XVIII) Seriat dünyasi'nin aydinini "aydinsizliga" ve ideal yoksunluguna sürükleyen iki neden: "Korku" ve "Insan sevgisi duygusundan yoksunluk"

Seriat dünyasi "aydin'larinin", kisi'yi ve halk'i fikren gelistirmek, ve akilci düsünce aliskanligina eristirmek ve hümanistik yönde yetistirmek amaciyle is görememeleri nedenlerini seriat'in kendinde aramak gerekir. Çünkü seriat, korku ve dehset havasi yaratmak, ve insan'in insan'a (özellikle farkli inançtakilere) sevgisini yok kilmak suretiyle, bu tür girisimleri kökünden önlemistir. Çünkü seriat düzeni demek, korku ve dehset yaratan düzen demektir. Her ne kadar "Din'de zorlama olmaz" seklindeki sloganlardan söz edilirse de bu bir aldatmadan ibarettir. "Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün" diyen, ya da Islam'dan gayri bir din kabul etmeyip baska bir dine yönelik olanlari "sapik" ve "Cehennemlik" bilen, ve bununla da yetinmeyip kafirlere karsi savaslari (Cihad'i) öngören bir düzenin, zorlama'ya yer vermedigini söylemek çilginlik olur. Gerçek o'dur ki seriat düzeni, daha ilk kurulusu anindan itibaren zorlama ve korku yaratma düzeni olarak is görmüs ve günümüze degin bu niteligini sürdürmüstür. Seriat'i yerlestirenler, daha ilk anlardan itibaren, seriat'a aykiri düsünce ve davranislara karsi öylesine bir korku ve dehset siyasetine girismisler, ve daha sonra gelenler bu siyaseti öylesine insafsizca izlemislerdir ki bin dörtyüz yillik süre boyunca hiç kimse, din sorunlarini akilci düsünce dogrultusunda elestirmek, ve seriat'in akla aykiri yönlerini gidermek olasiligini bulamamistir. Bu korku yüzünden hemen hemen hiç bir bilim adami, hiç bir düsünür insanlik savasi verememis, ya da insan sevgisi adina yapilmak gereken seyleri yapma cesaretini gösterememistir. Daha önceki bölümlerde de belirttigimiz gibi, al-Farabi, ya da Ibn Sina ya da Ibn Rüst ya da nice benzeri ünlüler, kendilerine ilham kaynagi olan eski Yunan felsefesine tam olarak sarilamamislar, ve örnegin Aristo 'yu bilimsel dürüstlükle izleyip akilci düsünce'ye yönelecek yerde, Aristo felsefesini seriat'a uydurmaga çalisir görünmüslerdir. Oysa ki Bati Orta Çagi'nin fikir insanlari, ayni felsefeyi kaynak edinerek akilciligi yerlestirmek ve bu yoldan "insan sevgisi" ve tüm insanligin gelismesi sorunlarini kendilerine amaç edinmislerdir. Aralarindan bazilari, kendi mensup bulunduklari dini (örnegin Hiristiyanligi ya da Yahudiligi) bu felsefeye dayatarak akil süzgecinden geçirmek ve gelistirmek istemislerdir. Oysa ki Bati Orta Çagi'nin bu düsünürlerine Yunan kaynaklarini tanitan islam bilginleri, seriat korkusunu yenemedikleri için, ayni yolda yürüyememisler, ve bu nedenle seriat'in olumsuzluklarini yenme savasimi verememislerdir. Bundan dolayidir ki 1400 yil öncesinin kosullarina göre sekillenen seriat dini, gelisme kanunlarina yabanci kalarak seriat halklarinin, günümüze dek gerilikler içerisinde sürünmeleri sonucunu yaratmistir.

Su bir gerçektir ki islam'i yerlestirmek göreviyle gönderildigini söyleyen Muhammed, kendi otoritesine ve kisiligine ve koymak istedigi hükümlere karsi her türlü direnisi ve elestiri'yi, en siddetli usullerle ve korku ve dehset havasi yaratmak suretiyle önlemistir. Özellikle Mekke'den Medine'ye hicret edipte, çete savaslari sayesinde güçlenmege ve taraftarlarinin sayisini arttirmaga baslayinca bu isi çok daha etkili bir sekilde yapar olmustur. En hoslanmadigi sey tenkid edilmekti; hele sair'ler tarafindan hicvedilmekten çok çekinirdi. Sairlerin alayli ve yerici sözlerinin kendi otoritesine karsi en büyük bir darbe ve tehlike oldugunu bildigi içindir ki onlara karsi amansiz bir siyaset izlemis ve kendisini igneleyici sekilde yazan ya da konusan kimseleri ölüme göndermekte asla tereddüd etmemistir. Sair düsmanligini islam'in adeta bir umdesi haline getirmek üzere Kur'an'a ayet'ler koymus ve bunlari hadis hükümleriyle süslemistir. Örnegin al-Suara suresi'nin çesitli ayet'lerinde, sair'lerin "Her vadide sersemce dolasip duran" ve "yalan uyduran" kisiler olduklarini, ve onlara kulak verenlerin ya da uyanlarin "akilsiz" ve "ziyankar" sayilacaklarini anlatmistir (26 al-Suara 224-226) . Fakat bunu yaparken sairler arasinda : "Inananlar ve Allah'i çok ananlar" bulundugunu ve bu gibilerin yukardaki kötülemeden istisna kilindiklarini da belirtmekten geri kalmamistir (26 al-Suara 226). Söylemeye gerek yoktur ki "Inananlar" deyimini, kendisini ve islam'i tenkid etmeyen, "zem etmeyen" ve her dedigini keramet bilen ve öven sairler için kullanmistir. Nitekim bu kistasi uygulamak suretiyle, basta Ebu Afak ve Ka'b Ibn Esref ve Mervan Kizi Esma olmak üzere pek çok sayida sairi ölüme mahkum etmis, fakat buna karsilik kendisine övgüler yagdiran Hassan bin Sabit gibi sairleri mukafatlara eristirmistir.

Her ne kadar seriatci kaynaklar Ka'b Ibn Esref gibi sair'lerin nifak yaratarak Mekkelileri Muhammed aleyhinde kiskirttmis olduklari için ölüme mahkum edildiklerini iddia ederlerse de bu iddialari "mazeret" diye benimsemek mümkün degildir. Kendisini "peygamber" diye tanitan bir kimsenin, hangi nedenle olursa olsun, bu tür usullere basvurmasinin mazeret kaldiran bir yönü olamaz. Kaldi ki Ibn Hisam ya da Ibn Ishak ve Vakidi gibi Arap kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed bizzat kendi agziyle, öldürme sebebinin kendisi hakkinda sarfedilen aci sözler oldugunü bildirmistir. Örnegin Ka'b Ibn Esref 'i öldürttükten sonra söyle konusmustur: "(Ka'b Inb Esref) beni, o fesad dolu misralariyle ve kötülük kaynagi sözleriyle incitti. Içinizden bu sekilde davranacak olanlar çikarsa, onlarin kani yine kiliçla akitilacaktir".

Böylece Muhammed, kendisini ve islam'i tenkid edecek kimselerin akibetlerinin ne olacagini, gerek söyleriyle ve gerek eylemleriyle daha ilk andan itibaren belirtmistir. Ve yine daha ilk anlardan itibaren bu tür islemler, "aydin" diye geçinen kimselerin alkislarina sahne olmustur. Örnegin Ebu Afak' in öldürtülmesi olayini ilk alkislayan Umama b. Muzayriya adinda bir sair'dir. Ibn Hisam 'in Siret'inden okumaktayiz ki cinayetten hemen sonra su satirlari yazmistir: "Sen Tanri dini'ne ve Muhammed'e '-Yalancisin-' dedin...(Bu nedenle) geceleyin bir Hanif sana yaklasti, senin güvenini kazandi ve '-Yasina ragmen al bunu Ebu Afak-' diyerek (hançeri gögsüne sapladi ve)seni geberrti... Gece karanliklarinda seni geberten yaratik insan mi idi yoksa Cin mi, hiç bilemiyorum". Gerçekten de Ebu Afak 'in öldürtülmesi pek feci bir sekilde olmustur. Cinayeti islemeyi serefli bir is gibi üzerine alan Salim b. Umayyr, gece karanliginda Ebu Afak 'in evine giderek sanki onu dostca ziyaret ediyormus gibi görünmüs, ve kendisini agirlamak için kapiyi açan ihtiyarcigi oracikta kiliçla yere sermistir.

Sair Ka'b Ibn Esref , önceleri Muhammed'e karsi olumlu bir davranis içerisinde iken, Bedir savasinda alinan esirlere kötü davranildigini görerek bu davranisini degistirmis ve siir'leriyle Kureysli'leri destekler olmustur. Bu yüzxen Muhammed'in emriyle öldürülmüstür. Diyanet Isleri Baskanliginin yayinladigi Saihih-i Buhari Muhtasari'ndan söyle ayzilidir: "Ka'b Ibn Esref, Medine yehudilerinin en azgin bir sairi idi, Resulullah ile müslümanlari hicveder ve müslümanalr aleyhinde Mekke müsriklerine yardim eylerdi. Bedir gazasinda müsriklerin ...hezimete ugramalari Ka'b'a pek agir gelmistir... Cabir Ibn-i Abdillah'...tan rivayete göre Resulullah... bir kere Ashab'a - Ka'b Ibn Esref(i öldürmek için kim hazirdir?- diye sordu... Muhammed Ibn-i Mesleme: -Ya Resulullah! Ister misin onu ben öldüreyeim?- dedi. Resulullah -Evet isterim- dedi" . Bunun üzerine Muhammed Ibn-i Mesleme, yalan ve kandirma taktigi ile Ka'bi öldürmek üzere bir plan hazirlar ve bu plani uygulamak üzere Muhammed'ten izin alir. Arkadaslariyle birlikte bir gece, geç vakitte Ka'b'in evine varir ve yalan sözlerle ona kapiyi açtirtir. Ibn Mesleme kendisine "Basini, saçini koklamama müsaade eder misin?" der; Ka'b "Evet" diye cevap verince koklar ve arkadaslarina da koklatir. Bu sirada adamin basini simsiki yakalayarak arkadaslarina -"Haydi kiliç darbesine tutup vurunuz" der. Böylece Ka'b'i öldürüp basini keserl;er, bu kesik basi bir yem torbasina koyarak Medine'ye getirirler ve Muhammed'e teslim ederler. Muhammed'te onlari kutlar ve mukafatlara layik bulur. Hicret'in üçüncü yili Ramazaninda geçen bu olay, islam'da ilk kez düsman basinin naklonulmasi olayi olarak önem tasir 891. Buna benzer olaylar bu minval üzere sürüp gidecektir.

Tekrar edelim ki islam'a aykiri ya da özellikle Muhammed aleyhinde laf edenlerin öldürtülmeleri gelenegi bu olaylarla baslar. Bu gelenegin günümüze dek uygulanagelmesi ise hem Kur'an emri ve hem de asil "sünnet" geregi olmustur. Bilindigi gibi "Sünnet" deyimi Muhammed'in söz'lerini ve eylemlerini ayniyle izlemek, yani onun yolunda gitmek demektir. Buhari kaynaginda Enes Ibn-i Malik'in rivayet ettigi hadis'lerden ögrenmekteyiz ki Muhammed, bütün müslümanlarin kendi yolunda gitmesi için söyle emretmistir: "(Iste benim yolum budur) Her kim benim bu yolum (da gitmez de on)dan yüz çevirirse, benden degildir".892 Nitekim o tarihte bu yana bu gelenek, özgür düsünceye egilimli her aydin kisiyi seriati elestirme hevesinden uzaklastirmaga yetecek sekilde is görmüstür.

Gerçekten de Muhammed'in ölümünden sonra, halifelige kimin getirilecegi konusunda yapilan bir tartisma sirasinda farkli görüs belirtti diye Sa'd b. Ubada' nin öldürülmesiyle baslayan bu gelenek,1400 yil boyunca islam tarihinin kanli sayfalarini doldurmustur 893. Muhammed'in adini saygin bir dil ile animsamayanlar, ya da Kur'an'i Tanri sözü olarak tanimlamayanlar, ya da Tanri'yi sevgi kaynagi yapmaya çalisanlar hep ayni bagnazliga kurban gitmislerdir. Nice dehset verici örneklerden bir ikisini belirtmekle yetinelim:

Muhammed'in ölümünden sonra islam'a aykiri görüsler savundu diye vücudu param parça edilerek öldürülen ilk müslüman yazarin, 742 yilinda, Emevi halifesi Hisam zamaninda, mu'tezile okulu mensuplarindan Sa'd Ibn Dirham oldugu anlasilmaktadir. Özgür düsünce niteliginde sayilabilecek görüslere sahip kisilerin "zindik": seklinde kabul edilmeleri ve bunlara karsi saldirganlik asil Abbasi'ler döneminde Halife al-Mansur (M. 754-775) zamaninda baslamis ve özellikle Halife al-Mehdi (M.775-785) zamaninda siddetlenmistir 894.

Din sorunlarinin tartisilmasinin suç sayilmasi Halife al-Mütevekkil (M. 846-861) döneminin baslica özelligini olusturur. Sadece din konularinin sergilenmesi ve akil süzgecinden geçirilmesi degil fakat din hükümlerine saygi gösterilmemesi ya da bunlar hakkinda gelisi güzel laf edilmesi dahi ölüm cezalarini gerektirir olmustur. Ibnül'esir 'in 12 cild tutan Kitab al-kamil adli yapiti, bunun acikli örnekleriyle doludur. Bu örneklerden biri Bagdad'ta taninmis bir kisi'nin kendi ahbablariyle yaptigi konusmalari yüzünden öldurülmesiyle ilgilidir ki igrençtir. Bu zat, özel konusmalari sirasinda Ebu Bekr ve Ömer ve Muhammed'in eslerinden Ayse ile Hafsa hakkinda yeterince saygili bir dil kullanmadigi için Halife al-Mutevekkil tarafindan ölesiye dövülme cezasina çarptirilmistir. Ceza hükmü yerine getirilmis, ve dayak atilarak öldürülen zavalli adamin basi kesilerek ölü vucudu Dicle nehrine atilmistir 895.

Ne hazindir ki din sorunlarinin akilci düsünce kistasina vurulmasini ve tartisma özgürlügünü kökünden yasaklayan al-Müitevekkil gibi bir Halife, islam dünyasinin "aydinlari" tarafindan "Büyük insan" ya da "Faziletli Halife" seklinde nitelendirilmistir 896.

Ibn Ebi Zer 'in al-Anis 897 adli kitabindan ögrenmekteyiz ki Miladi 852 yilinda bir müezzin, Kur'an'i kendi anlayisina göre yorumlamaga kalktigi için hapse atilmis ve canini ancak hapisten kaçmak suretiyle kurtarabilmistir.

al-Mütevekkil 'den sonra halifelige gelenler hep ayni sekilde, akilci düsünceye yönelik ve felsefi nitelikteki görüslerin, fikirlerin ve yapitlarin en koyu düsmanlari olmuslar, islam'a yatkin görmedikleri her seyi yasaklamislar, özgür düsünce insanlarini yok kilmayi ma'rifet sanmislardir. Bu davranislari yüzünden de "aydin" çevrelerce alkislanmislardir.

al-Suyuti 'nin Tarih al-hulafa adli yapitindan ögrenmekteyiz ki dokuzuncu ve onuncu yüzyil'larda ve örnegin el-Mutahhid (M.869-892) zamaninda felsefe kitaplarinin basimi ve yayimi kesin olarak yasaklanmis, al-Muktedir (M/907-932) zamaninda mutasavviflarin kökü kurutulmus (örnegin al-Hallac'in kafasi koparilmis), onbirinci yüzyil'da Tugrul Bey, ve Alp Arslan ve Nizam-ül Mülk zamanlarinda ayni siyaset uygulanmistir. Onikinci yüzyilda el-Mustahzir (M.1049-1118) zamaninda, her ne nitelikte olursa olsun felsefi fikirlere sahip olanlara karsi genel bir savas açilmis ve Imam Gazali 'nin etkisiyle sürdürülen bu savas, akilci düsünce egilimlerini kökünden kazimistir898. Bu tür bir düsmanliga sapli olanlar hep islam'in koruyuculari ve savunuculari olarak yüceltilmislerdir. Islam'da ictihad kapisi'nin kapanmasinda en büyük rol oynayan Imam Gazali, 12.yüzyildan günümüze gelinceye dek, islam'in en büyük bilginlerinden biri ve hatta Muhammed'ten sonra en kutsal simasi olarak görülmüstür.

Ibn Hallikan 'nin Vefayat 'indan ögrenmekteyiz ki 12yüzyil'in ünlü sair'lerinden fakat ayni zamanda ünlü fikihci'larindan biri olan Ömer al-Yamani, her ne kadar "sünnet" hükümlerinin mutlakligina inanmis olmakla birlikte Muhammed hakkinda yeterince saygili dil kullanmadigi için, Misir'li din adamlarinin israrlari üzerine Sultan Selahaddin-i Eyyubi tarafindan ölüm cezasina çarptirilmistir. Söylendigine göre bir siir'inde Muhammed hakkinda sunlari yazmistir: "Islam adi verilen bu din kaynagini, kendisine insanlarin efendisi (milletlerin sultani) olarak vahy geldigini söyleyen bir kisi'den almaktadir". Bu satirlar Misirli din adamlari tarafindan hos karsilanmamistir; çevrede sair'in Muhammed hakkinda iltifatkar ve saygili bir dil ile konusmadigina dair söylentiler çikmistir. Din adamlari Selahaddin Eyyubi' ye basvurarak sair hakkinda sikayette bulunmuslar ve onun mutlaka cezalandirilmasini istemislerdir. Ölüm cezasi onlarin bu israrlari üzerine verilmistir 899.

1302 yilinda Ahmed al-Sakafi adinda bir yazar, Kur'an hakkinda saygili bir dil kullanmadigi ve Muhammed'i anarken salavat getirmedigi ve üstelik din emirlerini hafife aldigi için (örnegin sarap'i övdügü için) cezalandirilmistir.

1305 yilinda Muhammad b. Abd al-Rahim al-Bacebaki adinda bir yazar, Muhammed'in adini anarken salavat getirmedi ve din kurulusunu yüceltmedi diye zindik ilan edilmis ve onun görüslerini benimseyen Osman adinda biri Sam'da idam edilmistir.

Ebulfida 'nin ünlü al-Muhtasar fi tarih al-basar adli kitabinda, 1343 yilinda, yani Muhammed'in ölümünden yedi yüz küsur yil sonra, Ensar hakkinda saygili bir dil ile konusmadi ve üstelik Muhammed'in eslerinden Ayse hakkinda iftira'da bulundu ve Cebrail'in varligi hakkinda tereddüd izhar etti diye öldürülen kimselerin acikli hikayesi yer almistir 900.

Bu tarihten 600 yil kadar sonra, 1989 yilinda Kur'an'in insan yapisi oldugunu ve ortaya çikisinin beseri nitelikte bulundugunu ima eden ve Muhammed'in eslerinin adlari ile oynadigi sanilan Salman Rüsdü, Iran'li Molla'lardan biri tarafindan idam cezasina mahkum edilmistir.

Bu yukariya aldigimiz örnekler geçmisteki sayisiz nice benzerlerinden sadece bir demet'tir. Söylemeye gerek yoktur ki eger özgür düsünceyi ve tenkid özgürlügünü kökünden yok edici nitelikteki davranislara karsi islam yazar ve düsünürleri, "insan sevgisi" idealine sarilmis olarak cephe kurabilmis olsalardi, mensup bulunduklari seriat toplumlari için farkli bir kader hazirlamis olurlardi. Ancak ne var ki seriat'in özgür düsünce gelenegine layik görmedigi ve Kul diye bildigi "Yaratik" ugruna fedakarlik yapmanin gereksiz olduguna inanmislar ve susup oturmuslardir.