Ölüm Döseginde Iken Muhammed'in Müslümanlara Son Vasiyeti: "Arap Ceziresinde Iki Din Bir Arada Bulunmayacak". Ve "Kâfir"lere son lâ'neti: "Mü'minin ruhu ter ile, kâfirin ruhu ise merkebin cani gibi agiz ve burun deliklerinden çikar"



Muhammed'in söylemesine göre Tanri'nin diledigi tek bir sey vardir, ve o da, Islâm'in yayilmasi, ve yer yüzünde Islâm'dan gayri hiç bir din ve inancin kalmamasidir: çünkü Islâm "Hak dîni", yâni "Allah dîni"dir. Bu nedenle her dogan çocuk "Islâm fitrati" üzerine dogmaktadir, ve her dogan çocugu Yahûdi ya da Hiristiyan (Nasranî) yapan anasi ve babasidir (K. Rûm sûresi, âyet 30)1. Bundan dolayidir ki Tanri, yine Muhammed'in söylemesine göre, Islâm'dan gayri bir din ve inanca bagli olanlarin "sapik" sayilacaklarini bildirmekle kalmamis, fakat bir de onlara karsi savasmayi, yeryüzünde Islâm'dan baska bir din kalmayincaya kadar silahli vurusmayi sart kilmistir. Kur'âni da bunu öngören emirlerle doldurmustur ki, daha önce de belirttigimiz gibi bunlar arasinda: "Fitne kalmayip, yalniz Allah'in dini (Islâm) ortada kalana kadar onlarla savasin..." (K. Bakara 193) seklindeki âyetlerden tutunuz da: "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" (K. Tevbe 5) ya da: "Onlarla savasin ki Allah sizin elinizle onlari azablandirsin, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de (müslümanlarin) gönüllerini ferahlandirsin" (K. Tevbe14-15) ya da "Kitab verilenlerden...(Islâm'i) din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye (kafa parasi) verene kadar savasin..." (K. Tevbe 29) seklinde ölüm ve dehset saçar nitelikte olan emirler pek çoktur.

Insanlari diledigi gibi yaratabilen, dilediginin kalbini açip müslüman yapabilen, "dogru" yola sokabilen ve bunu da âyet'leriyle bildiren bir Tanri'nin (örnegin En'âm sûresi, âyet 125), böylesine kolay ve vicdanî bir islemde bulunmak varken, böyle yapmayip, ille de insanlari birbirleriyle bogazlatacagim diyerek kan akitma yolunu seçmis olmasi elbetteki sasirticidir. Fakat bütün bu âyet'lerin Tanri'nin sözleri olmaktan ziyâde Muhammed'in sözleri oldugunu düsünecek olursak ortada sasilacak bir sey kalmaz. Su bakimdan ki Kur'ân'in, ne sair, ve ne de kâhin sözleri olmayip "bir elçi'nin" (Muhammed'in) sözleri oldugu Hâkka sûresi'nde yazilidir. Ayet söyle: "Hiç süphesiz o (Kur'ân), çok serefli bir elçinin sozüdür" 2.

Fakat her ne olursa olsun, tarihî gerçek su ki Muhammed, "kâfir"ler hakkinda yerlestirdirmis oldugu buyruklara dayali olarak bu kitapta bazi örneklerini sergiledigimiz vurusmali saldirilara yönelmis ve ömrünün son on, ya da on-üç yilini, (yâni Medîne'ye geçipte güçlendikten sonraki yasamini) savas üstüne savas yapmakla geçirmistir. Medîne'de bulundugu sûre içerisinde 45 çete yollamis, ve 29 kadar savas yapmistir. Ancak bununla da yetinmemistir; Islâm'dan gayri din ve inançta olanlara karsi besledigi ve ölüm dösegine kadar sürdürdügü bu düsmanligi, vasiyet seklinde müslümanlara birakip, ebediyen sürdürmek istemistir. Arap kaynaklari'na göre bu vasiyet, onun, ölüm döseginde iken "Cezîretü'l-Arab'da (Arap yarim adasinda) iki din bir arada bulunmayacak" seklindeki sözlerinden ibarettir3. Yine Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, bu sözleriyle sunu anlatmak istemistir ki, su ya da bu nedenle Ehl-i Kitab'tan olanlara (yâni genellikle Yahudi ve Hiristiyan'lara), daha önce "Cezîretü'l- Arab"da oturmalari için verilmis olan izin artik sona ermistir4. Çünkü sunu düsünmüstür ki, Hicaz kit'asini (ve daha dogrusu Arap yarim adasini), müslüman olmayanlardan, yabanci unsurlardan temizlemedikçe Islâm dîni'nin gelismesi, "müslümanlarin yükselmeleri" ve "yekpâre" (bir bütün) millet haline gelmeleri mümkün olamayacaktir. Bu konuda Diyânet Isleri Baskanligi'nin açiklamasi söyle: "Hicaz kit'asini gayr-i müslim anâsirdan temizlemek ve burada yekpâre bir millet, bir vatan vücûde getirmek Resûl-i Ekrem'in en mühim umdelerinden birisi idi. O, ümmetini ecnebî anâsirdan tecrid ederek bir mefkûre etrâfinda toplamadikça, Islâm dîni'nin inkisâfi ve müslümanlarin i'tilâsi müyesser olamiyacagini biliyordu..." 5.

Fakat anlasilan o ki Muhammed, ölüm döseginde iken söyledigi: "Cezîretü'l-Arab'da iki din bir arada bulunmayacak" seklindeki sözleri dahi yeterli bulmayip, bir de "kâfir"leri merkebe benzeterek lâ'net'lemek istemistir. Gerçekten de, son nefesini verirken, yani basinda bulunan Ayse'ye, "Kâfirlere" karsi besledigi kinini, Arab'lara özgü bir dil ile ifâde etmekten geri kalmamistir. Ayse'nin bildirdigine göre güyâ ölüm meleginin ve hemen arkasindan Cebrail'in ziyareti sirasinda Muhammed, terlemeye baslar; Ayse bu terlerin ne oldugunu sordugunda, Muhammed, dudaklarini güçlükle kipirdatir ve su sözleri mirildanir: "Mü'minin ruhu ter ile, kâfirin ruhu ise merkebin cani gibi agiz ve burun deliklerinden çikar" 6. Bu sözleri mirildandiktan sonra gözlerini hayata kapar. Görülüyor ki ölecegi an bile, "müsrik"lere, Yahudi'lere, ve Hiristiyan'lara karsi besledigi husûmetini, lâ'net'lemelerle ortaya dökmek sûretiyle müslümanlar için, ebediyetler boyunca izlenmek gereken bir örnek yaratmistir.

Öte yandan, her ne kadar bu vasiyetinin: "Arap ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" seklinde oldugu söylenirse de, gerçek anlamda amacinin sadece Arap ceziresiyle sinirlanmadigi muhakkaktir. Çünkü, daha önce de beleirttigimiz gibi, Islâm'dan baska "gerçek" din kabul etmeyip yer yüzünü "Dar-ül Islâm" ve "Dar-ül Harb" diye iki düsman kampa bölmüs olduguna ve bu siyâsetini"Fitne kalmayip, yalniz Allah'in dini (yâni Islâm) ortada kalana kadar onlarla savasin" seklindeki emirlerle destekledigine göre, temel amaci'nin "Arap ceziresi" degil ve fakat yeryüzünün tamami oldugu muhakkaktir. Onun bu emirlerine göre, yeryüzü'nün tümü'nün Islâm olmasina kadar Dar-ül Harb'e (yani müslüman olmiyan ülkelere) karsi savas halinde bulunmak, Cihad'a devam olunmak gerekmektedir. Daha baska bir deyimle Muhammed, "cihad" denilen seyi sadece Arap yarim adasinda oturan "Kâfirlere" karsi degil, fakat yeryüzündeki müslüman olmiyan her topluma, ve her kese karsi öngörmüstür. Bundan dolayidir ki kendisini, Islâm dinini bütün dinlerden üstün kilmak üzere gönderilmis gibi göstermek üzere: "Dînini bütün dinlerden üstün kilmak üzere, Peygamberini... HAK dinle gönderen Allah'tir" (K. Tevbe 33) seklinde âyetler koyarken, ayni zamanda Tanri'nin: "Ey Muhammed, Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik... De ki -'Artik müslüman olacak misiniz?-'... " (K. 21 Enbiya 107-108) seklindeki tehdit'lerle konustugunu söylemistir. Böylece bütün insanlari "cihad" yolu ile Islâm'a zorlama siyasetini, Islâm'in temeli haline getirmistir. Nitekim yukardaki sayfalarda kisaca belirttigimiz gibi, "kâfir"lere karsi bu insafsiz siyaseti ilk olarak uygulamaya koyan, ve örnegin Islâm'i kabul etmediler diye Yahudi'leri yok etmege ya da yurtlarindan sürmege baslayan da kendisidir. Her ne kadar Hayber'i ele geçirdikten sonra, oradaki Yahudi'leri sürgüne göndermeyip "yarici" olarak kalmalarina (yâni hurmalari timar edip mahsûlün yarisini kendisine vermelerine, diger yarisini muhafaza etmelerine) olanak saglamis ve böylece onlardan yararlanma yolunu seçmis ise de, günün birinde sürgüne gönderileceklerini onlara haber vermekten geri kalmamistir. Gerçekten de, Hayber'i ele geçirdikten sonra, oradaki Yahûdi'leri yurtlarindan çikarip sürgüne yollamak istemis ve fakat onlarin: "Biz araziyi sürüp hurmalari timar edelim, aldigimiz mahsülün yarisini sana verelim" seklindeki teklifleri üzerine, kararini degistirip: "Dediginiz serâite (kosullara) göre dilediginiz müddetçe sizi burada biraktik" demekle beraber7, daha sonra bir baska vesileyle bu sözlerini degistirmistir. Ömer b. Hattâb'in rivâyetinden anlamaktayiz ki Muhammed, bir gün Hayber'in ileri gelen Ebü'l-Hukayk ogullari'ndan birine söyle demistir: "Ileride Hayber'den çikarilip, uzun ve zahmetli yürüyüse tahammüllü güçlü deven seni, hicret edecegin diyara sürükledigi, zaman hâlin nasil olur?"8

Söylemeye gerek yoktur ki, bu sözleri söylemekle, Hayber'li Yahudi'lerin, daha sonraki yillarda sürgüne gönderilmeleri için yeterli gerekçeyi hazirlamis olmaktaydi. Nitekim Islâm kaynaklari, Hayber Yahudi'lerinin günün birinde sürgüne gönderileceklerine dâir Muhammed'in bu sözlerini "kehânet" bilirler ve ona özgü mu'cize'lerden olarak kabul ederler9. Gerçekten de ölümünden bir süre sonra hilâfet mevkiine gelen Ömer b. Hattâb, kendi oglu Abdulah'la ilgili bir olayi bahane ederek Hayber'deki Yahudi'leri, ve onlarla birlikte Hicaz'da bulunan diger bütun Yahudileri yerlerinden sürmüs, baska diyarlara göç etmege zorlamistir. Zorlarken de, Muhammed'in biraz yukarda belirttigimiz sözlerine dayanmistir. Bu olayi kisaca belirtmekte yarar var:

Buhârî gibi bir kisin Islâm kaynaklarina göre, Halife Ömer b. Hattâb'in oglu olan Abdullah Ibn-i Ömer, zaman zaman Hayber'e gidip oradaki mal'larini gözden geçirir, gelirlerini toplarmis. Ve iste bu maksatla Hayber'e gitmis oldugu bir def'asinda, gece vakti evinde uyurken, Yahudi'lerin saldirisina ugrar. Güyâ Yahudi'ler onu evin üst katindan asagi atarlar. Bu yüzden Abdullah'in iki eli ve iki ayagi kirilir, orasi burasi çarpilir. Sârih Hattâbî gibi kaynaklarin rivâyetine göre ise, Yahudi'ler Abdullah'a Ibn-i Ömer'e sihir etmisler ve sihrin etkisiyle onun ellerinin ve ayaklarinin çarpilmasina sebeb olmuslardir. Fakat rivâyetin sekli ne olursa olsun bilinen su ki Ömer b. Hattâb, sevgili oglunun basina gelenleri isitir isitmez gazaba gelmis, ve bu olayi bahane ederek, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Hicaz Kit'asi disina sürmüstür10; sürerken de, Muhammed'in vasiyetini yerine getirmis oldugunu düsünmüstür! Oglu Abdullah ile ilgili yukardaki olay, bu vasiyeti gerçeklestirmek bakimindan ona, bulunmaz bir firsat yaratmistir.

Hemen ekleyelim ki, Hulafa-i Rasid'in denilen ilk dört halife dönemi de dahil olmak üzere, Emevî'lere, Abbasî'lere, Memluk'lere ve Osmanli'lara varincaya kadar, gelmis geçmis bütün Islâm devletleri, Muhammed'in vasiyeti dogrultusunda is görmüsler, Islâm'i yaymak ve ayni zamanda ganimet toplamak hirsiyle "kafirler'e" karsi savas üstüne savas açmislar, ve devlet ve toplum yasamlarini sadece savas düsüncesine oturtmuslardir. Güçlü bulundugu süre boyunca, her Müslüman devlet'in amaci, "kâfir"lere karsi savas açmak, emperyalist bir siyâset izlemek olmustur. Arap kumandanlari emrindeki ordu'larin, Orta Asya'lara yayilarak görülmemis bir gaddarlikla Türk'leri kiliç yolu ile müslüman yapmalari, ya da Ispanya'lara kadar uzanarak Endelüs Imparatorlugunu kurmalari, bu "emperyalist" siyâsetin çesitli olusumlarindan baska bir sey degildir. Osmanli devleti, bu dogrultudaki en son ve en tipik örneklerden biridir. Bes yüz yila yakin bir tarih sürecini içine alan Osmanli tarihi, din adina girisilen savaslarla doludur. Sadece 1606 dan önceki 240 yillik süre içerisinde 35 savas yapildigini, yani her 7 yila bir savas düstügünü hesaplayacak olursak, bu konuda fikir edinmis sayiliriz11. Eger sekizinci yüzlyilda (milâdî 732) Arap ordu'lari Fransa'nin Poitier bölgesinde Charles-Martel tarafindan yenilgiye ugratilmasaydi, ya da Avrupa'ya yönelik Osmanli saldirilari Viyena'dan geri çevrilmeseydi, pek muhtemeldir ki Islâm'in "Dar-ül Islâm" siyâseti gerçeklestirilmis olacakti.

Bu vesileyle sunu belurtmek abartma olmayacaktir ki, eger Islâm ülkeleri bugün, seriât'in öngördügü cihad emirleri geregince saldirgan bir siyaset izliyemiyor iseler, bu onlarin "barisci" olmalarindan degil, fakat zayif ve âciz ve her bakimdan geri durumda bulunmalarindan, ve güçlü Bati ülkelerine karsi basari saglamanin imkansiz oldugunu anlamalarindandir. Sayet güçlü durumda bulunmus olsalar, ve örnegin atom ya da hidrojen bombalarina sahip olarak kendilerini tek "Süper devlet" durumunda bulsalar, hiç tereddüdsüz seriât'in "Kafirlere ölüm" parolasina sarilarak yer yüzünü Dar-ül Islâm haline getirmekten geri kalmayacaklardir.

1 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt IV, sh. 529, hadîs no. 664)

2 Hâkka sûresi'nde Tanri'nin, yeminler ederek, Kur'ân'in sair sözü ya da kâhin sözü olmayip "çok serefli bir elçi'nin sözü" oldugu söyle belirtilmekte: "Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, hiç süphesiz (Kur'ân), çok serefli bir elçinin sözüdür. Ve (Kur'ân) bir sair sözü degildir... Bir kahin sözü de degildir..." (K. Hâkka, 39-42)

3 Ibn-i Ishak, age (1980), sh 689. Ayrica Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VIII, sh. 140-142, 415))

4 Bekkârî'nin açiklamasi için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VII, sh. 167).

5 Diyânet'in açiklamasi için Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VII, sh. 166)

6 Ayse'nin bu rivâyeti için bkz. Imam Gazalî, Ihyâu... (1975), IV, sh. 845-6

7 Buharî'nin Ibn-i Ömer'den rivâyeti için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VII, sh. 163, Hadîs no. 1056).

8 Islâm kaynaklarindaki sekliyle bu sözler aynen söyle: "Ileride Hayber'den çikarilip -mezâlim-i seferiyyeye tahammül eden - kuvvetli deven seni (diyâr-i hicretine) sürükledigi zaman hâlin nasil olur?" (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VIII, sh. 139 ve d. Hadîs no. 1163)

9 Bkz, Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VIII, sh. 142)

10 Buharî'nin Ibn-i Ömer'den rivâyeti için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VII, sh. 163 ve d. , hadîs no. 1056; ve Cilt VIII, sh. 139 ve d. Hadîs no. 1163). Ayrica bkz. Taberî, age (1966), Cilt II, sh. 620 ve d.

11 Bu konuda benim: "Seriât Devleti'nden Laik Cumhuriyet'e..." adli kitabima bakiniz.