duruma sokulmustur. Halk bu hükümleri, din adaminin kendisine anlattigi sekliyle degil ve fakat kendi aklinin ve vicdaninin süzgecinden geçirerek ve böylece din adamini da deneyerek ele alir olmustur. Bu sayede din adami da kendi kendine bir çeki düzen vermek ve kendisini daha üstün bir kerteye getirmek ve halki aldatma yollarindan vazgeçmek zorunlugunda kalmistir. Öte yandan din kitaplarini ulusal dil'de ve ulusal niteliklere uygun sekilde anlayip ögrenecek duruma gelen halk, kismen de olsa aydinlanmis olarak, bir yandan Papa'ligin ve Devlet kurulusunun (Kiral'in, vs) keyfi ve despotik yönetimine karsi uyanmis ve direnebilecek hale ulasmistir, ve öte yandan da kültür ve özgürlük, esitlik, ve ulusal benlik asamasi yapmistir.
Oysa ki seriat ülkelerinde seriat'in temel kaynagi sayilan Kur'an, Arapca okunmak üzere inmis ve baska dile çevrilemez bilinmistir. Ancak ne var ki araplarin dahi anlayabilecegi dil olmak bir yana ve fakat çeliskiler ve anlasilmazliklarla doludur ve bunlarin neden böyle oldugunun anlasilamamasi için her türlü soru yasaklanmistir. Örnegin Maide suresinde : Ey inananlar size açiklandiginda hosunuza gitmeyecek seyleri sormayin... Sizden önce de bir kavim onlari sordu da sonra kafir oluverdi..." diye yazilidir. Bilindigi gibi soru sormak aklin ve zeka'nin gelismesinde, yaratici güce erismesinde en fazla rol oynayan bir usuldür; bundan yoksun birakilan halklar fikir ve düsünce ozgürlügüne yabanci kalir ve kendilerine bu tür özgürlükleri kazandirmak isteyenlere düsman kesilir. Seriat halklarinin durumu, bunun en en belirli örnegidir.
Kur'an'in baska dilere çevrilmesi yasaklandigi için, , araptan gayri müslüman halklarin , örnegin Türkler'in dil ve kültür ve milli benlik bakimindan gelismeleri de olanaksiz kalmistir. Türkçe'ye güç kazandirmak isteyenler ( örnegin Kasgarli Mahmud gibiler) karsilarinda, kendilerini dinsizlikle suçlayan seriatciyi bulmuslardir 883. Türk aydin'lari , arap kandirmalarina kanarak Kur'an'in arapca'dan baska bir dile çevrilemeyecegini , Arap'tan da daha büyük bir kiskançlikla savunmuslardir 884. Ingiltere'de ya da Almanya'da oldugu gibi Kur'an'i Türkçe'ye çevirip Tanri'yi Türkçe konusur sekilde göstermek ve bu yoldan Türkçe'yi Arapca'nin egemenliginden kurtarmak ve Türk milliyetciligini ve "ürklük" benligini olusturmak düsüncesi hiç bir zaman Türk aydininin kafasindan geçmemistir.
Öte yandan seriat dünyasinin aydinlari arasinda Kur'an'in, halkin anlayabilecegi biçimde rasyonel bir elestiriden geçirilmesine çalisan çikmamistir. Çeliskileri ya da anlasilmazliklari akil yordamiyle çözümlemek, ve halki din sorünlari üzerinde düsünmege sürüklemek isteyen olmamistir. Aksine anlasilmaz ya da çeliskili nitelikteki hükümler halka , sanki birer "ilahi hikmet"' mis seklinde gösterilmistir. Çünkü "aydin" geçinenler, kendilerine dayanak edindikleri Kur'an'in, yine kendi çikarlarina uygun hükümlerine sarilmislardir ki bunlar arasinda suna benzerler çoktur: "...Öyle bir Tanri ki sana kitap indirdi. Onun bir kismi manasi apaçik ayet'lerdir ve bunlar kitabin temelidir. Diger kismi ise cesitli manalara benzerlik gösterir ayetlerdir. Yüreklerinde egrilik olanlar, fitne çikarmak ve onlari tevil etmek için manalari açik olmayan ayetlere uyarlar. Halbuki onlarin tevilini ancak Allah bilir. Bilgide süpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanklarsa derler ki -'Biz inandik ona; hepsi de rabbimizdendir; bunu akli tam olanlardan baskalari düsünmez-'.. ." (3Al-i Imran 7) Görülüyor ki anlamlari açik olmayan hükümlerle ugrasmak ve bunlari yorumlamak fitne çikarmak demektir. Bunu pekistiren diger bir hüküm de Kur'an'in dogrulugundan süphe edilemeyecegini ve inkar edenlerin "kusatilacagini" öngören ayet'lere (örnegin Bakara 2, ve 18) dayali olarak "Din islerinde asiri inceleyip sik dokuyanlar helak oldu..." seklindeki hadis ve benzerleridir 885. Bundan dolayidir ki seriat ülkelerinde halk yiginlari, eskiden oldugu gibi bugün dahi, din konularinin "hassas" nitelikte seyler oldugu ve bunlar üzerinde tartisma yapilamayacagi inanci içerisinde yetistirilirler886.
Kur'an'in Tanri sözleri olmadigini ve olamayacagini ve çünkü çeliskilerle ve akla sigmaz emirlerle dolu oldugunu düsünenler olmamis degildir ve fakat bu düsünceleri halk'a mal'eden çikmamistir. Mu'tezile ve As'ari mensuplari Kur'an'in "yaratilmamis" oldugu tezini ancak al-Mu'tevekkil gibi nispeten hosgörülü halife'lerin destegine sahip olduklari sürece ve çok kisa bir süre i'tibariyle savunabilmislerdir. Bu destek sona erdigi an, kendilerini cahil ve bagnaz halk yiginlarinin düsmanligi karsisinda bulmuslardir.
Seriat ülkelerinde halk'in "Aydin" 'a karsi bagnazligi ve düsmanligi, ve "Aydin" 'in da halka karsi yabanciligi ve "nemelazimciligi" günümüze dek süregelen ve tedavisi pek mümkün görülmeyen bir hastalik olmustur.
*