II) Ve günümüzdeki durum!
Toplumumuzun bazi siniflari var ki, her biri kendi çikarlari bakimindan din egitimine önem vermek, din adami yetistirmek, Kur'an kurslarinin çogalmasini, cami sayisinin artmasini istemek gibi konularda birbirleriyle yarisirlar. Oy yatirimi yapabilmek, halk yiginlarini kazanabilmek amaciyle siyaset adami, din adamina ne kadar muhtaç ise, varlik adami da kendi mutlulugunu saglayan yeryüzü esitsizligini sürdürebilmek için ayni sekilde muhtaçtir. Öte yandan din adami da kendi çikarlarinin onlara hizmet siyasetinde yattigini bilir. Bu "üçlü ittifak'in" benimser oldugu demokrasi anlayisindaki temel ilke, halk yiginlarinin din hamuru ile yogurulmasi fikrine oturur. Bu fikre sarilanlar, "Halk dinine sahip olmak istiyor" yaygaralariyle halk iradesini din verileriyle özlestirerek "sekilci" bir demokrasiye yer veren, fakat gerçekte demokrasiye tamamiyle ters düsen ortami olustururlar. Bu ortam içerisinde halki sömürmek kolaydir.
Bu "üçlü ittifak", halki uyutma amacina yönelik bir demokrasi uygulamasini saglamak üzere her türlü kurnazligi düsünmüstür. Oy adami, halki kendi tuzagina düsürebilmek maksadiyle dinin en atesin savunucusu görünüsü içerisindedir: "Tanri" sözcügünü agzindan eksik etmez; konustugu dil hiç degismeyen deyimlerle aynidir: "Dinsiz toplum olmaz, Türk'ü Türk yapan Islam'dir" der. Ama bunlari derken "Def'i hacet'ten sonra üç ya da bes tas parçasi ile altinizi temizleyin, kullandiginiz taslarin tek sayida olmasina dikkat edin, çünkü Tanri tek'tir" ya da "Tanri müsrikleri nerede görürseniz öldürmenizi emrediyor" seklindeki verilerle Tanri fikrini küçülttügünü düsünmez.
Öte yandan bu ayni siyaset adami bilir ki, din adaminin elinde egitilen halk için ne insan hak ve özgürlükleri hakkinda fikir edinmek, ne yoksullugu ve mutsuzlugu sorun haline getirmek söz konusudur.
1950'den bu yana siyaset adami için "din" nasil bir "oy yatirimi" haline sokuldu ise "enflasyonist" ve "kapti kaçti" bir ekonomik siyaset sayesinde kolaylikla varlik edinen siniflar da ayni mekanizmayi kendi çikarlarinin güvencesi haline getirmislerdir. Özellikle 1960'lardan sonra büyük ya da küçük çaptaki is çevrelerimiz, isçi'nin din duygularini sömürmek hususunda birbirleriyle yarisir olmuslardir. Isçilerinin su veya bu sekilde huzursuzluk yaratmalarini önlemek amaciyle benimser olduklari kurnazliklarin basinda isyerine mescid yaptirmak ve isçiyi ibadetle mesgul etmek gibi usuller yer almistir. Bir is adami'nin anlatisi söyle: "Isçilerimiz bu mescitlere muntazaman devam ederler; orada istedikleri gibi ibadet ederler, ara sira ben de onlara katilirim. Imamlari da vardir; güzel güzel va'az'lar verirler, Tanri'nin insanlara nasil rizik dagittigini, nasil diledigi gibi rizki azaltip arttirdigini ögretirler. Yoksullugun ve varlikliligin Tanri'dan gelme oldugunu ve gerçek müslüman kisiler için yoksullugun fazilet sayildigini, yoksullarin varlikli olanlardan önce Cennet'lere gideceklerini onlara Kur'an hükmü olarak belletirler. Rizkin Tanri'dan gelme olduguna ve sabrin fazilet sayildigina inandirilmis isçiler için, degil greve kalkismak ve fakat düsünmek bile günahtir. Böylece onlar rahat, ben rahat, ülkemiz rahat, her sey düzende gitmektedir".
Hemen ekleyelim ki din adami'nin va'az'lariyle isçisini din uykusuna yatiran is adami'nin, oldukça ilginç bir din anlayisi vardir: kendisini dindar göstermekte ne kadar usta ise, din emirlerine aldiris etmemekte de o kadar beceriklidir. Yoksulluk felsefesini isleyen seriat verilerini isçisine uygularken, Tanri'nin "rizik dagiticisi" olduguna ve diledigi kisilere "sermaye" sagladigina dair esaslari da kendisi için öngörülmüs gibi gösterir. Nasil ki Batili din adami, Makyavelik bir siritisla: "Kanun denen sey örümcek agina benzer ve eger söylemek gerekirse sinek örnegi hasaratin yakalanmasina yarar ve fakat esek arisi gibi büyük olanlarin geçmesine olanak saglar" diyebiliyor ise ve Batili is adami da "Kanunun teknik engelleri karsima çiktigi zaman ben onlari asmasini bilirim" diye ekleyebiliyorsa 610 bizimkiler de bir yandan din'e bagli imis gibi görünürlerken, diger yandan kendileri için engel yaratacak olan din emirlerini (örnegin faiz yasagini) bilmezlikten gelirler. Sanirlar ki basarili ve varlikli olmalarinin sirri bunda yatar. Bütün bunlari da kuskusuz din adami'nin yardimi ile saglarlar. Bu hizmetlere karsilik din adami'nin destekçisi olurlar: cami insasinda ya da Kur'an kurslari ile imam hatib okullarinin açilmasinda, siyaset adami ile el ele bulunmalari, keselerini açmalari bundandir. Halki böylesine uyutucu inanislarla kaderine razi eden din adamina ne feda edilmez ki?
Varlikli siniflarin Dogu Il'lerimize nazaran daha yaygin bulundugu Bati Il'lerimizde Kur'an kurslarinin özel bagislarla kurulur olmasinin ve buna karsilik bu kurslarin Dogu Il'lerimizde Devlet eliyle çogalmasinin nedenleri bundandir. Gerçekten de ekonomik bakimdan Bati bölgelerine oranla daha yoksul, daha geri birakilmis Dogu bölgelerindeki Kur'an kurslari genellikle Devlet'in mali yardimlariyle kurulmustur. Bati bölgelerinde ise sanayilesme ve ekonomik gelisme biraz daha farkli oldugundan, varliklilarin sayisi ve gücü bu bölgelerde daha yüksektir. Bu nedenle bu bölgelerdeki Kur'an kurslarinin bu varlikli çevrelerden yapilan yardimlarla kuruldugu görülür. Kur'an kurslarinin en çok Ankara, Istanbul ve Izmir gibi Il'lerde kuruldugu bir gerçektir. Ulusal ortama nazaran Ankara'da %10 bir fazlalik vardir. Bundan çikan sonuç sudur ki is çevreleri ile siyasetçiler Bati bölgesinde, ve fakat buna karsilik Devlet kurulusu Dogu bölgelerinde olmak üzere yöntemli bir isbirligi halindedirler 611.
Din okullari konusunda da durum budur. Din okullari açmak ve din adami yetistirmek hususunda 1950'den itibaren Demokrat Parti tarafindan girisilen faaliyetler 1960 ihtilalinden sonraki tutucu iktidarlar tarafindan daha da güçlendirilmistir. Cumhuriyet tarihimiz içerisinde meslek egitimi alanlarindaki en hizli artis "Imam Hatib Okullari" bakimindan kendisini göstermistir. Özellikle 12 Mart hükumetleri zamaninda gerçeklestirilen bu hizlanma, daha sonralari giderek artmistir.
Sunu esefle söylemek gerekir ki cahil halki kazanmak ve oy saglamak için din adamindan medet uman partiler ve is adamlari Türkiye'nin gelecegini din adamlarinin ipotegi altina sokmuslardir.
Ancak ne var ki din adamlari "uhrevi iktidar"dan gayri hiç bir iktidari "mesru" saymazlar; onlar indinde "dünyevi iktidar" geçersiz ve degersiz bir anlam tasir. Bu nedenledir ki müslüman kisi'yi dünyevi iktidara karsi isyankar ve fakat "uhrevi iktidara karsi" itaatkar ruhla yetistirmege çalisirlar. Çünkü Kur'an onlara: "Rabbimiz biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmistik, fakat onlar bizi yoldan saptirdilar" "Keske Allah'a itaat etseydik! keske Peygambere itaat etseydik" (K. 33 Ahzhab 66-68) seklindeki( ve benzeri) emirlerle hitab etmektedir.
Bundan dolayidir ki bir süredenberi gönüllü imamlar cami'lerde vatandasi devlet aleyhine kiskirtmaya baslamislardir 612