Islâm seriâti'na göre Tevrat, ve Incil , "islâmî" esaslari kapsayan Kitap'lardir ve Kur'ân bu Kitap'lari onaylamak üzere gönderilmistir. Fakat Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine verilen Kitap'lari tahrif ettikleri için, Kur'ân'a uymak ve Kur'ân ile amel etmek zorunlugunda kilinmislardir.


Yukardaki kesimlerde degindigimiz gibi Muhammed, ilk baslarda Kur'ân'in Arapça olarak Arap'lara gönderildigini, Yahudi'lere Tevrat'in ve Hiristiyan'lara da Incil'in verildigini söylemis, ve onlarin, kendilerine indirilen Kitab'lara göre "amel" etmelerini bildirmistir. Medîne'ye hicret ettikten sonra, günlük siyâsetinin gereksinimleri icâbi, bir süre onlarla (özellikle Yahudi'lerle) iyi geçim saglamaga çalismis, ve yavas yavas güçlenir olduktan sonra, kendisini onlara peygamber olarak kabûl ettirmek istemistir. Tevrat'in ve Incil'in, onlar tarafindan tahrif edildigini bu nedenle Kur'ân'a uymalarini, Kur'ân'daki emirlere göre yasamalarini bildirmistir. Tekrar niteliginde de olsa, bu gelismenin kisa hikâyesi söyle:

I) Tevrat'in ve Incil'in tahrif edildigi, buna karsilik Kur'ân'in hiçbir tahrif'e ugramayip Tanri katindaki "Ana Kitâb"a (Ümmülkitap/ Levh-i mahfuz) uygun bulundugu, bu nedenle tek geçerli kitab'in Kur'ân oldugu ve bu?un insnlarin ona göre davranmalari gerektigi!


Muhammed'in söylemesine göre Tanri katinda bulunan bir "Ana Kitâb" (Ümmülkitap/ Levh-i mahfuz) vardir ki, Tevrat'in, Incil'in ve Kur'ân'in çiktiklari kaynaktir. Ra'd sûresi'nde söyle yazili: " ... Ana Kitâb (Ummu'l Kitâb), O'nun katindadir" (K. 13 Ra'd 39). Ve bu "Ana Kitâb", müslümanligin tüm esaslarini içeren bir Kitâb'dir; ve Tanri bu Ana Kitâb'a uygun olarak, daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara kendi anlayacaklari dillerde Kitâb'lar göndermistir. Yahudilere Tevrat'i verdigini söyle bildirmistir: "And olsun ki Mûsa ve Harun'a da iyilikte bulunmustuk... her ikisine de apaçik anlasilan bir Kitâb vermistik" (K. 37, Saffat 116). Tevrat'tan sonra Zebur'u vermistir: "And olsun ki Tevrat'tan sonra Zebûr'da da, yer yüzüne ancak iyi kullarimin mirasci oldugunu yazmistik" (K. Enbiyâ, 105)1. Hiristiyan'lara da Incil'i vermistir (Bkz. K. Ankebût, 27-34; Saffât 114- 122). Ve nihâyet Tanri, Arap'lar içerisinden seçtigi Muhammed'e de, Arap'larin anlayabilecekleri dilde, yâni Arapça olarak, Kur'ân'i indirmistir (Bkz. Ra'd, 37; Zuhrûf 2-3; Yûsuf 2; Fussilet 44; Duhan 58-59; Suâra 193-195...).

Yâni, Muhammed'in söylemesine göre, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara verilen kitaplar Islâmî esaslari kapsayan kitaplardir; bu kitap'larla Tanri, daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara Islâm dinini yollamistir. Bu itibarla Kur'ân'daki hükümler, daha önce gönderilmis Kitâb'larda da vardir: "Dogrusu (Kur'ân'daki) bu hükümler, ilk sahifelerde, Ibrahim ve Mûsâ'nin sahifelerinde de vardir" (K. 87 A'lâ, 18-19)

Yine Muhammed'in söylemesine göre Kur'ân, hem Tevrat'i ve hem de Incil'i "dogrulayan" ve "onaylayan" bir Kitab'dir, çünkü kendisine vahy olunanlar, daha önceki Peygamberlere de vahy'olunmustur: "Nuh'a..., Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Ya'kub'a ve torunalrina, Isa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harûn'a ve Süleyman'a vahyettigimiz gibi Ey Muhammed, süphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebûr verdik" (K. Nisâ 163). Bu dogrultuda olmak ve Kur'ân'in daha önceki Kitâb'lari onayladigini belirtmek üzere Mâide Sûresi'ne koydugu âyet'lerden biri söyle: "Ey Muhammed! Kur'ân'i, önce gelen kitab'i tasdiken ve ona sahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'in indirdigi ile aralarinda hükmet..." (K. Maide 48; ayrica bkz. Bakara 41,91, 107; Al-i Imrân, 3; En'âm 92).). A'raf Sûresi'ne de su var: "...bunu (Kur'ân'i), yanlarindaki Incil'de ve Tevrat'da yazili bulduklari...okumasi yazmasi olmiyan peygamber Muhammed'e uyanlara yazacagiz..." (K. 7 A'raf 156-157)

Kendisini "ümmî" (yâni okuyup-yazmasi olmiyan peygamber) seklinde göstermesinin nedeni, Tevrat'dan ve Incil'den bir sey aktarmamis gibi görünmek arzusundandir. Sanki okumasi olmiyan kimse Tevrat ve Incil'de yazilanlari baskalari araciligiyle ögrenemezmis gibi! Fakat her ne olursa olsun demek istedigimiz sudur ki Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari hosnud etmek maksadiyle Muhammed, önceleri onlari, kendi kitaplarina göre hareket etmege çagirmistir. Örnegin Tevrat'i "Allah'in hükmünün bulundugu" ve "Yol gösterici" ve "Nurlandirici" bir Kitab seklinde belirtmis, Kur'ân'in Tevrat'i onayladigini bildirmis ve Tanri'nin söyle dedigini söylemistir: "Dogrusu Biz yol gösterici ve nurlandirici olarak Tevrat'i indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmis olan Peygamberler, Yahudilere onunla... hükmederlerdi... Insanlardan korkmayin, benden korkun, âyetlerimi hiç bir degerle degistirmeyin..." (K. Maide 44). Yahudi'lerin, kendi aralarinda çikacak olan sorunlari kendilerine verilen kitaplara göre çözümlemelerini istemistir. Bu sorunlarla ilgili olarak kendisine basvuran Yahudi'lere, Tevrat'a göre is görmeleri gerektigini anlatmak üzere Kur'ân'a su tür âyet'ler koymustur: "Allah'in hükmünün bulundugu Tevrat yanlarinda iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? Dogrusu biz yol gösterici, ve nurlandirici olarak Tevrat'i indirdik... Yahudi olanlar onunla hükmederlerdi... " (K. Mâide 43-45). Yine bunun gibi, Yahudilerin Tevrat'a uymakla yükümlü bulunduklarini ve uymadiklari takdirde merkeb durumuna düsmüs olacaklarini anlatmak maksadiyle Kur'ân'a su âyet'i koymustur:"Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap tasiyan merkebin durumu gibidir. Allah'in âyet'lerini yalanlamis olan kavmin durumu ne kötüdür..." (K. 62 Cum'a 5).

Incil'e gelince, bunu da Tevrat'i dogrulamak üzere gönderilmis bir Kitab olarak tanimlamis, ve Incil ile amel etmeleri için Hiristiyan'lara su emrin verildigini bildirmistir: "...Meryem oglu Isa'yi, ondan önce gelmis bulunan Tevrat'i dogrulayarak gönderdik .... Tevrat'i dogrulayan Incil'i, sakinanlara ögüt ve yol gösterici olarak indirdik. Incil sâhipleri, Allah'in onda indirdikleri ile hükmetsinler...(Onunla hükmetmeyenler), iste onlar fâsik olanlardir" (K. Mâide 46-47). Buna benzer diger âyetler yaninda her iki ümmet'e kendi kitaplarina göre hareket etmeleri hususunu bildirmek üzere: "..- 'Ey Kitab ehli! Tevrat'i, Incil'i ve Rabbinizden size indirilenleri geregince uygulamadikça bir temeliniz olamaz-' ..." (K. Mâide 68) seklinde âyet'ler koymustur.

Öte yandan, Tevrat'da ve Incil'de yazilanlarin dogrulugunu anlatmak maksadiyle Muhammed, daha önce de degindigimiz gibi, Tevrat'i ya da Incil'i okumus olanlara danismakla görevli kilindigini bildirmistir. Yunus Sûresi'ne koydugu âyet söyle: "(Resülüm!) Eger sana indirdigimizden (bu anlattigimiz olaylardan) kuskuda isen, senden önce Kitab'i (Tevrat'i) okuyanlara sor. Andolsun ki Rabbinden sana hak gelmistir. Sakin süphecilerden olma" (K. 10 Yunus 94). Hemen ekleyelim ki bu âyet'i Muhammed, Isarilogullari ile ilgili olarak anlattigi hikâyeler vesilesiyle koymustur.

Yukardaki taktigini biraz daha etkili kilabilmek için, kendi taraftarlarina Tevrat'a ve Incil'e iman eder görünmelerini emretmis ve Kur'ân'a su tür âyet'ler koymustur. "... (Yahudi'lerle ve Hiristiyan'larla) en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: -'Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik; bizim Tanrimiz da, sizin Tanriniz da birdir, biz O'na teslim olmusuzdur-'..."(K. 29 Ankebût 46; ayrica bkz. Nisâ 136).

Ancak ne var ki Muhammed'in bu taktiginin sonucu olarak Yahudiler, Ibranice yazili olan Tevrat'i, Arap diliyle Müslümanlara açiklayip yorumlamaga kalkismislardir. Ve iste bunu kendi taraftarlari bakimindan sakincali buldugu içindir ki Muhammed, her ne kadar Tevrat'in ve Incil'in, Kur'ân tarafindan onaylandigini söylemege devam etmekle beraber, Arap'larin Kur'ân'da yazilanlardan baskasina uymamalarini belirterek söyle demistir: "Siz, Ehl-i Kitab'in sözlerini ne tasdik edin, ne de tekzib ediniz. Ancak: -'Allah'a ve bize indirilen Kur'ân'a iman ettik'- deyiniz" (Bkz. Sahih-i..., Cilt XI. sh. 51, hadîs no. 1679).

Dikkat edilecek olursa Tevrat'a ve Incil'e inaniyormus ve saygili imis gibi görünürken ve kendi taraftarlarini da bu sekilde davranmaga tesvik ederken, bunu hosgörü nedeniyle yapmis degildir. Yani bu kitaplari, Yahudi ya da Hiristiyan dinlerinin kitaplari olarak kutsal saymis degildir; farkli inançtaki insanlarin "Kutsal" kitablari olarak kabul etmis de degildir. Sadece ve sadece bu kitablari, Islâmî hükümleri kapsayormus gibi gösterip Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari kendisine çekmek için yapmistir.

Fakat böyle yaptikça Yahudiler kendisine söyle derlerdi: "Madem ki Ibrahim'in dinini izliyorsun, ve bizim elimizdeki Tevrat'a inandigini bildiriyorsun, o halde bizden daha baska ne bekliyorsun?" . Onlarin bu sözlerine karsi Muhammed'in verdigi kurnaz cevap suydu: "Evet ama siz Tanri ile olan andlasmanizi bozdunuz". Buna karsilik Yahudiler kendisine: "Tevrat'i asil tahrif eden sensin. Biz elimizde bulunan Kitab'a inaniyoruz, senin yolundan gitmek istemiyoruz"2 diye karsilik verirlerdi. Onlari susturmak için Muhammed, Kur'ân'daki hükümlerin Tevrat ve Incil'de bulunmasi gereken hükümler oldugunu, bu itibarla Kur'ân'a uymalarinin zorunlu bulundugunu söylerdi.

Fakat, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari müslüman yapma siyâsetinin sonuç vermeyecegini, ve hattâ bu siyâsetin kendi aleyhinde sonuç yaratabilecegini farkettigi an, yavas yavas agiz degistirir: onlarin, kendilerine verilen Kitâb'lar üzerinde anlasmazliga düsüp bu Kitâb'larin hükümlerini degistirdiklerini, "...ve ucuz paraya satmak için tahrif" ettiklerini söylemege baslar. Hattâ onlarin sonradan gelen kusaklarinin, bu yüzden, kuskuda kaldiklarini, ve bu kitap'lara güvenemez olduklarini açiklar. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden ikisi söyle:

"Kendilerine ilim geldikten sonra, ayriliga düsmeleri, ancak birbirlerini çekememekten oldu ... Arkalarindan Kitâb'a vâris kilinanlar da ondan süphe ve endise içindedirler" (K. 42 Sûrâ 14).

"Allah, kendilerine kitap verilenlerden: -'Onu mutlaka insanlara açiklayacaksiniz, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almisti. Onlar ise bunu kulak ardi ettiler, onu az bir dünyaliga degistirdiler. Yaptiklari alis veris ne kötü " (K. Imrân 187).


Ve iste bütün bunlari ortaya vurduktan ve Tevrat'in ve Incil'in "tahrif" edildigini açikladiktan sonra, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, sunu bildirir ki Kur'ân hiç degisiklige ugramamis ve "tahrif" edilmemis bir kitap'tir, ve Kur'ân'dan baska uygulanak baskaca bir Tanri kitabi yoktur: "(Ey Israilogullari!)... Elinizde bulunan Tevrat'i te'yid ederek indirdigimiz Kur'ân'a inanin... âyetlerimizi... degistirmeyin..." (K. Bakara 41; ayrica bkz. Nisâ 47)

Bunu söylerken, Kur'ân'a uymanin, aslinda Tevrat'in ve Incil'in tahrif edilmemis sekline uymak demek oldugunu anlatmaga çalisir; örnegin söyle der: "Eger (Ehli Kitab), Tevrat'i , Incil'i ve ... Kur'ân'i, geregince uygulasalardi, her yönden nîmete ermis olurlardi..." (K. Maide 66). Daha baska bir deyimle Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar bakimindan Kur'ân'a uymanin, Tevrat'i ve Incil'i en iyi bir sekilde (yâni "geregince") uygulamak demek oldugunu söylemek istemistir. Mâide sûresi'ne koydugu diger bir âyet söyle: "Ey Kitab ehli, Rabbinizden size indirilen Tevrat'i, Incil'i ve Rabbinizden size indirileni geregince uygulamadikca, bir temeliniz olmaz.." (K. 5 Maide 68). Yine bu dogrultuda olmak üzere Hûd sûre'sine koydugu su âyet'le Yahudilere, Tevrat';a uymanin Kur'ân'a inanmakla mümkün oldugunu anlatir: "...önlerinde de Musa'nin Kitâb'i önder ve rahmet olarak bulunanlardir ki iste onlar Kur'ân'a inanirlar" (K. 11 Hûd 17). Bu söylediklerini pekistirmek maksadiyle Yahudiler'den Kur'ân'a iman eden kimseleri örnek olarak verir, ki bunlar arasinda Abdullah b., Selâm ve Übey b. Ka'b gibi taninmis kisiler vardir. Bu vesileyle Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "(Resûlüm!) Iste böylece sana (önceki kitaplari tasdik eden) bu Kitab'i (Kur'ân'i) indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar...." (K. 29 Ankebût, 47) . Bu âyet'de geçen: "Kendilerine kitâb verdiklerimiz Kur'âna iman ediyorlar" seklindeki sözler, Abdullah b., Selâm ve Übey b. Ka'b adindaki Yahudi'lere ve benzerlerine atiftir3

Bundan baska bir de Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara sunu bildirir ki, eger kendisine bas egecek olurlarsa, Tevrat'in ya da Incil'in "tahrif" edilmis olan (ya da uygulanmasinda güçlük çekilen) hükümlerinden kurtulmus olacaklardir; bu hususta A'raf sûresi'ne koydugu âyet söyle: "Yanlarinda Tevrat ve Incil'de yazili bulduklari o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya) iste o Peygamber onlara iyiligi emreder... onlara temiz seyleri helâl, pis seyleri haram kilar. Agirliklarini ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanip ona saygi gösteren, ona yardim eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, iste kurtulusa erenler onlardir" (K. 7 A'raf 157) [Burada geçen "agirliklar" ile "zincirler" den maksadin, "günah isleyen azalarin kesilmesi" ve "elbisenin pislik degen kisimlarinin kesilip atilmasi" gibi uygulanmasinda güçlük çekilen hükümler oldugu söylenir4.

Daha baska bir deyimle Muhammed'in istedigi sey, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, kendi kitablarini (yani Tevrat'i ve Incil'i) Kur'ân'a uygun sekilde uygulamalaridir, ve bunun da en kesin yolu, dogrudan dogruya Kur'an'a inanip onu uygulamaktir. Çünkü, kendilerine kitab verildikten sonra aykiriliga düstükleri için simdi artik Kur'ân'a göre yasamalari gerekir5. Kur'ân'a uymakla dogru yola girip Tanri'ya itaat etmis olacaklardir.

Bütün bunlari yaptigi tarihlerde Muhammed, henüz pek güçlü olmadigi, ve kiliç yolu ile onlari zorlayamayacagi için, sadece teblig ediyormus gibi görünür ve eger Islâm'a girmeyecek olurlarsa, ilerde azab görecekleri tehdidini eklerdi. Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "(Ey Muhammed!) Kendilerine Kitâb verilenlere ve verilmeyenlere: -Siz de Islâm oldunuz mu?- de. Sâyet Islâm olurlarsa dogru yola girmislerdir; sayet yüz çevirirlerse, sana yalniz teblig etmek düser... Allah'in âyet'lerini inkâr edenlere... ele verici azabi müjdele... " (K. Al-i Imrân, 20-21).

*

Yine tekrar edelim ki Muhammed, nasil ki kendisinden önce gönderilen bütün peygamberleri "Müslümanlikla emrolunmus" gibi göstermege çalisti ise, bu peygamberlere indirilen Kitab'lari da, hep müslümanligin esaslarini belletmege matuf seylermis gibi tanimlamistir. Bunu kanitlamak üzere kendisini Ibrahim'in "oglu" ve daha önceki peygamberlerin kardesi olarak tanitmis, kendisine indirilen Kur'ân'in hem Tevrat'i ve hem de Incil'i "Onaylayan" kitab oldugunu söylemistir6. Fakat Yahudiler ve Hiristiyanlar direnmisler ve Kur'ân'i, kendilerinin okuyup anlayacaklari nitelikte bulmadiklarini, ve ellerindeki Kitap'lara (Tevrat'a ya da Incil'e) uygun sekilde hazirlanmis bir kitab saymadiklarini söylemislerdir. Bu direnise karsi Muhammed, önceleri yumusak bir dil ile konusmustur, çünkü daha henüz güçlü degildir. Fakat Hicret'in 2ci yilindan itibaren artik kendisini yavas yavas güçlenir buldukca bu yumusak siyaseti terkedecek ve siddet siyasetine geçecektir. Nitekim biraz ilerde görecegimiz gibi, Kureys'lileri Bedir savasinda yendikten sonra, artik güçlenmege basladigi için, Beni Kaynuka Yahudilerini pazarda toplayip: "Ey Yahudi toplulugu! Kureys'in basina gelen azaptan Yüce Tanri'ya siginarak ve O'ndan sakinarak müslüman olunuz..." seklindeki tehditlerle Müslüman olmaga çagiracak7, ve müslümanligi kabul etmedikleri için az sonra üzerlerine saldiracaktir. Bu saldiri siyasetini o tarihten sonra daha da siddetli bir sekilde sürdürecek, sürdürebilmek için de Kur'ân'a, gerekli gördügü âyet'leri yerlestirecektir (K. Örnegin, Tevbe 29).



II) "Peygamber" olarak gönderileceginin Tevrat'da ve Incil'de "Ahmed" diye bildirildigini söyliyerek Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Islâm yapmaga çalisir:


Muhammed'in söylemesine göre "Ahmed" adiyle bir peygamberin gelecegi haber verilmistir ve bu peygamber kendisidir!

Kendisini Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara "peygamber" olarak kabul ettirebilmek üzere Muhammed, "peygamber" olarak gönderileceginin Tevrat ve Incil'de haber verildigini söylemistir. Bunun böyle oldugunu anlatmak maksadiyle Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "Yanlarindaki Tevrat ve Incil'de yazili bulduklari o elçiye, o ümmi peygamber'e uyanlar (var ya) iste o peygamber, onlara iyiligi emreder..." (K. 7 A'raf 157). Bu âyet'te "ümmi peygamber" diye tanimladigi kimse kendisidir, çünkü kendisini, çevresine okumasi-yazmasi olmayan "peygamber" olarak tanitmistir.

Yine Muhammed'in söylemesine göre güyâ Isa, Israilogullari'na hitaben konusarak, onlara Tanri tarafindan "Ahmed" adinda birinin peygamber olarak gönderilecegini müjdelemistir. Bu konuda Muhammed'in Kur'ân'a koydugu âyet söyle: "Meryem oglu Isa : -'Ey Israilogullari! Dogrusu ben, benden önce gelmis olan Tevrat'i dogrulayan, benden sonra gelecek ve adi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'in size gönderilmis peygamberiyim-' demisti". (K. 61 Saf 6). Daha baska bir deyimle Isa, güyâ kendisinden sonra "Ahmed" adinda bir peygamber'in gelecegini haber vermistir.

Hemen belirtelim ki Tevrat ve Incil'de, ne "Ahmed" adi, geçer, ve ne de "ümmi peygamber" deyimi! Bunlarin karsiligi olabilecek bir sözcük dahi yoktur bu Kitap'larda! Bu böyle olduguna göre, acaba "Muhammed bunu nereden çikarmistir? diye sorulacaktir. Bunun yaniti sudur:

Yuhanna'ya göre Incil'in Rum'ca aslinda "Paraclet" (Paracletos) diye bir sözcük yer almistir ki "Tesellici" anlamina gelir (Örnegin, Incil'in Ingilizce çevirisinde "Comforter" olarak geçer), ve Arapça'ya "Faraklit" olarak çevrilmistir. Incil'deki bu sözcük "tesellici" anlaminda olmak üzere, Isa tarafindan su sekilde kullanilmistir: "Benim gitmem sizin için hayirlidir, çünkü gitmezsem Tesellici (Paraclet) gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim" (Bkz. Yuhanna'ya göre Incil, Bap 16: 5 ve d.). "Paraclet" sözcügü ile Isa'nin anlatmak istedigi sey , "rûh"tur, daha dogrusu Ruhulkûdüs' tür. Nitekim ayni Bap'in 13cü âyet'inde: "Fatat o, hakikat ruhu, gelince..." (Bap: 16: 13) diye yazilidir. Öte yandan gelecek olan Tesellici'nin, kendi adiyle gönderilecegini belirtmek üzere Isa, yine Yuhanna Incil'inde, su sekilde konusur: "Benim ismimle Baba'nin (Tanri'nin) gönderecegi tesellici (Paraclet), ki Ruhulkudûs'tur, o size her seyi ögretecek ve size söyledigim her seyi hatiriniza getirecektir" (Bkz. Yuhanna'ya göre Incil, Bap 14: 26).

Sunu da ekleyelim ki, Incil'i hazirlayanlar, Yahudi'lerin Ahd-i Atiyk'indan esinlenerek, ve fakat olmayan bir seyi varmis gibi göstererek, Isa'nin geleceginin Isaya adli kitapta, çok önceden haber verildigini belirtmeyi önemli bilmislerdir. Gerçekten de Isaya adli Kitab'da, Isaya'nin Israilogullarina söyle dedigi yazilidir: "...Rab kendisi size bir alâmet verecek; iste, kiz gebe kalacak, ve bir ogul doguracak ve onun adini Immanuel koyacak" (Bkz. Ahd-i Atiyk, Isaya, Bap 7: 14). Burada geçen "Immanuel" adi "Allah bizim ile" anlamindadir. Ve iste Incil'in Kitap'larindan birini hazirlayan Matta, Isaya'daki bu sözleri kendisine malzem yapmis, ve Isa'nin Meryem'den dogacagini belirten söyle bir hükmü Incil'e koymustur: "Rabbin melegi rüyada 0na (Yusuf'a) görünüp dedi: -'Sen, Davud oglu Yusuf, Meryemi kendine kari olarak almaktan korkma; çünkü kendisinde dogmus olan Ruhülkudüstendir. Ve bir ogul doguracaktir; ve onun adini Isa koyacaksin, çünkü kavmini günahlarindan kurtaracak odur'-. Imdi, peygamber vasitasiyle Rab tarafindan söylenen: - 'Iste , kiz gebe kalacak, ve bir ogul doguracak; Ve onun adini Immanuel koyacaklar'- sözü yerine gelsin diye, hep bunlar vaki oldu- ..." (Matta'ya göre Incil, Bap 1: 18-23).

Daha baska bir deyimle Isa, "Tesellici gelecektir" derken, bununla Muhammed'i kastetmis degildir, sadece "Ruhu'l Kudüs" ü kastetmistir, ki o da Tanri ile birlikte kendisidir. Daha baska bir deyimle Isa, kendisinin "Ruhu'l-Kudüs" olarak tekrar gelecegini anlatmak istemistir. Bu hususlari Incil'de bulmak mümkün. Örnegin Incil'de: "Isa Mesih'in vahyi'dir" diye baslayan "Vahiy" kitabinda, Tanri'nin yeni bir gök'le yeni bir yer yaratip her seyi yeniden yapacagi ve orada bütün insanlarla birlikte oturacagi, ve o andan itibaren bütün göz yaslarinin silenecegi, ölüm, aglayis ve matem diye bir sey kalmayacagi yazili: "...Iste, Allah'in çadiri insanlarla beraberdir, ve kendisi onlarla beraber oturacaktir, ve onlar kendi kavmlari olacaklar, ve Allah kendisi onlarla olacaktir, ve gözlerinden bütün gözyaslarini silecek; ve artik ölüm olmiyacak; ve artik matem ve aglayis ve aci da olmiyacak; çünkü evvelki seyler geçtiler... Ve taht'ta oturan dedi: -Iste her seyi yeni yapiyorum..." (Incil/ Vahiy Kitabi, Bap 21: 3-5)

Incil'in "Resullerin Isleri" adli kitabinda Isa, su sözleri söyledikten sonra gökyüzüne alinir: "... Ruhü'l-Kudüs üzerinize gelince, kudret alacaksiniz; Yerusalimde, bütün Yahudiyede, Samiriyede ve dünyanin en uzak yerine kadar sahitlerim olacaksiniz..." (Incil/ Resullerin Isleri, Bap 1: 7-8). Yine

Ve yine Markos'a göre Incil'de "Ruhu'l Küdüs"ün ne zaman geleceginin Tanri'dan baskasi tarafinda bilinmedigine dair su var: "... Fakat o gün yahut o saat hakkinda, ne gökteki melekler, ne de Ogul, Baba'dan baska kimse bir sey bilmez" (Markos'a göre Incil, Bap 13: 32)

Ve iste Tevrat ve Incil hakkinda bilgisi olanlardan edindigi izlenimler sayesindedir ki Muhammed, Tanri'nin Isa'ya "Rûhu'l-Kudüs" ile destek olduguna, ona kendinden bir ruh ulastirdigina dâir kur'ân'a âyet'ler koymustur. "Rûhu'l-Kudûs"ü de "Cebrâil" seklinde ya da Allah'in Meryem'e ulastirdigi "kün" (yâni "ol") sözcügünün eseri seklinde tanimlamistir (Bkz. Bakara sûresi, âyet 87, 253; Nisa 171; Mâide 110)

Bu vesileyle sunu da belirtmekte yarar var ki, Incil'de yer aldigini söyledigimiz yukardaki hükümler, Isa'nin ölumünden ve Hiristiyanligin yerlesmesinden sonra, peygamberlik hevesine kapilan bir çok kisilerin isine yaramistir. Örnegin Milâd'in üçüncü yüzyilinda Iran'da, Mani adinda biri, Hiristiyanlari kendi pesinden sürükleyebilmek için, peygamber olarak gönderileceginin Incil'de bildirildigini öne sürmüstür.

Anlasilan o ki Muhammed, bu tarihten üçyüz yil sonra, ayni kaynaktan yaralanip kendisinin, "peygamber" olarak gönderileceginin Tanri tarafindan önce'den haber verildigi denemesine girismistir. Kusku edilemez ki bu yukardaki hukümleri ve örnekleri Muhammed'e iletenlerden biri Selman-i Farisî 'dir. Çünkü Selman-i Fârisî, Iran asilli bir Hiristiyan köle olarak Arap'larin eline geçmis ve Muhammed tarafindan satin alinmistir. Ahd-i Atiyk'i (Tevrat'i) ve Ahd-i Cedid'i (Incil'i) çok iyi bildigi için din konularinda Muhammed'e çok yardimci oldugu muhakkaktir. Bunu yaparken, pek muhtemeldir ki Rumca'da yerlesik olan "Priklitos" sözcügünü (ki yukarda dedigimiz gibi, Arapca'ya "Faraklit" olarak çevrilmistir), Incil'in Rum'ca çevirisindeki "Paracletos" yerine kullanmistir. "Priklitos" sözcügü ise "Tanri'ya çok sükreden", "Tanri'yi çok yücelten", ya da "Herkesten fazla övülen" kimse anlamindadir. Ve iste Arapça'da, Tanri'ya sükredici ve Tanri'nin ululugunu dile getirici sekilde tesekkür anlamina gelen "Hamd" sözcügü, "Ahmed" adi'nin kökeni oldugu için Muhammed, Incil ile ilgili olarak kendisine bilgi verenlerin yöneldikleri bu söyleyis benzerliginden (yâni "Paracletos" sözcügünün "Priklitos" diye telaffuz edilmis olmasindan) yararlanmis, böylece kendi adinin Incil'de zikredildigini ve "peygamber" olarak Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara gönderileceginin önceden bildirildigini öne sürmüstür. Oysa, yukarda açikladigimiz gibi, Incil'de böyle bir sey yoktur.

Ve ne ilginçtir ki hiç kimse kalipta Muhammed'e: "Mademki Tanri, seni peygamber olarak gönderecegini önceden bildirmek istedi, o halde neden acaba senin adini, herkesin kolaylikla kavrayabilecegi sekilde, açikca telaffuz etmedi? Neden her kesin anlayabilecegi sekilde: -Ben ilerde, Arap'lar arasindan Muhammed adinda birini, bütün insanlara peygamber olarak gönderecegim- seklinde konusmadi?" diye bir sey sormamistir.

Fakat her ne olursa olsun, söz konusu ettigimiz dönem i'tibariyle Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar Muhammed'in yukadaki sözlerine inanmamislar ve onu "peygamber" olarak kabule yanasmamislardir. Kuskusuz ki bu tutumlariyle Muhammed'in husumetini üzerlerine çekmislerdir.



III) Henüz güçlenmedigi dönemde Muhammed, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari "Islâm" yapmak için, çesitli usûller yaninda, bir de Cennet va'd'lerinde bulunur:


Kendisinden önceki peygamberlerin müslüman olduklarini, ve kendisinin de bu peygamberler zincirinin son halkasi bulundugunu, Kur'ân'in Tevrat ve Incil'i onaylar nitelikte oldugunu, bu nedenle eger kendisini Peygamber kabul edip Kur'ân'a da inanacak olurlarsa Tanri'ya itaat etmis sayilacaklarini söylemek yaninda Muhammed, bir de onlara, yâni Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, kötülüklerinin af olunacagini ve Cennet'lere alinacaklarini müjdelerdi! Tanri'dan geldigini söyledigi su âyet bunun örneklerinden biri: "Sayet Kitab ehli inanip karsi gelmekten sakinsalardi, kötülüklerini örterdik ve onlari nîmet cennetlerine koyardik" (K. 5 Maide 65). Bu dogrultuda olmak üzere onlardan müslümanligi kabul edenlere, Tanri'nin büyük "mükâfat" verecegini eklerdi: "Yahudilerin... içlerinden inkâra sapanlara aci bir azap hazirladik... Fakat içlerinden ilimde derinlesmis olanlar ve müminler, sana indirilene (Kur'ân'a) ve senden önce indirilene iman edenler, namaz kilanlar, zekâti verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; iste onlara pek yakinda büyük mükâfat verecegiz" (K. Nisâ 162). Fakat eger Islâm olmazlarsa bu nîmetlerden yoksun kalacaklarini ve Tanri'nin kendileri hakkinda gerekli islemleri yapacagini söyler ve kendisinin sadece "Teblig etmekle" görevli bulundugunu eklerdi: "(Ey Muhammed!...Kendilerine Kitab verilenlere ve kitabsizlara -'Siz de Islâm oldunuz mu?-' de, sayet Islâm olurlarsa dogru yola girmislerdir, yüz çevirirlerse sana yalniz teblig etmek düser. Allah kullarini görür..." (K. 3 Imran 20).

Kendisini "Teblig etmekle görevli" göstermesi, biraz önce belirttigimiz gibi, daha henüz pek güçlü olmayisindandir. Güçlenmege basladigi andan itibaren tehditlere girisecek, ve Kur'ân'a: "...-'Tehdit olundugunuz seyin yakin mi, uzak mi oldugunu bilmem-'" (K. 21 Enbiya 107) seklinde âyet'ler yerlestirecektir; iyice güçlendikten sonra da: "Kitab verilenlerden...(Islâm'i) din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savasin" (K. 9 Tevbe 29) seklinde dehset saçici âyet'ler yolu ile silâhli saldirilara geçecektir.

1 Bu âyet'i Muhammed, Ahd-i Atiyk'in "Mezmurlar" kitabinin 37ci Bap'inin 29cu hükmünden aktarmak sûretiyle Kur'âna koymustur.

2 Bkz. Ibn-i Ishak, age (1980), 268

3 Diyânet Vakfi çevirisinde Ankebût sûresi'nin 47.ci âyeti'yle ilgili açiklamaya bakiniz.

4 Diyânet Vakfi çevirisinde , A'raf 157. âyet'inin yorumuna bakiniz)

5 "Allah katinda din, süphesiz Islâmiyet'tir. Ancak Kitâb verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarinda ihtiras yüzünden ayriliga düstüler" (K. Al-i Imrân 19).

6 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari.. (Cilt IX, sh. 179-180)

7 Bkz. Taberî, age (1966), II, 342)