A) Din adami insanlarimizi gelismemis toplumlarin özelligi içerisinde yetistirir.
1) Ilkel insan kan akitmanin "fazilet" olduguna inanmistir. Din adami insanlarimizi kan akitma gelenegiyle yetistirir:
Uygar ülkelerin hemen "yamacinda" bulunmamiza ragmen onlarla kiyaslanmayacak gerilikler ve ilkellikler içerisinde yasar gideriz. Nufusumuza oranla hiç denebilecek kadar küçük bir aydin çevre hariç, insanlarimiz bugün hala yedinci yüzyilin çöl zihniyeti ve çöl ahlaki ile yetistirilmektedir. Altmis bes bini askin cami'de, halk'in kafasina ve ruhuna "tek gerçek" diye yerlestirilen seriat verilerini söyle bir sergileyebilsek ve bunlari akilci düsünce süzgecinden söyle bir geçirip elestirebilsek saskinlik bir yana fakat dehsete düser, ürkeriz. Bunlarin yirminci yüzyil Atatürk Türkiyesinde okutulup belletildigine inanamaz ve mutlaka uydurulmus seyler oldugunu saniriz. Çünkü "seriat" diye beyinlere siringa edilen seyler gerçekten insan zekasini körletmege, islemez hale getirmege ve asil kötüsü insanin insan'a sevgisini yok etmege yönelik seylerdir; akla deger verirmis gibi görünüp onu kullandirmayan yöntemin malzemesidir bunlar. Akla ve vicdana ve müspet ahlak'a aykiri olmakla beraber bunlar, din adamlarimiz tarafindan: "1400 yil boyunca erisilmis en üstün ve en kutsal gerçeklerdir" diye kabul ettirilir insanlarimiza. Oysa ki buna benzer veriler, Bati'nin Orta Çag karanliklarinda bocaladigi dönemlerde bile, akil ve vicdan sahibi kisileri tiksintiye sürüklemege yeterliydi. Bati dünyasi bu tiksintisini "akilci direnis" sekline dönüstürmek sayesinde karanliklardan aydinliklara çikabilmistir.
Ilerdeki sayfalarda "seriat" diye halkimiza ögretilen din verilerini gözden geçirirken kendi kendinize: "Nasil olur da bu ülkenin halki bunlarla egitilir" diyecek ve kuskusuz çok üzüleceksiniz. Seriatçinin dinsizlik suçlamalarina ya da ilkel saldirilarina aldiris etmeyerek karanlik zihniyete savas açma görevinde bulunan fakat bu görevi yerine getirmeyen "aydinlarimizin" ihaneti karsisinda daha da üzüleceksiniz. Ülkemizi cahil din adaminin pençesinden kurtarip "bilgili" din adaminin egitimine teslim amaciyle kurulan Diyanet Isleri Baskanligi'nin yetersizligi karsisinda umutsuzluga düseceksiniz. Bu ülke halki'nin, ikibin yilina yaklastigimiz su dönemde bile hala 1400 yil öncesi Arap toplumunun din ve dünya anlayisiyle yetistirildigini, ya da yurttaslarimizin hukuk sorunlarinin, din adamlari tarafindan, hala Ibrahim al-Halabi 'nin 16.yüzyildan kalma ve kuskusuz ki çag disi, uygarlik disi olan fikih kitabina göre çözümlendigini görmekle karamsarliga düseceksiniz 40.
I) Din Adami'nin "Din Anlayisi" Konusunda:
Arap toplumuna ve Arap niteliklerine özgü olmak üzere bundan 1400 yil önce yerlesmis olup bugüne degin hiç bir sekilde degistirilmeyen ve gelistirilmeyen seriat dini ile, uygar bir dünya anlayisina ve yasamina ulasilabilecegini kabul etme olanagi yoktur: "Allah katinda din (sadece) Islam'dir" ya da "Islam en son ve en mükemmel din'dir" seklinde konusmaktan bikmayan din adamlarimiz için Din denilen sey, sekilcilikten (ibadet, dua, namaz, oruc , hacc vs...), ya da yer yüzünü "Dar-ül Islam" ve "Dar-ül harb" ( yani "Müslümanlar" ve "Müsrikler-Kafirler") diye ikiye ayirip birincileri ikincilere düsman saymaktan baska bir anlam tasimaz. Bu anlayisa sapli din adamina göre Kur'an'i ezberlemek, hacc etmek, her vesile ile Muhammed'in "Tanri elçisi" oldugunu tekrar etmek, Islam'dan gayri bir dine yönelenleri "sapik" diye kabul etmek, Islam'dan çikanlari ya da Islami elestirenleri öldürtmek, Tanri'yi "korkutucu" ve "kader çizici", kullarini diledigi gibi "iyilige" ya da "kötülüge" sürükleyici, dilediginin kalbini açip müslüman diledigininkini kapatip kafir duruma getirici, diledigine diledigi gibi az ya da çok rizik verici, din ve inanç farki içerisinde kildigi insanlari birbirleriyle bogazlastirip yok ettirici vs..., sekilde benimsemek, ve nihayet seriat emirlerini akla ve akilci ahlaka ters bile düsse, gözü kapali olarak izlemek, evet bütün bunlar dindarligin ta kendisidir. Ilerdeki sayfalarda görecegiz ki din adamlarimiz, her ne kadar batil'a ve hurafe'lere karsi imis gibi görünürlerse de seriat'in batil ya da hurafe niteligindeki verileriyle yetismis olarak halki da bunlarla yetistirmekten geri kalmazlar.
A) Din adami insanlarimizi gelismemis toplumlarin özelligi içerisinde yetistirir.
Gelismemis toplumlarin yasam tarzi üzerinde arastirma yapan bilginlere göre ilkel insanin özellikleri arasinda: kati, dondurulmus, degismez kurallara baglilik; batil'a ve hurafelere inanmislik; din verilerini akil kistasi disinda tutmusluk; her gerçegin din kitablarinda bulundugunu sanarak bu kitaplara baglanmislik vb... gibi tutum ve davranislar vardir! 41. Ilkel toplumlarin insani, kendi içinde yasadigi düzeni olusturan kurallari anlamaga çalismaz. Genellikle akilciliga ters bu kurallari akil ve düsünce süzgecinden geçirmeden oldugu gibi uygular. Suna inanmistir ki bu kurallar, gizli bir el (örnegin tanrica'lar) tarafindan, kendilerinin hayrina olmak üzere konulmustur; bunlarin insan aklina ve vicdanina yatkinligini arastirmak söz konusu degildir. Bu kurallara uymak Tanri'yi hosnud kilmak, onun inayetlerine kavusmak için gereklidir.
Ilkel toplumun insani'nin bir diger özelligi, gerek yeryüzü yasamlari ve gerek gelecek dünya yasamlari ile ilgili olarak her seyi din adamindan ve din kitaplarindan bekler olmaktir. Tarlasindaki ekinin yetismesinden, aksam yiyecegi bir lokma ekmege ve sirtina atacagi aba'ya, ve yine korku ve kin besledigi düsmanlarinin yok edilmesinden hayal ettigi Cennet'lere kadar her seyi o, din adami araciligiyle doga üstü ilahi güçlerden umar. Bu islerin hiç birinin kendi gücüyle olusabilecegini düsünmez. Kendi aklina ve zekasina ve yaraticiligina güven diye bir sey bilmez. Mensup bulundugu dinin kulu, kölesi ve esya niteligindeki bir parçasidir; dokusu oldugu toplumun sorumlu bir insani olma duygusundan tamamen yoksundur.
Modern dinler, ilkel dinlerden farkli olarak akil disi ögeleri ayiklama ve her seyden önce kisi'nin yeryüzü mutlulugunu saglama cabasinda görünürler. Bati'li din adami kendi ulusunu ulusal benlik duygulari içerisinde yogurabilmistir. O kadar ki Tanri'yi bile kendi mensup bulundugu toplumun dili ile konusur gösterebilmis, bu yoldan toplumun dinsel, sosyal ve ekonomik gelismesini saglayici caba'larda bulunabilmistir: Örnegin Martin Luther'in Alman toplulugu için yaptigi budur: Incil'i Almanca'ya çevirip Tanri'nin Alman toplumuna Almanca olarak konustugunu anlatmaya çalismistir.
Oysa ki bizim din adamlarimiz, eskiden oldugu gibi bugün dahi bu ülkenin halkini, çag disi seriat verileriyle fikren atil ve uyusuk kilmak yaninda bir de ulusal benliginden yoksun edici ne varsa her seyi yapmanin "mutlulugu" içerisindedirler.
B) Ilkel insanin ve ilkel toplumlarin özelligi her seyi göklerden ve ilahi güçlerden beklemek, ibadeti yasam amaci edinmek ve din adaminin dediklerini yerine getirmektir:
Avustralya yerlilerinin ilkel yasamlarini inceleyen iki bilim adaminin ortaya vurduklari sonuç sudur: Ilkel toplumlarda kisi için günlük gida'yi saglayici isler yaninda asil önem tasiyan sey dinsel yasamlardir. Gelecek dünya'ya hazirlanmak, yani ibadet ve kutsal töre'lere öncelik tanimak, kisi'nin baslica düsüncesidir. Bu yeryüzü yasamlarina degil fakat "Totemik" atalar ülkesi ve esrarengiz rü'ya'lar dünyasi olan "Alçeringa" 'ya kavusmaktan daha büyük bir mutluluk yoktur.
Bu ortam içerisinde ilkel insan, kutsal saydigi kurallara sonsuz bir baglilikla sarilmistir. Bu duygu onda öylesine yogunlasmistir ki dünya yasamindan ve geçim sorunlarindan ziyade dinsel yasam sorunlarina agirlik verir: ibadet'ten baska bir seyle mesgul olmamak onun tek dilegidir. Uygar insan için basit ve anlamsiz sayilan töreler, ilkel insanin ciddiye aldigi seylerdir. Sarsilmaz bir güvence ile inandigi sudur ki, öldükten sonra mutlaka atalarinin gömülü bulundugu yere, "Alçeringa'ya" gidecek, orada onlarla bulusacak ve yeniden dirilecegi zamana kadar orada kalacaktir 42.
Bu tür bir din anlayisinin Kizil derili'lerde de asagi yukari ayni oldugu anlasilmaktadir. Konuyu incelemis olan bir yazara göre Kizil derili'nin de saplandigi inanç o'dur ki hiç kimse yasamini kendi gücü ile sürdüremez ve ihtiyacini duydugu seyleri Doga üstü güçler disinda bir yerden (örnegin kendinden) bekleyemez: avlanmak, rizik saglamak, saglik içerisinde kalmak, çogalmak vs... hep kendi disindaki güçlerin himmetiyle olabilecek islerdendir 43.
Iste din adamlarimizin, eskiden oldugu gibi bugün de, insanlarimiza asiladiklari din anlayisi ve yasam tarzi asagi yukari budur. Kisi'nin kafasina yerlestirdikleri inanç, yeryüzü yasaminin her yönünün insan iradesiyle degil fakat Tanri iradesiyle sekillendigidir: rizkin miktarinin Tanri tarafindan saptandigi; iyi ya da kötü yola sapmanin Tanri'ya bagli oldugu; hastaligin Tanri'dan geldigi ve ancak Tanri izniyle sirayet ettigi; yoksul ve varliksiz olarak ölmenin Tanri indinde fazilet sayildigi; ibadetin, hacc etmenin, "küffar'a" karsi cihad etmenin ve buna benzer dinsel islerin Cennet'e yerlesmek için kosul sayildigi vb... gibi hususlar, hep bu inancin temel taslarini olusturur.
C) Din adami'na teslimiyet:
Ilkel insanin bir diger özelligi de, bilinçsiz sekilde din adamina "teslimiyet", her seyi ondan sorup ögrenmek, onun verecegi ögütlere göre is görmek ve tüm yasamini buna göre düzenlemektir. Ilkel toplumlarda din adami, daima ön planda tutulan, bas taci edilen, eli ayagi öpülen, her konuda fikir edinilen ve sözlerine en fazla itibar edilen kimsedir 44. Ilkel insan onu, sanki Doga üstü güçlerin sirlariyle donatilmis olarak baska dünyalarla iliski halinde imis gibi görür. Sanki evreni yaratanin yeryüzü temsilcisi imis, sanki topluma ve kisilere ilahi güçlerin ya da Tanri'nin inayetini, bereketini, sefaatini, merhametini vb... saglayabilirmis, sanki bu alanda tek araci durumunda imis gibi kabul eder. Daha dogrusu din adami, binbir ustalik ve kurnazliklarla, kendisini insanlara bu sekilde kabul ettirmistir. Gördügü itibarin, sayginligin tek nedeni, toplumun ve kisilerin bilgisizligidir. Bu bakimdan toplumun ilkel kalmasi din adami'nin saltanati ve mutlulugu demektir.
Diger seriat ülkelerinde oldugu gibi bizde de saf ve cahil insanlarimiz, yatakta hangi yana dönmüs olarak yatmak, yataktan hangi ayakla çikmak, hangi parmakla lokmayi agza atmak, su içerken kaç yudumda içmek, abdest'ten sonra temizlenirken (istinca ederken) kaç tas/kerpiç kullanmak gereginden tutunuz da dis çektirmege ya da müsiki dinlemege vb... varincaya kadar her seyini din adamindan alacagi fetvaya göre yapma gelenegi içerisinde yasarlar: tipki geçmis yüzyillar boyunca yasadiklari gibi.
Yine bunun gibi ilkel toplumlarda din adami, uhrevi iktidar yaninda dünyevi iktidarin da sahibi ya da destekcisidir: din ve dünya isleri onun elinde birlesmistir. Gökten inme emirlerin toplumca benimsenmesine memur oldugu kadar halkin siyasi ve askeri lideri, rehberi ve her seyidir. Nitekim ilk hükümdarlar din adami olarak ortaya çikmislardir: yasama, yürütme ve yargi gücüne sahip olmuslar, Tanri'nin yeryuzündeki temsilcisi sayilmislardir 45.
Her ne kadar Hirisiyanlik, din ve dünya islerini ayri kilmak üzere "Sezar'in hakki Sezar'a, Isa'nin hakki Isa'ya" formülünü getirmekle beraber, Orta Çag dönemi boyunca bu formüle sayginlik göstermemistir. Fakat ne var ki din adamini dünya islerine karismaktan alikomak isteyenler, "Hiristiyanligin özüne dönüs" parolasina sarilmislar ve Klise'ye karsi bu yoldan saldirmislardir. Bu savasima din adamlarindan katilanlar çoktur.
Oysa ki Seriat dini'nde "din" ve "devlet" ayriligi diye bir sey yoktur; bunlar yapisik kardes gibi seylerdir. Muhammed, islam dini'nin ve devleti'nin kurucusu olarak uhrevi ve dünyevi isleri elinde toplamis ve kendisinden sonra bu mevkie gelecek olanlara (Halife'lere) da ayni yolu açmistir. Bundan dolayidir ki islam toplumlarinda kisi ve toplum yasamlari, din adaminin fetvalariyle ayarlanir olmustur, ve bundan dolayidir ki din adami laik devlet anlayisina karsi çikmistir.
Ç) Ilkel insan geleneklere körü körüne bagli ve iliklerine kadar "tutucudur": din adami insanlarimizi bu niteliklerle sekillendirir.
Bilimsel arastirma sonuçlarina göre ilkel insanin baslica özelliklerinden biri de tutuculuktur, geleneklere bilinçsizce bagliliktir. Konuyu inceleyen bir bilim adami söyle der: "Ilkel insan... dedelerinin ve atalarinin uygun ve dogru diye gelenek haline getirdikleri her seyi benimser ve aynen (hiç düsünmeden) izler..." 46 . Kendi yasam ve davranislarini, hazir elbise örnegi, bu geleneklere uydurur. Kendi akil ve zekasiyle yeni hiç bir sey düsünmez ya da mevcut hiç bir seyi degistirmez. Bu sekilde yetismistir ve kendinden sonrakileri de bu sekilde yetistirecektir. Her ne kadar asiret yasamlarinda, toplumun yaslilarindan olusan Kurul'lar (örnegin "Ihtiyar hey'etleri"), asireti ilgilendiren bazi hususlarda kararlar almakla beraber, gerçek anlamda özgür iradeye sahip olarak is görmezler. Yeni sorunlari eski tutucu kaliplara uydurmak suretiyle günlük ihtiyaçlari giderirler.
Oysa ki uygarlik gelismesinin en büyük düsmani tutuculuktur, bilinçsiz gelenekselciliktir. Sosyal tarih sunu kanitlamaktadir ki kisiler ve toplumlar, kendi yasamlari üzerinde baski yaratan geleneklerden kendilerini kurtarabildikleri ve kendi kaderlerini kendileri çizebildikleri oranda yaratici güce ulasirlar ve uygarlasirlar. Yine bunun gibi kendi insanlik degerine güven ve kendi iradesine ve haysiyetine saygi besleyen her insan, geleneklerin kölesi olmayi kendisi için zul sayar; kendi akil ve zeka süzgecinden geçirerek bunlari kendi deger ölçülerine vurur ve gerektiginde kaldirir.
Din kurulusunu ve dolayisiyle kisileri ve toplumu ilkel geleneklerden kurtarmak, her ne kadar aydin'lara düsen bir görev olmakla beraber, din adaminin da bu konuda yapmasi gereken seyler vardir. Ilerdeki sayfalarda görecegimiz gibi Bati'da aydin siniflar, zaman zaman Ruhban sinifinin da destegiyle, halk yiginlarini gelenekselligin üstüne çikarabilmislerdir.
Oysa ki seriat ülkelerinde ve bizde din adamlari, geleneklere bagliligi, bugün dahi dinin vazgeçilmez kosulu olarak görme geleneginden kurtulamamislardir. Bu vesile ile kan akitma ve kurban kesme geleneginr deginmek yerinde olacaktir.