ISLAM SERIATI'NIN DIGER DINLERE KARSI HOSGÖRÜLÜ IMIS GIBI GÖRÜNMESININ NEDENLERI
Islâm'i, baska din ve inançtakilere karsi hosgörülü ve saygili imis gibi gösteren hükümlerin konus nedenlerini ve geçersizligini anlayabilmek için Muhammed'in henüz güçlü bulunmadigi döneme kisaca göz atmamiz gerekir.
I) Ilk baslarda Muhammed kendisini, sadece Arap'lara gönderilen ve "Müslümanlikla ilk emrolunan" Peygamber olarak tanimlar.
Islâm kaynaklarinin bildirdigine göre Muhammed, yirmi bes yasina gelipte varlikli bir kadin olan Hatice ile evlenene kadar parasiz pulsuz, ömrünü çobanlikla geçiren, hiç kimsenin önem ve deger vermedigi bir kimseydi. Kirk yasina gelinceye kadar bu önemsizlik içerisinde kalmis ve sonra "peygamberligini" ilân etmistir. Her ne kadar Islâm kaynaklari onun, daha henüz 9 yasinda iken, amucasi Ebû Talib ile birlikte is seyahatlerine çiktigini, alis veris için Kureys ticaret kervaniyla Sam'a gittigini, ve bir defasinda Sam topraginda Busra denen bir yerdeki manastirda yasayan Bahira adindaki bir hiristiyan rahip tarafindan peygamber olacaginin haber verildigini söylerlerse de1, bütün bunlari abartma seyler olarak kabul etmek gerekir. Çünkü bu hikâye, 9 yasinda iken peygamber olacagi Tanri tarafindan bildirilen Muhammed'in peygamberliginin neden dolayi kirk ya da kirk üç yasina varincaya kadar geciktirildigini2, ve bütün bu süre boyunca neden dolayi put'lara tapar oldugunu, ya da Arap ümmeti'nin putperestlik içerisinde birakildigini açiklamaga yetmez.
Öte yandan Hatice ile evlendigi tarihe gelinceye kadar Muhammed'in, ne Yahudilik ve Hiristiyanlik, ve ne de bu dinlerin peygamberleri hakkinda pek bilgisi olmadigi anlasilmaktadir. Bütün bildigi sey onlarin, Arap'lardan farkli sekilde ibâdet ettikleri ve farkli geleneklere sahip bulunduklari idi. Hatirlatalim ki o dönemlerde Mekke'de bir miktar Yahudi ve Hiristiyan yasamakta idi. Hiristiyanlik ve Yahudilik hakkindaki ilk bilgilere Muhammed, Hatice'nin hizmetine girdikten ve onun kervanlarini Suriye'ye götürmege basladiktan sonra ulasmistir.
Esasen Hatice'nin âilesi ve yakinlari içerisinde Hiristiyan dinine mensup olan kimseler vardi. Bunlardan biri Hatice'nin "Ammizadesi" (Amuca oglu) diye bilinen Veraka bin Nevfel adinda biri idi. Incil'i ve Tevrat'i çok iyi bilirdi. Ve iste Muhammed ondan, Tanri'nin Israilogullari'na kendi içlerinden peygamberler seçtigini, kendi dillerinden Tevrat'i verdigini ve ayni sekilde Hiristiyanlara Isa'yi ve Incil'i gönderdigini ya da buna benzer bilgiler edinmistir3.
Bütün bunlari ögrenmekle Muhammed, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara peygamberler ve Kitab'lar gönderilmis iken bu "inâyetin" Arap'lara taninmadigini görerek, kendisini Arap'lara gönderilmis "peygamber" olarak ilân etmeyi düsünmüs olmalidir. Söylemege gerek yoktur ki, Hatice'nin kervanlarini götürüp getirmektense, çok daha "ünlü" ve çok daha bereketli bir meslege, örnegin "peygamberlik" isine girismekten daha isabetli bir sey olamazdi. Hele Tevrat'dan, Musa'nin Tanri'dan geldigini söyleyerek Isaril'e naklettigi seyleri ögrenmekle, bu kararliligi biraz daha güçlenmis olmalidir4.
Ve iste bundan dolayidir ki kervan isini bir kenara birakir ve nasil olsa simdilik Hatice'nin bol geliriyle geçinip gidecegini hesaplayarak "uhreviyet"le ugrasmaga baslar. Bunun böyle oldugunu o, kendi agzi ile ortaya vurmus, örnegin söyle demistir: "... Yoksul oldugum zamanlar Hatice benimle kendi varligini paylasti" 5.
Nitekim yanlizlik arayarak civardaki dag arkalarina gitmesi, oradaki bir magaraya siginip günlerini geçirmesi, agaçlarin ve taslarin kendisine selâm verdigini bildirmesi6, Cibril'in Tanri'dan vahy getirdigini söylemesi, nihâyet bir gün evine dönüp: "Beni sarip örtünüz" diyerek kendinden geçmesi, soguk terler dökmesi ve böylece kendisini peygamberlikle görevlendirilmis olarak göstermesi7, kirk (ya da kirk üç) yasindaki yasam hikâyesinin kisa özetidir.
II) Ilk önceleri kendisini bütün Araplari degil fakat sadece Mekkeli'leri (Kureysli'leri) ve çevresindekileri, uyarmak üzere gönderilmis "Peygamber" olarak gösterir. Az sonra bütün Arap'larin "Peygamberi" olarak görünür:
Her seyden önce sunu belirtelim ki Peygamberligini ilân ederken Muhammed'in aklindan "Bütün insanlara gönderilmis Peygamber" olma fikri geçmemistir. Sadece Arap'larin peygamberi olmayi düsünmüstür. Hattâ bütün Arap'larin dahi degil, sadece Ummu'l-Kura , ("Köylerin anasi") diye bilinen Mekke'ye ve çevresine gönderilmis "peygamber" olarak tanitmistir. Tanitirken de, En'âm Sûresi'ne koydugu bir âyet'le, Tanri'nin kendisini "Ilk müslüman Peygamber" olarak gönderdigini anlatmistir. Ayet söyle: "(Ey Muhammed) -'Dogrusu ben ilk müslüman olmakla emrolundum-' de..." (K. 6 En'âm 14).
Bunu yaparken, ilk müslüman peygamber olarak Kureys'lilere, ve sirf onlarin ihtiyaçlarini karsilamak maksadiyle, gönderildigini anlatmak üzere Kur'ân'a "Kureys" Sûresi'ni koyar. Bu Sûre'ye göre Tanri güyâ, Kureys kabilesinin yaz ve kis yolculuklarinda uzlasmasi ve anlasmasi için gerekli tedbirler aldigini, Kâ'be halkini korkudan azade kildigini ve yoksul ve aç olanlarini doyurdugunu bildirmektedir. Bu iyilikler karsiliginda da Tanri, onlardan kendisine "kul"luk olmalarini istemektedir. Sûre aynen söyle: "Kureys kabilesinin yaz ve kis yolculuklarinda uzlasmasi ve anlasmasi saglanmistir. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler" (Bk. 106 Kureys 1-4).
Bundan baska Tanri, yine Muhammed'in söylemesine göre, Mekke ve çevresindekileri Arapça yazili bir Kur'ân ile uyarmak istemis, ve bu kitabi Muhammed'e vahyetmistir. Vahy'ederken de söyle demistir:"Bu indirdigimiz... Mekkelileri ve çevresindekileri uyaran mubarek Kitab'dir..." (K. 6 En'âm 92)
Gönderdigi bu kitabin Arapça olarak hazirlandigini anlatmak üzere de söyle demistir: "Ey Muhammed!... Mekke'de ve çevresinde bulunanlari...uyarman için, sana Arapça okunan bir kitab vahyettik..." (K. 42 Sûra 7).
Muhammed'in anlatmasina göre Tanri, "Arapça okunan bir kitap" göndermistir, çünkü baska bir dilden göndermis olsa Araplar: "Bize anlamadigimiz bir dilde kitap nasil verilir?" diye hakli olarak söyleneceklerdir. Bunun böyle oldugunu anlatmak için Tanri'nin söyle konustugunu söyler:"Eger biz onu, yabanci dilden bir Kur'ân kilsaydik, diyeceklerdi ki: -Ayet'leri tafsilatli sekilde açiklanmali degil miydi? Arab'a yabanci dilden (kitap) olur mu?..." (K. 41 Fussiley 44)
Görülüyor ki Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, sirf Mekke'de ve civarinda yasayan Arap'lari uyarsin diye, onlarin kendi içlerinden birini seçmis, ve onlarin anlayabilecekleri bir dilde, yani yani Arapça olarak, kitap indirmistir.
Kur'ân'a göre Tanri, kavimleri ayri ayri dil'lerde yarattigina (K. 30 Rûm 22), ve her kavme, sirf anlayabilsinler diye, kendi dilinden Kitaplar ve kendi içlerinden peygamberler gönderdigine nazaran (K. 10 Ibrahim 4), Muhammed'in Arapça Kur'ân ile sadece Araplara gönderildigini kabul etmek dogal olur. Eger Arapca Kur'ân'i Yahudilere ve Hiristiyanlara da göndermis olsaydi, onlar da: "Bize anlamadigimiz bir dilde kitap nasil verilir?" diye konusacaklardi. Demek oluyor ki Tanri, Kur'ân'i Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara degil fakat, ilk önce sadece Mekke'deki Arap'lara göndermistir.
Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, Islâm'a giren Mekkeli Arap'lari, Islâm'i kabul etmeyen Arap'lara üstün kilmak ve korumak istemis, ve örnegin söyle demistir: "Sizi onlardan üstün kildiktan sonra, Mekke bölgesinde, onlarin ellerini sizden, ve sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savasi önleyen O'dur. Onlar inkâr edenlerdir..." (K. 48 Fetih 24-25)
Tekrarlayalim ki, bütün bunlarin olustugu tarihlerde Mekke'de, Arap'lardan gayri Yahudiler ve Hiristiyanlar da yasamaktaydi; bunlarin kendilerine özgü dil'leri ve Kitap'lari vardi. Ve fakat buna ragmen Muhammed kendisini, sadece Arap'lara inandirmak, sadece onlari "dogru yola" sokmak, ve onlarin ihtiyaçlariyle mesgul olmak üzere görevlendirilmis gibi göstermistir. Onlara Arapça yazili Kur'ân ile hitap ederken: "Bu Kur'ân bana, kendisiyle sizi ve ulastigi herkesi uyarmam için vahayolundu..." (K. En'âm 19) diye konusmustur. Yahudiler ve Hiristiyanlar Arapca konusmadiklarina göre Arapça yazili Kur'ân, sadece Arap'lara gönderilmis olmaktaydi.
Hemen ekleyelim ki bu dönemde Muhammed, Yahudilerin ve Hiristiyanlarin, Islâm'dan gayri bir dine bagli olmak bakimindan sapik olduklarina, ya da Kur'ân'in onlarca kabul edilmesi gerektigine dâir bir sey söylememistir. Kendisini onlara Peygamber olarak kabul ettirme düsüncesine yönelmemistir. Kureysliler kendisine: "Senin peygamber olduguna sahit yok" dedikleri zaman onlara: "Tanri benim sahidimdir" (K. Fetih, 28) diyerek ve Cennet va'dleri ya da Cehennem azabi korkutmalari yaninda kendisine körü körüne bagli kisileri (örnegin Ebû Bekir'i) destek edinerek is görmüstür
Bununla beraber Kureys'lilerin sorduklari sorular karsisinda güç durumlarda kaldigi ve bu durumlardan kurtulabilmek için Kissa'lar anlattigi çok olmustur. Örnegin bir def'asinda Kudüs'e sefer ettigini ve gök yüzüne çikip indigini söyledigi zaman, Kureysliler onu yalanlayip: "Mescid-i Aksa'nin kaç kapisi var?" diye sorduklarinda, verecek cevap bulamamistir. Bununla beraber Tanri'nin kendisine yardimci olup kapilari sayabildigini bildirmis, Ebû Bekir'i de buna tanik göstermistir8.
Fakat her ne olursa olsun su muhakkak ki ilk baslarda kendisini, ne bütün Arap'lara, ve ne de Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara gönerilmis "peygamber" olarak göstermemistir; sadece Kureys ile Mekke civarinda bulunan Arap'lara gönderildigini bildirmistir. Zamanla Medîne'lilerden ve diger Arap kabile'lerinden kendisine katilanlar olunca "çevre" sözcügünü biraz daha genisletmis ve tüm Arap'lari kapsar sekle sokmustur. Bundan dolayidir ki bir yandan Tanri'nin kendisini Arap ümmeti içinden seçtigine ve Arap'larin anlayabilecekleri Arapça dilinde yazilmis Kur'ân ile gönderdigine dair âyet'ler yerlestirmis, ve diger yandan da Arap ümmetinin sorumlulugunu yüklenmistir. Bu vesile ile koydugu âyet'ler arasinda: "Bu... Arapça bilen bir milleti uyarman için âyetleri...Arapça açiklanmis olarak Allah katindan indirilmis Kitab'dir" (K. 41 Fussilet 2-5)
Dikkat edilecegi gibi burada Muhammed, kendisini sadece Mekke ve çevresindeki Araplara degil fakat "Arapça bilen bir milleti", yâni tüm Araplari uyarmak için gönderilmis gibi tanimlamakta, ve tanimlarken de Tanri'nin kendisine "Arapça olarak açiklanmis" bir kitap indirdigini anlatmaktadir. Bu söylediklerini pekistirmek maksadiyle çesitli Sûre'lere âyet'ler siralamaktan geri kalmamistir. Örnegin Yusuf sûresinde su var: "BIZ (Kur'ân'i) anlayasiniz diye Arapça okunmak üzere gönderdik" (K. 12 Yusuf 2). Benzerî bir âyet Suâra Sûresi'nde söyle: "Ey Muhammed, Apaçik Arap diliyle uyaranlardan olman için, onu Cebrail senin kalbine indirmistir" (K. 26 Suara 193-195) 9
Yine hatirlatalim ki bu ve buna benzer âyet'ler, Mekke'de iken yerlestirdigi âyetler arasindadir. Hitap ettigi kimseler, Arap'lardir.
Bir yandan bunu yaparken, diger yandan da Tanri'nin insanlari ayri ayri ümmetler halinde ayirdigina, ve her ümmete bir peygamber yolladigina dair su âyet'leri koyar:
"Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardi..."
(K. 16 Nahl 93)
"Her ümmetin bir peygamberi vardir, onlara peygamberler geldiginde aralarinda adâletle hüküm verilmis olur"
(K. 10 Yunus 47)
Öte yandan Tanri'nin, kiyâmet gününde, her ümmetten bir kisiyi, o ümmet için "sahid" olarak çagiracagini, ve kendisini de kendi ümmetine sahid getirecegine dair su âyet'i yerlestirir: "Her ümmetten bir kisiyi o gün aleyhlerine sahid tutariz. Ümmetine sahid çagirtiriz. Seni de ey peygamber! Ümmetine sahid getiririz...."(K.16, Nahl 89)
Kendisini Arap'larin peygamberi olarak tanimlarken, amacinin Arap geleneklerini aynen ya da degistirerek sürdürmek oldugunu ortaya vurur. Islâmî kurallar diye yerlestirdigi seylerin pek çogu eski Arap geleneklerinin devamindan, ya da bunlarin degisik sekle sokulmalarindan ibarettir. Örnegin "ihrâm" konusunda, eskiden, yâni "Cahiliyyet" döneminde Arap'lar arasinda uygulanan geleneklerin çogunu aynen benimsemistir. Yine bunun gibi, "Cahiliyet" diye bilinen dönemde Arap'lar arasinda "Hilf" diye bir gelenek vardi ki, yemin ile tesis olunan dostluk anlamina gelirdi. Bu kimseler arasinda veraset kurallari uygulanirdi. Ve iste Muhammed, bu gelenegi müslümanlar arasi kardeslik sekline sokmustur. Bunu yapmasinin nedeni, Mekke'den Medîne'ye hicret eden muhacirlerin bakimini Medîne'deki müslümanlara (Ensâr'a) yüklemek içindir. Ilerdeki sayfalarda görecegiz ki, Medîne'ye geçtikten sonra, oradaki Yahudi'lerin geleneklerinden pek çogunu Arap'larin yasamina yatkin seklilde degistirecektir. Bütün bunlari yaparken Tanri'nin Yahudilere ve Hiristiyanlara daha önce kendi anlayacaklari dil'de ve kendi peygamberleri araciligiyle Kitab'lar gönderdigini, ve bu kitaplara göre amel etmelerini istedigini bildirmistir (K. 5 Maide 43, 47-48). Yani Yahudileri ve Hiristiyanlari, kendi dinlerinde ve kendi Kitab'lariyle basbasa birakmistir.
Ancak ne var ki bu siyâseti'ni, bir süre sonra terkedecektir. Biraz güçlenipte kendisini Yahudilere ve Hiristiyanlara da peygamber olarak kabul ettirme taktigine yönelince, Tevrat'in ve ve Incil'in, onlar tarafindan tahrif edildigini söyleyecek, bunlar yerine Kur'ân ile amel etmelerini isteyecektir. Böylece Kur'ân'in bu kitaplari onayladigina (tasdik ettigine) dâir söyledikleriyle10 çelismeye düsecektir.
Bu arada, onlara gönderilmis olan peygamberlerin ne Yahudi ve ne de Hiristiyan olmayip müslüman olduklarini bildirecek, ve Tanri'nin kendisini bütün ümmetler, bütün insanlar aleyhine sahid kilacagina dair âyet'ler yerlestirecektir.
III) Önceleri "Arap peygamber'i" niteliginde görünürken, güçlenince, bütün ümmetlere gönderilmis "Evrensel Peygamber" oldugunu söyler. Böylece Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari kendisine bas egdirmege çalisir;
Biraz yukarda belirttigimiz gibi Muhammed, ilk baslarda kendisini, sadece Mekke ve civarindaki Arap'lara ve az sonra da tüm Arap milletine gönderilmis bir peygamber olarak tanimlarken, zamanla, ve daha dogrusu Medîne'ye geçipte taraftarlarinin sayica artmasi ve güçlenmege baslamasi üzerine, Arap'tan gayri ümmet'lere gönderilmis gibi tanimlama yolunu tutmustur. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "(Tanri Peygamberi) müminlerden henüz kendilerine katilmamis bulunan diger insanlara da göndermistir" (K. 62 el-Cûma 3). Böylece "Arap Peygamberligi"nden, "Evrensel Peygamberlige" geçis taktigine girismistir ki, bunun kisaca hikâyesi söyle;
Kendisini, müslümanlikla emrolunan "Arap peygamberi" olarak tanimladiktan sonraki 10 ya da 13 yil boyunca Muhammed, Kureyslilerden sadece yüz kadar insani müslüman yapabilmistir. Medine'ye hicret ettikten hemen sonra, çete saldirilarina baslamis, ilk alti ay içerisinde yedi çete (seriyye) göndermis ve Kureys kervanlarini ele geçirmek suretiyle ganimet edinme yolunu bulmustur .
Kureys'liler onun bu saldirilarina siddetli saldirilarla karsilik vermislerdir. Bedir ve Uhud savaslari bunun ilk örnekleridir. Her ne kadar Bedir savasini kazanmis olmakla beraber, daha henüz güçlenmedigi için, Mekke'lilere karsi pek fazla bir sey yapamayacagini düsünerek Medine'deki Yahudilerle ahid'lesmeyi gerekli bulmustur. Onlardan sagladigi para ve silâh yardimlari sayesindedir ki, hem Mekke'lilere ve hem de diger Arap kavimlerine karsi yeni saldirilar tertipleyebilmistir. Bu saldirilarla elde ettigi ganimetleri paylastirma siyâseti sayesinde kendisine katilanlar yavas yavas çogalmaya baslamistir. Ancak ne var ki zengin Kureys kervanlarini ele geçirmek zor ve tehlikeli bir is'dir. Diger Arap kabileleri ise pek varlikli degillerdi. Bu itibarla onlara karsi girisilecek saldirilardan zengin ganimet edinmek olasiligi pek yoktu. Buna karsilik Medine'deki Yahudi kabileleri varlikliydi. Ticâret ve san'at onlarin elinde idi; ziraatla ugrasanlar onlardi. Muhammed kendisi bile, günlük yasamlari bakimindan, onlardan yardim isterdi. Enes'in rivâyetine göre bazi zamanlar demir zirhini Yahudi tüccarlarina rehin ederek, âilesini geçindirmek için arpa, ya da para alirdi. Söylendigine göre dokuz kadinla doldurdugu evinin ihtiyaçlarini bu yoldan saglardi11.
Ve iste, eger kendisini, Yahudilere ve Hiristiyanlara da "Peygamber" olarak kabul ettirebilirse, maddî ve manevî bakimdan güçlenmis olacakti. Ettiremeyecek olursa, bu taktirde onlara saldirmak için iyi bir vesile dogmus olacakti ki, bu daha da kazançli olabilirdi. Zira bu sûretle onlara savas açmak, mallarina ve arazilerine konmak mümkün olabilecekti.
Bu plani gerçeklestirebilmek için kendisini, sadece Arap'lara degil ve fakat ayni zamanda Yahudilere, Hiristiyanlara ve tüm insanlara gönderilmis peygamber olarak göstermek, Islâmiyeti Tanri'nin yarattigi tek gerçek din olarak ilân etmek ve Islâm'dan gayri dinlere yönelenlerin "Yanlis yolda" ve "sapik" olduklarini bildirmek gerekirdi.
Yine bunun gibi, daha önce Yahudilere ve Hiristiyanlara gönderilmis peygamberleri "müslüman" olarak tanitmak, kendisini bu peygamberler zincirinin son halkasi ve fakat onlarin tümünün üstünde saydirmak, ve onlara verilen Kitab'larin (Tevrat'in ve Incil'in) Islâmî esaslari kapsadigini anlatmak, ve bu kitaplarin tahrif edilmis oldugunu söyleyerek sadece Kur'ân ile amel etmelerini açiklamak gerekirdi. Bundan dolayidir ki onlarla söyle konusmaga baslar: "Ey yehûd cemâati, siz pek iyi bilirsiniz ki ben Allah tarafindan gönderilmis bir peygamberim. Hak dinle geldim, müslüman olunuz" 12.
IV) Medîne'deki Yahudi'lerle iyi iliskiler kurma siyâseti:
Medine'deki Yahudilerle yapmis oldugu sözlesmelerle Muhammed, onlari kendi dinî inançlarinda ve güvenlik içerisinde kalmalarini kabul eder görünmüs, ve dis tehlikelere karsi ortak savunma planlari tertiplemistir. Ibn-i Hisam'in söylemesine göre hicret tarihi ile Bedir savasi tarihi arasinda imzaladigi savunma sözlesmesine göre Müslümanlar, ve onlarla beraber yasayan Arap'lar ve Yahudiler, distan gelebilecek saldirilara karsi hep birlikte koyacaklardi 13. Aralarinda anlasmazlik çikacak olursa bu is Tanri'ya, dolayisiyle "Tanri elçisi" olarak Muhammed'e havale olunacakti. Yahudiler kendilerine düsen savas masraflarina katlanacaklardi. Müslümanlarin savas halinde bulunmalari sirasinda Yahudiler onlarin savas masraflarinin bir kismini karsilayacaklardi. Yahudiler kendi baslarina savasa ya da baris andlasmasina basvuramayacaklardi. Taraflardan hiç biri Muhammed'in rizasi olmadan kendi basina savasa çikmayacakti14
Hemen belirtelim ki Muhammed, "düsman" diye kabul ettigi Kureys'e (Mekke'lilere) karsi savunma siyâsetine yönelme bahanesiyle Yahudilerden her türlü maddî yardimi görmüstür. Onlardan sagladigi paralar sayesindedir ki Kureys kervanlarina ve Arap kavimlerine karsi çete'ler gönderip ganimetler edinmis ve böylece giderek güçlenmistir. Bunun böyle oldugunu, ölüm döseginde iken söyledigi su sözlerden anlamak mümkündür: "Ben falanca Yahudi'den vaktiyle su kadar para almistim. Bu paralarla Üsâme'yi sefere göndermistim" 15
Sadece bu maksatla degil, fakat biraz önce degindigimiz gibi, geçimini ve ailevî ihtiyaçlarini saglamak için dahi, ilk baslarda onlardan yardim ister, ve rehin karsiliginda borç alirdi. Borç almak maksadiyle rehin biraktigi seyleri (örnegin demir zirh, ya da diger silahlari) bile Yahudilerin yardimi ile saglardi. "Neden dolayi kendi Ashab'i arasindaki zenginlerden para yardimi, ya da borç almazdi da Yahudilerden alirdi?" seklindeki sorulari karsilamak üzere Islâm kaynaklari, pek de tatminkar olmiyan yanitlara basvururlar; derler ki "Muhammed gururlu bir insan oldugu için hiç kimsenin minneti altinda kalmak istemedi"16. Oysa ki eger borç almak bir gurur sorunu idiyse Yahudilerden de almamasi gerekirdi; zirâ ister rehin karsiligi olsun, ister olmasin, kendi taraftarlarindan para yardimi ya da borç almak ile Yahudilerden almak arasinda fark yoktu. Kaldi ki Medîne'nin ticaret hayatina ve zenginligine Yahudiler hâkim olduklari için, Muhammed'in onlardan baska basvurabilecegi kaynagi da pek yoktu. Zira kendi Ashab'i dahi, ilk baslarda pek varlikli sayilmazdi; varliga kavusmalari Muhammed'in giristigi ganimet edinme siyaseti sayesinde olmustur. Muhammed kendisi dahi bu yoldan mal ve para sahibi olmustur. Ve olduktan sonradir ki Yahudilere muhtaç olma durumundan kurtulmus ve onlari, daha sonraki yillarda izledigi düsmanlik siyaseti sonucu: "faiz ve haram çok yiyen kimseler" olarak tanimlamistir. Kur'ân'a koydugu su âyet bunun kanitidir: "Onlar (Yahudiler) yalana kulak verirler, haram yerler... " (K. 5 Mâide 42). Söylemege gerek yoktur ki, eger faiz yemek haram idiyse, faiz yedirmek de haram sayilmak gerekirdi.
1 Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre güyâ Bahira, Kureys kervani yaklasirken, bütün agaçlarin ve taslarin Muhammed'e secde ettiklerini ve gökteki bir bulut'un da onu gölgeledigini, ve bütün bunlarin peygamberlik alâmeti oldugunu söyliyerek: "Iste bu çocuk âlemler Rabbi'nin elçisidir. Tanri bu çocugu âlemlere rahmet olmak üzere gönderecektir" demistir. Taberî ve Ibn Ishak gibi kaynaklara göre Muhammed, çobanlik yaptigi yillarda Tanri'nin kendisini kötulüklerden korudugunu, ve örnegin gece eglencelerinde bulunmak maksadiyle gittigi evlerde kendisine uyku musallat ettigini, ve bu yüzden hiç bir kötü ise tesebbüs etmedigini söylemistir (Bkz. Taberî, Milletler ve Hükümdar Tarihi, M. Egitim Bakanligi Yayinlari, Ankara 1966, Cilt II. sh. 62-68).
Yine bunun gibi Islâm kaynaklari, Muhammed'in iki kürek kemigi arasinda "peygamberlik" mührü bulundugunu öne sürerler. Muhammed'in, hurma agaçlarinin salkimlarina emir vererek onlari yürüterek yanina getirttigini eklerler (Bkz. Taberî, age, II , 89-90)..
2 Islâm kaynaklari, Muhammed'in hangi yasta "peygamber"ligini ilân ettigini kesin olarak ortaya vuramazlar. Kimi rivâyete göre 40 yasinda, kimi rivâyete göre 43 yasinda ilân etmistir (Bkz. Taberî, age, II, 83-85)
3 Ayse'nin rivâyetine göre Muhammed, peygamber olacagi haberini Veraka'dan ögrenmistir. Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari (Cilt I, sh. 12)
4 Bu konuda Tevrat'ta, "Musa'nin besinci kitabi" olarak yer alan Tesniye adli kitab'a bakiniz ( Özellikle Bap 20: 13-15)
5 Kaynaklar için benim "?eriât ve Kadin" adli kitabima bakiniz (Kaynak Yayinlari,, 15ci baski, Istanbul, 1997, sh. 344)
6 Arap kaynaklarinin bildirmesine göre: "Tanri onu... peygamberlikle sereflendirmeyi irâde ettigi vakit, Muhammed insanlardan uzaklasir, ve evlerin görünmeyecegi yerelere, dag arkalarina ve ovalarin içlerine dalar; yanlarindan geçtigi her agaç ve tas: -Ey Tanri elçisi, sana esenlikler dileriz- diye onu selamlar, o, sag ve soluna ve arkasina bakar, kimseyi görmezdi... ". Bu alinti için bkz. Taberî, age (1966), II, 87.
7 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt I, sh. 1-9)
8 ?öyle demistir: "Kureys beni yalanlayinca Hicir'de ayakta durdum. Müteakiben Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasindaki mesafeyi kaldirdi da Mescid-i Aksa'ya bakarak onun nisânelerinden Kureys'e haber vermege basladim. (Bana): -Mescid-i Aksa'nin kaç kapisi var?- diye sormuslardi. Halbuki ben Kudüs mescidinin kapilarini saymamistim. Fakat karsimda mescid tecelli edince ... kapilari birer birer saymaga basladim" (Bkz. Buharî'nin, Câbir Ibn-i Abdullah'tan rivâyeti: Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt X. sh. 59, Hadis no. 1550).
9 Bu konuda benim Arap Milliyetçiligi ve Türkler, adli kitabima bakiniz.
10 Örnegin bkz. Bakara 89, 90-91; Mâide, 3-4; Ahkâf 12; vs...
11 Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VI, 367; hadîs no. 966)
12 Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivhayeti için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt X. sh. 118, 120 ve d.
13 Bu sözlesmelere göre Muhacir'ler, ve Beni Amr Ibn Evs, Beni Haris, Beni Naccar, Beni Amr Ibn Auf, gibi etkili kisiler, kendilerine ait kisasi ve fidye bedellerini kendileri karsilayacaklardi. Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari (Cilt X, 119)
14 Ibid.
15 Sahih-i Buharî Muhtasari ... ( VI, 367-8. Ayrica bkz. Mahmud (Mirkhond), age, II, 726.
16 Sahih-i Buharî Muhtasari ... (Cilt VI, 368)