Muhammed'e göre Islâm'dan gayri "gerçek" bir din yoktur; baska din'den peygamber gönderilmemistir; gelmis geçmis peygamberlerin hepsi de müslümanlikla emrolunmuslardir; Kur'ân disinda baskaca "kutsal" ve uyulmak gereken kitap yoktur!
Müslüman bir kisiye: "Semavî dinler hangi dinlerdir? Bu dinler arasinda fark var midir?" diye sorunuz. Eger "semavî" sözcügünden ne anlasilmak gerektigini biliyorsa, size verecegi cevap muhtemelen su olacaktir: "Semavî dîn'ler, Yahudilik, Hiristiyanlik ve Müslümanlik'tir, ve bunlar birbirlerinden ayri dinlerdir!" .
Yine ayni sekilde bu kisiye:"Ibrahim peygamber kimdir? Ishak, Ya'kub, Israil, Elyesa, Harun, Süleyman, Davud ve bunlar gibi Isarilogullari soyundan gelme peygamberler kimlerin ve hangi dinin peygamberidirler?" diye sorunuz. Alacaginiz cevap, pek muhtemelen su olacaktir: "Bunlarin hepsi de Yahudi dininden olan ve Yahudi'lere gönderilen peygamberlerdir".
Yine ayni kisiye : "Peki, Mûsâ Peygamber kimdir? Hangi dinin peygamberidir? Tevrat, hangi dinin kitabidir?" diye sorunuz, bu sefer karsinizdaki size ters ters bakacak, ve yine muhtemelen içinden: "Bu adam deli mi ki her kesin bildigi seyleri soruyor" diyecek ve: "Mûsâ elbette ki Yahudilikle emrolunmus ve Yahudi dininden bir Peygamberidir; Kendisine Tanri'dan indirilen Tevrat ise elbetteki Yahudi dini'nin esaslarini içeren bir kitab'dir" seklinde bir yanit verecektir.
Karsinizdakini biraz daha yoklamak üzere: "Peki! Isâ kimlerin ve hangi dinin peygamberidir? Incil hangi dinin kutsal Kitabi sayilir?" diye sordugunuzda, sizi dinleyen kisi, eger sabri tükenmemis ise: "Isâ elbetteki Hiristiyanlikla emrolunmustur. Hiristiyanlarin Peygamberidir; Incil ise Hiristiyan dininin esaslarini içeren bir Kitab'dir" seklinde bir seyler mirildanacaktir.
Ancak ne var ki bu tür cevaplariyle müslüman kisi, hem Islâmî inançlara ters düstügünün, ve hem de dolayisiyle Tanri'yi ve Muhammed'i inkâr ettiginin farkinda degildir. Çünkü Muhammed'in bildirmesine göre Tanri'nin gönderdigi tek gerçek bir din vardir ki o da Islâmiyet'tir. Islâmiyet'ten gayri "Hak dîni", "Tanri dini" diye bir sey yoktur. Daha önce gönderilmis olan din'ler "Yahudilik" ya da "Hiristiyanlik" degil fakat sadece "Müslümanlik"tir. Bu itibarla Yahudilik, ya da Hiristiyanlik gerçek din sayilmaz. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere Muhammed, her seyden önce Kur'ân'a: "Allah katinda din süphesiz Islâmiyettir" (3 Imran 19), ya da "(Islâm dini) Allah'in yaratilista verdigi din'dir" ( 30 Rum 30) seklinde âyetler koymustur. Her ne kadar bazan: "Bütün dîn'lerden üstün kilmak üzere peygamberini ve Kur'ân ve Hâk dîn ile gönderen O'dur" (48 Fetih 28) seklinde âyet'ler koymakla, yâni "Bütün din'ler" deyimini kullanmakla, sanki Islâm'dan baska dînler varmis gibi görünürse de, anlatmak istedigi sey Islâm'dan gayri dînlerin gerçek dîn olmayip, Islâm'in bunlara üstün bulundugudur.
Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Islâm'dan gayri bir dîn indirmedikten gayri, Islâm'dan baska bir dîn'de peygamber de göndermemistir. Gönderdigi bütün peygamberleri "müslümanlikla" emrolunmus olarak göndermis, ve onlardan her birine açik bir dille: "Ey Peygamberler!...Süphesiz bu müslümanlik, bir tek din olarak sizin dîninizdir; Ben de Rabbinizim..." (K. 23 Mü'minûn 51-52) demistir.
Bu itibarla "Yahudi peygamber", ya da "Hiristiyan Peygamber" diye bir sey yoktur. Gelmis geçmis bütün peygamberler "Müslüman" peygamberlerdir. Örnegin Kur'ân'da Nûh'un: "...Müslimlerden olmak üzere emrolundum!" diye konustugu yazili (Bkz. K. 10, Yunus sûresi, âyet: 72). Hûd Sûresi'inde Tanri'nin güyâ: "Nuh'u kavmine göndermistik (O da demisti ki... Ben size sunu ihtara geldim ki) ancak Allah'a kulluk edin... " (K.11 Hûd 25-26) dedigi, ve sonra: "Nûh'a vahyolundu ki Kavminin içinde sana iman edenlerden baska hiç kimse iman etmeyecek" (K. 11 Hûd 36) diye ekledigi, Saffât Sûresi'nde de: "And olsun ki, Nûh Bize seslenmisti de duâsina ne güzel icâbet etmistik" (37 Saffat 76); dedigi ve "Dogrusu o (Nûh) bizim inanmis kullarimizdandi" (37 Saffât 81) diye ekledigi anlatilmistir.
Yine Muhammed'in söylemesine göre, Nûh'tan çok sonra gelen Ibrahim de müslümandir, çünkü Kur'ân'da Tanri'nin: "Ibrahim de süphesiz, O'nun (Nûh'un) yolunda olanlardandi" (K. 37 Saffât 83) dedigi ve ayrica Ibrahim'e "Müslüman ol" diye emrettigi yazili. Bakara sûresi'nde su var: "Çünkü Rabbi ona (Ibrahim'e) : -'Müslüman ol-'demis, o da: -'Alemlerin Rabbine boyun egdim-' demisti" (K. 2 Bakara 131). Ayrica da Ibrahim'in ne Yahudi ve ne de Hiristiyan olmayip müslüman oldugunu anlatmak üzere söyle konusmustur: "Ibrahim, ne yahudi, ne de hiristiyan idi; fakat o, Allah'i bir taniyan dosdogru bir müslüman idi; müsriklerden de degildi" (K. Al-i Imrân 67). Ancak burada güçlük arz eden bir sey var ki o da Ibrahim'in, "kitapsiz" olarak nasil ve ne sekilde müslüman oldugudur! Çünkü Kur'ân'da: "Ey ehl-i kitap! Ibrahim hakkinda niçin çekisirsiniz? Halbuki Tevrat ve Incil, kesinlikle ondan sonra indirildi..." (K. Al-i Imran, 65) diye yazilidir. Kendisine kitap verilmedigi halde Ibrahim, hangi kurallari ve emirlere uymak üzere müslüman olmustur? Pek karisik!
Fakat her ne olursa olsun, Muhammed'in söylemesine göre Ibrahim, müslümanligi kendi ogullarina da vasiyet etmis, onlar da kendi ogullarina ayni seyi söylemislerdir (K. Bakara 131-132; Imrân 65-66, vs...). Bu nedenle Ibrahim'in ogullari Ismail ve Izhak her ikisi de müslümandir. Izhak'in oglu Ya'kub (ki Tanri güya daha sonra ona Israil adini vermistir) kendi ogullarina: "... Ogullarim! Allah sizin için bu dini (Islâm'i) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz" (K. Bakara 132) demis, ogullari da kendisine: "... Senin ve atalarin Ibrahim, Ismail ve Ishak'in ilâhi olan tek Allah'a kulluk edecegiz; biz ancak O'na teslim olmusuzdur" (K. Bakara 133) diye cevap vermislerdir. Bu nedenle Ya'kub'un soyundan gelme insanlar (yani Israilogullari) ve peygamberler (örnegin Musa, Harun, Elyesa, Davud, Süleyman,Idris, vs...) hep müslümandirlar. Nitekim Kur'ân'da yukardaki hususlari kanitlayan pek çok âyet vardir.
Görülüyor ki yukardaki âyet'lere göre Nûh, Muhammed'ten çok önce müslüman peygamber olarak is görmüse benzer. Su durumda "ilk müslüman" peygamberlerden biri olmak gerekir. Ancak ne var ki Muhammed, kendinden çok önce gönderildigini söyledigi Ibrahim peygamberi "ilk müslüman peygamber" saymis ve Nûh'tan ziyâde özellikle Ibrahim'i kendisine örnek ve rehber edinmek istemistir. Her ne kadar Ibrahim'i, Nûh'un yolunda imis gibi göstermekle beraber1, kendisini Ibrahim'in dinine yönelikmis gibi göstermistir. Gösterirken de Ibrahim'in Yahudi ya da Hiristiyan ya da "putatapan" olmayip "hanif bir müslim", ve hem de ilk "hanif müslim" oldugunu bildirmistir. Örnegin Imran Sûre'sine koydugu âyet'ler söyle: "...Ey Kitab ehli, Ibrahim hakkinda niçin tartisiyorsunuz...Ibrahim yahudi de, hiristiyan da degildi, ama hanif bir müslimdi..." (K. 3 Imran 65, 67); "... Ibrahim'in dinine uyun. Hanif olarak... Ibrahim putataparladan degildi" (K. Imrân 95)
Burada geçen "hanif" deyiminin gerçek anlaminin ne oldugu pek bilinmez; bu deyim üzerinde Islâm dinbilirleri, yüzyillar boyunca tartisma halindedirler. Fakat genel olarak bu deyimin "dosdogru" ya da "Tanri'nin tek olduguna inanan, Tanri'ya kul olan, namaz kilan, zekât veren, vs..." demek oldugu kabul edilir, ki aslinda "müslim kisi" anlamina gelir. Güyâ Tanri, Muhammed'i Kur'ân ile birlikte göndermeden önce Yahudilere ve Hiristiyanlara "hanif" olma yolunda buyruklar göndermis, Kitap'lar (Tevrat, Incil) vermis ve örnegin söyle demistir: "Kendilerine Kitap verilenler... birer hanîf olarak, dini yalnizca Tanri'ya özgü kilanlarin tutumuyla Tanri'ya kulluk etmek, namaz kilmak, zekât vermek yolunda buyruk almislardi. Dosdogru din (düzen) de budur iste" (K. 98 Beyyine 5).
Daha baska bir deyimle Ibrahim, Yahudi ya da Hirisitiyan ya da putperest filan degildir; o ilk müslümandir. Ve Tanri Ibrahim'i kendisine dost edinmis ve onun dinine uyulmasini emretmis, söyle demistir: "Iyilik yaparak kendini Tanri'ya veren ve hanîf olarak Ibrahim'in dinine uyan kimseden daha güzel dinli kim olabilir? Tanri Ibrahim'i dost edinmisti" (K. Nisâ 125). Bununla da kalmamis, bir de Ibrahim'in dininde yüz çevirmenin "kâfir"lik oldugunu bildirmistir (K. Bakara 130).
Yine Muhammed'in söylemesine göre Ibrahim'den sonra gelen bütün "peygamberler", "hanîf" olarak Ibrahim'in milletine uyan kimseler olmuslardir. Böyle olunmasini Tanri emretmis ve bu ayni Tanri, ayni emri Muhammed'e ve onun kavmine de vermistir. Örnegin söyle demistir: "Sonra (Ey Muhammed) '-Ibrahim'in milletine (dinine) hanîf olarak uy! Ibrahim putataparlardan degildi-' diye sana vahyettik" (K. Nahl 123); "De ki: -'Kuskusuz, beni dogru yola iletti Tanri'm. Dosdogru olan dine, Ibrahim'in dinine. Hanîf olarak... " (K. En'âm 161); "(Ey Muhammed!) Öyleyse yüzünü (kendini) dine hanîf olarak yönelt. Bir yaratilis düzeni ki, Tanri insanlari onun üzerinde yaratmistir... Iste dosdogru olan din (düzen) budur. Ne var ki insanlarin çogu bilmez" (K. 30 Rûm 30). Ayrica da kendisine ortak kosulmamasini ve "Allah'in hanîfleri olunmasini" emretmistir (K. 22 Hac 30-31).
Görülüyor ki Muhammed, ilk müslüman olarak Ibrahim'in gönderildigini, kendisinin de, tipki diger "peygamberler" gibi, Ibrahim'in dinine yönelmekle emrolundugunu bildirmekte.
Yine Muhammed'in bildirmesine göre Ibrahim, Kâ'be'nin temellerini yükseltmistir; ve bu isi oglu Ismail ile birlikte yapmistir (K. 2, Bakara 127). Yaparken de :"Rabbimiz! Ikimizi sana teslim olanlar kil, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetistir" (K. 2 Bakara 128-129) diye yalvarmis ve bunun üzerine Tanri ona "Teslim ol" diye buyurmus ve o da: "Alemlerin Rabbina teslim oldum" demis ve müslüman olmustur (K. 2 Bakara 129-131). "Islâmiyet" sözcügünün "Tanri'ya teslim olma" anlamina gelmesi bundandir. Ve iste Tanri, bu gayretlerinin karsiligi olarak Ibrahim'e vahiy'ler göndermis ve kullarini o'nun dinine yöneltmistir (K. 2 Bakara 131).
Müslümanlikla emrolunduktan sonra Ibrahim, biraz önce dedigimiz gibi, bunu güyâ ogullarina vasiyet etmis (K. Bakara 132-133), ve Tanri da bu vasiyet'i perçinlemek üzere "Kendini bilmezden baskasi Ibrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki dünyâ'da onu seçtik..." (K. Bakara 130) demistir.
Ibrahim'in ogullari olan Ismail ve Ishak, bu vasiyeti yerine getirmisler, ve her ikisi de namaz kilan, zekât veren müslüman kisiler olmuslardir. Kur'ân'da, Meryem Sûre'sinde Ismail hakkinda söyle yazili: "...(Ismail) sözünde dogru bir kimseydi. Çevresinde bulunanlara namaz kilmalarini, zekat vermelerini emrederdi..." (K. 19 Meryem 54). Saffat Sûre'sinde de Ibrahim'in diger oglu Ishak hakkinda söyle yazili: "Dogrusu (Ibrahim) inanmis kullarimizdandi. Ona iyilerden olan Ishak'i peygamber olarak müjdeledik. Kendisine Ishak'i mubarek kildik"( 37 Saffat 111-113)
Izhak'in oglu Ya'kub, daha sonra Israil adini almis ve Israilogullari'nin babasi olmustur2; olduktan sonra Israil ogullarina: "Ogullarim Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmus olarak can verin" (K. Bakara 132-133) demis ve onlar da müslüman olmuslardir.
Ve iste Muhammed, bu sekilde konusarak çevresindeki Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, esas itibariyle müslüman olduklarini yüzlerine vururdu. Onlar "Hayir biz müslüman degiliz, Yahudiyiz, ya da Hiristiyaniz" dediklerinde de yalan söylediklerini söyler ve Tanri'dan daha iyi bilmelerinin mümkün olmadigini anlatmak üzere Tanri'yi söyle konusuyormus gibi gösterirdi: "(Ey Muhammed onlara)...-'Yoksa Ibrahim, Ismail, Ishak, Ya'kub ve torunlarinin Yahudi veya Hiristiyan olduklarini mi söylüyorsunuz. Siz mi yoksa Allah mi daha iyi bilir-' de..."(2 Bakara 140).
Bununla da yetinmemis ve fakat, Kur'ân'in orasina burasina serpistirdigi âyet'lerle, gelmis geçmis diger peygamberlerin de müslüman olduklarini savunmustur. Örnegin Yusuf Sûre'sinde Yusuf peygamber'in: "...Atalarim Ibrahim, Ishak ve Ya'kub'un dinine uydum" (K. 12 Yusuf 37) diyerek müslüman oldugunu ortaya vurdugu görülür.
Meryem Sûre'sinde Idris'in "Dosdogru bir peygamber" oldugu anlatilmistir: "Ey Muhammed! Kitab'da Idris'e dair söylediklerimizi de an, çünkü o dosdogru bir peygamberdi" (19 Meryem 56; Ayrica bk. 21 Enbiya 85)
Elyesa'nin da müslüman dininden olduguna ve müslüman oldugu için Muhammed'in onu (tipki Idris için oldugu gibi) anmasi gerektigine dair âyet'ler vardir: "Ey Muhammed... Elyesa'yi da an. Hepsi de iyilerdendir"(K. 38 Sad 48)
Bakara ve Yunus Sûre'lerinde Musa'nin müslümanlikla emrolundugu ve kendisine "Hakki bâtil'dan ayiran Kitab " verildigi yazilidir. Ayni seyin kardesi Hârun için yapildigi açiklanmistir (K. Bakara 53; Yunus 75).
Neml Sûre'sinde Davud'a müslümanlik verildigi ve Tanri'nin onu, "Mü'min kullarinin çogundan üstün kildigi" anlatilmistir (K. 27 Neml 15)
Yine ayni Sûre'de Süleyman "peygamber"in de, tipki Davud gibi, müslümanlikla emrolundugu, kendisine verilen "ilim" (din) nedeniyle: "...Bizi, mümin kilan Allah'a hamd olsun" diye duâ ettigi yazilidir (K. 27 Neml 15; Enbiya 79), Üstelik Süleyman, kus dili'ni ve ayrica karincalarin konustuklari dili bilen bir müslüman peygamberdir (K. Neml 16-22). Ve Kur'ân'da anlatilanlara göre Süleyman "peygamber", Sebe Melikesi Belkis denen ve inkarci bir kavmin hükümdari olan bir kadini, müslüman yapmistir: hem de zor kullanarak degil, fakat Tanri'nin kendisine bilgi verdigini ve bu nedenle müslüman oldugunu söyliyerek ve ihtisamini göstererek (K. 27, Neml 15-44, 43-44). Bu vesile ile sunu hatirlatmadan geçemeyecegiz ki, Süleyman, yukardaki sekilde ve hiç kiliç kullanmadan insanlari (hiç degilse Sebe Melikesi'ni) müslüman yapabilirken, Muhammed, pek küçük bir azinlik hariç, insanlari iknâ usûlleriyle müslüman yapmis degildir; sadece korkutma usül'leriyle, genellikle vurusmali savaslar, ya da savaslardan elde edilen ganimet'lerin dagitimi ya da cennet va'dleri yolu ile Islâm'a sokmustur. En yakinlarini, örnegin kendisini bir baba gibi yetistiren amucasi Ebû Talib'i bile müslüman olmaga iknâ edememistir.
Muhammed'in söylemesine göre Meryem oglu Isa da müslüman "peygamber" olarak, ve müslümanligi yaymak üzere gönderilmistir. Anasi Meryem, esasen müslümanlikla emrolunmuslardandir. Nitekim Al-i Imrân sûresi'nde, Tanri'nin Meryem'i seçip dünyalarin kadinlarinin üstünde kildigi, kendisine boyun egip secde etmesini emrettigi bildiriliyor (K. Al-i Imrân 42-46). Meryem sûresi'nde Tanri'nin Muhammed'e: "Ey Muhammed! Kitab'da, Meryem'i de an.." (K. Meryem 16) dedigi yazili.
Kur'ân'in bir çok yerinde, Meryem'e Tanri'nin ruhundan üfürdügü, ve Meryem'in de Tanri'ya boyun egdigi, O'nun sözlerini ve kitaplarini tasdik ettigi belirtiliyor. Örnegin Nisâ Sûre'sinde: "...Meryem oglu Isa Mesih, Allah'in peygamberi, Meryem'e ulastirdigi kelimesi ve kendinden bir ruh'tur" (K. 4 Nisa 171) diye yazilidir. Ayni dogrultuda olmak üzere Enbiyâ sûresi'nde Tanri'nin: "Mahrem yerini koruyan Meryem'e rûhumuzdan üflemis, onu ve oglunu, âlemler için bir mûcize kilmistik. Dogrusu müslumanlik, bir tek din olarak sizin dininizdir, ve Ben de Rabbinizim, artik Bana kulluk edin" (K. 21 Enbiyâ 91-92) seklinde konustugu yazilidir..
Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri Isa'ya belgeler vermis, onu "Ruhül-Kudüs"le pekistirmistir (K. Bakara 87, 253) ve Isa, daha besikte iken: "Ben. Süphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Peygamber yapti. Nerede olursa olayim beni mubarek kildi. Yasadigim müddetçe namaz kilmami ve zekât vermemi ve anneme iyi davranmami emretti..." (K Meryem 29-33) diye konusmustur. Öte yandan Isâ'nin yardimcilari, yâni "Havari'ler" dahi müslümandirlar, çünkü Kur'ân'da Isa'nin: "...Tanri'ya yönelik olarak benim yardimcilarim kimlerdir?" seklindeki sorusuna Havari'lerin: "Biz Tanri'ya inandik. Tanik ol ki, Biz müslümanlariz" (Al-i Imrân, 52) diye yanit verdikleri yazilidir. Yine Kur'ân'da Tanri'nin, Havari'lere hitaben: "... -'Bana ve peygamberime (Isâ'ya) inanin!-' diye bildirmistim" dedigi, ve onlarin da: "Inandik, bizim Müslüman oldugumuza sahid ol!" diye karsilik verdikleri yazilidir (K. M^gaide sûresi, âyet: 111-113).
Bu listeyi genisletmek mümkün. Fakat söylemek istedigimiz sudur ki Muhammed, kendisinden önceki bütün peygamberlerin müslümanlikla emrolunup Islâmi esaslari içeren kitaplar'la gönderildiklerini, Yahudilere ve Hiristiyanlara müslüman dininin verilmis oldugunu bildirmistir; ve Kur'ân'i bunun böyle oldugunu kanitlayan âyetlerle doldurmustur.
Bu itibarla Yahudilerin ve Hiristiyanlarin, müslüman olmayip Yahudi dininden, ya da Hiristiyan dininden olduklarini söylemek Kur'ân'i inkâr etmek, Tanri'ya meydan okumak olur. Nitekim Muhammed, biraz önce belirttigimiz gibi, Ishak'in, Ya'kub'un (Israil'in) ve torunlarinin (yâni Israilogullari'nin) müslüman olmadiklarini söyleyenleri yalanlar ve: "Siz mi, yoksa Allah mi daha iyi bilir?" diye azaralrdi (K. 2 Bakara 140).
Yine Kur'ân'da yazilanlara göre Tanri, Muhammed'i, Ibrahim'in dinine yöneltmis ve: "Ey Muhammed! Sana...-'Ibrahim'in dinine uy-' diye vahyettik " (K. 16 Nahl 123) demistir (K. 19 ); derken de istemistir ki o, kendi ümmeti olan Arap'lari, Ibrahim'in dinine yöneltsin: "Ey Muhammed! De ki -'Allah dogru söyledi, dogruya meyleden Ibrahim'in dinine uyun-'..." (K. 3 Imran 95). Bu emir üzerine de Muhammed: "... Süphesiz Rabbim beni, dogruya yönelen ... Ibrahim'in dînine iletmistir" (K. En'âm 161) diye konusmustur.
Dikkat edilecek olursa Muhammed, bu sözleriyle kendisini Tanri tarafindan Ibrahim'in dinine yöneltilmis gibi göstermis, kendisi gibi diger "peygamber"leri de ayni kökte birlestirmistir. Bunu yaparken Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara gönderildigini söyledigi peygamber'lere sayginlik içerisinde bulunmustur. Birazdan belirtecegimiz gibi bunun nedeni, Islâm'dan baska din olmadigini anlatmak ve Yahudileri ve Hiristiyanlari "müslümanlik" kisvesi altinda kendisine baglamaktir.
I) Muhammed'in Tevrat'a ve Incil'e, ve daha önce gönderilmis "Peygamber"lere karsi saygili imis gibi görünme siyâseti:
Yukarda degindigimiz ve birazdan yine deginecegimiz gibi, Kur'ân ve Hadîs hükümleri arasinda Islâm'i, Yahudi ve Hiristiyan dinlerine ve bu dinlerin peygamberlerine ve Kitab'larina karsi hosgörülü ve saygili imis gibi gösterenleri vardir. Ancak ne var ki bu hükümler, Muhammed'in, baska dinlere ve farkli inançtakilere karsi hosgörülü olmasindan degil ve fakat Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari kazanmak ve kendisini onlara Peygamber olarak kabul ettirmek maksadiyle uyguladigi taviz siyasetinin sonucu olmak üzere konmustur; bu siyasetin basarisiz kalmasi nedeniyle, daha sonra, yine onun tarafindan geçersiz kilinmistir.
Ve iste Islâm'i, sanki baska dinlere karsi hosgörülü imis gibi göstermege çalisanlar, bu yukarda degindigimiz hükümlere sarilirlar. Fakat sarilirken bu hükümlerin neden dolayi konmus oldugunu, gerçek anlaminin ne oldugunu ve ne sekilde geçersiz sayilmak gerektigini bilmezler; bilseler de bilmez görünürler.
Bu hükümler arasinda Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, Tanri'ya ve ahiret gününe inanmak sartiyle, tipki Müslümanlar gibi, Tanri katinda mükafatlandirilacaklarina dair olanlari vardir ki bunlardan biri söyle: "Inananlar, Yahudi olanlar, Hiristiyanlar ve Sâbiî'lerden Allah'a ve âhiret gününe inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir..." (K. Bakara 62; ve Mâide 69)
Yine bunun gibi Tanri'nin, Yahudilere ve Hiristiyanlara itibar ettigine, ve onlara kendi içlerinden peygamberler seçip, kendi dillerinde Kitab'lar gönderdigine dair hükümler vardir. Örnegin A'raf sûresi'nde Tanri'nin Musa'yi, "peygamber" olarak seçtigine dâir su var: "Ey Mûsâ, verdiklerimle ve sözümle seni insanlar arasindan seçtim..." (K. A'raf 144). Ayrica da Yahudilerle ilgili olarak Tanri'nin güyâ su sekilde konustugu yazili:
"Ey Israilogullari! Size verdigim nimet ve ve sizi dünyalardan üstün tuttugumu hatirlayin" (K. 2 Bakara 122)
"Biz Israilogullarina Kitab, hüküm ve peygamberlik verdik...Onlari dünyalara üstün kildik..." (K. Bakara Sûresi, âyet: 47; ve ayrica bk. Casiye Sûresi, âyet: 16)
"...Israilogullarindan söz aldik, onlara peygamberler gönderdik..."(K. 5 Mâide 70)
Hiristiyanlarla ilgili olarak'da suna benzer âyet'ler bulunur: "...'Biz Hiristiyaniz' diyenlerden de söz almistik" (K. Mâide 14)
Yine bunun gibi Tanri'nin, Muhammed'ten önce Yahudilere ve Hiristiyanlara gönderdigi peygamberlere de vahy'edip, onlar araciligiyle Kitab'lar verdigine dâir âyet'ler vardir. Örnegin Ibrahim'in, kendi kavmini uyarmak üzere gönderildigine dair olan bir âyet'de söyle yazili: "...Ibrahim'i de gönderdik. Milletine -'Allah'a kulluk edin, O'ndan sakinin...' dedi" (K. 29 Ankebut 16). Hadid sûresi'nde su var: "...Ibrahim'i Biz gönderdik...Soyundan gelenlere Peygamberlik ve Kitab verdik..." (K. 57 Hadid 26).
Öte yandan Tevrat'in ve Incil'in "Yol gösterici" ve "Nûrlandirici" nitelikte "Kutsal Kitab"lar olduguna dâir hükümler var. Örnegin Bakara sûresi'nde söyle yazili: "... Musa'ya, hakki bâtil'dan ayiran Kitab'i vermistik" (K. Bakara 53) (20 ). Mâide Sûre'sinde söyle yazilidir: "Dogrusu Biz yol gösterici ve nûrlandirici olarak Tevrat'i indirdik... (Peygamberleri) Yahudi olanlara onunla... hükmederlerdi" (K. 5:44).
En'âm sûresi'nde de Tevrat'in, insanlara bir "nûr ve hidâyet" olmak üzere Musa'ya indirildigi yazilidir (K. En'âm 91).
Incil'in de "hidayet (dogru yol gösterici), isik (verici) ve kendinden önce gelmis olan Tevrat'i onaylayici" kitap oldugu (K. Mâide 46) belirtilmistir. Nisâ sûresi'nde "Zebûr"un Davud'a verildigi anlatiliyor: "Nûh'a...Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Ya'kub'a, torunlarina, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettigimiz gibi, ey Muhammed sana da vahyettik. Davud'a da zebûr verdik" (K. 4 Nisâ 163)3
Hiristiyanlarla ilgili örnekler arasinda, Tanri'nin güyâ Isa hakkinda : "(Isa'yi) insanlar için bir mucize ve katimizdan da bir rahmet kilacagiz" (K. 19 Meryem 21) seklinde konustugunu ve onu, daha anasinin (Meryem'in) karninda iken serefli kildigini belirten âyet'ler var. Ayrica da Meryem'i yüceltir görünen hükümler bulunmakta. Örnegin Nisâ Sûresi'nde: "...Meryemoglu Isa Mesih, Allah'in Peygamberi, Meryem'e ulastirdigi kelimesi ve kendinden bir ruh'tur" (K. 4 Nisâ 171) diye yazili.
Yine Kur'ân'da, Muhammed'in, diger peygamberlerle kardes olduguna ve bu nedenle onlari yücelterek anmasi gerektigine dair hükümler yer almistir, ki bunlardan Ibrahim'le ilgili bir örnek söyle:"Ey Muhammed!, Kitab'da Ibrahim'e dair anlattiklarimizi da an; o süphesiz dosdogru bir peygamberdi" (K. 19 Meryem 41). Bunun gibi ayrica "Ey Muhammed! Musa'yi da an", ya da: "Ey Muhammed Ismail'i de an", ya da: "Ey Muhammed Ishak'i da an", ya da: "Ey Muhammed Isa'yi da an" seklinde âyet'ler var.
Bu dogrultuda olmak üzere, ayrica da Muhammed'in, kur'ân olmayarak söyledikleri (yâni hadîs'ler) var. Ebû Hüreyre'nin rivayetine dayali bir hadîs'e göre Muhammed, kendisi de dahil olmak üzere gelmis geçmis bütün paygamberlerin "Analari ayri, babalari bir evlad'lar" olup ayni dine (yâni Islâm'a) mensup bulunduklarini bildirmis ve bu vesile ile Isa'ya çok yakin oldugunu belirtmistir. Örnegin bir hadîs'inde: "Ben Meryem oglu Isa'ya, dünya ve âhirette nas'in en yakiniyim. Esasen peygamberler baba bir kardestirler, analari ayridir..."4 demis, bir baska vesile ile de Ibrahim'i, kendi babasi olarak tanimlamistir.
Bu örnekleri çogaltmak mümkün. Fakat söylemek istedigimiz sudur ki Islâm'in diger dindekilere karsi kardeslik duygulariyle dolu oldugunu, ve diger dinlerin peygamberlerini "ulu" saydigini, ve bu itibarla hosgörü dini oldugunu iddia edenler bu yukardaki hükümleri ve benzerlerini örnek olarak verirler. Oysa ki aslinda bu hükümler bu maksatla konmus degildir. Sadece Muhammed'in, kendisini Yahudilere ve Hiristiyanlara peygamber olarak kabul ettirebilmek maksadiyle koymus oldugu seylerdir. Yahudilerin ve Hiristiyanlarin peygamberlerini yüceltir görünürken, onlari farkli dinlerin peygamberleri olarak degil ve fakat "Müslüman Peygamberler" olarak göstermistir. Kendisini de bu peygamberlerin en sonuncusu, ve en üstünü olarak tanitmistir; bu yoldan kendisini Yahudilee ve Hiristiyanlara "Peygamber" olarak kabul ettirebilecegini hesaplamistir. Yine ayni sekilde Tevrat'i ve Incil'i, "nurlandirici" ya da "yol gösterici" Kitab'lar seklinde "Kutsal" sayip yüceltirken, bunlari farkli dinlerin kitaplari olarak degil ve fakat Kur'ân'in daha önce gönderilmis sekli olarak göstermistir. Böylece Yahudileri ve Hiristiyanlari Kur'ân'a inandiracagini sanmistir.
II) Kur'ân'in, Islâm'dan gayri din ve inançlarla ilgili hükümleri arasindaki çeliskiler !
Islâm'dan gayri dinlerle ve bu din'lerin kitaplariyle ilgili olmak üzere Kur'ân'da yer almis olan âyet'ler, hem birbirleriyle çelisir sekilde siralanmistir ve hem de anlasilmazliklarla doludur. Örnegin Yahudileri ve Hiristiyanlari (ve Sabiî'leri), kendi inançlari nedeniyle öven, fakat ayrica da yeren âyetler vardir. Yine bunun gibi Tevrat'i ve Incil'i "nurlandirici" ve "yol gösterici" gibi gösteren ve Yahudilerin ve Hiristiyanlarin, kendilerine verilen bu kitaplara göre davranmalarini öngören hükümler yaninda, bu kitaplarin onlar tarafindan tahrif edildigini, ve bu nedenle Kur'ân'a uymalarini emreden hükümler vardir. Söyleki:
Bakara Sûre'sinde, Yahudi'lerden ve Hiristiyanlardan "Tanri'ya ve âhiret gününe inanan, ve yararli is yapanlarin", Tanri katinda mükafatlandirilacaklari yazilidir; söyle der: "Süphesiz, Inananlar, Yahudi olanlar, Hiristiyanlar ve Sâbiî'lerden Allah'a ve âhiret gününe inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir" (K. Bakara 62; Mâide 5)
Dikkat edilecegi gibi burada hem "inananlar"dan, hem de "Yahudi" ve "Hiristiyan" olanlardan ve Sâbiî'lerden söz edilmekte, ve hani sanki hangi din'den olursa olsun her insan'in, "Allah'a ve âhiret gününe inanmak sartiyle", Tanri mükâfatlarina erisecekleri bildirilmektedir.
Ancak ne var ki Imrân Sûre'sinde, Yahudiligin ve Hiristiyanligin gerçek din olmadigini, ve Yahudilerin ve Hiristiyanlarin "Cehennem"lik sayildiklarini açiklayan bir hüküm var ki söyle: "...Kim Islâmiyetten baska bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir; o âhirette ziyana ugrayanlardandir" (K. 3 Imrân 85); "Kim Islâmiyetten baska bir dine yönelirse sapiklardandir" (K. Imran 83,85)
Öte yandan Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar sadece sapiklikla ve sadece gelecek dünyalarin cehennem atesleriyle tehdit olunmazlar, fakat ayni zamanda bu yeryüzü cezalarina da layik sayilirlar. Zira Tanri onlara karsi savas açilmasini, ve eger müslümanligi kabul etmezlerse kafa parasi vermege zorlanmalarini, ve vermeyecek olurlarsa bogazlanmalarini emretmistir (K. 9 Tevbe 29).
Görülüyor ki ortada bir celiski var! Bu çeliskiyi gidermek icin bir takim dolambaçli yollara basvurulur. Örnegin denir ki Yahudilerin ve Hiristiyanlarin Tanri mükâfatlarina mazhar olacaklarina dair olan hükümler (örnegin Bakara 62), kendilerine ters düsen diger hükümlerle (örnegin, Imran 83, 85) ortadan kaldirilmistir. Bir baska çözüm de sudur: denir ki Yahudi'lerin ve Hiristiyanlarin Cennet'e gidebileceklerini öngören âyet'ler kaldirilmamistir; fakat bunlardan anlasilmak gereken sey, Cennet'e girebilmenin müslüman olma sartina bagli bulundugudur. Yâni ister Yahudi, ister Hiristiyan ve isterse Sabiî olsun, her insan, kendi "sapik" dinini terkedip müslüman olmakla Cennet'e girme hakkini kazanabilecektir.
Konumuzla ilgili olarak Kur'ân'daki diger bir çeliski, Yahudileri ve Hiristiyanlari hem yücelten ve hem de küçülten âyetlerle kendisini belli eder. Örnegin Bakara Sûre'sinde: "Ey Israilogullari! Size verdigim nîmeti ve sizi dünyalardan üstün tuttugumu hatirlayin" (2: 122) diye yazilidir. Mâide Sûre'sinde de: "Israilogullarindan söz aldik, onlara peygamberler gönderdik" (K. Mâide 70). Hiristiyanlar hakkinda da söyle yazilidir: "Biz hiristiyaniz diyenlerden de söz almistik" (K. Mâide 14)
Fakat buna karsilik Tanri'nin Yahudilere ve Hiristiyanlara lânet savuran sözleri de vardir: "Ey inananlar! Allah'in gazabina ugramis milleti dost edinmeyin " (K. 60 Mümtahine 13) "Ey inananlar, Yahudilerle Nasranî'leri dost edinmeyin "(K. 5 Maide 51)
Bir baska çeliski, Tevrat ve Incil konusundadir. Her ümmete kendi dilinde Kitab verdigini söyleyen ve örnegin: "Kendilerine apaçik anlatabilsin diye , her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik" (K. 14 Ibrahim 4) diyen Tanri, Yahudilere Tevrat'a uymalarini, Hiristiyanlara da Incil'e göre hareket etmelerini emreder. Örnegin Maide Sûre'sinde söyle yazilidir: "Içinde Allah'in hükmü bulunan Tevrat yanlarinda oldugu halde nasil seni hakem kiliyorlar da sonra, bunun arkasindan yüz çeviriyorlar... Dogrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'i indirdik... Peygamberler, Yahudi olanlara onunla hükmedelerdi... Kim Allah'in indirdigi ile hükmetmezse iste onlar kâfirlerin ta kendileridir " (K. 5 Maide 43-44).
"Incil sahipleri, Allah'in onda indirdikleri ile hükmetsinler" (K. Mâide 47).
Daha baska bir deyimle Tanri gûyâ, Tevrat'i ve Incil'i, Islâmî esaslari kapsar sekilde göndermistir, ve bu nedenle Yahudilere ve Hiristiyanlara, kendilerine gönderilen bu kitaplar geregince is görmelerini emretmektedir.
Ancak ne var ki bu ayni Tanri, hani sanki bu söylediklerini geçersiz bilircesine, Yahudilere ve Hiristiyanlara, sadece Kur'an'a uymalarini emreder; örnegin söyle der: "Ey Israilogullari...elinizde bulunan Tevrat'i tey'id ederek indirdigim Kur'ân'a inanin (uyun)..." (K. 2 Bakara 40, 41, 91; Ayrica bk. 11 Hûd 17 vs)
Yani, Muhammed'in söylemesine göre Tanri, hem bir yandan: "... Biz yol gösterici olarak Tevrat'i indirdik... Kim Allah'in indirdigi ile hükmetmezse iste onlar kâfirlerin ta kendileridir" seklinde konusmakta, ve hem de bu konustugunu geçersiz kilarcasina: "Tevrat'i tey'id ederek indirdigim Kur'ân'a uyun... " (K. Bakara 40, Hûd 17) diye eklemektedir. Hem bir yandan: "Incil sahipleri, Allah'in onda indirdikleri ile hükmetsinler" (K. Mâide 47) diye bildirmekte ve hem de Incil sahiplerine Kur'ân'a uymalarini söylemekte! Çünkü güyâ Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen kitaplari degistirmisler "tahrif" etmislerdir (K. Bakara 75-79, 85-86; Mâide 13-41. vs...).
Pek güzel ama eger Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilmis olan kitaplari tahrif ettiler ise, onlara: "Size verdigim kitaplarla, Tevrat ve Incil ile, amel edin" demenin anlami olur mu?
III) Yukardaki çelismelerin nedeni:
Yukardaki açiklamadan anlasilacagi üzere Muhammed, Yahudiligin, Hiristiyanligin ve Sâbiî'ligin, hattâ "putperestligin" dahi ayri birer din oldugunu gösterir âyet'ler koyarken, örnegin "Sizin dininiz size, benim dinim bana" (K. Kâfirûn Sûresi, âyet 6), seklinde konusurken, bunlara ters düser nitelikte âyet'ler koymaktan da geri kalmamis, örnegin Islâm'dan baska gerçek din diye bir sey olmadigini söylemistir. (Örnegin: Imrân Sûresi , âyet: 19, 83, 85).
Yine bunun gibi, bir yandan "Tevrat'in ve "Incil"in, Yahudilere ve Hiristiyanlara "hidâyet" (yol gösterici) ve "isik" olmak üzere gönderildigini ve kendi kitaplarina göre hareket etmelerini söylerken, diger yandan de bu kitaplarin onlar tarafindan tahrif edildigini ve bu nedenle Kur'ân'a uymalari gerektigini bildirmistir.
Kuskusuz ki bütün bunlar birbirleriyle çelisen seylerdir. Bu çeliskilerin nedenlerini kisaca özetleyelim:
Daha önce belirttigimiz gibi Muhammed, kendisini Peygamber olarak ilân ettigi zamanlar, Islâm'dan gayri inançta olanlari "Ehl-i Kitâb" ve "Ehl-i Sirk" diye iki grupta toplamistir. "Ehl-i Kitab", kendilerine daha önce Tanri tarafindan Kitab (örnegin Tevrat, Incil) verilmis olanlardir ki Yahudileri, Hiristiyanlari ve Sabii'leri kapsar. "Ehl-i Sirk" ise puta (Ilah'lara) tapanlar yani Tanri'ya es kosanlardir, ki Kur'ân'da "Müsrikler" diye geçer ve genellikle Islâm'a girmeyen Arap'lara atiftir5. Daha henüz güçlenmedigi ve kendisini sadece Arap kavmine gönderilmis bir Peygamber olarak gördügü dönemde Muhammed, Ehl-i Kitab'in kendilerine özgü din'e sahibi olduklarini benimser görünmüs, örnegin söyle demistir: "Süphesiz, inananlar, Yahudiler, Hiristiyanlar ve Sabilerden Allah'a ve âhiret gününe inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur" (K. 2 Bakara 62)
Biraz yukarda dedigimiz gibi, sadece "Ehl-i Kitab'in" degil ve fakat "müsrikler"'in (puta tapanlarin) dahi, kendilerine özgü dinleri ve inançlari oldugunu kabul edercesine: "Sizin dininiz size, benim dinim bana" (K. Kâfirûn 6) diye konusmustur6
Ancak ne var ki güçlenmege baslayinca ve kendisini Arap'lardan gayri kavimlere, özellikle Yahudilere ve Hiristiyanlara peygamber olarak kabul ettirme hevesine kapilinca is degismistir. Bu andan itibaren Islâm'dan baska gerçek din olmadigi fikrini islemege girismis ve örnegin Kur'ân'a: "Tanri katinda tek gerçek din Islâmiyet'tir" (3 Imrân 19) , "...Kim Islâmiyetten baska bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ..." (3 Imrân 85), "Allah'in dininden baska din mi arzu ediyorlar? Oysa gökte ve yerde kim varsa, ister istemez O'na dönecektir" ( K. Imrân 83) seklinde âyetler yerlestirmistir.
Bunu yaparken, Yahudilere ve Hiristiyanlara daha önce gönderilmis olan peygamberlerin hep müslüman olduklarini, onlar araciligiyle indirilen kitaplarin (Tevrat ve Incil), hep müslümanligin temel esaslarini kapsadigini söylemistir. Daha baska bir deyimle Yahudiligin ve Hiristiyanligin "gerçek" din olmadigini, ve Tanri dini olarak islâm'dan baska din bulunmadigini bildirmis, bu itibarla kendisinin onlar tarafindan peygamber olarak, ve Kur'ân'in da temel kitab olarak taninmasini istemistir. Ancak ne var ki onlari ikna edememis, edemeyince de düsmanlik ve saldiri siyâsetine yönelmistir. Bu maksatla Kur'ân'a soktugu âyetler arasinda: "Ey Müslümanlar, Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandir..." (K. Mâide 51)"...Allah onlari (Yahudilerle Hiristiyanlari) yok etsin..." (K.Tevbe 30), "Kitap verilenlerden (Yahudiler-Hiristiyanlar)...(Islâm'i) din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye (Kafa parasi) verene kadar savasin..." (K. 9 tevbe 29), "...Yalniz Allah'in dini (Islâmiyet) kalana kadar onlarla savasin..." (K. 2 Bakara 193) seklinde olanlari vardir.
Yasaminin Medîne'deki son sekiz-on yillik dönemi boyunca, bir yandan Islâm'dan baska gerçek din bulunmadigini ve baska dine yönelenlerin sapik sayilacaklarini söylerken, diger yandan onlara (ve özellikle Yahudilere) karsi savaslara girismis, onlarin köklerini kazimak istemistir.
Özetlemek gerekirse denilebilir ki baska dinlere karsi tutumu itibariyle Muhammed'in peygamberlik öyküsünün üç farkli safhasi vardir:
1) Ilk baslarda kendisini sadece Arap'lara gönderilmis peygamber olarak ilân eder. Ederken de diger ümmed'lere kendi içlerinden peygamberler, kendi dillerinden Kutsal Kitaplar (Tevrat, Incil gibi) verildigini söyler. Henüz güçsüz oldugu için gerek müsriklere (Puta tapan Arap'lara) ve gerek (Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi, nispeten yumusak bir siyaset izler;
2) Ikinci safha'da kendisini sadece Arap'larin degil fakat ayni zamanda diger Ümmet'lerin (özellikle Yahudilerin ve Hiristiyanlarin) peygamberi olarak göstermege çalisir. Islâm'dan baska gerçek bir din olmadigini (Bkz. 21 Enbiyâ 92), bütün insanlara bu dinin verildigini ve fakat buna ragmen insanlarin bölüklere ayrildiklarini (K. 21 Enbiyâ 93), Kur'ân'in, Tevrat ve Incil'i "tasdik" eden son kitab oldugunu ve Yahudilerin, Hiristiyan'larin Kur'ân'a uymalari ve müslüman olmalari gerektigini anlatir. Bu arada Tanri'ya es kosanlara (yâni putperestlere ki "müsrik" diye tanimlanmislardir) karsi yok etme siyâsetine girisir; onlari "müslümanlik" ile "ölüm" siklarindan birini seçme zorunlugu karsisinda birakir
3) Ve nihâyet üçüncü safhada, Islâm'dan gayri dine ve inanca yönelik olanlari "sapik" sayip onlara karsi ölüm ve dehset siyasetine yönelir. Asagidaki bölümlerde bu hususlar ele alinmistir.
1 Örnegin Saffat sûresi'nde söyle yazili: "Dogrusu (Nûh) bizim inanmis kullarimizdandi... Ibrahim de süphesiz O'nun yolunda olanlardandi..." (K. 37, Saffat, 81, 83)
2 Bu konuda Tevrat'in Tekvin (Bap 32: 28) adli kitabina bakiniz .
3 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt XI, sh. 103, Hadîs no. 1702).
4 Hadîs'ler için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt IX, sh. 179 ve d.)
5 Bu konuda bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt XII, sh. 25)
6 Bu âyet'i: "Sizin putlariniz size, benim Tek Tanri inancim bana" seklinde yorumlayanlar vardir. Fakat esas itibariyle Muhammed'in söyledigi sey: "Sizin olsun dininiz; sizin yaptiklarinizin bütün mesuliyeti, hesabi, cezasi, vebâli sirf size aittir; ben ondan tamamen beriyim..." seklindedir. Bu açiklama için Elmalili Hamdi Yazir'in Kur'ân çevirisine bakiniz (Kâfirûn sûresi, 1-6)