Islâm Seriâti'nin, Islâm'dan Gayri Din ve Inançtakilere Karsi Hosgörülü Ve Saygili Oldugu Iddiâ'lari!
Pek yanlis olarak Islâm seriâti'nin, Islâm'dan gayri din ve inanç'lari tanidigi, bunlara saygili olacak kadar "hosgörülü" bulundugu sanilir. Basta Yahudi'lik ve Hiristiyan'lik olmak üzere, baska dinlerin Kitab'larini (örnegin Tevrat'i ve Incil'i) kutsal saydigi, Peygamber'lerini (örnegin Ibrahim'i, Ishak'i, Musâ'yi, Davud'u, Süleyman'i, vb., ve Isâ'yi) ululastirdigi anlatilir; diger dinlerin saliklerine dinsel özgürlük ve ibâdet güvencesi sagladigi ve onlari kendi inançlarinda serbest biraktigi açiklanir. Hattâ Muhammed'in Kur'ân'a: "Din'de zorlama olmaz" seklinde âyet'ler koydugu, ya da "Dinimizde müsamaha ve cömerdlik oldugunu Yahudi ve Hiristiyanlarin bilmelerini isterdim! " diye konustugu öne sürülüri. Ya da Kur'ân'in: "(Söyle deyin) Biz Allah'a ve bize indirilene; Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve Isa'ya verilenlerle Rableri tarafindan diger peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasinda fark gözetmeksizin inandik ve biz sadece Allah'a teslim olduk" (K. Bakara 136) seklindeki âyet'leri örnek gösterilir.
Islâm seriâti'nin temel ilkelerinden ve öz'ünden habersiz bulunan müslümanlarin büyük bir çogunlugu, bütün bu söylenenlere inanirlar. Fakat her seye ragmen yine de baska din ve inançta olanlari (örnegin Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari) "gavur" ya da "kâfir" gözüyle görmekten, onlara karsi içten içe yabancilik, ve hattâ düsmanlik beslemekten geri kalmazlar. Daha iyi geçim ve yasam kosullarina kavusmak maksadiyle gittikleri (ve gerçekten de kavustuklari) Bati ülkelerinde, o ülkkelerin her seyine karsi yabanci kalmaktan kendilerini kurtaramazlar. Çünkü dogup büyüdükleri, havasini teneffüs ettikleri ortam onlari, bilinç alti yollarla, Islâm'in en son, en mükemmel, ve tek gerçek din oldugu, baska din ve inançta olanlarin ise "cehennemlik" sayildiklari dogrultusundaki duygularla yogurmustur. Bu ortam'i olusturanlar, basta din hoca'lari ve molla'lar olmak üzere, seriâtçi'lardir: bir yandan Islâm'in hosgörü dini oldugunu söylerlerken, diger yandan seriât'in bagnazliklarla dolu buyruklarini kurnaz usullerle sergilemekten, ve cahil halk yiginlarina belletmekten geri kalmazlar. Basta Kur'ân ve hadîs kaynagi olmak üzere seriât hükümlerine dayali olarak, Islâm'dan gayri bir dine yönelenlerin "sapik" olduklarindan tutunuz da, "müsrik"lerin öldürülmeleri gerektigine, "kâfir'lerin" Cehennem âtesinde pisirileceklerine, Yahudi'lerle ve Hiristiyan'larla dost olmanin yasaklandigina, Islâm olmalarina ya da cizye (kafa parasi) vermelerine kadar onlara karsi cihad açmak gerektigine, yakin akraba, ya da hattâ ana ve baba için, eger farkli din ve inançta iseler, magfiret dilenmemesine varincaya kadar, "hosgörüsüz'lük" yaratan ne varsa her seyi kisinin beynine sokustururlar. Böylesine bir beyin yapisina sahip toplumlarin, birakiniz "gavur" ülkelerini, ve fakat kendi içlerinde yasayan farkli din ve inançtaki "yurttas'lara" karsi dahi husûmet beslemeleri, onlari küçümsemeleri ve hor görmeleri kadar dogal ne vardir ki? Geçen yüzyil Osmanli döneminde, büyük devletlerin baskisi sonucu olarak "gayr-i müslim tebea'ya", bazi esit haklar taniyan, örnegin onlara mal ve can güvenligini saglayan, mezhep ve egitim özgürlüklerini memuriyet ve askerlik hizmetlerine alinmalarini, vergice esitliklerini öngören Islahat fermanlarina karsi seriâtçilarin "Müslüman olmayanlara, müslümanlarla esit haklar taninamaz, din elden gidiyor" seklindeki yaygaralarla ayaklanmalari, ve Padisah'i (Abdûlmecid'i) öldürmege kalkismalari, verilecek nice örneklerden sadece biridir1. Eger günümüzde bu tür olumsuzluklara pek rastlanamiyor ise bu, Islâm seriâti'nin uygulanmasindan degil fakat aksine uygulanmamasindan, ve daha dogrusu müslüman olmayan yurttaslara karsi basvurulacak olumsuzluga karsi, güçlü ve uygar ülkelerden büyük ve tehlikeli tepkiler gelebilecegindendir.
*
Dogu bilimcileri (Müstesrik'ler) arasinda da Islâm'in hosgörü'ye yönelik oldugunu öne sürenler olmustur. Bunlar arasinda, müslümanlari tedirgin etmek endisesiyle gerçek düsüncelerini saklayanlar yaninda, seriât'in içeriginden habersiz olanlar da vardir ki ii, özellikle Kur'ân'in "Din'de zorlama yoktur" (K. 2 Bakara 256), ya da "Sizin dininiz size, benim dinim bana'dir" (K.109 Kâfirûn 6), ya da "(Müslümanlar), yahudi olanlar, hiristiyanlar ve sâbiî'lerden Allah'a...inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir" (K. 2 Bakara 62) seklindeki âyetlerine bakarak böyle bir yanilgiya kapilmislardir. Bu âyet'lerin, ya da buna benzer hükümlerin, farkli dîn ve inançta olanlara karsi hosgörü beslemekle ilgisi bulunmadigini, ya da çesitli nedenlerle geçersiz oldugunu bilmezler. Ya da Muhammed'in Islâm'dan gayri bir dîn, ya da baska dinden peygamber tanimadigini, ve yeryüzü Islâm olana kadar farkli din ve inançtakilere karsi savasmayi (cihâd'i) sart kildigini düsünmezler.
Ilerdeki bölümlerde bu hususlari Islâm kaynaklarina dayali olarak açiklayacagiz. Fakat simdilik suna isâret etmekle yetinelim ki, Islâm'in baska din ve inançlara karsi hosgörülü oldugu konusunda dogu bilimcilerinin yanilgiya kapilmalarinin asil nedeni, bu tür hükümlerin Müslüman "uzmanlar!" tarafindan abartmali olarak ve çogu kez bilimsellige ters düsecek sekilde yorumlanmasindandir. Örnegin taninmis bir dogubilimcisi (müstesrik) olan Bernard Lewis, Islâm ülkelerindeki yahudi düsmanliginin, Islâm'a özgü olmayip hiristiyanlik etkisiyle ve asil Bati araciligiyle olustugunu söyler. Ona göre, güyâ Muhammed Yahudi'lere karsi fazla bir husumet beslemedigi halde, daha sonraki dönemlerde ve özellikle modern çag'da çesitli çevreler ve kisiler, Islâm dinini Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi tam bir "düsmanlik dini" haline dönüstürmüslerdir. Güyâ Muhammed zamaninda Yahudiler "ufak rahatsizliklar yaratan" bir toplum sayilir iken, daha sonraki dönemlerin edebiyat ve egitiminde "insanligin en büyük belâsi" seklinde tanimlanmislardiriii! Güyâ Muhammed, Medîne'de Yahudileri hezimete ugratip ölüme ve sürgüne mahkum ettigi zamanlar dahi, onlarin haysiyet ve cesaretine saygi göstermis oldugu haldeiv, daha sonraki dönemlerde, yâni Muhammed'in ölümünden sonra, bu saygi yok olmustur! Güyâ Bati'da Hiristiyan ülkelerde yasayan "Yahudi'ler" ve "Zindiklar", Hiristiyan olmaga zorlanmak yaninda bir de kendilerine ayrilmis ayri bölgelerde yasamaga mahkum kilinmis iken, Islâm ülkelerinde "cizye" (yâni "kafa parasi") vermek gibi bazi kisitlamalarla, kendi dinlerinde birakilmislar ve özgürlük içerisinde yasamislardirv! Güyâ Muhammed zamaninda yahudi aleyhtarligi basli basina bir egilim degil iken, Islâm dünyâsi bu egilime daha sonra Hiristiyan'larin etkisiyle yönelmis ve güyâ özellikle Orta çag döneminde müslümanligi kabul eden Hiristiyan'larin bunda rolü olmustur! Yine Bernard Lewis'in söylemesine göre, güyâ daha sonra Osmanli'larin Istanbul'u fethedip Avrupa'ya yayilmalari sonucu Islâm'a giren Hiristiyanlar, Müslüman halka Yahudi düsmanligi duygularini asilamislardir! Güyâ 19.yüzyil esnasinda Hiristiyan Araplarin, Bati dünyasi ile iliski kurmalari sonucu olarak bu gelisme Modern çag'in özelligini olusturmus, Avrupali misyonerler de bu gelismeyi pekistirmislerdir! Güyâ bu gelisme Hiristiyan azinligin da isine gelmistir, çünkü bu suretle ticâret alaninda Yahudilerin rekâbetini baltalamak mümkün olmusturvi! Ve yine güyâ Fransa'da Dreyfus olayi ile ilgili davâ sirasinda girisilen tartismalar ve Dreyfus aleyhtari görüsler Islâm ülkelerine yansimis ve bu da yahudi düsmanliginin biraz daha köklü sekilde yerlesmesine vesile olmusturvii!
Hemen belirtelim ki bütün bu iddiâlar ve bu yorumlar, yanilgiya ve genellikle abartmaya dayalidir, çünkü bir kere Muhammed'in yerlestirdigi hükümlere göre hosgörü sözcügünün, hiç bir açidan Islâm seriâti'nda yeri yoktur; su bakimdan ki Muhammed, "gerçek din" olarak, Islâm'dan gayri bir din tanimaz (Yâni Yahudiligi ve Hiristiyanligi gerçek din saymaz)viii; Islâm'dan gayri bir din'den gönderilmis peygamber diye bir sey tanimaz; Islâm'dan gayri bir dine özgü Kutsal Kitâb diye bir sey tanimaz. Tanir oldugu tek "gerçek" dîn Islâmiyet'tir, çünkü güyâ Tanri: "Kesin olarak Tanri katinda din, sadece Islâm'dir" (K. Al-i Imran 19), ya da "Kim Islâmiyetten baska bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir" (K. Imran 85) seklindeki (ve daha nice benzerî) sözleriyle, bunun böyle oldugunu açikca bildirmistir.
Yine Muhammed'in söylemesine göre, bütün insanliga uygulanmak gereken tek "Kutsal" Kitap "Kur'ân"dir. Ve her ne kadar daha önce Yahudiler'e Tevrat, ve Hiristiyan'lara da Incil verilmis olmakla beraber, bu kitaplar onlar tarafindan tahrif edilmis (degistirilmis) oldugu için Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Kur'ân'a göre amel etmeleri gerekir.
Öte yandan yine Muhammed'in söylemesine göre Ibrahîm, Ishak, Yakub, Musa, Davud, Süleyman, Isâ vs... gibi gelmis geçmis bütün "Peygamberler", Yahudi ya da Hiristiyan olarak degil, fakat hepsi de "müslümanlikla emrolunmus" olarak gönderilmislerdir. Örnegin Ibrahim, ne Yahudi ve ne de Hiristiyan'dir; o müslümanlikla emrolumus bir "peygamber'dir". Bundan dolayidir ki, Muhammed, geçmisteki bütün peygamberleri (ve onlardan bir kisminin analarini ve babalarini), sirf müslümandirlar diye yüceltmis kendisini dahi Ibrahim'in dinine yönelikmis gibi göstermistir. Bunu yaparken, kendisini peygamber'lerin en sonuncusu ve en üstün olani imis gibi göstermekten geri kalmamistir.
Butün bu hususlari ilerdeki sayfalarda, yeri geldikce görecegiz; fakat simdilik animsatalim ki Muhammed, Medîne'ye hicret etmeden önce, yâni henüz Mekke'de iken, diger dinler hakkinda henüz fazlaca bilgisi olmadigi ve güçlü durumda bulunmadigi için, Yahudilik ve Hiristiyanlik konusunda pek bir sey söylememistir. Fakat Medîne'ye geçipte, orada Yahudileri, ve onlarin dinsel geleneklerini yakindan tanimaya ve bu arada güçlenmege baslayinca, Yahudi kavimlerini (ayrica da Hiristiyan'lari) Islâm'a çagirmis, Islâm'i kabul etmedikleri için üzerlerine saldirmis, yasaminin son gününe kadar, müsriklere, Yahudilere ve Hiristiyan'lara karsi savasmis, ganîmetler, esirler almis, aldigi esirleri kiliçtan geçirmis (örnegin Benî Kureyza esirlerinin kafalarini kestirttigi gibi) ya da yurtlarindan sürmüs, ve yeryüzünü "Dar-ül Islâm" ve "Dar-ül Harb" diye ikiye ayirip, Islâm'dan gayri dîn kalmayana kadar "Dar-ül Harb'e" karsi savasi (Cihad'i) farz kilmistirix. Daha baska bir deyimle Islâm seriâti'nin temellerini hosgörüsüzlük ve bagnazlik üzerine oturtmustur.
Islâm seriâti'nin, Yahudi düsmanligini Hiristiyanlardan takliden uygulamaya basladigi iddiâ'larina gelince, bunun da gerçekle ilgisi yoktur. Her ne kadar Hiristiyanlik, Isâ'nin öldürülmesi olayini Yahudilere atfedip onlari kötülükle damgalamis ve Hiristiyanlari Yahudi irkina karsi düsman yapmis ise de, bu olay Islâm'in Yahudi düsmanligina saplanmasinda rol oynamamistir. Su bakimdan ki, Islâm'da "Yahudi düsmanligi"nin ilk tohumlarini atan Muhammed, Yahudilerin Isa'yi öldürmüs olduklari karinesi'nden hareket etmemistir; aksine Isa'nin Yahudiler tarafindan öldürülmedigine dâir Kur'ân'a âyet'ler bile koymustur; örnegin Nisâ Sûresinde söyle yazilidir. "(Yahudiler) -'Allah'in oglu Isâ Mesîh'i öldürdük-' dediler. Oysa onu öldürmediler ve asmadilar, fakat onlara öyle göründü..." (K. 4 Nisâ 156-158). Üstelik Muhammed'in peygamberlik iddiâsiyle ortaya çiktigi ve Islâm'i yaydigi tarihe gelinceye kadar Araplar, Yahudiler, ve Hiristiyanlar (özellikle Mekke ve Medîne 'de) iç içe, ve yan yana ve çogu zaman dostane bir sekilde yasamaktaydilar. Araplar arasinda Hiristiyan ve Yahudi olanlar dahi vardi. Her ne kadar Muhammed döneminde Yahudiler ve Hiristiyanlar arasinda dinsel bazi çekismeler görülmekle beraberx bu çekismeler kin, nefret, savas ya da vurusmali saldirganlik sekline dönüsmüs degildi. Kin ve nefreti yaratan ve Yahudileri ve Hiristiyanlari asagilatan, onlarla dost olmayi yasaklayan, ve nihâyet onlara karsi (tipki müsrik Araplara karsi yaptigi gibi) savas yolunu açan bizzat Muhammed'tir2 .
Yine bunun gibi Yahudileri "hâin ve kötü bir irk" seklinde tanimlayan görüs, her ne kadar Hiristiyan dünyâsinda geçerli olmus olmakla beraber, bu görüsün hiristiyan etkisiyle Islâm'a girdigini iddiâ etmek yanlistir; çünkü Yahudileri bu olumsuzluklar içerisinde tanimlayan dogrudan dogruya Muhammed olmustur. O kadar ki, ilerdeki bölümlerde ayrica belirtecegimiz gibi, onlarin Tanri tarafindan "maymun", "domuz, ya da "fare" sekline dönüstürüldügünü, alinlarina "zillet ve meskenet" (alçaklik ve düskünlük) damgasinin vuruldugunu, ve bu nedenle onlarin, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, zillet damgasindan kurtulamayacaklarini söylemis, ve bu söylediklerini Kur'ân'a çesitli âyet'ler seklinde yerlestirmistir (Örnegin bkz. Bakara 65; Mâide 60 ve d.; A'raf 166 ve d.)3
Muhammed'ten sonra bu düsmanlik, Islâm tarihi boyunca müslüman yöneticiler tarafindan israrla sürdürülen bir siyâset olmustur. Bu siyâset bazi hosgörülü halifeler zamaninda yumusatilmis olmakla beraber, çogu hosgörüsüz halifeler tarafindan siddetlendirilmistir. Fakat genel olarak denilebilir ki Muhammed'in Yahudiler ve Hiristiyanlar aleyhinde getirdigi sonderece hasin hükümler, insan tabiatina ters düstügü içindir ki hiçbir zaman tam bir uygulamaya tâbi tutulamamistir. O kadar ki Fatih Sultan Mehmet gibi bir Padisah, Kur'ân'daki yahudi aleyhtari hükümlere aldiris etmiyerek (muhtemelen Türk'ün eskiden kalma hosgörü gelenegine yer vererek) Ispanya'dan sürülen Yahudilere, ülkesinin kapilarini açmistir. Fakat bu bir kaç örnege bakarak Islâm seriâti'nin baska dinlere karsi hosgörüye yer verdigi iddiâ'larina sarilmak yanlis olur. Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Islâm ülkelerinde çok kötü denebilecek yasamlara ma'ruz birakilmamalari, Islâm'in özü'ne bagliliktan degil ve fakat aksine, bazi halifelerin ve hükümdarlarin bu özü zaman zaman bilmezlikten gelmis olmalarindandir. Bununla beraber yine de "gâvur" düsmanligi denen sey, her bir müslüman kisinin beynini ve ruhunu besleyen bir gida isin görmekten geri kalmamistir. Nasil ki Bati ülkelerinde Yahudiler, kendilerine ayrilmis mahalle ve yerlerde (Getto'larda) ayri bir sekilde yasamis idiyseler, müslüman ülkelerde de kendilerine ayrilmis mahallelerde yasamislardir. Nasil ki Bati'da Yahudiler hor ve asagi görülmüs idiyseler, Islâm ülkelerinde de ayni sekilde (belki Hiristiyanlardan biraz daha az farkli olarak) hor görülmüslerdir; hâlâ da görülmektedirler. Ancak ne var ki ticâret ve sanat ve ilim vs... alanlarinda becerikli olduklari için, kendilerine yönelik husumet havasi içerisinde yasam olanagina sahip olmuslardir. Ingiltere ve Fransa gibi ülkelerde, devlet'in en önemli mevkilerine yahudi'lerin getirildikleri olmustur (Örnegin 19cu yüzyil'da Ingiltere'de Disraeli, 20ci yüzyil'da Fransa'da Mendes France ve Leon Blum gibi yahudi dininden kisiler basbakanlik yapmislardir).
Öte yandan Bati'da, her dönemde (hattâ dinsel bagnazligin sinirsiz bulundugu Orta çag döneminde dahi) aydinlar ve düsünürler arasinda hosgörü taraftari olanlar, ya da Yahudi aleyhtarligina ("anti-semitizm'e") karsi savasanlar çikabildigi hâlde4 Islâm ülkelerinde bunu yapan pek görülmemistir .
*
Ilerdeki bölümlerde ayrica ele alacak olmakla beraber, burada kisaca deginelim ki Muhammed'in, genel olarak hosgörü'ye yer verirmis gibi görünen eylemleri olmamis degildir; fakat bunlar dahi hosgörü maksadiyle ve inanç özgürlügü adina yapilmis seyler degildir; bunlar sadece izledigi dinsel siyâsetin esnekligini saglamak, ve kisileri kendisine bas egdirmek maksadiyle öngörülmüs seylerdir. Nitekim hosgörü niteligindeki hükümlerden bir kismi, kisileri, zorluga katlanmadan Islâmî kurallari uygulamaga alistirma amacina yöneliktir. Örnegin, "Din'de zorlama olmaz " hükmü, kisilere inanç özgürlügü tanimak için degil, ve fakat din uygulamasini (özellikle ibâdet isini) kolaylastirmak üzere öngörülmüstür. Yolculuga çikan bir müslümanin oruç tutma zorunlugundan uzak kilinmasi, ya da namaz kilarken yeleginin içine tükürebilmesi, ya da hayizli kadinla cinsî münasebet'te bulunmadan sevisebilmesi, ya da buna benzer kolayliklardan yararlanmasi, "Din'de zorlama olmaz" seklindeki hükümler sayesinde mümkün kilinmistir. Daha baska bir deyimle bu tür hükümlerin, dinsel özgürlükle (örnegin kisilere, Islâm'dan çikip diledikleri dine girmek, ya da diledikleri gibi din'de serbestce is görmek olasiligini saglamakla) ilgisi yoktur; çünkü bu ayni Kur'ân, Islâm'dan gayri bir dine yönelenlerin sapik olduklarini ilân etmek bir yana, ve fakat "Müsriklerin" ya da "dinden çikanlarin" öldürülmelerini" emretmekten tutunuz da "(Yeryüzünde yalniz Islâm) kalana kadar (kâfirlerle) savasin" (Bakara 193; Tevbe 29) diyerek farkli inançtakilere karsi cihad'i sart kilmaga varincaya kadar, din ve inanç özgürlügünü sifira müncer kilacak ne varsa her seyi öngörmüstür.
Öte yandan farkli din ve inançtakilere karsi hösgörü niteliginde görünen bir kisim hükümler Muhammed'in henüz güçlü olmadigi, ve bu nedenle hosgörülü imis gibi davranmaktan baska çaresi bulunmadigi dönemde (genellikle birinci Mekke döneminde) koymus oldugu seylerdir, ki daha sonraki Medîne döneminde yerlestirdigi "siddet" ve "zorlama" niteligindeki emirleriyle çelismeli, ve dolayisiyle geçersiz kalacaktir. Nice örneklerden birini vermek gerekirse, Kur'ân'da Kâfirûn Sûre'sinde :"Sizin dininiz size, benim dinim bana'dir"(109 Kâfirûn 6) diye yazilidir. Buna bakarak sanilir ki Islâm, sanki Islâm'dan baska dinleri, ve baska inançlari "geçerli" saymis, ve sanki farkli din ve inançta olanlara özgürlük birakmistir. Oysa ki bu sözleri Muhammed, daha henüz güçsüz bulundugu Mekke döneminde ve kendisini sadece Arap'lara gönderilmis Peygamber olarak tanimlarken söylemistir. "Tek Tanri" fikrine bagli olmiyan ve puta tapan Araplara (ki bunlari "müsrik", diye çagirirdi) kendisini peygamber olarak kabul ettirmek istemis ve fakat basari saglayamayinca, ve üstelik onlari zorlamak üzere elinde de baskaca bir sey olmayinca :"Sizin dininiz, (yani putperestliginiz) size, benim dinim, (yani Islâm ) bana'dir" diye konusmustur. Fakat Medîne'ye hicret'ten sonra yavas yavas güçlenipte kendisini sadece Araplarin degil fakat Arap olmiyanlarin da (örnegin Yahudi'lerin, Hiristiyan'larin, ve digerlerin) peygamberi olarak gösterme hevesine kapilinca, Islâm'dan baska "gerçek" bir din olmadigi görüsüne sarilip vurusmali savas yolu ile Islâm'i zorla kabul ettirme siyâsetine basvurmustur. Ilerdeki sayfalarda açiklayacagimiz gibi, hicret'in ikinci yilinda, Benî Kaynuka Yahudilerini Medîne'nin pazar yerlerinden birinde toplayip Islâm'a çagirmasi, Islâm olmadiklari takdirde baslarina felâket gelecegini anlatmasi ve Islâm'i kabul etmedikleri için üzerlerine saldirmasi, bu siyâsetin ilk örneklerindendir.
Ve iste kendisini onlara "peygamber" olarak kabul ettiremeyecegini anladigi andan itibarendir ki, Tanri katinda Islâm'dan gayri gerçek bir dîn olmadigini, Tanri'nin insanlara daha yaratilista verdigi dînin sadece Islâm dini oldugunu, ve Islâm'dan gayri bir dîne yönelmenin "sapiklik" sayildigini bildirmis, Kur'ân'a bu dogrultuda hayet'ler koymustur (Örnegin Bkz. Rûm sûresi, âyet 30; Imrân sûresi, 19, 83, 85; Mâide sûresi 51, vs...). Daha baska bir deyimle Tanri, güyâ Yahudilere ve Hiristiyanlara, "Haniflik" (tek Tanri'ya inanmak) bilincini vermis (K. Rûm 30) ve onlara namaz kilmak, zekât vermek gibi yükümler yüklemis ve "Hak" dine (Islâm'a) uymalarini emretmistir (K. 98 Beyyine, 5). Ve sunu bildirmistir ki her dogan çocuk "Islâm fikrati" üzerine dogar, ve sonra anasi ve babasi onu, Yahudi, Hiristiyan ya da Mecûsî yapar5.
Yine Muhammed'in söylemesine göre, Tevrat ve Incil, dogrudan dogruya müslümanligin esaslarini içerir sekilde inmis kitap'lardir. Bundan dolayidir ki Kur'ân, Tevrat'i ve Incil'i "tasdik" etmek üzere gönderilmistir. Fakat ne var ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen kitaplari tahrif etmislerdir (K. Bakara 75-79; Maide 13-41). Bu itibarla Tevrat'a ve Incil'e gösterilmek gereken saygi, Kur'ân'daki esaslara uygunluk bakimindan deger tasir. Tevrat ve Incil tahrif edilmis oldugu içindir ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Kur'ân ile "amel etme" zorundadirlar; böylece emrolunmuslardir (Bkz. K. Nisâ sûresi, âyet: 47; Beyyine sûresi, âyet: 2-4)
Öte yandan "peygamber"lerin durumu da bu dogrutudadir; Muhammed'in söylemesine göre, dünyâ'nin yaratilisindan bu yana, Islâm'dan gayri bir din'den Peygamber gönderilmemistir. Yani "Yahudi peygamber", ya da "Hiristiyan peygamber" diye bir sey yoktur. Gönderilen peygamberlerin hepsi de müslümanlikla emrolunmuslardir. Örnegin Ibrâhîm müslümandir, Ishak müslüman'dir, Ya'kûb müslümandir, bunlarin ogullari'nin hepsi (yâni Israilogullari) müslümandir, Mûsâ müslüman'dir, Dâvud müslüman'dir, Isâ müslüman'dir, vs... Bu itibarla Yahudilere ve Hiristiyanlara gönderilmis olan peygamberlere saygi göstermek demek, aslinda müslüman peygamberlere saygi göstermek demektir.
Daha baska bir deyimle Muhammed'in getirdigi islâmî anlayisa göre Yahudilik ve Hiristiyanlik gerçek din niteliginde seyler degildir. Bu itibarla, Yahudi'lerden ve Hiristiyan'lardan Muhammed'i Peygamber saymayanlar, ve Kur'ân'a inanmayanlar, "kâfir", "sapik" ve "Cehennem Ehl'i" olup, onlarla dostluk iliskisi kurmak yasaktir (Örnegin bkz. Mâide sûresi, âyet 51). Hattâ Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi "cihâd" açmak, Islâm'i kabul etmelerine, ya da küçülerek "cizye" (Kafa parasi) vermelerine kadar savasmak, ve yeryüzü Islâm olana kadar tüm "kâfir"lere karsi savasi sürdürmek sarttir (Örnegin: Bakara 193; Tevbe 5, 29).
Tekrar edelim ki Mekke dönemi'nin nispeten yumusak ve hosgörülü imis gibi görünen âyet'leri, daha sonraki Medine döneminin Islâm'dan gayri din ve inançlara karsi hosgörüsüz, ve son derece sert nitelikteki âyet'leri ile çeliskilidir. Birbirlerine ters düsen, birbirleriyle çeliskili bulunan hükümlerin ayni zamanda uygulanmalari mümkün olamayacagina göre, bu âyet'lerden Mekke dönemine âit olanlarin, Medîne döneminde indigi kabul edilen âyet'lerle geçersiz kilindigini kabul etmekten baska bir yol yoktur. Çünkü Medîne dönemine âit âyet'ler, Mekke dönemi âyet'lerinden daha sonra konmus seylerdir. Bilindigi gibi bir hüküm, kendisinden sonra gelen hükmü degil fakat daha önce gelen bir hükmü ortadan kaldirabilir. Böyle olunca Medîne döneminin siddet ifâde eden hükümlerinin, daha önceki Mekke döneminin yumusak nitelikteki hükümlerini geçersiz kilmasi dogaldir.
1 Osmanli devleti'nin bagimsizligini ve tamamiyetini saglamak amaciyle Ingiltere, Fransa, Avusturya, Rusya vs... gibi devletlerin katildigi 30 Mart 1856 tarihli Paris Kongre'sinde, Osmanli devleti ile hiristiyan tebea'nin iliskilerini düzenlemege yönelik bir hüküm konmasi ihtimalini önlemek maksadiyle Abdûlmecid, Gülhane hatt-i humayununu tamamlar ve onaylar nitelikte olmak üzere yeni bir Islahat fermani yayinlamis, ve Imparatorluk sinirlari dahilinde yasayan gayr-i müslim tebea'nin esitlik haklarini ilân etrmis idi. Ve iste yukardaki olaylar bu ferman, ve fermanin bu hükümleri nedeniyle ortaya çikmistir.
2 Hiristiyan'lik dünyasi'nin Yahudi'leri asagiladigini belirten Benard Lewis, örnek olarak T. S. Eliot'tan su misralari nakleder:
"The rat is underneath the files,
The Jew is underneath the lot"
Neklederken de Muhammed zamaninda Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, her seye ragmen haysiyet duygusuna sahip kilindiklarini ekler, ki tamamen yanlistir. Çünkü ilerdeki sayfalarda görecegimiz gibi Muhammed onlari, özellikle Yahudi'leri, "maymun", "fâre" gibi hayvanlara es degerde tutmak yaninda, Tanri'nin onlarin alinlarina "zillet ve meskenet" (alçaklik ve düskünlük) damgasini vurdugunu, ve bu nedenle onlarin, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, zillet damgasindan kurtulamayacaklarini bildirmis, ve köklerinin kazinmasi için söyle demistir: "Yahudi'lere karsi savasmadikça, ve bu savaslari, bir kaya parçasinin gerisinde saklanan bir yahudi: -Ey müslümanlar benim arkamda yahudi var, öldürün onu- deyinceye kadar sürdürmedikçe, hüküm günü gelmis olmiyacaktir".
Bu hadîs için bkz. Buharî, Sahih, (Kitab-I Cihad), [Houdas çeviris, Tome II, sh. 322]
3 Kur'ân yorumcularinin görüsleri için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Kaynak yayinlari, Cilt VIII, sh. 66)
4 Nice yüz yillar önce Spinoza gibi düsünürler, Türk'lere karsi hosgorü beslenmesi gerektigini savunurlardi. Geçen yüzyilin sonlarina dogru Fransa'da, Dreyfus davâsi sirasinda, Emil Zola gibi aydin'lar, Yahudi asilli Dreyfus'ün savunmasi vesilesiyle Fransa'ya ayaga kaldirmislardir. Emil Zola'nin, bu konuda yazdigi "J'accuse" adli kitabi bugün dahi ibretle okunur.
5 Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt IV, sh. 529, Hadîs no. 664)
i Imam Gazalî, Ihyâu 'ulûmi'd-dîn (Bedir Yayinevi, Istanbul 1975, cilt IV, 280
ii Örnegin Bernard Lewis, bir çok vesilelerle ve özellikle "Semites & Anti-Semites" (New York 1986, sh. 122) adli kitabinda Kur'ân âyetleri arasinda Yahudiler aleyhine hükümler olmakla beraber, ayni zamanda onlardan saygi ile söz eden hükümlerin de bulundugunu belirtir. Fakat bu hükümlerin, sirf Yahudileri ve Hiristiyanlari kendisine çekmek maksadiyle Muhammed' tarafindan tavizci siyaset geregince kondugunu ve daha sonra geçerlikten kaldirildigini belirtmez. Öte yandan yine bu ayni kitabinda Islâm'in Yahudilere pek hasin davranmadigini ve Muhammed'in dahi Yahudilere karsi düsmanlikta fazla ileri gitmedigini söyler.(Lewis, a.g.e, sh.196) Ancak ne var ki bu sözleri, Kur'ân'in Yahudilere ve Hiristiyanlara ölüm ve dehset saçan hükümleriyle, ve hele özellikle Muhammed'in son on yillik yasami boyunca Yahudilere karsi giristigi imha siyasetiyle pek bagdasmaz.
iii Bernard Lewis, age, s.196
iv Söyle diyor Bernard Lewis: "A striking example of this process is the transformation in literature and education of the prophet's adversaries from a minor nuisance to a major enemy, an embodiment of the eternal principle of evil. In some traditional Muslim account the Jews of Medina, even in their defeat and death, are allowed a certain dignity and courage". Lewis, age (1986), sh. 196
v Lewis, age sh.131
vi Lewis, age sh132 ve d.
vii Lewis, age sh. 134 ve d.
viii Lewis Islâm'in Yahudi ve Hiristiyan dinlerini tanidigini ve kisilerin bu dinlere girip çikmasini önlemedigini söyler. Bkz. Lewis, age (1986), sh.131. Oysa ki Muhammed bu dinleri gerçek din saymamistir.
ix Muhammed'in ölüm döseginde yaptigi vasiyet "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacaktir" seklinde olmustur. Buna dayanaraktir ki Ömer, halifeligi zamaninda bütün yahudileri sürmüstür. Fakat Bernard Lewis gibi yazarlar, Islâm'i Hiristiyanliga nazaran daha hosgörülü bir din imis gibi gösterme gayretkesligiyle, bu emri dahi yumusak göstermege çalisirlar ve emrin sadece Arap Ceziresiyle sinirli oldugunu, ve Muhammed zamaninda bile Güney Arabistan'da Yahudi ve Hiristiyan kabilelerinin bulundugunu açiklarlar. Bkz. Lewis, Semites & Anti-Semites (New York 1986 sh. 130-131). Oysa ki Muhammed'in emri, sadece Arab Ceziresini degil ve fakat yeryüzünün tamamini kapsar niteliktedir, çünkü Islâm'dan gayri gerçek din tanimamis ve Islâm'dan baska din kalmayana kadar savasmayi öngörmüstür. Eger kendi zamaninda Arabistan yarim adasinda Yahudiler ve Hiristiyanlar yasayor idiyse bunun nedeni, onlari henüz temizlemege vakit bulamamis olmasidir. Ömrü ve gücü yetmis olsa idi, bu isi bizzat kendisi yapacakti.
Yahudiler Isâ'yi peygamber olarak kabul etmezler, ve getirdigi emirleri benimsemezler. Muhammed bunu Kur'ân'da söyle belirtir: "Yahudiler -'Hiritiyanligin bir temeli yoktur-' dediler. Hiristiyanlar da: -'Yahudiligin bir temeli yoktur-' dediler... Allah kiyâmet günü anlasmazliga düstükleri seylerde onlarin arasinda hüküm verecektir" (K. Bakara 113)
///
11 Hiristiyanlik dünyasinin Yahudileri asagilatmis oldugunu belirten Lewis, T. S. Eliot'tan su misralari nakleder:
"The rat is underneath the files,
The Jew is enderneath the lot"
(Bkz. Semites & Anti-Semites..., sh. 93).
Naklederken de Muhammed zamaninda yahudilerin ve hiristiyanlarin, her seye ragmen haysiyet duygusuna sahip kilindiklarini ekler ki tamamen yanlistir. Çünkü Muhammed, onlari her bakimdan asagilatmak bir yana fakat bir de köklerini kazimak için söyle demistir: "Yahudilere karsi savasmadikca, ve bu savaslari, bir kaya parçasi gerisine saklanan bir yahudi -'Ey müslümanlar benim arkamda yahudi var, öldürün onu-' deyinceye kadar sürdürmedikce hüküm günü gelmis olmiyacaktir". Bu hadîs için bkz. Buharî, Sahih (Kitab-i Cihâd) [Houdas çevirisi, Tome 2, sh.322]
12 Nice yüzyillar önce Spinoza gibi düsünürler Türk'lere karsi hosgörü beslenmesini öngörürlerdi. Geçen yüzyilin sonlarina dogru Dreyfüs davâsi sirasinda Fransa'da, aydin sinif haksizliga karsi sesini yükseltmis ve Emil Zola gibi nice ünlü yazarlar (Örnegin "J'accuse" adli kitabi ile) Yahudi asilli Dreyfüs'ün savunmasini yapmislardir.
13 Celaleyn ve Buharî'deki yorumlar için bk. Turan Dursun, "Tevrat, Incil, Kur'ân", (2000 Ikibine Dogru" dergisi, Sayi....?????
14 Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..,( Cilt XII, sh. 25)
15 Saffat Sûre'sinde söyle yazilidir: "Dogrusu (Nûh) bizim inanmis kullarimizdandi...Ibrahim de süphesiz O'nun yolunda olanlardandi..." (K. 37 Saffat 81,83)
16 Bilindigi gibi "Islâmiyet" sözcügü "Teslim olmak" anlamina gelir.
17 Tevrat'in Tekvin Kitabi (Bap 32:28.)
18 Ne akil almaz bir seydir ki Tanri, en son ve en sevgili peygamberi Muhammed'e okuma-yazma ögretmemisken, Süleyman'a, kuslarla ve karincalarla konusabilsin için, bu dilleri ögretmistir Öte yandan onun müslümanligini öylesine saglam kilmistir ki, bu sayede Süleyman, Sebe melikesi Belkis'i bile müslüman olmaga sürükleyebilmistir.(27 Neml 15-44)
19 Muhammed'te bu emir geregince hareket etmis ve :"...Süphesiz Rabbim beni, dogruya yönelen...Ibrahim'in dinine iletmistir" (K. 6 En'âm 161) demistir.
20 Mûsâ'ya Tanri güyâ söyle demis: "Ey Mûsâ, verdiklerimle ve sözümle seni insanlar arasindan seçtim..." (K. 7 A'raf 144)
21 Ayrica bk. Sahih-i... (Cilt XI, sh.103, Hadîs no. 1702.)
22 Sahih-i...(IX,sh.179 ve d.)
23 Yahudiligin ve Hiristiyanligin asil kaynagi olup her ne kadar gök cisimlere tapim esasina dayali olmakla beraber tek Tanri inancina dayalidir. (Bu konuda bk.Eren Kutsuz, "Günes Kültü", Saçak dergisi, Subat 1988, sh.4-62)
24 Bu konuda bk. Sahih-i...( XII, sh.25 )
25 Her ne kadar bu âyet'i "Sizin putlariniz size, benim TekTanri inancim bana" seklinde yorumlayanlar var ise de Muhammed'in putatapanlara "Sizin dininiz size" seklinde hitap etmesi ilginçtir. (Bk. Turan Dursun, "Kur'ân'daki çeliski'lerden'...", Ikibine Dogru Dergisi, 17 Aralik 1989, sh.49
26 Islâm kaynaklarina göre, güyâ Bahira, Kureys kervani yaklasirken bütün agaçlarin ve taslarin Muhammed'e secde ettigini, ve bir bulut'un da onu gölgeledigini, ve bütün bunlarin peygamberlik alameti oldugunu söyleyerek: "Iste bu çocuk âlemler Rabbi'nin elçisidir. Tanri bu çocugu âlemlere rahmet olmak üzere gönderecektir" demistir. Ayni kaynaklara göre Muhammed, güyâ çobanlik ettigi yillarda tanri'nin kendisini kötülüklerden korudugunu, ve örnegin gece eglencelerinde bulunmak üzere gittigi evlerde kendisine uyku musallat ettigini, ve bu yüzden hiç bir kötü ise tesebbüs etmedigini söylemistir.(Bk. Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi (Ankara, M. E. Bakanligi yayinlari, 1966, II, sh.. 62-68)
Yine bunun gibi, Muhammed'in iki kürek kemigi arasinda peygamberlik mührü bulundugu ve güyâ buna bakarak onun peygamber olacaginin bir çok Arap bilginleri tarafindan açiklandigi görülür. Mucize kabilinden olmak üzere Muhammed'in hurma agaçlarinin salkimlarini yürüterek yanina getirdigi iddialari da bunlara eklenir. (Bk. Taberî, a.g.e , II, sh.89-90)
27 Her hususta oldugu gibi bu konuda da Islâm kaynaklari kesin bir sey söyleyemezler. Bir rivayete göre Muhammed 40 yasinda iken, ve diger bir rivayete göre ise 43 yasinda iken Peygamberligini ilân etmistir. Bk. Taberî, age, II,sh.83-85
28 Hattâ kendisine peygamber olacagi haberini verdigi söylenir. Bu konuda Ayse'nin rivâyetine dayali Hadîs'ler için bk. Sahih-i..., I, sh.12.
29 Nice örneklerden biri olarak Ahd-i Atiyk'ta Tanri'nin Yahudi peygamberlerine ve Israilogullarina, fethettikleri yerlerin halkina nasil davranacaklari konusunda verdigi su emrini belirtelim: "...ve Allah'in Rab, (o sehri) senin eline verdigi zaman, onun her erkegini kiliçyan geçireceksin, ancak kadinlari ve çocuklari ve hayvanlari ve sehirde olan her seyi, bütün malini kendin için çapul edeceksin...ve düsmanlarinin malini yiyeceksin..." (Bkz. Tesniye 20:13-15)
30 Arap kaynaklarin bildirmesine göre: "Tanri onu... peygamberlikle sereflendirmeyi irâde ettigi vakit, Muhammed insanlardan uzaklasir ve evlerin görünmeyecegi yerlere, dag arkalarina ve ovalarin içlerine dalar, yanlarindan geçtigi her agaç ve tas - 'Ey Tanri elçisi, sana esenlikler dileriz-' diye onu selamlar, o, sag ve soluna ve arkasina bakar, kimseyi görmezdi". Bk. Taberî, a.g.e, II, sh.87.
31 Bu konuda bk. Sahih-i..., I, sh.1-9
31 a. Her ne kadar Beyzevî gibi bazi yorumcular bu âyeti: "Kendi kavmimim ilk müslümani olarak emrolundum" seklinde anlarlarsa da yanlistir. Çünkü Muhammed, kendisini Adem'den önce "peygamber" olarak emrolunmus gibi göstermistir
32 Kendisinin peygamberligini kanitalamak üzere Tanri'yi su sekilde konusmus gibi gösterir:"...Sahid olarak Allah yeter" (K. 48 Fetih 28)
33 Söyle demistir: "Kureys beni yalanlayinca Hicir'de ayakta durdum. Müteakiben Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasindaki mesafeyi kaldirdi da Mescid-i Aksa'ya bakarak onun nisanelerinden Kureys'e haber vermege basladiµ? 'Mescid-i Aksa'nin kaç kapisi var? diye sormuslardi. Halbuki ben Kudüs mescidinin kapilarini saymamistim. Fakat karsimda mescid tecelli edince...kapilari birer birer saymaga basladim" Burada geçen Hicir sözcügü, Kâ'be'nin Kureys tarafindan tamiri sirasinda yapi malzemesinin birakildigi Beyt'in disindaki yere atiftir. Câbir Ibn-i Abdillah'in rivâyeti için bk. Sahih-i..., X, sh. 59 ve d. Hadîs no. 1550
34 Bu konuda bk. Arsel, Arap Milliyetciligi ve Türkler (Istanbul 1987 sh. 217 ve d.)
35 Örnegin Câhiliyet dönemi diye bilinen dönemde Araplar arasinda "Hilf" (ki yemin ile tesis olunan dostluktur, ve aralarinda veraset cari olur) gelenegini kaldirmis onun yerine ayni mealde dinsel kardeslik koymustur. Bunu yapmasini nedeni Mekke'den hicret eden Muhacirlerin bakimini Medine'deki Ensar'in sirtina yüklemek içindir. Yine bunun gibi eski Araplarda ogulluklarin karilariyle evlenme yasagi gelenegi var iken, kendisi Zeyd'in, yani kendi ogullugunun karirisi Zeyneb'e asik olupta onunla evlenmek isteyince bu gelenegi degistirmistir. Buna karsilik Ihram vesilesiyle eskiden uygulanan gelenkelerin çogunu sügrdürmüstür.
36 Örnegin Kur'ân'in Bakara 89,90-91; Mâide 3-4; Ahkâf 12; vs...
37 Ilk alti yedi ay içerisinde 7 çete (Seriyye) gönderdigi anlasilmaktadir.
38 Enes'in rivâyetine göre Muhammed bazan demir zirhini Yahudi tüccarlara rehin ederek âilesini "infâk" (geçindirmek) için arpa ya da para alirdi. O tarihlerde dokuz karisi oldugu ayni hadîs'ten anlasilmaktadir. Bu konuda bkz. Sahih-i...,VI, sh. 367
39 Ebû Hureyre'nin rivâyeti vesilesiyle bkz. Sahih-i... ,X, sh.118, 120 ve d.
40 Muhacirler, Beni Amr Ibn Evs, Beni Haris, Beni Naccar, Beni Amr Ibn Auf. vs, her biri kendilerine ait kisasi ve fidye bedellerini kendileri karsilayacaklardir. Bu konuda bkz. Sahih-i..., X, sh. 119
41 Sahih-i..., X, 119
42 Bu konuda bk. Sahih-i..., VI, sh. 367-8; Ayrica bk. Mahmud (Mirkhond), a.g.e, II, sh.726.
43 Sahih-i..., VI, sh.367, H. no.966
44 Sahih-i...,VI, sh. 368
45 Ebû Hüreyre'nin bir rivâyeti için bkz. Sahih-i..., Cilt X, sh. 119 vd .
46 Kur'ân'daki Firavun hikayesi için ayrica bkz. Maide 23, Kasas 2 ve d.
47 Ibn Ishak'in açiklamasina göre Tanri güyâ Muhammed'e söyle hitâb etmistir: "BEN, o eski peygamberlere emir verdim ki sana inansinlar ve yardim etsinler diye. Onlar da ikrâr ve kabûl ettiler" (3 Mâide 81) . Ayet'in bu sekli için bkz. Ibn Ishak, age (1980) sh. 104.
48 Tevrat'dan yaptigi aktarmalarla Muhammed, nerede ise Kur'ân'i, Yahudi tarihi haline getirmistir. Tevrat'da geçen olaylarin pek çogunu Kur'ân'dan aynen ve bazan da degistirerek almistir. Yukardaki olaylarla ilgili ilginç bir örnek olarak Bakar Sûre'sinin 244 ve 248ci âyet'lerini ( ki bu âyetlerde Tanri güyâ Yahudilere Sandik indirerek hükümdarligi diledigine verdigini bildirir), Ahd-i Atiyk'in "Hezekiel" Kitabinin 37ci Bap'i ile karsilastirmak, ve ayni seyi yine Bakara Sûresi'nin 243cü âyet'ini (ki Tanri'nin ölüleri dirilttigi yazilidir) , Ahd-i Atiyk'in "I Samuel" kitabinin IV,V ve VIci Bap'larini karsilastirmak yeterlidir.
49 Bkz. Sahih-i..., X. sh.118- 120;
50 Islâm yazarlari her zamanki yalan usulüne basvurarak Muhammed'in daha Mekke'de iken bu oruç âdetinden haberdar oldugunu ve sahsen izledigini, fakat Medîne'ye gelinceye kadar taraftarlarina açiklamak istemedigini iddiâ ederler. Bkz. al-Halabi, age. II, 176
51 Mekke döneminde koydugu kabûl edilen Meryem Sûre'sinin 26ci âyet'inde Meryem'e :"-'Ben Rahmân'a oruç adadim, bugün hiç bir insanla konusmayacagim-' de" diye seslenildigi yazilidir. Anlasilan o'dur ki Muhammed, muhtemelen kendi yakinlari arasinda bulunan hiristiyanlardan (örnegin karisi Hadice'nin yegeninden), bu tür hiristiyan gelenegine asinâdir. Hatirlatalim ki Türkçe'de "oruç" diye bilenen sözcügün asli arapca "savm", "siyâm" sözcügünün karsiligidir ki "Hareketsiz olmak", "Konusmamak" gibi anlamlara gelir.
52 "Asûrâ" sözcügü, Ibranice "Asur" kökünden gelme olup Tevrat'da "büyük kefâret günü" olarak kullanilmistir. Tanri güyâ yahudilere, günahlarinin afvedilmesi için yilin belli bir gününde hiç bir is yapmamalarini ve canlarini "alçaltmalarini" emretmistir. Tevrat'in Levililer kitabinin 16ci Bap'inda söyle yazar:"...yedinci ay'da, ayin onuncu gününde canlarinizi alçaltacaksiniz...hiç bir is yapmayacaksiniz, çünkü o günde, sizi tathir etmek üzere sizin için kefaret edilecektir; Rabbin önünde bütün suçlarinizdan tahir olacaksiniz..."
53 Bu konuda bkz. Tabarî, Cami-al beyan fi Tafsîr al-Kur'ân (Misir 1321) , II,767
54 Ibn-i Ömer'in rivâyetine dayali hadîs için bk. Sahih-i..., XII, sh. 110, hadîs no. 1955
55 Ayse'nin rivâyeti için bk. Sahih-i...,IX, sh. 273-5, Hadîs no.1455
56 Sahih-i..., XII, sh. 110-112, Hadîs no. 1955 ve 1956; Ayrica bk. Sahih-i...,IX, sh. 273, hadîs no. 1455
57 Sahih-i..., XII, sh.11-13, Hadîs no. 1874
58 Çeviri Diyânet'indir. Gayr-i müslim kadinlarla evlenme iznini veren âyet'in (yani Maide 5) Bakara Sûre'sindeki âyet'le kaldirilmis oldugu konusundaki yorum için bk. Sahih-i..., XI, sh. 281-283
59 Bu hususta Taberî'nin "Tefsir"'ine (V,83), ve ayrica Ibn Sa'd'in Tabakat adli ünlü yapitina ve Ibn Hisam , ve Celâleddin as-Suyutî ve Yahya gibi kaynaklara bakiniz.
60 Bu âyet'lerle ilgili olarak Beyzavî'nin yorumlarina bakiniz.
61 Bu hususta bk. Ibn-i Ishak, age, sh.239,255
62 Sahih-i...,IX, sh. 81
63 Ibn-i Ishak, age, sh. 266
64 Ibn-i Ishak, age. sh. 267
65 Sahih-i...,IX, sh.79-80
66 Sahih-i...,IX, sh.77-81, Hadîs no. 1368
67 Sahih-i..., IX, sh. 81
68 Ibn-i Ishak, age, sh.257
69 Ibn-i Ishak, age.sh. 258
70 Ibn-i Ishak, age, 270 ve d.
71 Ibn-i Ishak, age, sh. 271-3
72 Ibn-i Ishak, age, sh. 272
73 Özellikle Imran Sûre'sindeki "Elif, Lâm, Mim" seklinde baslayan ve sanki Tanri'nin gizli isâretleri varmis kanisini yaratmaga çalisan âyet'ler ( 3 Al-i Imran 1-3) buna örnek verilir. Bk. Ibn-i Ishak, age, sh. 276
74 Örnegin: "Eger Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardi..." (5 Maide 48 )
75 Örnegin: "Dogrusu Biz yol gösterici ve nurlandirici olarak Tevrat'i indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmis Peygamberler, yahudi olanlara onunla... hükmederlerdi" (K. Maide 44); "Incil sahipleri, Allah'in onda indirdikleri ile hükmetsinler" (K. Maide 47)
76 Bu maksatla Muhammed'in Kur'ân'a koydugu âyet söyledir: "Allah peygamberlerden ahid almisti:-'Nd olsun ki size Kitab, hikmet verdim; sizde olani tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksiniz ve ona mutlaka yardim edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?-' demisti. -'Ikrar ettik-' demislerdi de -'Sahid olun, Ben de sizinle berâber sâhidlerdenim-' demisti..."(3 Al-i Imran 81)
77 "Mâide Sûre'sinde söyle yazilidir: "Onlar (Hristiyanlar,vs) kendilerine belletilenin bir kimsini unuttular, bu yüzden aralarina...düsmanlik, kin saldik"(5 Mâide 14) ; "Ey Kitab ehli, Kitab'da gizleyip durdugunuzun çogunu size...anlatan ve çogundan da geçiveren peygamberiniz gelmistir. Dogrusu size Allah'tan bir nSr ve apaçik bir kitab gelmistir" (5 Mâide 15)
78 Bk. Kur'ân 3: 48-49; 21: 108; 7 : 156-7; 11:17 vs.
79 Câbir b. Abdu'llah'in rivâyetine göre Muhammed söyle demismis: "Benden evvel her Nebi, hassaten kendi kavmine ba's olunurken, ben Umum-i Nâsa ba's oldum" , (Sahih-i..., II, 245-6, Hadîs no. 223)
80 "Ehl-i Kitab size:-'Yehûdi, yâhut Hiristiyan olunuz ki hidâyete eresiniz-' dediler. Sen de onlara de ki:-'Hayir biz dogru yola yönelen Ibrâhîm milleti câmiasindan oluruz ki, hiç bir zaman müsriklerden olmamistir-'" ( K. Bakara 136)
81 En'am Sûre'sinde söyle yazilidir: " Süphesiz Rabbim beni...GERÇEK din'e...IBRAHIM'in DINI'ne iletmistir..." (6 En'am 161)
82 Nitekim Bakara 62 ve Maide 16 âyetlerinde, Yahudilerden ve Hiristiyanlardan "Tanri'ya inananlarin Tanri'nin ecrine kavusacaklarini" bildirirken "Muhammed'i peygamber kabul edenler" seklinde bir sey söylemez. Oysa ki daha sonra, yani kendisini onlara Peygamber olarak kabul ettirme hevesine kapilinca: "Ey inananlar, Allah'a ve Peygamberine...inanin" (4 Nisa 136) seklinde konusacaktir. Iyice güçlendikten sonra kendisini peygamber kabul etmeyen Araplari ve Yahudileri ve Hiristiyanlari ölüme mahkum kilacaktir. (Örnegin Tevbe Sûre'sinin 5ci ve 29 cu âyetleri).
83 Câbir b.Abdu'llah'in rivayetine dayali bu hadîs söyledir: "Benden evvel her Nebî, hassaten kendi kavmine ba's olunurken, ben Umum-i nâsa ba's olundum". Bkz. Sahih- i...,II, sh. 245 Hadîs no.223
84 Ibn-i Ishak'in bu konuda yazdiklari için bk. age. sh. 268
85 "Ey Muhammed de ki -'Allah dogru söyledi...Ibrahim'in dinine uyun" (3 Imran 95)
86 Ibn-i Ishak, age., sh. 264-7
87 Islâm kaynaklari Abû Amr'in, Mekke'nin fethi üzerine Taif'e kaçtigini, oranin fethi üzerine de Suriye'ye göç edip orada öldügünü söyleyerek, güyâ Muhammed'in hakli oldugunu kanitlamaga çalisirlar. Oysa ki bu olay Muhammed'in hakli oldugunu göstermez, çünkü o, Abû Amr' in dedigi gibi, yahudileri ve digerlerini kandirmak için Tevrat'tan hükümler aktarirken, Kur'ân'i Arap geleneklerine yer veren âyet'lerle doldurmustur.
88 "Bilmeyenler - 'Allah bizimle konusmali veya bize bir âyet gelmeli degil mi?- dediler. Onlardan öncekiler de onlarin söylediklerinin tikisini söylemislerdi. Kalbleri birbirine benzedi..."(2 Bakara 118). "Ey Muhammed! Kitab ehli, senin kendilerine gökten bir kitab indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyügünü istemislerdi ve -Bize Allah'i apaçik göster- demislerdi. Zulümlerinden ötürü onlari yildirim çarpti..." (K. 4 Nisa 153-154).
89 Tevrat'in Çikis kitabinda yazili bir olaya göre Musa, güyâ Israil'in ihtiyarlarindan yetmis kisi ile birlikte daga çikar ve Tanri'yi görür. (Bkz. Çikis kitabinin Bap: XXIV:9-1189 ve ayrica Bap XXV:1 ve d.)
90 Bu konuda bk. Ibn-i Ishak, age, 257 ve d
91 Mü'min Sûresinde Tanri güyâ gelmis geçmis bütün peygamberlere söyle hitab eder: "Ey Peygamberler...süphesiz bu müslümanlik, bir tek din olarak sizin dininizdir " ( 23 Mü'minun 51-52)
92 Ra'd Sûresi'nde söyle yazilidir: "... Ana Kitâb (Ummu'l Kitâb), O'nun katindadir" (13 ra'd 39)
93 Örnegin Saffat Sûresi'nde: "And olsun ki MSsâ ve Harun'a da iyilikte bulunmustuk...Her ikisine de apaçik anlasilan bir Kitâb vermistik"( 37 Saffât 116) diye yazilidir.
94 Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Tevrat'dan sonra Zebur'u göndermistir. Enbiyâ Sûresi'ne koydugu su âyet'le bunu açiklamistir: "And olsun ki Tevrat'tan sonra Zebur'da da, yeryüzüne ancak iyi kullarimin mirasci oldugunu yazmistik" (21 Enbiya 105). Bu âyet'i Muhammed, Ahd-i Atiyk'in "Mezmurlar" Kitabinin 37ci Bap'inda yazili bir hükmü takliden Kur'ân'a koymustur. (Bkz. Mezmurlar, Bap 37:29)
95 Bununla ilgili Kur'ân'in Ankebût (29: 27-34) ve Saffât (37:114-122) Sûrelerine bakiniz.
96 Kur'ân'in çesitli Sûre'lerinde bu husus belirtilmistir. Örnegin Ra'd (13:37), Zuhrûf (43:2-3), Yûsuf (12:2), Fussilet (41:44), Duhan (44-58-59), Suâra (26:193-195) gibi Sûre'lerde Kur'ân'in, "anlasilsin", "akledilsin" için Arapça olarak gönderildigi yazilidir.
97 "Nuh'a...Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Ya'kub'a torunlarina, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettigimiz gibi ey Muhammed, süphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebûr verdik"(4 Nisa 163).
98 Diger benzerleri için bk. Bakara 41,91,107; Imran 3; Nisa Ahkaf 1247; Maide 48; En'am 92;
99 "Allah'in hükmünün bulundugu Tevrat yanlarinda iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? Dogrusu biz yol gözterici, ve nurlandirici olarak Tevrat'i indirdik...Yahudi olanlar onunla hükmederlerdi..." (5 Maide 43-45)
100 Bu âyet'i Muhammed, Israilogullariyla ilgili olarak anlattigi olaylar vesilesiyle koymustur.
101 Buna benzer bir âyet Nisâ Sûresi'nde söyledir: "Ey inananlar! Allah'a, Peygamberine, peygamberine indirdigi Kitâb'a ve daha önce indirdigi Kitâb'a inanin...Kim Allah'i...kitâblarini, peygamberlerini...inkâr ederse...sapikliga sapmistir"(K. 4 Nisâ 136)
102 Ayni sekilde Nisâ Sûresinde "Ey Kitab verilenler... elinizdeki kitab'i tasdik ederek indirdigimiz Kur'an'a inanin" (K. 4 Nisa 47) diye yazilidir:
103 Burada "kendilerine kitap verdiklerimiz ona (Kur'ân'a) iman ediyorlar" sozleri, Abdullah b. Selâm ve Übey b. Kâ'b adindaki Yahudilere (ve benzerlerine) atiftir. Diyânet Vakfi çevirisinde Ankebût sûre'sinin 47.ci âyeti'nin yorumuna bakiniz.
104 "Allah katinda din, süphesiz Islâmiyettir. Ancak Kitab verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarinda ihtiras yüzünden ayriliga düstüler. Allah'in âyetlerini kim inkar ederse bilsin ki Allah hesabi çabuk görür" (3 Imran 19)
105 "Kendilerine Kitab verilenlere ve verilmeyenlere -'Siz de Islâm oldunuz mu?-' de. Sayet Islâm olurlarsa dogru yola girmislerdir, sayet yüz çevirirlerse, sana yalniz teblig etmek düser...Allah'in âyetlerini inkar edenlere...elem verici azabi müjdele..." (Imran 20-21)
106 Sahih-i..., IX, sh. 179-180
107 Muhtemelen Incil'deki su sözlere imrenmis olmalidir: "Çünkü ben, adamla babasinin, ve kizla anasinin ve gelinle kaynanasinin arasina ayrilik koymaya geldim; ve adamin düsmanlari kendi ev halki olacaktir. babayi ve anayi benden ziyade seven bana layik degildir..." (Matta, Bap 10:34-39)
108 "Ey Yahudi toplulugu! Kureys'in basina gelen azaptan Yüce Tanri'ya siginarak ve Ondan sakinarak Müslüman olunuz..." seklindeki tehditleri için bk.Taberi, age, II, sh. 34
108 a Hintli din bilgini Rahmetullah gibi bazi yorumcularin bu konudaki görüsleri için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi (Kaynak yayinlari, Istanbul 1994, Cilt I, sh. 260 ve d.)
109 Nisa Sûre'sinde söyle yazili: "Fakat onlardan... sana indirilen Kitab'a ve senden önce indirilen Kitab'a inanan mü'minlere...elbette büyük ecir verecegiz" (4 Nisa 162)
110 Sahih-i..., VI, sh.367-8
111 Enes'in rivayeti için bk. Sahih-i...,VI, 367-8
112 Bunu belirtmek üzere Muhammed Kur'ân'a âyet'ler koymustur. Örnegin Nisâ Sûre'sinde: "Kendilerine Kitab'dan bir pay vcerilenlerin...sizin yolu sapitmanizi istediklerini görmüyor musun?" (Nisâ 44); "Kendilerine Kitab verilenler...inkâr edenlere -'Bunlar, inananlardan daha dogru yoldadir-' dediklerini görmedin mi?" (Nisâ 51)
113 Sahih-i...,(Cilt X, sh.118 ve d. Hadîs no. 1560)
114 Onalti ya da onyedi ay boyunca Mescid-i Aksa (Kudüs) yönüne dönük olarak namaz kildirttiktan sonra, Bakara sure'sine koydugu su âyet'le Kâ'be yönüne dönük olarak kilinmasini emreder: "Yüzünü...hosnud olacagin Kible'ye...Mescid-i Haram semtine çevir..." (2 Bakara 144,145-149). Bu hususta bk. Sahih-i..., II, sh.340 ve d.)
115 Bu hususlarda bk. Taberî, age,II, 183 ve d.; Ibn-i Ishak, age sh.269
116 Ibn-i Ishak, age, sh. 269 ve d.
117 Yahdudileri ve Hiristiyanlari kazanmak için Tevrat'a ve Incil'e inandigini ve Ibrahim'in dinine yöneldigini söyledikce onlardan direnme görürdü. Örnegin yahudiler kendisine söyle derlerdi: "Madem ki Ibahim'in dinini izliyorsun ve bizim elimizdeki Tevrat'a inandigini söyleyorsun, o halde bizden daha baska ne bekliyorsun?". Onlarin bu sölerine karsi Muhammed'in verdigi kurnazca cevap suydu: "Evet ama siz Tanri ile olan andlasmanizi bozdunuz". Buna karsilik yahudiler kendisine: "Tevrat'i asil tahrif eden sensin. Biz elimizde bulunan kitab'a inaniyoruz, senin yolundan gitmek istemiyoruz" derlerdi. (Bk. Ibn-i Ishak, age. sh. 268). Onlari susturmak için Muhammed: Tevrat ve Incil'deki esaslari kapsar oldugunu söyledigi Kur'ân'a uymalari gerektigine dair âyet'ler siralardi.
118 Ayse'nin rivâyeti için bk. Sahih-i...,IX, sh. 273-5, Hadîs no.1455
119 Sahih-i..., XII, sh. 110-112, Hadîs no. 1955 ve 1956; Ayrica bk. Sahih-i...,IX, sh. 273, hadîs no. 1455
120 Örnegin Yunûs Sûresi'ne sunu koymustu: "Sana indirdigimizden süphede isen,senden önce indirdigimiz Kitâb'lari okuyanlara sor. And olsun ki sana Rabbinden gerçek gelmistir..." (10 YunSs 94)
121 Örnegin: "Allah'in hükmünün bulundugu Tevrat yanlarinda iken ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar..." (5 Maide 43)
122 Sahih-i...,I, sh.3-13, Hadis no.3
123 Beyzevî'nin bu âyet'le ilgili yorumlarindan anlasilan budur.
124 Buharî, Sahih..., (Kitâb-i Cihâd), (Houdas çevirisi, Vol.I, sh.322). Sahih-i..., (Cilt VIII< sh. 342, hadîs no. 1232)
125 Tevrat'in "Sayilar" ve "Tesniye" adli kitab'larinda, yahudi geleneklerine göre, adam öldüren bir kimsenin günahlardan kurtulmak üzere, kirmizi genç bir sigiri kurban etmesi, ya da ölüye dokunmus kimselerin böyle bir sigiri yakip küllerini muhafaza etmesi gerekir. (Bkz. Sayilar Bap 19; ve Tesniye Bap 21:1-9) .Ebülfidâ'nin anlatmasina göre Kur'ân'a alinan hikâye sudur: Bir adam ölürken ogluna genç bir sigir birakir. Çocugun anasi bu sigiri üç altina satmasini tavsiye eder. Çocuk pazara gittiginde gökten adam kiliginda bir melek iner ve alti altin karsiliginda sigiri almak ister. Çocuk önce satmak istemez ve anasina danismak üzere eve döner.. Anasi adamin melek oldugunu anlar ve çocuguna geri dönüp ne yapmak gerektigini sormasini ister. Melek çocuga Israilogullarinin bu sigiri kendisinden büyük paralar karsiliginda almak isteyeceklerini söyler. Fakat bu sirada bir yahudi öldürülür. Öldürülenin yakinlari Musa'ya gelip sikayette bulunurlar. Fakat öldüreni bulmak mümkün olmadigi için Tanri sigir kurban etmelerini emreder. Yahudiler büyük para karsiliginda çocugun elindeki sigiri alip keserler. Sigirin bir parçasi ile ölüye vurduklarinda ölü dirilir ve kendisini kimin öldürmüs oldugunu bildirir ev sonra tekrar düsüp ölür. Hikâye Tevrat'dakinin asagi yukari aynidir. Bu konuda bkz. Sale, age, sh.11, not3
126 "Ey inananlar! Peygamber'e, 'Bizi de dinle'- (Râinâ), demeyin, -'-'Bizi gözet-' deyin, ve dinleyin, inkâr edenlere elem verici azâb vardir" (2 Bakara 104) Bu hususta Celâleddin'in yapitlarina bakiniz. Ayrica bkz. Sale, age, sh.17 Not.1
127 Muhammed'in söylemesine göre Isâ'yi öldüren yahudiler degildir; çünkü Tanri onu yahudilerin elinden kurtarip kendisine yükseltmistir. (Bkz. Nisâ 156-8; ve Al-i Imran 55-6). Oysa ki Incil'de Isâ'nin, Yahudilerin suçlamasi üzerine çarmiha gerildigi yazilidir.
128 Hiristiyanlarin Isa'yi Tanri'nin oglu saymalari, ya da hattâ "Teslis" inanisina yönelip onu Tanri yerine koymalari, Muhammed'in söylemesine göre Incil'i tahrif etmek olmustur. Güya bu nedenle kâfir olmuslardir. (Bkz.5 Mâide 17, 72-75)
129 Sahih-i..,VI, sh.368
130 Sahih-i...,VI, sh. 367-368
131 Bu konuda Ebû Hüreyre'nin rivâyetine dayali bu hadîs için bkz. Sahih-i...IX, sh. 68 ve d. Hadîs no. 1364
132 Sahih-i..,IX, sh. 68-9
133 Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed'in söyle der: "Benî Isrâil'den bir kavim (mesh olunup= hayvana çevrilip) beser tarihinden silindi, yok oldu. Bilinmez ki, o kavm ne (fenâlik) islemistir. Ben zannetmem ki, o ümmet fârde'den baska bir seye mesh ve tahvîl edilmis olsun. Çünkü fâre (içsin) diye (bir yere) deve sütü konulursa, onu içmez de koyun sütü konulursa onu içer..." (Bkz. Sahih-i...,IX, sh. 68, H.adîs no. 1364)
134 Bu konuda bkz. Ilhan Arsel, Seriât'tan Kissa'lar, ( Kaynak yayinlari, Istanbul 1996, sh. 279). Ayrica bkz. G. Sale, The Koran..., (sh. 11, Not.2)
135 Bu hadîs için bkz. Sahih-i...,IX, sh.81 Hadîs no. 1369
136 Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettigi bu hadîs için bkz. Sahih-i...,IX, 81, Hadîs no. 1369
137 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. A.R. Demircan, Islam'a Göre Cinsel hayat, (Eymen yayinlari, Istanbul 1986), cilt I, sh. 227 ve d.
138 "Tanriniz bir tek Tanri'dir...(Ondan) baska Tanri yoktur..." (2 Bakara 163); "...Allah ancak bir tek Tanri'dir, çocugu olmaktan münezzehtir..." (4 Nisâ 171); "...çocuk edinmeyen ...Allah yücelerin yücesidir" (25 Furkan 2)
139 "Ey Kitab ehli! Dininizde taskinlik etmeyin...'Üç'tür demeyin...Allah ancak bir tek Tanri'dir..." (Nisa 171); "...'Allah ancak Meryem oglu Mesih'tir' diyenlere kâfir oldular...And olsun ki -'Allah üçten biridir-' diyenler kâfir olmustur... " (K. 5 Mâide 72-73);
140 Ibn-i Ishak, age, sh. 363-4
141 "Sizden evvel gelip geçen ümem ve akvâm , kabirlerin mescid ittihaz etmek îtiyadinda idiler: Siz bunlardan mütenebbih olup da kabirlerinizi mescid ittihaz etmeyiniz. Sizi bu fenâ itiyâddan men'ederim". Sahîh-i Müslim'de ve diger hadîs kitab'larinda yer alan bu hadîs için bkz.: Sahih-i..., (Cilt IV, sh. 194)
142 Hadîs söyledir: "Allah, Yehûd ve Nasârâ'ya gadab etsin. Bunlar peygamberlerinin kabirlerini mescid ittihaz etmislerdir." Bkz. Sahih-i..., IV, sh. 190, ve sh. 478-484 , hadîs no. 655. Bu konuda ayrica Ibn-i Teymiyye'nin "Kitâbü'l-Menâsik" adli yapitina bakiniz.
143 Ibn-i Esîr'in "Nihâye" adli yapitinda "Kubbe" 'nin tanimi söyle yapilmistir: "Çadirdan ma'mul, küçük ve yuvarlak bir odackiktan ibârettir. Arablar arasinda isti'mâli sâyi olan evlerden ma'duttur". Bu konuda Bkz. Sahih-i..., IV, sh. 482
144 Sahih-i..., IV, sh. 479
145 Ibn-i Teymiyye'nin "Menâsik" 'inde belirttigi bu hadîs için bkz. Sahih-i...,IV, sh. 190
146 Ibn Mâce'nin "Sünen" adli yapitinda yer alan bu hadîs için bkz. Sahih-i...,IV sh. 197. Bu hadîsle ilgili olarak Gazalî, kabir ziyâretinin yasak oldugunu iddiâ edenleri azarlar.
147 Islâm kaynaklarindan ögrendigimiz sudur ki kabir üzerine kubbe kurma gelenegi, eski bir Arap gelenegi olarak, her seye ragmen devam etmistir. Örnegin Ali'nin torunu Hasen Ibn-i Hasen öldügü zaman esi, kocasinin kabri üzerine bir yil kadar kubbe kurmustur. Ömer dahi, Muhammed'in karilarindan Zeyneb Bint-i Cahs'in kabrine kubbe kurmustur. Ayse'nin de kendi kardesinin kabrine kubbe kurdugu söylenir. Bkz. Sahih-i...,IV, sh. 480
148 Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyetine dayali hadîs için Bkz. Sahih-i... IX, sh.308 ve d. H.no. 1477
149 Ibn Ishak, age (1980), 197
150 Ibn-i Ishak, age. (1980), sh. 363
151 Ibn-i Ishak, age, sh. 267 ve d
152 Bu hadîs'ler için bk. Gazalî, age (1975), II, sh. 505
153 Gazalî, age, II, sh.506
154 Gazalî, age ,II, 418-9
155 Gazalî, age, II, 507. Buna benzer bir diger hadîs söyledir: "Yahudi ve hristiyanlara önce selam vermeyin; yollarda onlara rastladiginiz zaman, çukura düsmemek ve duvara çarpmamak sartiyle, onlari aralayarak geçiniz". (Gazalî, age, II, sh.507)
156 Bunlar Osmanli döneminde "Raiyye" diye çagirilirlardi.
157 Bkz. Gazali, age (1975) ,II, sh.508
158 Taberanî'den naklen Bk. Gazalî, age, III,sh.416
159 Her ne kadar yukadaki âyet'de "Putlari inkâr edip Allah'a inanan kimse" deyimi geçerse de Muhammed, Yahudilerin Kur'ân'i kabul etmemeleri nedeniyle bu âyet'i onlara yukardaks sekilde uygulardi. Bu konuda bk. Sahih-i..., X, sh.28
160 Sahih-i..., XI, sh. 383, Hadîs no.1851
161 Bazi Islâmci çevreler yukardaki hadîs'in anlami üzerinde farkli görüs belirtirler ve bunun yemek yemekten ziyâde "ihtiras" ve "feragat" gibi hususlari öngördügünü söylerler. Güyâ bu hadîs "Mü'minin ihtirasattan feragati, kafirin ve munafikin ise doymak bilmeyen hirsini" anlatan bir örnektir. (Bk. Sahih-i...,XI, sh. 384) Oysa ki bu hadîs'i Ibn-i Ömer, yemege dâvet ettigi fakir bir adamin çok fazla yemek yemesi vesilesiyle zikretmistir.
162 Abu'l-Abbâs Ahmed B. Ali B. Abd Al-Kâdir al-Husayni Taki al-Dîn al-Makrizi (M. 1364-1442), 14.cü yüzyil'in ünlü arap yazarlarindandir. Fâtimî'ler tarihine, Emevî ve Abbasî tarihine, Misir'a hicret etmis Arap kabilelerine, Hadramut cografyasina, habesistan'daki müslüman hükümdarlara dâir yapitlarin yazaridir. Yukardaki alinti "Sulûk" adli yapitindandir (Cilt I, sh.909-913). Bu alinti için bkz. Bernard Lewis, Islam From the Prophet Muhammad to the Capture of Constantinople (Edited and Translated by B. Lewis, Vol II, Harper-Row 1974), II, 232
163 Lewis, Semites & Anti-Semites (New York 1986), sh.91
164 Ibn Ishak, age (1980), sh. 519
164 a Muhyi'l-Din Abû Zakariya Yahya al Nevevî (M. 1233- 1277) den bu alinti için bkz. Lewis, Islam... (cilt II, sh. 228-9)
165 Ibn-i Abbas'in rivâyetine dayali hadîs için bk. Sahih-i...,VIII, sh.246. Ebû Hanife, Malik ve Safi gibi Islâm'in en önemli mezheplerinin kurucularinin sözleri de ayni merkezdedir.
166 Buharî'nin Ibn-i Abbas'tan rivayet ettigi bu hadîs, ve yukardaki olay için bk. Sahih-i...,VIII, sh.241-2, Hadîs no: 1175
167 Sahih-i...,VIII, sh.246-7
168 Bunlar Abdurrahman Ibn-i Sehl (ki öldürülen Abdullah'in kardesidir) ve Huveyyisa'dir . Bk. Sahih-i...,VIII, sh.468-9, Hadîs no. 1311
169 Bunun böyle oldugunu Ensar'dan Sehl Ibn-i Ebî Hasme'nin rivâyetine dayali olarak Buharî'nin naklettigi hadîs'ten ögrenmek mümkündür. Bk. Sahih-i..., VIII, sh.468-471 (özellikle 470-471 sayfalara bakiniz), Hadîs no. 1311
170 Gazali, age,(1975), II, sh. 505
171 Örnegin Bakara Sûre'sinin 62ci âyet'inde söyle yazilidir: "Süphesiz , inananlar, yahudi olanlar, hristiyanlar ve sâbiî'lerden Allah'a ve âhiret gününe inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir."(2 Bakara 62). Ayrica bk. 5 Maide 69.
172 Gazalî, age (1975) IV, 846
173 Gazalî, age, IV, sh. 962
174 Bu hadîs ve yorumu için bk. Sahih-i..., XII, shg. 212, Hadîs no. 2053
175 Müslim'in rivâyeti için bk. Gazalî, age (1975),IV,sh.962
176 Muhammed'in dedigine göre Cehennem'de kâfirler, müslümanlara: "Sizin müslümanliginiz size bir kâr saglamadi, siz de bizimle beraber Cehennemdesini" diyerek onlarla alay ederler. Buna karsilik müslümanlar söyle derler: "Biz isledigimiz günahlar sebebiyle Cehennemdeyiz". Bu konusmalari dinleyen Tanri, kâfirleri biraz daha azaba sokmak için söyle emreder: "Müslümanlarin hepsini Cehennemden çikarin". Bu hadîs için bk. Gazalî, age (1975), IV, sh.990
177 Taberanî'nin rivayetine dayali bu hadîs için bk. Gazalî, Ihyâu 'ulûmi'd-dîn (Bedir yayinlari, Istanbul 1975, cilt IV, sh.989)
178 Gazalî, age, IV, sh. 994-5
179 Bk. Sahih-i...,XI, sh.282. Diyanet Baskanligi bu âyet'in Kitab Ehl-i ile iyi iliskiler kurma amacini tasidigini kabul etmekle beraber Mekke'nin fethinden sonra kondugunu iddia eder ki yanlistir. Çünkü Muhammed, söz konusu iyi iliskilere, sirf Yahudilere taziz vermis olmak için, Hicret'en sonra baslamis ve iki yillik süre boyunca sonuç alamayinca onlara karsi düsmanlik siyasetine girismistir. Bu itibarla âyet'in Mekke fethinden sonra konmus olmasi düsünülemez.
180 Islâmî kaynaklar bu âyet'de yer alan "Müsrik" sözcügünün, ayni zamanda Kitab ehl-i olanlari , yani yahudi ve hiristiyanlari da kapsadigini belirtirler. Bk. Sahih-i..., XI, sh. 281-2
181 Sahih-i...,XI, sh.281-3
182 Müslüman bir erkegin, müslümanligi kabul etmeyen kadinla evlenemeyecegi hususu ile ilgili hadîs'ler için bk. Sahih-i...,XI, sh.281
183 Bu hükmü, Hicret'in 6ci yilinda Hudaybiye andlasmasini bozdugu zaman koymustur. Bu andlasmaya göre, Kureyslilerden kendisine siginmak üzere hicret edecek kimseleri iâde etmek üzere söz vermis bulundugu halde , Ümm-ü Gülsüm adindaki evli bir kadinin kendisine siginip müslüman olmasi üzerine bu kurnazliga basvurmustur. Bu âyet'le ilgili olarak Beyzevî'nin yorumlarina bakiniz.
184 Ibn Abbas'tan Buharî'nin rivayetine dayali hadîs için bk. Sahih-i..., IX, sh.273, Hadîs no. 1455
185 Bk. Sahih-i..., IX, sh. 192 . Saçlari siyaha boyama yasagi sadece erkekler içindir; kadinlarin siyaha boyamalarinda sakinca görmemistir, çünkü kadini önemli görmemistir.
186 Muhammed'in saçlarini ve sakalini boyayip boyamadigi konusunda çesitli rivâyetler vardir. Ibn Malik, "Muvetta" adli yapitinda boyamadigini, fakat buna karsilik Ibn Sa'd, ki çok daha saglam bir kaynak sayilir, "Tabakat" adli kitabinda boyadigini belirtir ve bununla ilgili hadîs'leri gösterir.
187 Ibn Sa'd, Tabakat, sh.520-1
188 Tirmizî'nin rivâyeti içib Bkz. Gazali, age (1975) II, sh.508
189 Sahih-i..., I, sh. 107
190 Kur'ân yorumcularindan bazilari, yukardaki âyet'lerin Mekke'nin fethinden önce mi, yoksa sonra mi kondugu hususunda anlasamazlar. Söylemege gerek yoktur ki ister önce, ister sonra konmus olsun, hosgörü yoksunlugunu yansitmak bakimindan sonuç degismez.
191 Sahih-i...,IV, sh. 364
192 Bu konuda bk. Ibn-i Hacar, Isaba, II, 477
193 Sahih-i...,V, sh.8
194 Ulema arasinda ihtilaf yaratan husus, kâfirlerin, dünyevî isler ve iliskilere dair seriât esaslarina tâbi olup olmiyacakalaridir. Irak'taki Hanefî fikihcilar tâbi olacaklari görüsündedirler. "Mevera-i Nehir" 'deki Hanefî'ler ise kafirlerin Seriât cezalarina muhatap kilinamayacagi görüsündedirler. Diyânet Isleri Baskanligi Irak Hanefî'lerinin görüslerine egilimlidir. Bkz. Sahih-i..., V, sh.9
195 Bu kafa parasi, her toplumun zenginligine ya da fakirligine göre ayarlanir ve alinirdi. Örnegin Sam hiristiyanlarindan nüfus basina dört dinar, buna karsilik Yemen'in müslüman olmiyan halkindan bir dinar alinirdi. Bkz. Sahih-i...,VIII, sh.451-2
196 Sahih-i...,VIII, sh. 451
197 Bu konuda bk. Arsel, Teokratik Devlet Anlayisindan Demokratik Devlet Anlayisina (Ankara 1975, sh. 698 ve d.)
198 Sahih-i...,VIII, sh.342. Hatirlatalim ki Muhammed, Türklere karsi savas verilmedikce kiyâmet gününün gelmeyecegine dair de hadîs'ler birakmistir. Bk. Arsel, Arap Millyetciligi ve Türkler, (Istanbul 1987, sh.30 ve d.)
199 Abdullah Ibn-i Ömer'in rivayetine dayali bu hadîs için bk. Sahih-i..., VIII, sh. 341-2, Hadîs no.1233
200 Bu husus için bk. Ibn-i Sa'd, age., II, 2, 44; Ibn-i Ishak, age (1955), sh.689 ve d.
201 Taberî, age. II, sh. 342 ve d. Ayrica bk.Sahih-i...,VI, 396-7
202 Taberî, age. II, sh.342 ve d.
203 Gölpinarli'nin çevirisinde 59.cu âyet olarak yer alan hüküm söyle: "Bir toplulugun hâinlikte bulunacagindan korkasrsan aradaki muahedeyi boz ve bunu, yâni iki tarafinda da bri sözle bagli olmadigini onlara bildir. Süphe yok ki Allah, hâinleri sevmez" .
204 Islâm kaynaklari, Benî Kaynuka yahudilerinin Bedir savasindan sonra rekâbet hissiyle Andlasmayi bozduklarini yazarlar. (Bk. Sahih-i..., IV, sh. 342 ve d). Oysaki, yukarda belirttigimiz gibi, bu iddiâ yalandam ibarettir.
205 Bu hususlar için bk. Taberî, age, II, sh. 344 ve d.
206 Abdullah Ibn-i Übeyy Ibn Selül, Islâm kaynaklarinin bildirdigine göre, müslümanligi kabul ettikten sonra Muhammed'in hosuna gitmeyen seyler yapacak, samimiyet'ten uzak kalip munafiklardan olacaktir. Bk. Sahih-i...,IV, sh. 342. Öldügü zaman Muhammed onun namazini kilmaktan kaçinmistir; ayrica da Tanri'dan vahy geldi diyerek Kur'ân'a, munafiklarin nazaminin kilinmamasi ve mezarlarinin basinda durulmamasi için âyet (9 Tevbe 84) koymustur.
207 Bu konuda Bkz. Taberî, age, II, sh. 344 ve d.; Ayrica bk. Sahih-i...,IV, 342; Sahih-i...,VI, 396 ve d.
208 Bk. Taberî, age, II, sh. 344-5.
209 Sahih-i...,VII, sh. 155; Sahih-i...,X, sh. 67-8; Sahih-i..., XI, 374-5
210 Bazi Islâm kaynaklari, Benî Nadir'in Muhammed'e karsi savas açtigini söyleyecek kadar ileri giderler (Bk. Sahih-i... X, sh. 164) . Bazilari da Benî Nadir yahudilerinin Muhammed'i öldürtmek için "Su-i kasd" tertip ettiklerini, fakat Tanri'nin haber vermesi üzerine Muhammed'in bundan kurtuldugunu söylerler. (Bu konuda Bk.: Sahih-i...,VII, 155; Sahih-i...,X, sh. 167; Sahih-i...,XI, sh. 374). Oysa ki yukarda belirttigimiz gibi bu söylenenlerin hepsi de yalandir.
211 Diyânet Vakfi çevirisinde Hasr sûresi'nin 5.ci âyet'inin yorumuna bakiniz., Ayrica bkz. Sahih-i...,VII, sh. 155 ve d.
212 Sahih-i...,X, sh.168
213 Her ne kadar Ibn Sa'd, bu yahudilerin 600 deve yükü esya ile sürgüne gittiklerini söylerse de, bu söyledigi abartmadan ibarettir. Bu sayida deve söz konusu olsa bile yüzlerce âilenin günlük esyasinin fazla bir servet teskil etmeyecegi asikardir. Öte yandan eger çok degerli seyleri olmus olsaydi Muhammed'in bunlara el koyacagi muhakkakti. Nitekim onlara âit 50 zirh'i, 50 migfer'i ve 340 kadar kilici askerleriyle paylasmaktan geri kalmamistir. (Bk. Sahih-i...,X, sh. 168)
214 Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet söyledir: "Ey Inananlar, onlarin mallarindan Allah'in Peygamberine verdigi seyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine ve diledigi kimselere karsi üstünlük verir..." (59 Hasr 6). Ganimet mallarindan Muhammed'e kalacak miktarlar için ayrica Bk.: 59 Hasr 7-8.
215 Sahih-i..., XI, sh. 374
216 Sahih-i...,VIII; sh.235, Hadîs no. 1173
217 Buharî'nin Ibn-i Ömer'den rivâyeti için bk. Sahih-i...,X, sh. 164 ve d. Hadîs no. 1575
217 a. Bütün bu hususlar için Ibn-i Isak'in ve Ibn-i Hisâm'in Siyer'ine, Taberî'nin Hükümdarlar Ve Milletler Tarihi (M. E. Bakanligi , Ankara 1966) adli yapitina bakiniz.
218 Sahih-i..., VIII, sh.142
219 Gazalî, age, (1975), IV sh.845-6
220 Ibn-i Ishak, age, sh.XIV; Ayrica bk. Sahih-i..., VIII,sh. 140-2, 415.
221 Taberî, age,II, sh. 620 ve d.
222 Arsel, Teokratik Devlet....,sh. 717 ve d.
223 Bu kaynaklar için Bkz. B. Lewis, The Jews of Islam, (Princeton 1984, sh.47-49)
224 Kaynaklar için Bkz. Lewis, age (1984) sh.151
225 Kaynaklar için Bkz. Lewis, age (1984) sh. 49-50
226 Bkz. Lewis, age,(1984) sh.49-50
227 Bkz. Lewis, age (1984) sh. 137-8