Avrupa Birligi Kapisinda Bekletilme'nin Sorumlulugu
(Prof. Dr Ilhan Arsel)
3 Haziran 2002
Geçenlerde yaptigi bir konusmasinda ANAP Genel Baskani: "Türkiye'deki Askerî müdaheleler, ülkemizin Avrupa treni'ni defalarca kaçirmasinda önemli ölçüde etkili olmustur" diyerek Türk Silahli Kuvvetleri'ne serzeniste bulunuyor, ve ayrica da, Avrupa Birligi'nin Türkiye'yi "Kapida bekletme fakat içeriye almama" sisyasetini izledigine deginerek yakiniyordu. Oysa sorumlulugu Ordu'da degil fakat, basta kendisi olmak üzere seriatçiliga gizliden göz kirpan ve demokratik ilkeleri çignemekte rakipsiz olan tüm siyasîlerimizde aramasi çok daha dürüst bir davranis olurdu. Bakiniz neden:
Bir kere askerî müdaheleleri, Türkiye'nin siyasal ve sosyal gerçekleri bakimindan her türlü kötülüklerin kaynagi seklinde tanimlamak yanlis ve Ordu'ya karsi insafsiz, en azindan haksiz bir iftira sayilmak gerekir. Eger Atatürkçülüge ve laik'lige bagli Ordu, 1960 darbesini yapmamis olsaydi, ülkemiz az geçmeden seriat batakligina gömülür, muhtemelen çöl devleti niteligine bürünür, ve bugün AB'ligi kapisinda beklemek söyle dursun, fakat bu Birlige girmeyi hayal bile edemezdi. Unutmayalim ki 1960 ihtilali, bu ülkeyi seriat uçurumlarinin sinirina getiren Demokrat Parti iktidarina karsi olmus, ve Türk Halki'nin yüzde-yüz destegiyle mesruiyet kazanmistir. Söylemeye gerek yoktur ki, böylesine coskun bir sevgi ve destege sahip olarak Ordu, istemis olsaydi, uzun yillar iktidarda kalabilirdi. Fakat öyle yapmadi; tarihte esine pek rastlanmayan bir davranisla, daha ihtilalin ertesi günü, Üniversite Ögretim üyelerinden kurulu bir Komisyona, demokratik bir Anayasa hazirlatti, ve bir yil içerisinde iktidari, kendiliginden sivil'lere birakti. O zamanlar bu on kisilik Anayasa Komisyonu'nun bir üyesi olarak yetkiyle söyliyebilirim ki, ihtilali yapan Millî Birlik Komitesi, çalismalarimiz sirasinda bir tek gün olsun gelip de: "Bunu söyle yapin, Anayasa'ya sunu koyun" seklinde bir baskida bulunmamis, bizleri etki altinda tutmamistir; aksine sinirsiz bir bilimsel özgürlükle bas-basa birakmistir. Eger ordu, daha sonraki yillarda, siyasal yasamlarimiz dogrultusunda agirligini hissettirmek zorunlugunda kaldi ise, bunu siyasetçilerimizin saf ve cahil halktan oy koparmak maksadiyle ülkeyi seriat karanligina sürüklemelerinden dogabilecek tehlikeleri önlemek için yapmistir. Daha baska bir deyimle ordu, seriatçi partilerin iktidar olmalarini önleyici tek güvence olmustur Türkiye için. Bu nedenledir ki Necmeddin Erbakan'lar, Tayyib Erdogan'lar, ya da benzerleri, bu ülkenin basina çöreklenme firsatini bulamamislar ve bulamayacaklardir. Deginmek isterim ki, her firsatta Ordu sürtüsme yaratmayi siyasî yatirim sayan ANAP lideri, 1996 yilinda Erbakan'la kader birligi yapma sevdasina kapilmis ve onu bu sevda'dan vazgeçirten Ordu olmus idi. Ne ilginçtir ki o tarihte kendisi, Ordu'nun bu girisimini "müdahele" degil fakat "temenni" olarak degerlendirmisti. Kuskusuz ki her Anasayal kurulus gibi, Ordu'nun da tartisilmak ya da elestirilmek gereken eylemleri olmustur. Fakat bu eylemleri teraziye vurdukca, terazinin olumlu kefesinin Ordu lehine agir basacagi muhakkaktir.
*
Türkiye'nin Avrupa Birligi kapisinda bekletilip içeriye alinmamasi konusuna gelince, bunun sorumlulugunu askerî darbe'lerde degil, fakat ülkemizi seriat çizgisinde tutmak isteyen siyasîlerimizin basiretsizliginde ve ihanetinde aramak gerekir. Bu siyasîlerimiz, eger Ordu olmamis olsa, Türkiye'yi ikinci bir Iran yapmaktan geri kalmayacaklardir. Oysa Bati dünyasi, çagdas uygarliga ve akilciliga sirt çeviren zihniyet ve yasamlari bünyesinde barindirmiyor artik. Geleneksellikten kurtulamayan ve Bati'nin deger ölçüleriyle uyum saglayamayan göçmenlere kapisini açmaktan kaçiniyor; pek hakli olarak Hollanda'da yabancilara ve göçmen akimina (özellike seriat ülkelerinden gelen göçmelere) karsi tutumuyla ön plana çikan bir siyasî partinin lideri Pim Fortuyn (ki geçenlerde öldürüldü), bunun böyle oldugunu su sözleriyle özetlemis gibidir: "Kadini erkegin üç adim gerisinden yürüten, mutfakta hapseden ve agzini gemleyen bir kültüre karsi nasil bir saygi besleyebilirim" Sunu bilmemiz gerekir ki Avrupa'daki yabanci düsmanligi, çogumuzun sandigi gibi, irkçiliktan ya da hosgörüsüzlükten kaynaklanmiyor. Bu düsmanlik, gelismemis ülkeleden gelen göçmenlerin akilci uygarlik kertesine erisememis yasam sorunlarindan kaynaklaniyor. Hemen her Bati ülkesinde rastlanan izlenim su ki, göçmelerin yerlesik bulunduklari bölgelerde suç orani görülmemis bir sekilde artmakta, ve dinsel bagnazlik huzursuzluk yaratmaktadir. Gerçegi söylemek gerekirse Avrupa'da yabanci düsmanligini yapanlar Avrupali'lar degil fakat asil, seriat ülkelerinden Bati'ya göç etmis olanlardir. Çünkü genellikle bu insanlar, gittikleri ülkenin "gavur ülkesi" olduguna, içindekilerin "kafir" sayildigina, kafirlerin cehennem'e atilacaklarina, onlarla temas kurmanin ya da dost olmanin günah olduguna inandirilmis, üstelik batil inançlarla yogurulmus kimselerdir. Bundan dolayidir ki yasadiklari ülkenin uygarlik ortamina yabanci, daha dogrusu düsman kalmakta, dolayisiyle dislanmaktadirlar. Bu vesileyle ANAP lideri'ne, Diyanet Isleri Baskanligi'nin yayinlarina söyle bir göz atmasini tavsiye ederim. Bunu yaptigi takdirde insanlarimizin nasil bagnaz ve 1400 yil gerilere inen bir zihniyetle egitildiklerine tanik olacak ve Türkiye'nin AB'ligi kapisinda bekletilmesindeki sorumlulugun Ordu'da degil fakat toplumumuzun akil çagina ulasmasini engelleyen siyasîlerde oldugunu anlayacaktir.