G I R I S


1997 yili Ramazani'nin ilk günü'nün, Isa'nin dogum günü olan 31 Aralik gecesine denk düsmesi vesilesiyle, Istanbul cami'lerinden birinin imami, Ortaköy Rum Ortodoks Klisesi papazi ile birlikte gazetecilere poz verip su beyanda bulunmaktaydi: "... Ramazan ayina girdik. Güzelliklerle doludur Ramazan ayi... Hepimizin birbirimize saygili ve sevgili olmamiz lazim... Allah bize: -nerede sevgi ve saygi varsa oradayim- diyor. Biz de bunun için ugrasiyoruz. Bu Ermeni'dir, bu Musevi'dir, Bu Müslüman'dir. Hepsi Allah'in çocuklaridir..." 1.

Kuskusuz ki bu güzel sözler, "hosgörü" özlemi içerisinde bulunan her insan'in yüregine, meltem yeli gibi tatli bir duygu sizdirtmaga yeterli idi. Ancak ne var ki yukardaki tatli sözleri söyleyen bu ayni hoca efendi, cami'deki günlük hutbe'lerinde bambaska bir agiz kullanmakta, ve kendisini dinleyen müslüman kisileri, Islâm'dan gayri bir din ve inançta olanlara karsi düsman duygularla yogurmaktaydi. Bunu yaparken, kendi kafasindan uydurdugu seyleri degil fakat seriât kaynaklarinda (özellikle Diyânet Isleri Baskanligi gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasal bir organi'nin, ya da Türkiye Diyânet Vakfi gibi kuruluslarin yayinlarinda) yer alan dinsel verileri onlara belletmekteydi, ki bunlar arasinda Islâm disinda "gerçek" bir din olmadigini, baska bir din ve inanca yönelenlerin "sapik", "cehennemlik" sayildiklarini, "müsrik"lerin öldürülmeleri gerektigini, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi, Islâm'i kabul etmelerine ya da küçülerek kendi elleriyle "cizye" (kafa parasi) vermelerine kadar, savasmanin müslümanlik görevi oldugunu, Yahudilerin ve Hiristiyan'larin alinlarina zillet damgasi vurulup lânet'lendiklerini, ve onlarla asla dost olunmamasi gerektigini, ve daha nice benzerî asagilamalari içeren hükümler vardir. Bunlari ilerdeki sayfalarda açiklayacagiz. Fakat "Giris" olarak söyle kisaca bir fikir edinmek üzere bunlardan bazilarina kisaca göz atalim:

Seriât egitimi olarak insanlarimiza, Islâm'dan gayri "gerçek" din olmadigina, yâni Tanri katinda Yahudi dini, ya da Hiristiyan dini, ya da baskaca her hangi bir din diye bir sey bulunmadigina, ve baska dinlere yönelenlerin "sapik" ve "Cehennemlik" sayildiklarina dâir belletilen Kur'ân âyet'lerinden ikisi aynen söyle: "Tanri katinda din, kuskusuz, yalnizca Islâm'dir..." (Al-i Imrân sûresi, âyet: 19). "...Islâm'dan baska dinlere ragbet edenler tam bir sapiklik ve ziyân içindedirler... " (Al-i Imrân sûresi, âyet, 85). Bu dogrultuda olmak üzere Fetih sûresi'nde, Islâm'in, bütün din'lerden üstün nitelikte oldugu belirtiliyor: "Bütün dinlerden üstün kilmak üzere peygamberini Kur'ân ve Hâk dîn (Islâm dini) ile gönderen O'dur..." (K. 48 Fetih, 28).

Yine seriât egitimiyle halkimiza ögretilmektedir ki Tanri, Islâm dini'ni "gerçek" ve "en üstün din" olmak üzere göndermekle kalmamis ve fakat kul'larini, daha yarattigi an "müslüman" olarak yaratmistir; yâni dünyâ'ya gelen her çocuk, Islâm dininden olmak üzere gelir, fakat geldikten sonra anasi ve babasi onun dinini degistirip Yahudi, Hiristiyan ya da baska bir inançta yaparlar. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere din adamlari Muhammed'in su sözlerine sarilirlar: "Her dogan çocuk muhakkak Islâm fitrati üzerine dogar; sonra anasiyle babasi onu yehûdî yâhud nâsranî, yâhud mecûsî yaparlar... Allah'in yarattigi bu Islâm ve tevhid seciyyesini sirk ile tebdil etmek muvâfik degildir. Bu Islâm ve tevhid dîni, en dogru bir dindir..." (Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti için bkz: Diyânet Isleri Baskanligi Yayinlari Sahih-i Buharî Muhtasari Tecrid-i Sarih Tecemesi, Cilt IV, sh. 529, Hadîs no. 664)

Daha baska bir deyimle Islâm dini, Tanri'nin insanlara yaratilista verdigi bir din'dir ve bundan dolayidir ki insanlarin Hak'ka yönelerek kendilerini bu din'e vermeleri gerekir. Bu husus Kur'ân'da su sekilde belirtiliyor: "Ey Muhammed! Hakka yönelerek kendini Allah'in insanlara yaratilista verdigi dîne ver. Zirâ Allah'in yaratisinda degisme yoktur, iste dosdogru dîn budur (Islâm'dir), fakat insanlarin çogu bilmezler" (Kur'ân, 30, Rûm, 30)

Söylemeye gerek yoktur ki insanlari "Islâm fitrati" üzere yaratan Tanri, bütün peygambelerini de öyle yaratmistir. Nitekim Tanri'nin Islâm'dan gayri bir dinde "peygamber" göndermedigine, ve gelmis geçmis bütün peygamberlerin müslümanlikla emrolunduklarina dâir Kur'ân'da yer alan âyet'lerden biri söyle:"...Ibrâhîm'e, Ismâil'e, Ishak'a, Ya'kub'a ve torunlarina... ve Musâ' ve Isâ'ya verilene (Islâm dînine)... inandik... deyin... Yoksa Ibrâhîm, Ismâil, Ishâk, Ya'kûb ve torunlarinin yahudi veyâ hiristiyan olduklarini mi söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mi daha iyi bilir? de..." (Bakara sûresi, âyet:136, 140).

Daha baska bir deyimle "Yahudi peygamber" ya da "Hiristiyan peygamber" diye bir sey yoktur; peygamberlerin hepsi de müslümanlikla emrolunmuslardir, ve ilk müslüman peygamber Adem'dir. Bununla beraber her ne hikmetse Tanri, Ibrahim'i ilk müslüman peygamber imis gibi gösterip Muhammed'i Ibrahim'in dinine yöneltmekten geri kalmamistir. Zirâ Kur'ân'da Ibrahim'in yahudilikle ve hiristiyanlikla ilgisi bulunmayip "dosdogru bir müslüman" olduguna, dâir su var:"...Ibrahim ne Yahudi idi, ne de Hiristiyan. Dosdogru Müslümandi..." (Al-i Imrân sûresi, âyet 67). Ve yine her ne hikmetse Tanri, ilk müslüman olarak yarattigi Adem yerine, ondan çok sonra yarattigi Ibrahim'i gerçek bir müslüman bilip Muhammed'i Ibrahim'in dinine yöneltmek istemistir. Bu konuda verdigi emir söyle: "Simdi ey Muhammed sana: ... 'Ibrahim'in dinine uy' diye vahyettik" (K. Nahl sûresi, âyet 123). Tanri bununla da kalmamis, bir de istemistir ki bu verdigi emri Muhammed insanlara kendi agziyle tekrarlasin: "(Ey Muhammed!) De ki: -Süphesiz Rabbim beni dogru yola, dosdogru dine, Allah'i birleyen Ibrahim'in dinine iletti-..." (K. En'âm sûresi, âyet 161).

Öte yandan, yine seriât egitimi olarak insanlarimiza belletilen o'dur ki Kur'ân, Tanri'nin insanlara gönderdigi "kutsal" kitaplarin en sonuncusu ve en dogru olanidir. Ve her ne kadar daha önce Musa araciligiyle Yahudi'lere gönderilen Tevrat'i (K. Saffat 116), ve Isa araciligiyle Hiristiyan'lara gönderilen Incil'i (K. Ankebut 27-34; onaylar olmakla beraber (Bkz. K. Bakara 41, 130-140), bu kitap'lardan üstün'dür, çünkü Tevrat ve Incil "tahrif" edilmis, degistirilmis, aslindan farkli kilinmistir. Tahrif edilmeyen ve degisiklige ugramayan tek kitap Kur'ân'dir, bu itibarla Yahudiler ve Hiristiyanlar Kur'ân'a uymak zorunlugundadirlar. Bunu belirtmek üzere belletilen âyet'lerden biri söyle: "Ey ehl-i kitap!... size gelenleri dogrulamak üzere indirdigimiz (Kur'ân'a) iman edin. Allah'in emri mutlaka yerine gelecektir" (K. Nisa, 47). Daha baska bir deyimle Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Kur'ân'a uymakla, daha önce kendilerine verilmis olan Tevrat'i ve Incil'i en dogru bir sekilde benimsemis olacaklardir (Bkz. K. Al-i Imrân 84; Mâide 67-69; A'raf 157).

Fakat hemen ekleyelim ki, din adamlari, seriât egitimi yolu ile insanlarimiza, sadece Islâm'dan gayri "gerçek" bir din olmadigini, ya da sadece Kur'ân'dan gayri uygulanabilecek "Kutsal" kitap bulunmadigini belletmekle kalmazlar, bir de Islâm'dan gayri din ve inançta olanlara karsi kin ve düsmanlik duygularini asilarlar. Sebeb olarak da "müsrik"lerin (yâni "putatapan'larin") Tanri'ya es kostuklarini, Ehl-i Kitab'in (yâni Yahudi'lerle Hiristiyan'larin) ise, kendi peygamberlerine kötülük yaptiklarini ve kendilerine verilen Kitap'lar konusunda ayriliga düstüklerini, ve bunlari tahrif ettiklerini (örnegin K. Bakara 131-132; Al-i Imrân 19-20, 65), Tanri'nin indirdigi din birligini bozup cehennemlik olduklarini (örnegin, K. Enbiyâ 92-93; En'am 159; Mü'minun 53) söylerler, ve bununla ilgili seriât verilerini belletirler. Sunu eklerler ki, Tanri Muhammed'i, ayni zamanda Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara "müjdeci" ve "uyarici" olmak üzere göndermistir, ve istemistir ki Muhammed onlara, kendi kitaplarinda gizler olduklari seyleri yüzlerine vursun (K. Mâide, 15, 19). Ve yine Tanri Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Kur'ân'a inandirabilmek için cehennem'deki "muhafiz melekler" sayisinin "19" olarak saptamistir (K. Müddessir 30-31). Ve ayrica sunu bildirmistir ki eger Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Muhammed'i "peygamber" olarak kabul edip Kur'ân'a uyacak olurlarsa kurtulusa eriseceklerdir (K. Mâide 67-69; A'raf 157), ve Tanri kendilerine rahmetinden iki kat verecektir (K. Hadid, 28-29).

Ancak ne var ki, Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine "delil" olarak Muhammed ve Kur'ân gelince küfür'den uzaklasmamislar, Islâm olmaktan kaçinmislar ve bu nedenle cehennem atesini tercih etmislerdir (K. Beyyine 1-8). Ve bundan dolayidir ki Tanri, Müslümanlari bu "kâfir"lere karsi savas'a çagirmis, ve bu savasi onlarin Islâm olmalarina kadar, ya da küçülerek kendi elleriyle "cizye" (Kafa parasi) vermelerine kadar sürdürmelerini emretmistir. Kur'ân'daki âyet aynen söyle: "Kendilerine Kitap verilenlerden (Yahudi'lerden, Hiristiyân'lardan, vs...) Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allaha ve resûlünun haram kildigini haram saymayan, hak dîni (Islâm'i) kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye (kafa parasi) verinceye kadar savasin" (Kur'ân, Tevbe sûresi, âyet 29). Diyânet Isleri Baskanligi'nin ve din adamlarinin, bu âyetle ilgili olarak halkimiza bellettikleri sudur ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Islâm olmak zorunlugundadirlar, ve eger olmiyacak olurlarsa bunun cezasi, küçülerek gelip kendi elleriyle "cizye" (kafa parasi) vermektir. Bunu da yapmayacak olurlarsa öldürülmeleri gerekir. Daha baska bir deyimle seriâtçilar, "cizye" denen seyi, Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar için, müslümanligi kabul etmemelerinin cezâsi olarak görürler. Nitekim Diyânet Isleri Baskanligi'nin yukardaki âyet'le (Tevbe sûresi'nin, 29cu âyeti'yle) ilgili yorumu aynen söyle:"Cizye (kafa parasi), Fukaha örfünde Ehl-i Kitaptan (Yahudi'erden ve Hiristiyan'lardan) müslüman olmiyanlarin bir muâhede ile nûfus basina vermeyi deruhte ettikleri vergidir ki, bu vergi ... öbür bakimdan da (onlarin) müslümanliktan imtinâlarinin cezâsidir. Ayet'in son fikrasinda: bu vergiyi derûhte eden muâhidlerin vergilerinin bizâtihi kendileri getirip zelîlâne bir vez' ile vermelerinin sart kilinmis olmasi da bunu tey'id etmektedir ki, muâhidlere her vergi verdikçe Müslümanliktan imtinâlarinin femâligi ihtâr edilmis olacaktir". (Diyânet Isleri Baskanligi'nin, Tevbe sûresi'nin 29cu âyetiyle ilgili açiklamasi için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt VIII; sh. 451).

Ve iste din adamlari ve seriâtçilar, bütün bu hükümleri ve gerekçeleri kendilerine dayanak edinerek müslüman kisileri baska din ve inançta olanlara karsi hakâret ve küfürlerle dolu bir egitim içerisinde yogururlar. Sayisiz denecek kadar çok bu hükümlerden bazilarina göz atacak olursak, bunlardan biri müslüman'larin, müslümanlardan gayri kisilerle iliskide bulunmamalarini, özellikle Yahudi'lerle ve Hiristiyan'larla dostluk kurmalarini önleyen su âyet'tir: "Ey Müslümanlar, Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandir..." (Mâide sûresi, âyet 51).

Öte yandan Tanri'nin Yahudi'lerle Hiristiyan'lara "Kahrolsunlar" diye lânet'ler yagdirdigi, ve çünkü onlarin, Uzeyr'i ya da Isa'yi, "Allah'in ogullari" olarak saydiklarini söyliyerek su hükümleri belletirler:"Yahudiler: -Uzeyr Allah'in ogludur- dediler. Hiristiyanlar da: -Mesih (Isa) Allah'in ogludur- dediler. Bu onlarin agizlariyle geveledikleri sözlerdir... Allah onlari (Yahudileri ve Hiristiyanlari) kahretsin! Nasil da (hak'tan bâtila) döndürülüyorlar ..." (Tevbe sûresi, âyet: 30).

Yine bunun gibi Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, Islâm'a girmemeleri nedeniyle Tanri'nin onlari rahmetinden uzaklastirdigini ve onlarin alinlarina zillet damgasini vurdugunu, ve müslüman olmalarina kadar bu damgayi vurmakta devam edecegini su hükümlerle anlatirlar: "Onlar (Yahudiler, Hiristiyanlar) Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, alinlarina vurulan zillet damgasindan kurtulacaklari yoktur. Meger ki, Allah'in dinine ve müslümanlarin yoluna girmis olsunlar..." (K. 3 Mâide 112). Ayrica Yahudi'lerin, Hiristiyan'larin ve müsrik'lerin cehennem atesinde yakilacaklarina dair su hükümleri gösterirler: "Ehl-i Kitap (Yahudiler, Hiristiyanlar, vs...) ve müsriklerden olan inkârcilar, içinde ebedî olarak kalacaklari cehennem atesindedirler. Iste halkin en serlileri onlardir" (Kur'ân. 98 Beyyine 6). Bu dogrultuda olmak üzere Muhammed'in onlar hakkinda söyle dedigini hatirlatirlar: "Allah yehûd ve nasârayi (yahudileri ve hiristiyanlari) rahmetinden uzak kilsin"

Bütün bunlardan gayri, seriât kaynaklarinda, bir de Yahudi'leri, Hiristiyan'lardan daha da kötü niteliklerle taniplayip özel olarak ele alan ve Tanri'nin Yahudi'lere karsi sonsuz gazab besledigine, ve onlara en agir bir sekilde lânet'ler savurduguna dair hükümler vardir ki, bunlar bir iki örnek söyle: "...Onlarin (Yahudilerin alinlarina) zillet ve meskenet (alçaklik ve düskünlük) damgasi basildi. Allah'in gazabina da ugradilar. Çünkü Allah'in âyet'lerine küfrederler, peygamberleri haksiz olarak öldürürlerdi..." (Bakara, 61). "Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'in ahdine ve (mu'minlerin) himayesine siginmadikça kendilerine zillet (damgasi) vurulmustur; Allah'in hismina ugramislar ve miskinlige mahkum edilmislerdir. Çünkü onlar Allah'in âyet'lerini inkâr ediyorlar ve haksiz yere peygamberlerini öldürüyorlardi. Bu da onlarin isyan etmis ve haddi asmis bulunmalarindandir" (Imrân, 112).

Yine bunun gibi, Yahudi'lere yardimci olmamak gerektigi hususunda su hüküm örnek verilir: "Bunlar (Yahudiler), Allah'in lânetledigi kimselerdir. Allah'in rahmetinden uzaklastirdigi (lânetli) kimseye gerçek bir yardimci bulamazsin" (Nisâ sûresi, âyet: 51-52). Tanri'nin Yahudi'leri lânetledigi hakkinda su var:"Bunlar (Yahudiler), Allah'in lânetledigi kimselerdir. Allah'in rahmetinden uzaklastirdigi (lânetli) kimseye gerçek bir yardimci bulamazsin" (Kur'ân: 4, Nisâ 51-52).

Söylemege gerek yoktur ki, bu ve benzerî hükümler, insanlarimizi, insanligin büyük bir bölümüne, (daha dogrusu yeryüzü nufusu'nun Islâm'dan gayri din ve inançta olan yüzde seksenine) karsi düsmanlik duygulariyle yoguran hükümlerdir. Ne esef vericidir ki bu hükümler, Diyânet Isleri Baskanligi yayinlari'nin önemli bir kismini olusturmaktadir. O Diyânet ki Türkiye Cümhuriyeti Devleti'nin Anayasal bir organidir, ve üç dört Bakanli'gin bütçesine denk bütçesiyle, yüz binlerce din adamini seferber edip halkimizin beynini insanin insana sevgisini yok ettirici seriât verileriyle yikamaktadir!

Ilerdeki sayfalarda, ve ayrica bu kitabin ikinci bölümü olan "Kitapli'lar" kisminda bütün bu hususlari inceleyecegiz.

1 31 Aral>k 1997, tarihli "Hürriyet" gazetesi